ust
ust_sol
Tarih

Dünya Tarihi, Eski Türk Tarihi, İslam Tarihi, Osmanlı Tarihi, Çağdaş Tarihi

Medeniyet

Kültür-Sanat, Tarih Bilim, Tarih-Din, Tarih-Muftak, Tarih-Giyim, Tarih Mimari, Yaşam

Belge-Vesika

Tarihi Arşiv belgeleri, Mecmua nüshaları, Taştan vesikalar, Kitabe ve Yazıtlar

Harita

Tarih coğrafi haritalar, Tarih Atlaslar, Tarih planlar, Tarih Arşiv, Tarih haritalar

Video

Tarih Belgeseli, Tarih Film, Söyleşi, Röportaj, Tarih Marş, Mehter ve Musiki

İlk “Tek Parti” Cuntasını İttihat ve Terakki Kurmuştu

Kısacık demoktari tarihimizde  iyi kötü bazı genel, yerel  seçim, referandum tecrübeleri yaşdık.   Kimi seçimleri, “Cumhuriyet tarihinde dönün noktası” diye işaretlerken kimilerini ciddiye bile almakadık.

Fakat hiç biri oylama, cumhuriyetin ilk çok partili seçiminleri, yani o  Merhum dedelerimiz neslinin “rey” denince ilk aklına gelen, fakat fiyaskoyla neticelenen 1946 seçimleri kadar hareretli olmadı.

Açık Oy Gizli Tasnif
Yaşı kemâli geçmişlerin anlattıklarına veya dönemin Gazete haberlerine kulak  kabarttığımızda,  o neslin 1946 seçimilerini “tarihi fırsat” olarak nitelediğini, kendi lisanlarınca “mühim intihâb” (önemli seçim) dediklerini görülür. Zira bu cumhuriyet tarihinin ilk çok partili seçim olacaktır. Bu nedenle de halk, memuruyla, işçisiyle, çiftçisiyle, söz konusu seçimlere yoğun katılım göstermiştir.

Ancak her daim topluma demokrasiyi bahşetmekle övünen zevat, seçimlerde bir cilve yapar ve oyları kendi ters terazileriyle tarttarlar.  Sayımda açık oy gizli tasnif usulü uygulandı.

İktidar Kendi Kendini Seçti
Sandık başına giden halk görevliye ve çevresine hangi partiye oy vereceğini açıkça gösteriyor, ancak ne garâbettir ki oyların tasnifi, “Tek Parti” azâlarından (üyelerinden) oluşan sandık kurulunca kapalı bir odada yapılıyordu. Sayımdan sonra ise oylar yakılıyor, böylece tahmin edilen sandık sonucuna halkın itiraz fırsatı kalmıyordu.  Neticede dedem neslinin “mühim intihâp” yakıştırması lafta kaldı. Evcilik oyununa dönem oylamada iktidar açıkça kendi kendini seçti.

Modern Tarihimizin İlk Tek Partisi

Aslında açık oy gizli tasnif yöntemi bir yerde pratik ve demokratik bir seçim sayılırdı. Zira İttihatçılar 1912 seçimlerinde işi kaba kuvvetle halletmişti. Birkaç yıl önce istibdat dedikleri, despot olarak niteledikleri Sultan Hamid’i hürriyet, eşitlik, adalet nidalarıyla, deviren İttihatçılar, 1912’de sandık kurulunca birdenbire  fikir değiştirdi.

Oyları halktan neredeyse tekme-tokatla alıyor, muhalif adayların evlerini tutarak seçmene ulaşmalarını engelliyordu. Böylece bütün muhaliflerini tavsiye eden İttihat ve Terakki, modern tarihimizin ilk Tek Parti’si oldu.

Yüz Yıl Önceki Zihniyet
1912’den 46’ya, haleften selefe seçimlerde aslında pek bir şey değişmedi. Halk sadece habire sandığa gidip gelme tenezzül ve zahmetini gösterdi. Neyse ki değişen dünya konjonktürü bu madrabazlıkların kısmen de olsa önünü kapadı. Zira aradan 100 yıl geçmesine rağmen” meşum” zihniyetin olaya bakışında pek fark olduğunu söylenemez.

12 Yorum »

  • ismail karagülle diyor ki:

    100 defa tekrarlanınca , yanlış söylemler doğru gibi algılanmaya başlıyor. ittihat ve terakki – halk partisi .

    Sizin bahs ettiğiniz olumsuz bütün davranışlarına rağmen , padişahlık ve otakratik bir rejimden , demokratik Cumhuriyete geçişin mimarlarıdır. Eğer bu gün biraz demokrasi varsa , o öncü kuvvetler sayesinde vardır. Hem de bu yıkılmaya yüz tutmuş bir osmanlının son dönemlerinde zor şartlarda başlamış bir özgürlük ve demokrasi hareketidir.
    Ve bugün bir devletimiz varsa o öncüler sayesinde vardır. Bu gün idarede olanlar demokrasinin nimetlerinden faydalanan şanslı zümreler, o günlerin öncü fedailerinin sayesinde bu nimetlerden yararlandıklarını unutup , dua edecekleri yerde onlara beddua ederler. Bu sadece kadir bilmezlik, değil daha ileri söylemle namkörlüktür.

    • murat diyor ki:

      Kuran-ı Kerimi elimizden almak arapça harflerini unutturmak ve Allahın kuralları olan şeriatı kurallarının yerine kul kurallarını getirmek ve şeriatı demokrasiden laiklikten aşağı görmek bunları yapan insanlara dua edecemişiz etmessek nankörmüşüz sizin zihniyetiniz bu ama ipinizi çekiyorlar yavaş yavaş kalelerinizi bir bir alıyorlar bitti sizin el altından devlet yönetiminiz artık millet nasıl isterse öyle yönetilecek tam demokrasi olacak

    • musa diyor ki:

      galiba senin tarih bilmediğim kanısındayım sen kendi siyasi düşüncenle konuşuyorsun.

  • muverrih diyor ki:

    "Merdi kıpti seçaat arz ederken sirkatin söyler" diyor ya söz. Doğru !

    İttihatçılara demokrasi ve hürriyet kahranamı elbisesi biçme adeti yeni değil. 95 senedir ütülenip yamanıp yeniden yıkanıp tekrar giydiriliyor bu kisve.

    Nedense İmparatorluğumuzu ittihatçiların elinde bozuk para gibi harcadığızı, enaz anadolu kadar Türk olan Rumeliyi, Balkanları, Batı Trakya'yı, Edirneyi, (bugün sadece 3/2) taaa Adriyatik'e kadar uzanan 550 senelik Türk yurdunu yine onların yol yordam bilmezlikleriyle silip attıpımız, bırakıp kaybettiğimiz unutuluyor.

    İmparatorluklar çöker, milletler dağılır, her biri başka yönegider. Marifet bunu usulünce tasviye etmesini bilmek, bu süreci düzgün yönetebilmek.

    Fakat malesef İttihatçılar en yapılmayacak olanı yaptı, Alman karakartalının hızına yetişmek için soluk soluğa Almanlarla savaşa girdiler. memleketi, orduyu, askeri Alman komutanının kucağına verdiler. Boş ve derin hülyalar peşinde 650 senelik bir imparatorluğu ingilizin cetveliyle tasviye etmesine sebep oldular. Bereket ki Anadoluyu geri aldık. fakat bu gün hala türk varlığıyla duran pek çok asli toprağımızı kurda kuşa kaptırdık.

    Bitti mi ? Hayır ! O sözde demokrasi kahramanları, hürriyet mücahitleri memleketi sırf kanun hükmünde kararnamelerle yönettiler. Peki neredeydi Meclis, neredeydi meşrutiyet ? "Yok kanun yap Kanun, Ben yaptım oldu " derdi Enver Efendi.
    İşlerine gelmeyince meclisi feshedip seçimi yenilemeyi çok iyi biliyorlardı.

    Sevgili kahramanlarnız, İttihat mücahitlerimiz değilmiydi Abdülhamitten daha depot daha sansürcü kesilenler. Taaa 1950'ye kadar millet Tek Partiden başka bir parti yüzü görmedi.

    Padişahlık daha mı kötüydü Tek Adam'dan.
    Enver, Cemal, İsmet Beyefendi'lerimiz diktatör kesildi başımıza, başında tac altında taht varken Sultan Reşat'ın, daha mı az demokrattık ki diktatörcüklerimiz, Milli Şefciklerimiz olunca civcivli demokrasimiz doğdu?

    Nedense değirmenin suyu kendi çarklarını çevirmeye başlayınca dut yemiş bülbül kesildi o hürriyetşinas, Fransız Perver jakoben'ciklerimiz. Bu kadarını Abdülhamid yapsaydı kıyameti koparırlardı ya mahkeme kararı olmadan adam astırdı Cemal Paşa hazretleri.

    Nedense hala İttihatçılara, "hürriyet kahramanı ! bu günkü demokrasinin mimari ! " sözlerini temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp masaya koyanlar var. Ama hiç kusura bakılmasın yenmiyor.

    Bu mesele un çuvalı gibi daha çoook toz kaldırır. Yaşadığımız toplumsal tramva veya öz güven zehirlenmesi bunlar hep ittihatçıların cebinden çıkanlar değil mi ?

    1988'e kadar ittihatçıların Almanlara olan boçlarını savaş tazminatı hüllesiyle müttefikelere ödemedik mi ? Ödedi Osmalı borcu diyerek. 3-5 kendini bilmez Makedonya'da askeri dağa kaldırıp İstanbul'da saray basınca Osmanlı oldular tabi. Kurdukları cunta bu gün olsa terör örgütleri listesine girerdi ya, onlar iktidar oldular.

    Milyonla Ermeni'yi leblebi toplar gibi toplayıp suriye'ye postalamak da bunların heybesinden çıkmadı mı ? Ama şaşmamalı Makedonya'da eşkiya kovalayanların iktidar olunca imparatorluğu Makedonya dağ kanunlarıyla yönetenlerine.

    Erol Şadi Erdinç gibi "dediğim dedik çaldığım düdük" ler İttihatçıların resmi papağanıydı ne oldu, yeni bir şeyler yok mu ?

    • A:Nuri Kınav diyor ki:

      Bir imparatorluğun yaşaması için gereken ekonomik,siyasi,askeri güç henüz mevcutken bir parti tarafından tek başına yıkılabileceğine inanmak için,beyin yerine omurilikten düşünülüp,konuşuluyor olması lazımdır.
      Ömrü rakiplerinin himmeti sayesinde sürünerek de olsa 200 yıl kadar daha uzatılmış bir imparatorluk elbette yerle bir olacaktı.
      Herkes bir biçimde bunu durdurmaya çalıştı ama olmadı,olamazdı da.Demin de söylediğim gibi başkalarının izin verdiği kadar ve izin verdiği bir biçimde yaşadı ve bitti.
      Sadece dinden ve geçmiş özleminden medet umanların anlaması biraz güç elbette.1.Dünya savaşı Osmanlıyı bölüşmek için çıktı beyler,ayak diremek boşuna…

    • mehmet diyor ki:

      çok güzel anlatmışsın ağzına sağlık ancak bu kadar güzel anlatılırdı

  • [...] View the original article here GD Star Ratingloading…GD Star Ratingloading…Did you like this? Share it:Tweet [...]

  • Abdullah diyor ki:

    Merhaba,,,,,Anadolu kız meslek lsiesi okul f6ncesi e7ocuk gelişimi ve egitimi mezunuyum..3yıl 5-6 yaş grubunda SINIF d6ĞRETMENliği ve 1yıl da yardımcı f6ğretmen olarak e7alıştım.. 3yıl da takı tasarım’la uğraştım.Evliliğim dolayısıyla e7alışmaya 2yıl ara vermiştim..Esenler’de ikamet ediyorum,bulunduğum semt ve e7evre semtlerden bana ulaşırsanız sevinirim.Teşekkfcrler..GONCA d6ZDEMİR tel:05375043582

  • Togan diyor ki:

    Enver Paşa denilince hemen akla iki tane klişe geliyor; bir tanesi, devleti Almanlara sattı, ikincisi ise, Sarıkamış’ta 90 bin askerimizi öldürdü… Önce ilkinden başlayalım; nasıldı Enver Paşa’nın Almanlarla ilişkisi?

    "Enver Paşa o sıralarda Alman hayranıydı. Alman ordusuna hayrandı. Henüz genç bir subayken Berlin’de ataşemiliterlik yaptı. Görevi sırasında Alman ordusunu çok yakından izledi. O dönemde de Alman ordusu, gerçekten hayran olunacak düzeydeydi. Hele bizim Osmanlı ordusunun perişanlığı karşısında, Alman ordusunu görüp de hayran olmamak mümkün değildi. Disipliniyle ve eğitim kalitesiyle, Avrupa’da herkesin birinci sınıf olarak gördüğü bir orduydu. Bu hayranlık meselesi, Enver Paşa’nın dönemindeki subaylarımız arasında sıradan bir şeydi. Bizimkiler zaten ya Fransız hayranıydı, ya İngiliz hayranıydı ya da Alman hayranıydı. Kendilerine hayranlık dönemini maalesef kaybetmişlerdi. Enver Paşa Almanların çok sevdiği bir isimdi. Hatta çok genç yaşına rağmen, Alman İmparatorunun özel ilgi gösterdiği bir insandı. Peki, Enver Paşa’nın bu hayranlığı, Türkiye’yi Almanlar için tehlikeye atacak boyutta bir hayranlık mı? Bu çok saçmadır. Vatanını, devletini bu kadar çok seven bir insan, “Ben Almanları çok seviyorum” diye ülkesini tehlikeye atar mı? Bu konuşulmayacak bir şey. Ayrıca Enver Paşa’nın mektuplaştığı bir Alman dostu vardır. Mektuplarda ona, “Seninle biz dostuz, bu dostluğumuz hep devam edecek” diyor. “Ama devletler arasında dostluk olmaz, bunu unutma” diyor. “Devletler arasında menfaat ilişkileri vardır. Bugün Almanlarla iyiyiz, yarın kötü olabiliriz. Kötü olduğumuz zaman da, bizim kişisel dostluğumuz devam eder ama devletlerimiz arasında bu olmaz” diyor. Enver Paşa bu mektubu yazdığı dönemde daha 30 yaşına gelmemiş, genç bir insan. O genç yaşında, “Devletler arasında dostluk olmaz, menfaat ilişkileri olur” diyebilen bir insan. “Siz Almanların hedefi Adana’ya kadar gelmek” diye tahliller yapan bir adam."

    -Savaşa girmek zorunda mıydı Osmanlı?

    "Savaşa girerken bizimkiler iki zorunlulukla karşı karşıyaydılar. Bir, harbe girmeden ayakta duramazlardı. Neden; çünkü harbin konusu Osmanlı’nın paylaşılmasıdır. Böyle bir zamanda Osmanlı’nın savaşa katılmaması söz konusu değil. Bu Osmanlı’nın elinde de değil. Onun yanında mısın, bunun yanında mısın; artık mesele budur. Bizimkiler önce İngilizlere dayanmak istediler. Fakat İngiltere’nin politikası değişmişti. İngiltere, Rusların aşağı sarkmasını engellemek için, “Ne ölsün, ne olsun” stratejisiyle Osmanlı’nın varlığını istiyordu. Sonradan Reval’de anlaşınca, “Osmanlı paylaşılsın” dediler. Rumeli toprakları zaten gitmiş. Söz konusu olan, Anadolu topraklarının paylaşılması. Bu nedenle bizimkiler önce İngilizlere yaklaştılar. Tabiri caizse İngilizler yanlarına bile yaklaştırmadılar. Fransızlara yaklaşmak istediler. Onlar da yanlarına yaklaştırmadılar. Enver Paşa’nın Almancı tanınması gibi, üç büyüklerden biri olan Cemal Paşa ise Fransızlara yakın biri olarak tanınırdı. Cemal Paşa’yı Fransa’ya yolladılar müzakere yapmak için. Cemal Paşa 15 gün randevu alamadı. Bir devlet, bir devletle görüşmek için ayağa kadar gitmiş ama randevu alamıyor. Yani bu kadar aşağılandılar. Öte yandan, Osmanlı parçalanırsa büyük parçayı kim alacak? Rusya alacak. İstanbul ve Doğu Anadolu Rusların. Buna rağmen Sadrazam Talat Paşa, Kırım’a Çar’la görüşmeye gitti. Dışişleri Bakanına anlaşma teklif etti. Alay ettiler. Bu kadarını söyleyeyim size. İngilizlerle Rusların yazışmaları var; diyorlar ki, “Osmanlı’nın bu gibi tekliflerine alayla, tehditle karşılık verin."

  • Togan diyor ki:

    -Yani Almanya, Osmanlı için mecburi bir tercih miydi?

    "Mecburi tercihti, son tercihti. Onu da millet sanıyor ki, Almanya elimizin altındaydı. Hayır, başta Almanlar da kabul etmiyorlar seni. Neden? Osmanlı, Balkan Harbi’nden çıkmış bir orduya sahip. Bu Balkan Harbi ordumuzu ve milletimizi rezil etmiş bir dönemdir. Balkan Harbi’ni bütün dünya gördü. Silah atmadan Selanik teslim edildi. Böyle bir orduyla Almanya ne yapacak? Gayet açık bir şekilde Alman yetkililer şunu diyor; “Biz savaşa giriyoruz ve sırtımızda yük istemiyoruz.” Bu haldeyken, Alman İmparatorunun zorlamasıyla bizle ittifak kuruyorlar. Daha sonra o dönemi yazanlar çizenler, “Hiç olmazsa tarafsız kalsaydık” diyorlar. Adamlar seni parçalayacak, nasıl tarafsız kalıyorsun? Tarafsızlık olur muydu, olurdu. Nasıl olurdu; kendini tek başına savunacak gücün varsa tarafsız olursun. Bırak kendini savunmayı, Osmanlı ayakta duramıyor."

    -Enver Paşa’nın bu noktada Almancılık yaptığı iddiaları var.

    "Enver’in Almancılık yaptığı iddiaları falan yanlıştır. Evet, Alman hayranıydı. Nitekim bizim ordunun eğitimi Almanların elinde oldu. Ve Balkan Harbi’nde dökülen, rezil olan o ordu, dünya savaşında harikalar yarattı. O orduyu Almanlar eğitti ve Enver Paşa yönetti. “Savaşa Almanlarla beraber girdik ama hep Alman komutanların direktifleriyle hareket ettik” deniyor, bunlar da yanlış. Harbe beraber girince, bizimkiler ortak karargâh kurdular. Dünyanın dört bir yanında ordular çarpışacaksa, ortak bir koordinasyon merkezi kurulmalı, gayet doğaldır bu. Beraber savaşıyorsun; Almanlar giderse sen de gittin. Onlar kurtulursa sen de kurtuldun. Bu noktada Alman menfaati, Türk menfaati diye bir şey olabilir mi? Peki savaşta Alman ve Türk menfaatleri çakışamaz mı? Çakışır ve nitekim çakıştı da. Menfaatler çakıştığı zaman asıl Enver Paşa’yı göreceksin. Bakü Harekâtı’ndan önce Almanlar Enver Paşa’ya, “Kesinlikle girmeyeceksin, ordularını güneye gönder” dediler. Enver Paşa ise, “Ermenilere karşı Türkleri korumak zorundayım, Bakü’ye gireceğim, benim onlara sözüm var” dedi. Bizimkiler hem Ermenilerle, hem İngilizlerle, hem de Ruslarla çatışıyor orada. Yakalanan İngiliz esirlerin içinden Alman subayları çıkıyor. Yani Almanlar, İngiliz üniforması giyip, bize karşı savaşmaya başlamışlar, o ölçüde bir çarpışma var. Bunlar hep yayımlanmış şeyler. Ve Almanların Türklere karşı yaptığı o fiili mücadeleye rağmen Bakü’ye girdi Enver Paşa’nın ordusu. Menfaatlerin çatıştığı yerde Enver Paşa’nın kimden yana olduğu bellidir. Bu bir kahramanlık da değildir Enver Paşa için, doğaldır, elbette Bakü’ye girecek, Enver Paşa Türk’tür, Türkçü’dür. Neden Almancı olsun? Bunlar çok basit propagandalar. Kendi kahramanlarımızı küçültmek, birtakım insanların gıdası olmuş."

  • Tuncay diyor ki:

    Siteniz de Tarih ana başlığı altında Dünya Tarihi, Eski Türk Tarihi, İslam Tarihi, Osmanlı Tarihi, Çağdaş Tarih gibi başlıklar bulunmakta. Fakat ağırlıklı olarak Osmanlı Tarihi işlenmiş. Tarih Osmanlı dan ibaret değil. Tamam bizde Osmanlı torunuyuz. Ama sizde bir ideolojik saplantı içerisindesiniz. Resmi tarihçilere yükleniyorsunuz. Sizin kalır yanınız ne. İktidarın ideolojisine göre güncellik. Medyadan tutunda diğer yayın organlarına kadar hep aynı Osmanlı Osmanlı Osmanlı. Tamamen ideolojik. Biraz objektif olun. Tarihçi iseniz ve yukarıdaki başlıkları koyduysanız hepsini bulundurun. Ya da sitenizin ismini Osmanlı Tarihi ve İdeolojimiz olarak değiştirin.

Yorum Yazın