ust
Tarih

Dünya Tarihi, Eski Türk Tarihi, İslam Tarihi, Osmanlı Tarihi, Çağdaş Tarihi

Medeniyet

Kültür-Sanat, Tarih Bilim, Tarih-Din, Tarih-Muftak, Tarih-Giyim, Tarih Mimari, Yaşam

Belge-Vesika

Tarihi Arşiv belgeleri, Mecmua nüshaları, Taştan vesikalar, Kitabe ve Yazıtlar

Harita

Tarih coğrafi haritalar, Tarih Atlaslar, Tarih planlar, Tarih Arşiv, Tarih haritalar

Video

Tarih Belgeseli, Tarih Film, Söyleşi, Röportaj, Tarih Marş, Mehter ve Musiki

İmparatorluğumuzu Kumarda Kaybettik

Bizden Belgrat’ı aldıkları vakit düşman delegeleri Niş’i de istemişti, Osmanlı delegesi ayağa kalkarak:

- Ne hacet, dedi, İstanbul’u da size verelim…

Dedelerimiz için Niş, İstanbul kadar yakındı. Bizim nesillerin Avrupa’sı Edirne’de Meriç’te bitiyor !..

Devr-i Hamidî’den:

Abdülhamid’i devirdik. Özgürlük, eşitlik ve kardeşlik diyerek. O zaman bu nidâlar hürriyet, müsavat, uhuvvet kelimeleri ile terennüm ediliyordu. Bu nidâlar arasında düştü Sultan Hamid. Genç subaylar İttihat ve Terakki’nin şahsında yeni bir sayfa açmıştı İmparatorluk Türkiyesinde. Güya semirecektik…

Abdülhamid giderken “Devlet-i Aliyye’yi 10 sene idare edebilirseniz 1 asır etmiş kadar sevinin” demişti. Öyle de oldu. En sağlam sütunlar üstünde kurulduğu sanılan bir devir,  kartondan kaleler gibi yıkıldı…

İttihatçılar Sultan’ın dağıttığı mavi boncukları bir bir topladı. İpe geçirip boynuna astı. Baktı ki olmuyor tavuk yemler gibi etrafa saçtı. Çöldeki bedeviye, dağdaki maruniye ! Bir zamanın kuma düştü vakit  sesten başka yerşeyi veren metâsı pul oldu. İtibar…

Kanun nedir ? Ben yaptım ben bozarım:

Enver ve Cemal Paşalar

İstibdat, İstibdat gulguleleri üzerinde hürriyet vaatleri ile iktidara gelenler, telgrafla kanun çıkarır oldular. Bu Enver’in bir sözünü hatırlatır; ” Yok Kanun, yap kanun!”, ” Yaparım olur, bozarım olmaz.”

Kumaş bile böyle ısmarlanmazdı ! Ama kanun diyerek kanunsuzluk gayet yapılır oldu. Devr-i Hamîdi’nin en kötü kanunu bile bu  en iyi kanunsuzluktan yeğdir…

Bir Damla Elmas:

İttihat ve Terakki’nin ne hazar nede sefer devirlerinde ya anarşinin yada şahsi istibdadın çilelerini çektik. Hiç bir vakit fikrin, sözün, hüküm ve nüfuzun ne olduğunu onlarda görmedik.

Büyük harpte 4. ordu kumandanı Cemal Paşa Başkumandan’a murassa bir nişan verildiğini duymuş kendisinin unutulduğuna kızmıştı. Başkumandan Enver kalktı geldi. Kızgın çöl gecesi mehtabın ışıltıları altında Cemal’in göğsüne murassa bir nişan takıtı. Barıştılar !

Gazze’den derin derin top sesleri geliyor, İngiliz gülle ve bombaları Osmanlı İmparatorluğunun tacını parçalıyordu. İttihatçılar bir dalma elmasın kavgasındaydılar…

Büyük Harbe Girerken İmparatorluk Türkiyesi

Büyük Harp:

Alman yumruğunun bir vuruşta Fransayı devireceğine inan Enver,  Marn yenilgisinden sonra bile Kara Kartal’ın zaferine yetişebilmek için soluk soluğa savaşa girdi. Böylece Dünya savaşına’da iştirak ettik.

Alman denizinden Türk denizine doğru bir yıkılışın, büyük bir yıkılışın rüzgarları esiyordu. Bizi belimize kadar gömen heylanın altında iken başlarımızı zor doğrultmuş kendimizi aldatıp avutmaya uğraşıyorduk. İmparator Wilhelm, İmparator Karl ve İmparator Mehmed sırmalar içinde 3 tahta manken gibi duruyorlardı. Tuna yukarısında 2 imparatorluk, Akdeniz kıyısında 1 imparatorluk ve Tuna kenarında 1 krallık devrilmek üzere idi.

Fakat İttihatçıların İmparatorluğa imanı elan kuvvetliydi. Turan uğruna dövüşmek için 90 bin luzumsuz Türk bulunmuştu bile. Dövüşemeden hepsini buza yedirdik. Tıpkı Alman uğruna dövüşen askerimizi kum’un skorpit’in tifüs’in yediği gibi.

Almanlar “Türkei” dedikleri İmparatorluğa Dünya harbinde artık kendi teğmenlerinin ismini koydumuşlardı. Enverland !

Ayak Oyunları:

Bir taraftan Abdulhamid’e “ayak oyunları” ithamını yafta ederken diğer yandan bunun şeddelisini kendine klavuz yapmışlardı. Cemal Paşa koltuğunun altında  Alman planları ile kanal harekatına çıkarken Haydarpaşa’da “Eğer Mısır’ı Almadan dönersem” diye başlayan nutkunu çekiyor, onu bu işe sevk eden Talat ise; ” Mısır’ın fethi mümkün olmazsa Cemal ya şehit olur yada berbat ve perişan olunca beynine bir tabanca sıkarak bizi kendinden kurtarır” diyordu. Tepeden tırnağa husumet. İşte böyle savaşa girdik.

Bozgun:

Talat Paşa

Ve bir sabah Kudüs düştü. Güneşi hiç sönmeyecek, akşam gölgesi hiç düşmeyecek gibi duran Lut çukuru bütün imparatorluğu içine çeken bir mezar gibi genişleyip derinleşirken; Beyrut’a Şam’a Halep’e de gözyaşlarını hazırlamak gerekiyordu…

Zabit Cemal Paşa’ya sordu :
- Paşam biz bu harbe niye girdik ?
Paşa içinde bütün savaş boyunca biriktirdiği nefesi ohlarak bekledi:

-Aylık vermek için! ve ilave etti ; para bulabilmek için ya bir tarafla birleşmeyi ya ötekine boyun eğmeliydik.
Şan ve şevket imparatorluğunun tarihi böyle bedbaht ellerde bitiyordu…

Kumarda Kaybettik:

Filistin cehpesi çözülünce Cemal Paşa Anadolu’ya; bir “hiç” uğruna yüzbinlerle çocuğunu memesinden sökerek alıp götürdüğü bu anaya bakarak İstanbul’a geçti..

Cemal Paşa

“İstasyonda bir kadın durmuş, gelene geçene:
– Benim Ahmed’i gördünüz mü? diyor. Benim Ahmed’i

Hangi Ahmed’i ? Yüz bin Ahmed’in hangisini ? Kadın yırtık basmasının altından kolunu çıkararak, trenin gideceği yolun, İstanbul yolunun aksini gösteriyor:

– Bu tarafa gitmişti, bu tarafa diyor.
O taraf nere ? Aden’e mi, Medine’ye mi, Kanal’a mı, Sarıkamış’a mı, Bağdat’a mı? Nere ?
Ahmed’ini buz mu, kum mu, su mu, skorpit yarası mı, tifüs mü yedi ?…

Hayır … Hiçbirimiz Ahmed’ini görmedik. Fakat Ahmed’in her şeyi gördü. (…)

İmparatorlukta batıdan, doğudan, sağdan, soldan bütün rüzgârlar bozgun haykırışarak esiyor.
Anadolu, demiryoluna, şoseye, han ve çeşme başlarına inip çömelmiş, memesinden koparılan oğlunu arıyor.

İttihat ve terakkinin 3 tepe ismi -Trinomvira (3’lü idare Cemal Talat Enver Paşa’lar )

Vagonlar, arabalar, kamyonlar, hepsi, ondan, Anadolu’dan utanır gibi, hepsi İstanbul’a doğru, perdelerini kapamış, gizli ve çabuk geçiyor.

Anadolu Ahmed’ini soruyor. Ahmed, o daha dün bir kurşun istifinden daha ucuzlaşan Ahmed.
Ahmed’i ne için harcadığımızı bir söyleyebilsek, onunla ne kazandığımızı bir anaya anlatabilsek, onu övündürecek bir haber verebilsek… Fakat biz Ahmed’i kumarda kaybettik!”Almanlarla girdiğimiz bir İttihatçı kumarında…

…. …. ….

Artık, Sultan Hamid devri ardından İttihat ve Terakki devride kapanıyordu. O sağlam sütunlar üzerine kurulduğu  sanılan devir, iskambil kağıtları gibi bozgunun rüzgarında savruldu. Keşke devr-i hamîdi’yi hiç bitirmeseydik. Dünya harbine girmezdik. girmezdik de batmazdık !

NOT:  Bu yazı Beylikdüzü İdeal Yaşam gazetesi 7. sayıda yayınlanmıştır.

Bibliyografya:
Zeytindağı, F.Rıfkı Atay (Roman) Pozitif yay.2008 (uyarlanarak alıntılar yapılmıştır)
Jön Türkler ve İttihat ve Terrakki, Sina Akşin, İmge Kitabevi yay., İst 2009,s.93-115

Programın tamamını “Tarihin Arka Odası” bölümünden izleyebilirsiniz.

 

47 Yorum »

  • farklitarih.com diyor ki:

    Yazıya hâlâ gülüyorum.

    Osmanlı'yı yıkan nedir? Bu yazıyı okuyan ve uzaydan gelmiş birisi bu soruya muhtemelen "Abdülhamid'in tahtan indirilmesidir" cevabını vercektir. Böylesine büyük bir yanlışı nasıl olur da yazınızda desteklersiniz?

    İttihat ve Terakki'nin kuruluş ülküsü, aslında Avrupa'da bir asır önce gelişen ancak Osmanlı'ya çok sonraları uğrayabilen bir akımdı; modernleşme ve millileşme.

    Abdülhamid gibi uzun bir saltanata sahip sultan, tüm bu akımlara uzun bir süre barikat çekmiştir. Proletaryayı bilinçlendirmek ve kültür seviyesini artırmaktan ziyade, "ayak oyunları" ve sinsi ince diplomasi ile yeni çağın gereksiz devletlerinden Osmanlı'yı ölümünden önce bir süre daha yaşatmıştır. Bu kadar, Abdülhamid'in bu ülkeye kattıkları sadece bu kadardır!

    Ha İttihatçılar çok mu yeğdi, hayır. 31 Mart öncesinde her köşede bir kültür-sanat kahvehanesi kuran bu yeni hareket, ne gariptir ki 31 Mart'tan sonra Turan ve emperyal hayaller peşinde Abdülhamid'den de kötü bir grafik çizmişlerdir.

    İdeolojik saplantılarınızı sanal aleme de taşıdığınız için sizi tebrik ediyorum…

    • Muteverrih diyor ki:

      İttihatçıların yolsuzlukları da sefalette büyük bir paya sahip oldu. Pahalılık günden güne arttı. 1908 de başlayan enflasyon 1912’ye kadar hafiften devam etti 1912 de dehşetli bir yükselişe girdi. Maaşlar pul olurken fiyatlar hepten yükseldi. Halk feryadı bastı ama kulak asan olmadı. Bazı ittihatçılar işe önce kendi ceplerini doldurmaktan başlamışlardı. Vurgunculuk ve bir kısmı adetâ devletin himayesinde olmak üzere korkunç yolsuzluklar oldu.

      En büyük Abdülhamid muhalifi Tevfik Fikret bile “Han-ı Yağma” şiirinde haykırıyordu bunun yeter olduğunu:

      "Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
      Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

      Verir zavallı memleket, verir ne varsa, malını
      Vücudunu, hayatını, ümidini, hayalini
      Bütün ferağ-ı halini, olanca şevk-i balini.
      Hemen yutun düşünmeyin haramını, helalini…"

      Fakat Yöneticilerinin kısır görüşlülüğü yüzünden devlet Dünya Savaşı'na da bulaştı. Halkta, yönetime güven kalmadı. Altını olan, yatağının altına attı. Bununla beraber karşılıksız banknot emisyonu günden güne arttı. ( 1917’de 80 milyon lirayı bularak felaket derecesine çıkacaktır.) (Bkz. Şevket Pamuk’un bu konuda gayet izahatlı çalışmaları vardır.)

      Modernleşmeye set çekmesi ise Devr-i Hamdi’ye en son yöneltilecek bir eleştiri olsa gerektir. Kesinlikle yanlıştır. (Bu bakabileceğiniz bazı yayınları dipte veriyorum.) Bununla beraber Modernleşme İttihat ve Terakki döneminde de harpler dolayısıyla yavaşlasa da yinede devam edebilecektir.

      Diğer bir husus; Abdülhamid döneminde proletarya yoktur. İttihatçılar döneminde de yoktur. Cumhuriyet devrinde de uzun bir süre olamamıştır. Millet ya köylüdür ya devlet kapısında geçinir memurdur ya da asker veya az bir kesim tüccar. Dolayısı ile bilinçlendirilecek bir proletarya da yoktur. Halk vardır. Bu bilinç ise kültürden önce okulla olur mekteple olur. Onlar da mütemadiyen açılmaya çalışılmıştır.

      İttihatçıların kurdukları kültür ocakları ise siyasi kafadarların toplandıkları iyş-ü işret ettikleri yerlerden öteye pek geçemez.

      Peki burada sayılan bunca olumşu şeyi yapmak için Abdülhamid mi olmak gerekir. Hayır! Pek âlâ akıllı adamlar bunları sık sık söylemiştir. Fakat etine butuna bakmayıp" savaşlara giren Turan hayalleri ile maceralara sürüklenen ittihatçılar okumuş-yazmış kadroları ya buz’a yedirirler ya Arap çöllerine, milletin elindeki avucunda ki son damlayı da savaşa akıtırlar.

      İşte Cihan harbi kumarında böyle batarız. Cihan savaşından ordusu, maliyesi, insanı, köyü ve şehri iflâs etmiş durumda çıkarız. Ve Cumhuriyet Türkiye’sinde sıfırdan hatta eksiden başlarız.
      ……

      Yaftalarınızla kalemimizi şenlendirdiğiniz için asıl ben teşekkür ederim….

      ….
      Modernleşme için bkz:
      Osmanlı bürokrasisi ve modenleşm, Ali Akyıldız
      Türk modernleşmesi, Mümtaz'er Türköne
      Tanzimat'tan Cumhuriyet'e modernleşme sürecinde eğitim istatistikleri, DİE
      Modern Türkiye’nin doğuşu, B. Lewis
      Ayrıca Osmanlı ansk. Edtr. H. İnalcık, bu konuda pek çok makale bulabilirsiniz.
      Osmanlı Devleti ve Medeniyet Tarihi, İRCİCA

    • Muteverrih diyor ki:

      Aslına bakarsanız gayet gülünmesi gereken yazının "ideolojik saplantısı" olduğu değil, sizin yazıyı ideolik bir zemine oturtma hatta çekme çabanız.

      "Osmanlıyı yıkan nedir ?" Sorusunun cevabını bu yazıda aradıysanız, veya yazıya bu soruyu sorduysanız ya o 'zemine çekme' çabanız sizi yanıltmıştır yada başka kaygılar taşıyorsunuzdur. Az çok tarih literatürü olan biride de böyle bir konudan böyle bir soru zaten çıkaramaz .

      Metinde "Osmanlı'nın yıkılışına" dair herhangi bir temasın mevzu bahis olmadığı gayet gözüküyor. İmparatorluğumuzun batışından bahsediyoruz. Onu kendi elimizle tasfiye edemediğimizden. Bu işi başkalarına bırakmamızdan.

      Bakalım;
      Abdülhamid ne yapmıştır ? Ne mi yapmıştır; 1- döşekteki bir hastayı, "sinsi bir diplomasi", "ince bir siyaset", "ayak oyunları" ve "politik manevralar" ile çeyrek asır daha yaşatmıştır. Her şeyden önemlisi bu süreçte açılan pek çok eğitim kurumu ile yeni kadrolar ve nesiller yetişmiştir. İmparatorluğumuzu kendi elimizle tasfiye için gerekli, farklı milliyetten kadrolar.

      (Bkz. Abdülhamid dönemi eğitim politikaları hakkında yayınlanmış binlerce tez, makale, kitap. Ayrıca Bayram Kodoman vs gibi bu konuda çalışan onlarca uzman var.Yök tezler kataloğundan taramanız bile yeterli)

      Ama maalesef İttihatçılar okumuş-yazmış insanları cepheye sürme basiretsizliğini dâhi gösterirler. Bu kadroların hepsi ittihatçıların girdiği savaşlarda ilan ettikleri seferberlikte; "Balkanlarda", "Çanakkale'de", "Kanal'da", "Galiçya'da", "Sarı Kamışta" eriyip gittiler, yok olup kayboldular.

      Sadece yetişmiş insanlar değil, yetişmekte olanlar bile! Tilmizi silahaltına alındığı için mezun vermeyen okullar çoktur. İşte bundan ki bu kadroların neredeyse tamamı Cumhuriyet Türkiye'sine intikal etmedi. Baştan başlamak zorunda kaldık…

      Abdülhamid başka ne mi yapmıştır: 2 – türlü dalaverelerle savaşlara girmedi, memleketi savaştan uzak tuttu. Dolayısı ile halk pahalılık, kıtlık görmedi, kara borsa görmedi, en azından ona buna verdiği demir yolları imtiyazları Anadolu’nun uç köşelerindeki millet bile ürün satabilecek alıcılara pazara erişebildi, yokluğa düşmedi. Un, yaz, gaz, şeker bulabildi. 1303 Konya kahtı bile bu hususta çok iyi atlatılmıştır.

      Onun için halk Abdülhamid'i severdi. Fakat memnuniyetsizlikle; İstanbul münevverlerinin, basın-yayın'ın "sansür" "sansür" diyerek istibdat gulgulelerini mütemadiyen yükselttikleri vâkidir. Mehmet Akif'inden Şeyh'ine, Filozofundan yazarına kadar. Ancak bu istibdat Abdülhamid çağında olduğu gibi ittihat terakki ve hatta Cumhuriyet devresinde bile hiç bitmeden devam edecektir.

      İttihatçılar iş başına geldikten sonra başlayan süreçte ise hiç yok yere ardarda girilen savaşlarda erkeklerin askerliği hiç bitmedi, halk evine ne dönebildi ve kadın erini görebildi. Kıtlık ve sefalet git gide derinleşti. Temel gıda maddeleri bile kara borsaya düştü. İş gücü harplerde silâhaltında olduğundan ne doğru dürüst mahsul alınabildi nede alınsa da satılabilecek pazar. Dahası istibdat’ı eleştirenler kendileri en derin müstebit olmuştu. "Hürriyet isteriz" diyenler onu da göremediler..

      İşte bu onca yıl devam eden süreçle birde dünya harbi kumarına girilince eldeki avuçtaki de tükendi. Olanı da devlet seferberlikte müsadere etti.Yemeğe ekmek bulunamadı da mısır koçanı süpürge tohumundan ekmek yapıldı.

      Neticede millet yok aç susuz bir milli mücadele vermek zorunda kalacaktır. Cumhuriyet Türkiye’si hepten bitmiş bir millet devralacaktır.

  • eleştiri diyor ki:

    yâhu herkes tarihçi kesilmiş! psikolojik ve romantik yaklaşımlar vs vs.. :) )

    be kardeşim bir nesil mahvoldu, hala neyin faraziyesini yapıyorsunuz. bu kadar mı hamiyetsizlik ve gayretsizlik olur.
    kolunuzdan karınızı, kucağınızdan çocuğunuzu alsalar herlhalde birşey demiceksiniz!

    niçin gerçeği görmüyor, üç maymunu oynuyorsunuz. bi de gelip referans gösteriyorsunuz.

    bu saatten sonra oryantalist zihniyetlere verecek cevabım ve kaybedecek vaktim yok! çekliliyorum arkadaş.. içinde bulunduğunuz düalitelerle yaşamaya devam edin!

    ve mâ cevabül-ahmakü ille's-sükût!

  • murat diyor ki:

    bu yazi sonrasi yazilarinizin tarafsiz olmadigini dusunuyorum. olaylara tarafsiz bakip, oldugu gibi ortaya koymak yerine birilerine iyi birilerine kotu damgasi vurarak, tarihci durusunuzu yitirmis bulunuyorsunuz. ayrica o donemle ilgili pek cok program ve kitapta, savasa girmemizin kosullar geregi zaruri oldundan bahsederken siz kisi ve kisilere baglamissiniz. ayrica sarikamis'ta ki kayiplarimizin abartili oldugu, matematiksel olarak mumkun olmadigi belgelerle kanitlanmisken niye hala ayni abartiya siz de katiliyor ve destekliyorsunuz…

    tarafsiz ve belgelere dayanan, arastirmaci bir anlayisla bizleri bulusturursunuz umarim…

    kolay gelsin…

    • Muteverrih diyor ki:

      Yazarın ve sitenin konu hakkındaki yorum ve görüşleri özellikle belirtilir.Dolayısıyla rumuz "nick" kısmına özellikle dikkat ediniz ve değerlendirmenizi bu çerçeveden yapınız.

      Kendi yorumlarımızı başka isim kisvesi altında verecek derekede değiliz.
      Ziyaretçi yorumlarını "Tarih ve Medeniyete" teşmil etmeyiniz.

      Bahsettiğiniz; "Savaşa girmemizin zaruri olduğundan bahseden" pek çok kitap gibi pek çok kitap da "Almanlar yenilince bizde yenilmiş sayıldık" diyor. İşte objektiflik burada: Bu konua yapılmış kaç tane yayını elinize alıp kıyasladınız. Kaç tane analiz çıkardınız ?…

      Bunu yapmış birisi olarak gayet rahatlıkla öyle olmadığını söyleye bilirim. İşte onun için savaşa değil kumara girdik. (Bu konuda bir araştırma yazıyı yayınlamanın gerekliliği anlaşılıyor)

      Sarıkamış mevzuna gelince. Rakamlara takılmayınız. 10 bin can olsun hatta 5 bin bile olur 1 can bile az değildir. Bunların hiç birisi işlenen cinayeti haklı göstermez. Eğer hukuku askıya almasalardı veya savaş sonrası yurt dışına çıkmasalardı bunların hepsinin hesabı divan-ı harbde bir bir sorulurdu ve kallavi de bir ceza alırlardı emin olunuz…

      Böyle üst düzey adamların kusura dayanmayan sorumlulukları vardır. Önemli olan rakamların abartılması değil sorumluların faliyetleri olduğu ise hiç unutulmamalı.

      Tarafsızlık ve objektiflik konusunu aşağıda izah ettim.

      Ayrıca:
      Hayatımızı belgeyle, ayartırmayla geçirmiş, yıllardır akademik olarak, meselek itibariyle bu işi yapan bizler işimizi hobi edinerek yazdığımız bir sitede temel misyonumuzdan şaşacak değiliz.

      • murat diyor ki:

        yazim sizi cok kizdirmis sanirim. ama maksadim bu degildi. sizin yazinisi okuduktan sonra tekrar yazdiklarima baktim acaba kantarin topuzu kacmis mi diye.

        kac kitap elime almam, kac kitap analiz etmem lazim. yazilmis bir konuda fikir beyan etmem icin nasil bir birikime sahip olmam gerekiyor. nasil bir unvanla size yanit vermeliyim? eger sizin bahsettiginiz olculerde degilsem dusuncelerimi belirtmemelimiyim?

        ogunlere dair bilgim televizyonda yapilan tarih programlarinda hocalardan duyduklarim. onlarin ortaya koyduklari belgeler, yaptiklari arastirmalardan elde ettikleri sonuclar. elimden geldigi kadar bilgi edinmeye calisiyorum ve acikcasi daha yolun basindayim diyebilirim. cok eksigim oldugunuda biliyorum. elbette bu zamanla okudukca, arastirdikca eksikler azalacak. ama bu demek degil ki konusmayayim. sizin yazinizdan edindigim ogunu anlatilmasindan cok taraf olarak yazilmis bir yazi gibi geldi. ben sizin ne kadar bu konuda arastirma yaptiginizdan, ya da yapmadiginizdan, bilgili misiniz bilgisiz misiniz diye sorgulamadan, yazidan edindigim izlenimi aktardim. ben o donemin iki tarafiyla da ilgili taraf degilim. dogru yapmislar yanlis yapmislar, o doneme ait ne varsa bizim tarihimiz sonucta. her ikisi de bize ait.

        arastirma yazisi yayinlamaktan bahsetmissiniz, minnettar oluruz.

        rakamlara takilmak degil aslinda benimkisi, daha cok aktarilan bilginin hangi kaynaktan ne kadar dogru oldugunun anlasilmasi icin onemli. olmayan bir sayiyi vererek bizleri yaniltiyorsa, yani verilen bilgi dogru degilse bu kaynakla ilgili siz de temkinli olmaz misiniz. bu nedenle veriler onemlidir.

        1 can da birdir, 10 binde… kesinlikle. ancak rakamlarin dogru olmadigini soylemek cinayeti hakli cikarmak maksadiyla soylenen birsey degil ki? o gun ne olmussa, nasil olmussa onu soylemek. bu kadar, daha azi daha fazlasi degil. ama sizin dusunceleriniz burada sunlar hatalidir, ya da dogru yapmistir gibiyse, sizin fikrinizdir. sizin yorumunuzdur. ama burada bu sitede insanlara bilgi aktariyorken, kendi dusuncelerinizi aktarmaya baslarsaniz, bizler isin icinden nasil cikabiliriz. karsilikli konusuyor olsaydik, aradaki farki anlardik, siz zaten lafa oyle girerdiniz, ben bu konuda boyle bir kanate sahibim derdiniz. ama burada tarihin payalasildigi bir yerde bunu kavaramak zor oluyor. tarafsizlik olarak goruluyor ve buda rahatsiz edici bir durum oluyor.

        hayatinizi belgeyle, arastrimayla gecirmissiniz, akademik olarak meslek icabi yaptiginizi soyluyorsunuz. iste budu, benim bahsettigimde bu. bunu yapin lutfen, tamda benim ve benim gibi dusunen insanlarin ihtiyaci olan sey bu. sizlere ihtiyacimiz var. bilginize birikiminize. bunlari paylasin bizimle eger misyonunuz buysa… bahsettigim yillarinizi verdiginiz belge ve arastirmalari bizlere oldugu gibi aktarmaniz.

        ama bu yaziyla ilgili bunu gormedigimi yine uzulerek soylemek zorundayim. bu konuda objektif bir yazi goremedim icin ya da oyle algiladigimdan boyle bir yorum yapma ihtiyaci hissettim.

        ayrica tarih benim isim degil ben sadece bir tarih meraklisi olarak, bilgi edinmeye calisiyorum. yoksa iki kitap okuyum sizin bilginizi sinamak ya da ahkam kesmek degil yapmaya calistigim.

        kirmak, hakaret etmek. saygisizlik etmek, uzmek, saldirmak hic degil.

        affola…

        kolay gelsin…

    • ibrahşm abdulmelik diyor ki:

      belgelere dayanan diyorsunuz da müteverrih bir sürü dipnot verdiği halde sizin yorumunuzda hiçbir belge ismi göremiyorum. Program ve kitaplar diyorsunuz , isimleri yok. Birşeyi savunucam diye ucuz laf edilmez.

      • murat diyor ki:

        bu sitede yer alan tarihin arka odasi ve teke tek programlarinda beyfendinin yazdiklarinin aksine pek cok aciklama yapilmistid. izliyorsaniz sizde hatirlarsiniz. ozellikle programa konuk olarak katilan hocalar. konunun uzmanlari. yanlis mi hatirliyorum.

        Yararlanilan kaynak olarak ben sizin bahsettiginiz gibi cok dip not bulamadim." tarinih sarikamis durusmasi" dr. ramazan balci. ve ayrica hoca tarihin arka odasi programina da konuk olarak katilmisti. basta 90 bin olmak uzere o gunle ilgili yanlis bilinen pek cok konuya aciklik getirilmisti. en azindan benim icin. isimlerini ozellikle yazmamazlik etmedim aslinda. program olarak cok belli ve izlemeye deger onlari buldugum icin, herkes biliyor gibi geldigi icin ozellikle yazmadim. ama haklisiniz yazmali ve kaynak gostermeliydim. zaten yazimi da okursaniz bu konudaki yetersizligimi, eksikligimden bahsettigimi de gorursunuz. ama "ucuz laf" kismini pek anlamadim. hakaret ve saldiri icerikli bir yazi olsaydi. o zaman belki ucuz oldugu soylenebilirdi. bahsettigim seylere bakarak ucuzluk tanimlamasi cok dogru gelmiyor. birakalim bu yaziyi. siz soylediklerime genel olarak bakarsak, yani tarih ile ilgili baska konularda yaklasimin bu olmasi gerektigi konusunda ne dusunuyorsunuz? sanirim siz de bana katilirsiniz. bir olay hakkinda kitaplarda bulunan bilgiler, kitaplarda yazilmasindan dolayi onu gercek, dogru yapmaz degilmi. o yazilan yazinin kaynaklarinin dogrulugu onemlidir. bu benim yazdiklarima eminimki siz daha pek cok seyde ilave debilir, hatta eksik ya da yanlislari varsa duzeltebilirsiniz. 90 bin insanin olumunden bahsedince, insan durbakalim bu nerden cikti diyor. cunku buraya katkida bulunan arkadaslardan bekledigimiz tarafsiz, gerceklere dayanan bilgilerin aktarilmasi. edebi bir yazi olarak bakarsaniz baska. ama tarihi olarak baska turlu olmali gibi geliyor bana.

        yazinin yazari beyfendi tamda burada istenilen seyi, yani bu gercekleri bizlere aktarabilecek birikime sahip, arastirmaci ve ustune ustluk meslegi. yazdiklarimda yaniliyorsam ki bu mumkun elbette, yanlisimi eksigimi bana gosterebilir. yazdiklarinin dogrulugunu cok rahat gosterebilir. cunku bu konularda benden cok daha fazla bilgi sahibi ve isin icinde. bana kizmak ve kac kitap okudun diye azarlamak yerine yazdiklarinin dayanaklarini bizlere gosterebilir. ha 1 ha 10 bin, rakamlara takilmayin demek bilimle bagdasirmi? boyle denince ben kaynaklarin dogrulugunu sorgulamazmiyim, siz olsaniz ayni supheye dusmez misiniz?

        bu konuyla ilgili Turkiye'nin icinde bulundugu cekesmenin her hangi bir tarafinda tarf degilim. ben tarihe merakli siradan bir vatandasim. bu siteyi buldugumda cok mutlu oldum. takip etmeye basladim. derdim emek harcamis insanlara dil uzatip, saldirmak, seviyesizlesmek degil. ancak yanlis oldugunu ve eksik oldugunu dusundugum seyler konusunda da gikir beyan etmek hakkim. zaten yorum bolumunun anlami bu degil mi?

        benim gibi pek cok tarih meraklisinin varligindan haberdar olmak beni cok mutlu etmisti. ama cekismelerin icine dusmek bu isi anlamsiz fanatizme goturur ve isin tadi kacar. bilmekten, bilgilenmekten, paylasmaktan, arastirmaktan haz alamaz oluruz. yanlis mi dusunuyorum, eksik bilgiye mi sahibim. o zaman bana kaynaklarla yardimci olursunuz. bahsettigim programdaki insanlar mi dogru soylemiyor, o zaman onlarin soylediklerini belgeleriye curutursunuz. bunun da yolulu yontemi neyse oyle yaparsiniz. bu hem beni icinde bulundugum yanlis dusunce ve inanislardan kurtarir, hem de pek cok arkadasimi da bu vesileyle bilgilendirirsiniz.

        yazi tarihi gercekleriyle aktarmaktan cok, kisisel duygulara, isteklere gore yazilmis geldigi icin yorum yaptim kendimce.

        isterseniz bu yaziyla ilgili daha fazla itisip kakismaktansa, beyfendinin de daha once dedgi gibi konuyla ilgili bilimsel makaleleri yayimlamak en dogrusu….

        saygilarimla…

        • Muteverrih diyor ki:

          Yorumunuz için teşekkür ederiz.

          Genel olarak tüm ziyaretçilere hitaben;
          Yorum panelinin muhtelif yerlerinde gerekli kaynaklar referans olarak verilmiştir.
          Bu yayınları tetkik ederek daha geniş bilgiye ulaşabilirsiniz.

          Yazılan bibliyografyaların yüzüne bile bakmadan yeni yorum yazmak karşılıkla atışmaya dönecektir. Buda İlimi maksattan uzaklaştırır. Yukarıda yazılan"modenleşme" temalı yayınlardan birini mutlaka tetkik etmenizi öneririz.. İyi günler dilerim.

  • misery's crown diyor ki:

    "Bahsettiğiniz; "Savaşa girmemizin zaruri olduğundan bahseden" pek çok kitap gibi pek çok kitap da "Almanlar yenilince bizde yenilmiş sayıldık" diyor."

    istesek tarafsız kalır, hatta ingilterenin yanında savaşa girebilirdik diyorsan kusura bakma ama o kadar seneni boşuna okuyarak, araştırarak geçirmişsin.
    ingiliz ve fransız arşivini yayınlayan kitapları es geçmiş olmalısın.
    ittihatçıların savaşa girişinde böyle bir anlayış vardı. savaşa giriş şekli ve zamanlaması tartışılır. bana göre zamanlama çok yanlıştır örneğin. yanılmıyorsam Sina Akşin de aynı şeyden bahseder.
    (Kişisel hakaret ve sataşma içerek kısım) ( Silindi)

  • misery's crown diyor ki:

    ittihat yönetimi zamanındaki ekonomik sorunlara bakacak olursak savaşsız geçen çok az bir süre olduğunu görürüz. bunun dışında savaş zamanı ülkeyi kim yönetmiş olursa olsun kıtlıklar baş gösterecektir. bu sadece bizim ülkemize has bir mesele de değil. almanya'da da kıtlık yaşandı örneğin.
    madem imparatorluğun dağılışından söz açtık, abdulhamit'in toprak kayıplarından da söz açalım. balkanlarda abdulhamitin kaybettiği topraklarla ittihatçılarınkini kıyas bile etmeyin.
    sonra mısır, sonra tunus. buraların nasıl kaybedildiğini anlatmıyorum bile. ama ulu hakanımız her işte bir keramet görmüş işte. biliyorum bu mesajdan sonra bu kayıplara bahaneler sıralayacaksınız. ne söyleyeceğinizi biliyorum o yüzden yorma kendini.
    hani maksat bahane bulmaksa al işte 1. dünya savaşının bahanesi ortada.
    ( Kişisel hakaret ve sataşma içerek kısım) (Silindi)

  • ibrahim abdulmelik diyor ki:

    Savaştan sonra kaçmak konusunda da İkinci Viyana Kuşatmasından sonra Merzifonlunun davranışıyla İttihatçıların davranışını bir karşılaştırın derim. Biri planlanmış, devlet adamlarının bilgisi dahilinde olan bir harp ve bozguna uğrayan komutan kellesini kendisi teslim ediyor. Diğeri ise ham hayallerin peşinde koşarken kaybedilmiş bir harp ve kahramanllıklarıyla övünen ittihatçılar vatandan kaçıyor. Yorum size kalmış.

  • efe diyor ki:

    enver paşalar ne kumar masasında ne de başka bi yerde ülke satmadılar, vatan hainleri de değiller.evet enver paşalar bi hata yaptılar ama bu hatayı onlar başlatmadılar.enver paşalarda en az padişahlar kadar osmanlı yı sevmişlerdir.osmanlı çökerken padişahlar zahmet edipte ülkeyi bulunduğu durumdan kurtarmamışlarsa bu sadece enver paşaya bağlanacak şey değildir!

    • Mirgünea diyor ki:

      Sevmelerine, kötü diyetlerine bişey denmiyor zaten,
      densizlik var ortada, haddini bilmezlik, içi boş bir özgüven ve etrafı dünyayı tanımamak.
      Savaşa girmeleri bir kumardı ve o kumarada bütün bir milleti masaya koydular.

    • Taha diyor ki:

      Bir şeyi sevmekle korumak aynı şey değildir.Devlet adamının ilk görevi devletini sevmek değil korumaktır.

  • alparslan_torunu diyor ki:

    Sartlar her ne olursa olsun; dogru her zaman dogru,yanlis her zaman yanlistir.Yanlislara dogru demek yanlisi dogru yapmaz.Once yanlislari kabullenmeyi ogrenmeliyiz kendi namimiza

  • byf diyor ki:

    BU YAZININ %80İ FALİH RIFKI ATAY DENEN DAHA YAŞADIĞI ZAMANI BİLE ANLAYAMAMIŞ, ANCA ATATÜRK'ÜN DİREKTİFLERİ DOĞRULTUSUNDA YAZI YAZAN BİRİNİN KALEMİNDEN ÇIKMIŞTIR. KİTABIN ADI ZEYTİNDAĞIDIR. GÜLMEK, EĞLENMEK, BAZENDE BU ADAM NE SAÇMALIYOR DİYE SİNİRLENMEK İÇİN BİRE BİR KİTAPTIR.
    FAKAT BENİM DEMEK İSTEDİĞİM BU DEĞİL;
    AHMED DİYE SAÇMALARKEN BU ADAM BAŞKA BİŞİ DAHA YAZIYOR. ONU NEDEN ÇIKARTTINIZ.
    "Bu tarafa gitmişti, bu tarafa diyor.
    O taraf nere ? Aden’e mi, Medine’ye mi, Kanal’a mı, Sarıkamış’a mı, Bağdat’a mı? Nere ?
    Ahmed’ini buz mu, kum mu, su mu, skorpit yarası mı, tifüs mü yedi ?…

    Hayır … Hiçbirimiz Ahmed’ini görmedik. Fakat Ahmed’in her şeyi gördü. (…)"
    DEDİKTEN SONRA (….) YERİNDE DİYORKİ ; AHMED ALLAH'IN MUHAMMEDE GÖSTERMEDİĞİ CEHENNEMİ GÖRDÜ.

    DAHA SONRA BU ADAMDAN (!) KABENİN İÇERİ GİRİŞİNİ DİNLEYİN. (CEMAL PAŞA'NIN MAİYETİNDE OLDUĞUNDAN GİRMİŞTİR)BU ADAM (!) SADECE İTTİHAT TERAKKİ HÜKÜMETİNE DEĞİL OSMANLININ TÜMM 600 YILLIK HATIRASINA,İHTİŞAMINA, KISACA HERŞEYİNE KARŞIDIR.

    • xerxes diyor ki:

      Bibliyografya kısmında zaten nereden nasıl alıntı yapıldığı yazılı.. Uyarlanarak alınmıştır deniyor. Uyarlarken istediğin kısmı alırsın istemediğini almazsın uyarlayanın keyfine kalmış ! Kaldı ki Falih Rıfkı'yı dikkatli okumadığınız da anlaşılıyor.

  • mustafa erdoğan diyor ki:

    Zerre aklı olan herkes anlar ki ittihat terakki siyonist uşağı bir mason cemiyetidir ve bu cemiyetin en güçlü merkezi selanikti.Hakikat güneş gibi ortada.Ayrıca Osmanlıda Türk milliyetçiliğini,arap düşmanlığını de bu yahudi tohumu cemiyet uydurmuştur.En basitinden Muhammed akifin(mehmet demiyorum çünkü o bile mason icadı)millliyetçilği bile asla bugün anlaşılan manada değildir.Kur'ani tabirle milleti ibrahimdir millet-i islamdır.100 yılda Anlayışlarımız bu kadar bulandırılmışsa Bu anlayışların düzelmesi için de en az bir 100 yıl gerekir heralde.

Yorum Yazın