
Dünya Tarih, Eski Türk Tarih, İslam ve Türk İslam Tarih, Osmanlı Tarih, Çağdaş Tarih
Tarih Kültür-Sanat, Tarih Bilim, Tarih-Din, Tarih Mutfak, Tarih Giyim, Tarih Mimari, Tarih Yaşam
Tarih Arşiv belgeleri, Tarih Mecmua nüshaları, Tarih taştan vesikalar, Kitabe ve Yazıtlar
Tarih coğrafi haritalar, Tarih Atlaslar, Tarih planlar, Tarih Arşiv, Tarih haritalar
Tarih Belgesel, Tarih Film, Söyleşi, Röportaj, TV Gösterimi, Tarih Marş, Mehter ve Musiki

Hürriyet Müsavaat Uhuvvet , Fransız devrim sloganlarının birebir çevirisiydi. Bu söylemleri terennüm eden İttihatçılar İmparatorluğu basiretsizce büyük savaşa soktular
Batı’nın niyeti, daha 1830′larda Fransa’nın Cezayir’i bizden koparmasıyla ilk işaretlerini verir. Sonra Tunus’u, Mısır’ı, Libya’yı, Balkanlar’ı kaybederiz. Derken, ittihatçılar marifetiyle tarihimizin en budalaca kararlarından birini alarak, Almanya’nın safında savaşa katılırız. Ve sonunda muazzam bir coğrafyadan Anadolu’ya sığınmak zorunda kalırız.
Kasım 1914 Çarşamba sabahı daha sınırlarımız hâlâ şaha kalkmış bir küheylân gibidir. Irak bizimdir. Suriye mülkümüzdür. Kudüs’te sancağımız dalgalanır. Filistin, Arabistan’da Mehmedimiz nöbettedir. Kâğıt üstünde olsa bile, Mısır ve Libya bize düğümlenmiştir. Mekke, Medine, Taif, Bağdad, Basra, Şam, Halep, Akabe ve Midilli’de ferman-ı hümayunlarımız ses verir. Kısacası, daha hâlâ “Devlet-i Âl-i Osman”ızdir. Yazının devamını okuyun »
Bizden Belgrat’ı aldıkları vakit düşman delegeleri Niş’i de istemişti, Osmanlı delegesi ayağa kalkarak:
- Ne hacet, dedi, İstanbul’u da size verelim…
Dedelerimiz için Niş, İstanbul kadar yakındı. Bizim nesillerin Avrupa’sı Edirne’de Meriç’te bitiyor !..
Devr-i Hamidî’den:
Abdülhamid’i devirdik. Özgürlük, eşitlik ve kardeşlik diyerek. O zaman bu nidâlar hürriyet, müsavat, uhuvvet kelimeleri ile terennüm ediliyordu. Bu nidâlar arasında düştü Sultan Hamid. Genç subaylar İttihat ve Terakki’nin şahsında yeni bir sayfa açmıştı İmparatorluk Türkiyesinde. Güya semirecektik…
Abdülhamid giderken “Devlet-i Aliyye’yi 10 sene idare edebilirseniz 1 asır etmiş kadar sevinin” demişti. Öyle de oldu. En sağlam sütunlar üstünde kurulduğu sanılan bir devir, kartondan kaleler gibi yıkıldı… Yazının devamını okuyun »
Tarihi boyunca 3 büyük imparatorluğuna merkezlik yapmış olan İstanbul aynı zamanda bir medeniyet, tarih, kültür, finans ve ticaret bölgesi statüsünü de kazanmıştı. Fakat antik zamanlardan beri insanlığın gözdesi bu şehir Türklerin eline 1453’de geçtiğinde fakir, harap ve yıkık bir haldeydi. Meşhur yapılar, saraylar viran olmuş halk peyder pey şehri terk etmiş nüfus azalmıştı.
Şehrin Fatihi II. Mehmed Ayasofya’yı gezerken gördüğü bakımsızlık karşısında “Kayserlerin sarayında örümcekler yuva kurmuş” manalı Farsça beytini terennüm ediyordu. İşte bu tarihten sonra Türkler bu şehri imara başladılar. Hükümdarlar, devlet adamları her biri bir yerden şehri mamur etmek için uğraştılar. Yazının devamını okuyun »
İbrâhîm Tancî nâmıdiğer İbni Battûta! Ortaçağ’ın en büyük Müslüman seyyahı. 24 Şubat 1304′de Fas – Tanca’da doğmuş, 1369′da yine aynı şehirde vefat etmiştir.Ömrünün neredeyse tamamını seyahatle geçirir.
Hayatı ve şahsiyeti hakkında bilgilerin tek kaynağı kendi seyahatnamesidir. Ana dili olan Arapçanın yanında Farsça ve Türkçe bilmektedir. Seyyah, 14 Haziran 1325 yılında hac niyeti ile yola çıktığında henüz yirmi iki yaşındadır. Kuzey Afrika sahillerini takip eden yolculuğunda 5 Nisan 1326’da Mısır – İskenderiye’ye varır. İşte her şey burada başlar. İçinde Fars, Hind, Sind, Çin gibi doğu memleketlerini gezme hevesi uyanır ve bu isteğin peşine düşer. 25 yıl süren bu seyahatlerin 1. kısmını ancak Kasım 1349’da Fas’a gelerek tamamlar. Yazının devamını okuyun »
Bizden Belgrat’ı aldıkları vakit düşman delegeleri Niş’i de istemişti, Osmanlı delegesi ayağa kalkarak:
- Ne hacet, dedi, İstanbul’u da size verelim…
Dedelerimiz için Niş, İstanbul kadar yakındı. Bizim nesillerin Avrupası Edirne’de Meriç’te bitiyor !..
Antik zamanlardan beri insanlığın gözdesi bu şehir Türklerin eline 1453’de geçtiğinde fakir, harap ve yıkık bir haldeydi. Meşhur yapılar, saraylar viran olmuş halk peyder pey şehri terk etmiş nüfus azalmıştı. Şehrin Fatihi II. Mehmed Ayasofya’yı gezerken gördüğü bakımsızlık karşısında “Kayserlerin sarayında örümcekler yuva kurmuş” manalı Farsça beytini terennüm ediyordu.
Battûta gün gelip yurduna döndüğünde gezdiği uzak ülkelerde, gördüğü garip olaylardan bahsedince sözleri alayla alınır, pek çok şeyi “işkembe-i Kübra”dan attığı ithamına uğrar. Dalga konusu olur. Fakat yolculuklarında gezdikleri ve gördükleriyle seçkin bir danışman olarak sultan’ın meclisinde de yer alır.
Batı’nın niyeti, daha 1830′larda Fransa’nın Cezayir’i bizden koparmasıyla ilk işaretlerini verir. Sonra Tunus’u, Mısır’ı, Libya’yı, Balkanlar’ı kaybederiz. Derken, ittihatçılar marifetiyle tarihimizin en budalaca kararlarından birini alarak, Almanya’nın safında savaşa katılırız. Ve sonunda muazzam bir coğrafyadan Anadolu’ya sığınmak zorunda kalırız.
Filistin lideri; “Filistinliler Abdülhamid’e borçludur” derken, İsrail Başbakanı Osmanlı idaresinin 2 bölük askerle sağladığı asayişi kendilerinin süper ordularla sağlayamadıklarını itiraf ediyor.Yunanistanda Moni Hagia Kilisesi Belediyenin ellerinden almaya çalıştığı arazilerin kendileri ait olduğunu Osmanlının verdiği tapularla ispatlıyor. Mesin Latin kilisesi arazilerini elan II. Abdülhamid’in verdiği fermanla elinde tutuyor
Osmanlı Devletin üst düzey memurlarından olan ve Yeniçeri Ocağının en kıdemli generali sayılan Yeniçeri Ağası maiyeti ile birlikte Ağa Kapısı adı verilen yerde ikamet eder, çalışmalarını buradan sürdürürdü. [I] Mekan; Süleymaniye Cami’nin kuzeyinde haliç ve …
Bu eser, dönemin şeyhülislamı tarafından “doğruya sevk eden bir kitap” şeklinde de vasıflandırılmıştır. Bu nokta çok mühimdir. En azından tam bir entelektüel kişiliğe sahip Çelebi’nin, dönemin umumi atmosferi içinde hangi sahalarda söz sahibi olduğunu bizlere hatırlatır.
