ust
Tarih

Dünya Tarihi, Eski Türk Tarihi, İslam Tarihi, Osmanlı Tarihi, Çağdaş Tarihi

Medeniyet

Kültür-Sanat, Tarih Bilim, Tarih-Din, Tarih-Muftak, Tarih-Giyim, Tarih Mimari, Yaşam

Belge-Vesika

Tarihi Arşiv belgeleri, Mecmua nüshaları, Taştan vesikalar, Kitabe ve Yazıtlar

Harita

Tarih coğrafi haritalar, Tarih Atlaslar, Tarih planlar, Tarih Arşiv, Tarih haritalar

Video

Tarih Belgeseli, Tarih Film, Söyleşi, Röportaj, Tarih Marş, Mehter ve Musiki

Balkanlar ve Göç – 3.Bölüm



Kısmî Özet

Balkanlardan meydana gelen egemenlik ve bağımsızlık mücadelelerinin her zaman ikili bir boyutu olmuştur. Bu karşılıklı dayanışmacı bir süreçtir. Yunan Yazar Dr. Georgios Nakracas’ın da belirttiği üzere büyük güçler egemenlik mücadelesine isyancıları, isyancılarda bağımsızlık savaşlarında büyük güçleri kullanmışlardır.

Bu birlikteliğin en olgun örneği halk arasında 93 harbi olarak bilinen Osmanlı-Rus savaşında yaşanır.  Ruslar bölgede etkinlik kazanmak için Bulgarları, Bulgarlar da bağımsızlık savaşlarında Rusları kullanırlar.  Fakat olan milyonlarca Türk ve Müslüman’a olur. Özellikle 1876 Bulgar isyanı ile başlayan ve 1877-78 Osmanlı Rus savaşı esnasında devam eden saldırılar ve katliamlar  sonucunda insanlık tarihinin gördüğü en büyük göçlerden biri yaşanır. 1 milyonun üzerine Türk ve Müslüman (ki o dönemde muazzam sayıdır)  Anadolu’ya göç etmek zorunda kalır yüz binlercesi yollarda hastalık ve saldırılardan ölür. Fakat bunca acının, göçün başlaması bir günde olmuş bitmiş bir olay değil yaklaşık 2 asır süren gelişmelerin sonucudur.

Osmanlı devleti ile Ruslar arasında 18 yüzyılda  başlayan  ve 93 harbine kadar devam eden süreçte nerdeyse her 10 – 15 yıl arayla bir savaş yaşanır. Buda bugünkü Bulgaristan ve Romanya sınırları içinde bulunan Türk ve Müslüman halkı canından bezdirir. Çünkü her savaş tekrar tekrar yerini yurdunu terk etmek demektir. Her savaş Türklerin elinden malının mülkünün alınması ve yakılıp yıkılması demektir.

Devam eden Osmanlı Rus savaşlarında özellikle sadece 1806-12 savaşlarında Dobruca ve Deliorman’da 400 bin kadar Türkün göç etmek zorunda kaldığı tahmin edilmektedir. Fakat 1828 de iki ülke arasında yaşanan savaş siyasal ve sosyal sonuçları en ağır olanıdır. Çünkü Rusya ilk defa bu savaşta Balkan dağlarını aşıp Edirne’ye kadar gelmiş ve İstanbul’u tehdit etmiştir.

Bu savaştan sonra Sırbistan, Eflak-Boğdan özerkliğini Yunanistan ise tam bağımsızlığını kazanır. Artık sıra Bulgarlara gelmiştir ve ortaya çıkan ilk Bulgar ayaklanması 1835 de Tırnova’da 1841’de Niş’de 1850’de Vidin’de isyanlar çıkar. Bu isyanlar bastırılır ama bu sonu olmayan bir mücadeledir.

………
Rus işgaline uğrayan Kırım ve Kafkasya’dan göç eden pek çok mülteci özellikle kırım savaşı sonrası göç eden yaklaşık 300.000 Tatar Dobruca bölgesine kendileri için yaptırılan mecidiye kasabasına iskân edilir. Prof. Kemal Karpat’a göre 1783’den 1922’ye kadar yaklaşık 1.800 bin Tatar göçmen konumuna gelmiş Osmanlı ülkesine sığınmıştır.

Kafkasya’da ise Şeyh Şamil sonrası girilen yeni dönemde Rus baskılarına maruz kalan 12.000 Kafkasyalı yerini yurdunu terk etmek zorunda kalır. Fakat bu zorlu ve çetin yolculuğu ancak sağ kalabilen 8.000 bin kişi tamamlayıp Osmanlı ülkesine ulaşabilirler. Bunların 5.000 kadarı balkanlara özellikle bu günkü Bulgaristan Sırbistan ve Arnavutluk sınırı boyunca yerleştirilirler. Bu ise yeni sorunların bir başlangıcı olur.  Kafkaslardan gelerek iskan edilen bu Müslüman nüfus karşılarında Ortodoks Hristiyanları görünce yaşadıkları acıların bedelini bunlara ödetme yoluna giderler. Saldırılar kırsal kesime de yansıyınca çok sayıda Hristiyan komşu ülkelere göç eder bu ise Bulgar bağımsızlık harekete için iyi bir toplumsal taban oluşturur. Türk düşmanlığının yayılmasına katkıda bulunur.

Bulgar Edebiyatçı İvan Vazov’un (1850-1921) “Boyunduruk Altında” (Pod igoto) adlı romanı gelişen bu düşmanlığın en iyi yansımalarından biridir. Romandan;

“ Diğerleri üzerine geldiğinde o hala ona bilinçsizce bıçağını savuruyordu. Kana susamış bir hayvandı sanki. Hala sağ olan Türk şimdi insan biçimini kaybetmiş bir e yığınına dönüşmüştü, eriyen karlar üzerinde kan gölleri oluşmuştu. Okliyanov bu manzaradan gözlerini çevirirken şöyle düşünmüştü.
-  Bu çirkin bir intikam ama tanrının gözünde ve insanın vicdanında halkı olan bir şey! Kana susamışlık ama iyi bir işaret. Bulgarlar 500 yıldır koyun oldular şimdi vahşi bir hayvana dönüşmesi iyi oldu.  İnsanlar uysal koyundan çok yaban keçisine, keçiden çok köpeğe, kurt yada kediden çok kaplana, kendiler için iyi bir yiyecek olan tavuktan çok yırtıcı kuşlara saygı gösterirler. Neden? çünkü bunlar özgürlük ve adalet demek olan gücü temsil ederler.  “

Bundan böyle şiddet ve kışkırtma amaçlı saldırılar Bulgar isyanının temel felsefesi olacaktır.

 

Yorum Yazın