
Kütüphanelerin mazisi yazının varlığı kadar eskidir. Asur, Bâbil ve Hitit...
DevamıDünya Tarihi, Eski Türk Tarihi, İslam Tarihi, Osmanlı Tarihi, Çağdaş Tarihi
Kültür-Sanat, Tarih Bilim, Tarih-Din, Tarih-Muftak, Tarih-Giyim, Tarih Mimari, Yaşam
Tarihi Arşiv belgeleri, Mecmua nüshaları, Taştan vesikalar, Kitabe ve Yazıtlar
Tarih coğrafi haritalar, Tarih Atlaslar, Tarih planlar, Tarih Arşiv, Tarih haritalar
Tarih Belgeseli, Tarih Film, Söyleşi, Röportaj, Tarih Marş, Mehter ve Musiki
Sayın Ari Çokona, çok uzun zaman beri yapılması gereken birşeyi yapmış ve İmrozlu Kritovulos Tarihi”ni günümüz Türkçe’sine kazandırmış. Heyamola yayınlarından çıkan eser için sayın Çokona’ya teşekkür ediyoruz. Kitabın piyasadaki mevcut çeviri sürümlerinden farklı olarak tam bir çeviri olacağını umut ediyoruz. Ayrıca bir not, kitapçift sayılı sayfalarda el yazmasının renkli fotoğrafları, tek sayılı sayfalarda ise Türkçe çevirisi olmak üzere iki dilde yayınlanmış.
Eserin tanıtımı 21 Mayıs 2012 tarih ve saat 18.00’de Pera Μüzesi’nde gerçekleştirilecek. Topkapı Sarayı Müzesi Başkanı Prof. Dr. İlber Ortaylı, Boğaziçi Üniversitesi’nden Bizans Tarihi uzmanı Prof. Dr. Nevra Necipoğlu ve kitabın çevirmeni Ari Çokona da program kapsamında kısa birer sunum yapıcaklar. 
Günümüzde vazgeçilmez olarak e-posta adreslerinde kullanılan @ işaretinin tarihi altıncı yüzyıla kadar uzanıyor.
E-posta adreslerinin ayrılmaz bir parçası “at” (et) (@) işareti, Ortaçağ müstensih keşişleri (kitap kopyalayıcıları) tarafından bulunmuş ve dilbilimci Berthold Louis Ullman’a göre bu işaretin ortaya çıkışı VI. yüzyıldadır. Ancak, şüphesiz o dönemde, günümüzdeki anlamıyla kullanılmamaktaydı.
Not: Bu yazı, Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci’nin 18 Nisan 2012 Çarşamba günü Türkiye Gazetesi’nde yayınlanan yazısıdır.
İngilizler, daracık meclisinden soldan trafiğine kadar her şeyde “elden ayrıksı” oldukları gibi, ölçüleri de başkalarınkine benzemez. Onlar gibi bir imparatorluk olduğu için, Osmanlıların da kendilerine has ölçüleri vardı. Eski fıkıh kitaplarında geçen bazı ölçüler ise çok eskilerden kalmadır. İngilizler kimseye benzemeyen bu ölçülerinden hiç gocunmazken, Türkiye, 1931 senesinde kaç asırlık geleneğine yüz çevirip, Avrupalıların kullandığı ölçüleri kabul ediverdi. Buna da Avrupa ile -esasında o zaman pek cılız olan- ticarî işlerde paralellik gerekçe gösterildi. Avrupa ile münasebetleri daha eski ve güçlü olan İngiltere ve Amerika’nın aklında böyle bir uyanıklık nedense hiç aklına gelmemişti.
Not: Bu yazı, Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci’nin değerlendirme yazısıdır.
Alışılmadık bir örnek olduğu için, Fetih 1453 çok rağbet uyandırdı. Çok emek verilmiş. İyi niyet eseri her sahnede kendisini gösteriyor. Ama kusursuz güzel olmaz!
Doğrusu sinema kritiğinden anlamam. Ama okuyuculardan yakında vizyona giren Fetih 1453 filmi hakkındaki kanaatlerimi soran çok sayıda mesaj aldığım için, cevap sadedinde bazı şeyler söylemek istiyorum.
Not: Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil’in film hakkındaki değerlendirme yazısıdır.
On yedi milyon bütçeli gişe rekorları kırmaya aday dev bir film, gösterime girdi. “Fetih 1453”. Okuyucularımdan gelen yoğun sualler üzerine film hakkında bir yorum ve değerlendirme yapmayı konunun ilgilisi olarak kendime vazife gördüm.
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki tenkit ve tahlil, her ne olursa olsun ortaya konulan bir eser hakkında kazançtır. Artı ve eksi yönlerini göstermesi bakımından, gelecekte ortaya çıkacak eserlere bir anlamda projektör vazifesi görecektir. Oysa son yıllarda tenkide tahammül edemez bir yapımız ortaya çıkmaktadır ki asıl bu durum düşündürücüdür. Hemen,“öyleyse izlemeseydin”, “beğenmiyorsan sen daha iyisini yap” ucuzculuğu başlamaktadır.
.
Paris’in sembolü konumunda olan Eyfel, bütün ihtişamıyla her yıl milyonlarca turisti kendisine çeker. Bu âbidevi eserin yapılış tarihi 1889’lara rastlar. Bu yönüyle tam yüz yıl önce gerçekleşen Fransız İhtilali ile bir ilgilisi olduğu düşünülebilir. Evet doğrudur, ihtilalin yüzüncü yılını kutlamak amacıyla böyle bir projeye karar verilmiştir. Ve kule tamamlandığında 329m.lik boyu ile Paris üzerinde arz-ı endam etmeye başlamıştır. Fakat ilk zamanlar bu eserin görsel bakımdan değeri birçok sanatkâr tarafından tartışılmış, hatta Eyfel daha yapılırken bile kaldırılması için imza kampanyaları düzenlenmişti…
.
.
Osmanlı padişahlarından bazıları sahip olduğu meziyetler ile ön plana çıkarlar. Bilhassa silahşörlük alanında daha gençlik yıllarından itibaren iyi bir eğitim aldıkları bilinir. Fatih Sultan Mehmed’in Belgrad seferinde, yalın-kılıç düşman ordusunun içerisine daldığı ve pek çok askeri öldürdüğü tarihi kayıtlarda mevcuttur. Cem Sultan’ın gürz sallamada devrinin en önde gelenlerinden olduğu Cihannümâ isimli tarih kitabında geçiyor. Bu sultanlar arasında ihtişam ve kudretiyle ayrı bir yere sahip olan IV. Murad Han’ı unutmayalım. Zira attığı cirit çok uzaklara ulaşacak ve yaklaşık 30 metreden bir yumurtayı o zamanın tüfeğiyle vuracaktır…
Hayatımızın ayrılmaz bir parçası olarak kabul ettiğimiz rüya, hiç şüphesiz insanoğlu üzerinde bazen müsbet bazen de olumsuz tesirler bırakır. Bunun için bizim geleneğimizde kötü rüyaları kimseye anlatmamak, iyi rüyaları ise “hayra yormak” esastır. Bununla beraber tarih boyunca perde önündeki simaların gördükleri rüyalar meşhur-ı âlem olmuş, herkese ulaşmıştır. Güzelliği ile tanınan Hazret-i Yusuf’un rüya tabir etmede ayrı bir meziyete sahip olduğu kitaplarda geçer. Firavun ise bütün saltanatını kaybedeceğini rüyada görmüş ve tâbircilerin ifadeleri doğrultusunda zalimâne tedbirlere başvurmuştur. Fakat bütün bu önlemler onun gördüğü rüyanın künhünü (özünü) değiştirememiştir. Osmanlı padişahlarından Sultan I. Ahmed’in rüyası ve Aziz Mahmud Hüdâyi’nin tâbiri meşhurdur. Fakat bu kez biraz daha öncesine, yani Yavuz Sultan Selim’in gördüğü bir rüyaya ve ardından yaşananlara göz atalım…