<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Tarih ve Medeniyet &#187; müteverrih</title>
	<atom:link href="http://tarihvemedeniyet.org/author/muverrih/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://tarihvemedeniyet.org</link>
	<description>Tarih ve Medeniyet</description>
	<lastBuildDate>Sun, 05 Feb 2012 20:40:51 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Böyle Buyurdu Hakan</title>
		<link>http://tarihvemedeniyet.org/2011/07/boyle-buyurdu-hakan/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2011/07/boyle-buyurdu-hakan/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 Jul 2011 11:21:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>müteverrih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Belge-Vesika]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=15805</guid>
		<description><![CDATA[Barıdırdığı milyonlarca vesika ile dünya mirasının en önemli hazinelerinden sayılan, sadece Türkiye değil pek çok ülkenin hafıza kaydı mesabesinde olan eski adıyla Hazine-i Evrak, bugünkü tabirle Başbakanlık Olmanlı Arşivi&#8217;den Sultan Abdülhamid&#8217;in buyruklarını, devlet politikalarını yansıtan ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/07/Sultan-Hamid.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-15808" title="Sultan Hamid" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/07/Sultan-Hamid.jpg" alt="" width="201" height="212" /></a>Barıdırdığı milyonlarca vesika ile dünya mirasının en önemli hazinelerinden sayılan, sadece Türkiye değil pek çok ülkenin hafıza kaydı mesabesinde olan eski adıyla Hazine-i Evrak, bugünkü tabirle Başbakanlık Olmanlı Arşivi&#8217;den Sultan Abdülhamid&#8217;in buyruklarını, devlet politikalarını yansıtan çeşitli konulara dair bir kaç orjinal belge.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Amerika&#8217;ya Karşı Teşebbüsler<span id="more-15805"></span></strong></p>
<p>Yıldır Saray-ı Hümâyânu</p>
<p>Baş Kitâbet Dâiresi</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/07/amerikaya-karsi-tesebbüsler.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-15809" title="amerikaya karsi tesebbüsler" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/07/amerikaya-karsi-tesebbüsler.jpg" alt="" width="204" height="207" /></a>Aralık ayının ikinci günü Farsan (Kızıldeniz’de ada) sularına gelip demir atan Amerika bandıralı gambotu gözetim altında tutmak için yeterli vasıtalara sahip olmadığına dair Yemen valiliğinden alınan telgrafı takdim eden 27 Aralık 1903 tarihli hususi sadaret tezkereniz padişah tarafından görüldü. Malumunuz olduğu üzere Amerikalılar’ın, kabul ettikleri Monroe doktrini gereğince Avrupa işlerine müdahale etmedikleri halde Osmanlı devletinin işlerine karışarak, böyle Osmanlı sularına gemi göndermek gibi muameleye yeltenmeleri caiz olmadığından ve devletin yürürlükte olan kanunlarına aykırı bulunduğundan hükümetçe bu tür şeylere mahal bırakmamak neticesini temin edecek tarzda gerekli teşebbüslerin yapılması padişah efendimizin emir ve iradeleri gereğidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Saray Başkatibi 28 Aralık 1903</p>
<p>Tahsin</p>
<p style="text-align: right;">Belge No. BOA. İrade-i Hususi 14,8 L 1321</p>
<p style="text-align: left;"><strong><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/07/Musul-Petrolleri-1.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-15812" title="Musul Petrolleri 1" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/07/Musul-Petrolleri-1.jpg" alt="" width="248" height="167" /></a>Musul Petrolleri</strong></p>
<p style="text-align: left;">Yıldır Saray-ı Hümâyânu</p>
<p>Baş Kitâbet Dâiresi</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/07/Musul-Petrolleri-harita.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-15811" title="Musul Petrolleri  harita" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/07/Musul-Petrolleri-harita.jpg" alt="" width="180" height="160" /></a>Musul vilayetinde bulunan neft ve petrol madeninin arama ve işletme imtiyaz ferman-ı ali ile sadece hazine-i hassaya ait olduğu gibi, Bağdat vilayeti dâhilinde de ehemmiyetli petrol madeni bulunmakta olduğundan ve birbirine bitişik olan bu iki vilayet dâhilindeki maden iradeleri birleştirilmedikçe istifade hâsıl olmayacağından, Bağdat vilayeti dahilinde petrol ve neft madeni arama ve işletme imtiyazının dahi hazine-i hassaya verilmesi, söz konusu hazine nezaretinin teklifi üzerine, padişah efendimiz hazretleri tarafından emir ve irade edilmiştir.</p>
<p>Saray Başkâtibi</p>
<p>Tahsin</p>
<p style="text-align: right;">Belge No. BOA. İrade Hususi, 11,1326 M 6.</p>
<p><strong><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/07/ihalat-da-ihracat-da-kararinda-olmali.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-15815" title="ihalat da ihracat da kararinda olmali" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/07/ihalat-da-ihracat-da-kararinda-olmali.jpg" alt="" width="275" height="262" /></a>İhracat da İthalat da Kararında Olmalı</strong></p>
<p>Yıldız Saray-ı Hümâyûnu</p>
<p>Baş Kitâbet Dâiresi</p>
<p style="text-align: justify;">Zahire fiyatlarının yükselmesi ekmek fiyatının da artmasına sebep olmakta ve bundan fukara ahali zaruret ve müşkülata maruz kalmaktadır. Daha önceleri kaime yüzünden meydana gelen fiyat artışlarının ne kadar kötü tesir yaptığı malumdur. Elimizde mükemmel istatistikler olmadığından, memlekette ne kadar zahireye ihtiyaç olduğunu tahmin etmek mümkün değildir. Bu konuda yapılacak bir yanlışlık her zaman zarar vermeye devam edecektir. Başka bir yöredeki fiyat artışından istifade gayesiyle vilayetlerce gerekli zahirenin ihraç edilmesi sonucu kıtlık meydana geldiğini beyana hacet yoktur. Bu sebepten, memleketin gerçek manada zahire ihtiyacının tespit edilerek, ne fazla zahire ihraç edilmesine ne de birçok zahirenin lüzumsuz şekilde içeride kalmasına mahal bırakmayarak ekmek fiyatının artıp halkın zarara uğramasına meydan verilmemelidir. Bu amaçla Divan-ı Muhasebat Reisi Tevfik Paşa’nın başkanlığında, diğer uzman kişilerin de katılacağı bir komisyon kurularak bu işin araştırılması padişah efendimizin iradeleri icabındadır.</p>
<p>Saray Başkâtibi 20 Eylül 1897</p>
<p>Tahsin</p>
<p style="text-align: right;">Belge No. Başbakanlık Osmanlı Arşivi, İrade Hususi, 72,1315 R 22.</p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: x-small;"><strong>Bibliyografya:</strong></span></p>
<p>Vahdettin Engin, <em>Böyle Buyurdu Hakan</em>, Tarih ve Medeniyet Dergisi, sa.55, yıl 1998 sf. 32</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2011/07/boyle-buyurdu-hakan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İngiliz Gözüyle Osmanlılar &#8211; BBC</title>
		<link>http://tarihvemedeniyet.org/2011/03/ingiliz-gozuyle-osmanlilar-bbc/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2011/03/ingiliz-gozuyle-osmanlilar-bbc/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Mar 2011 15:42:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>müteverrih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Düzenlenme Aşamasında]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=15002</guid>
		<description><![CDATA[
Bölüm 1: Elizabeth’den 3. Murat’a Mektup
İlk İngiliz büyükelçisi İstanbul’a gizlice, hangi kılıkta girdi? Osmanlı’yla ilişki kurulmasına Londra’da muhalefet: Şeytanın iki bacağı birbirine dolanır mı? Avrupa ve İngiltere’de “Türk” imajının şekillenmesi. “To turn Turk” ne demek? ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="bio_destek">
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/03/osmanlı-ingiliz.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-15012" title="osmanlı ingiliz" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/03/osmanlı-ingiliz.jpg" alt="" width="141" height="124" /></a>Bölüm 1: <a href="http://www.bbc.co.uk/turkish/ottomans1.ram"><strong>Elizabeth’den 3. Murat’a Mektup</strong></a><br />
İlk İngiliz büyükelçisi İstanbul’a gizlice, hangi kılıkta girdi? Osmanlı’yla ilişki kurulmasına Londra’da muhalefet: Şeytanın iki bacağı birbirine dolanır mı? Avrupa ve İngiltere’de “Türk” imajının şekillenmesi. “To turn Turk” ne demek? İngiltere’deki ilk Osmanlılar.</p>
</div>
<div id="bio_dig">
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.bbc.co.uk/turkish/ottomans2.ram">Bölüm 2: <strong>Levant Kumpanyası</strong></a><br />
İngiliz tüccar sınıfı gözlerini doğuya çeviriyor. İngiliz-Türk ticaretinin 244 yıl boyunca tek hakimi, Levant Kumpanyası’nın öyküsü. İzmir’deki “İngiliz milleti”nin yaşamı. İngiltere’yle ticaret Osmanlı’ya ne kazandırdı, ne kaybettirdi?</p>
</div>
<div id="bio_destek">
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.bbc.co.uk/turkish/ottomans3.ram">Bölüm 3: <strong>Seyyahların Gözüyle Osmanlı</strong></a><br />
Lady Mary Wortley Montegu’nün mektupları: “Osmanlı’nın en özgür tebaları kadınlar.” İngiliz sarayında Osmanlı kıyafeti modası. Osmanlı ordusuyla sefere çıkan İngiliz büyükelçi. “Sisli sokaklar, koca binalar&#8221;, Londra’daki ilk Türk seyyahlardan izlenimler..</p>
</div>
<div id="bio_dig">
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.bbc.co.uk/turkish/ottomans4.ram">Bölüm 4: <strong>İngiliz Edebiyatı ve Mimarisinde Türk İmgesi</strong></a><br />
Ortaçağ’dan Rönesans’a, halk oyunlarında, Shakespeare’de Türkler. İngiltere’de ilk cami ve Türk bahçeleri. Türk Hamamı Şirketi &#8211; Sosyal bir proje olarak Türk hamamları. İngiliz bezeme sanatında Osmanlı motifleri. Namık Kemal ve Ziya Gökalp’in Londra günleri.</p>
</div>
<div id="bio_destek">
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.bbc.co.uk/turkish/ottomans5.ram">Bölüm 5: <strong>Yarı Sömürge Günleri</strong></a><br />
Siyaset, ilişkilere ne zaman girdi? İngiliz meclisinde Osmanlı tartışmaları. İki başbakanın mücadelesi: Gladstone, D’Israeli’ye karşı. Abdülaziz’in İngiltere ziyareti ve “Aziziye Marşı.”<br />
“İhtiyar aslan’a” İngiliz yardımının bedeli: Kıbrıs ve Mısır’ın kaybı.</p>
</div>
<div id="bio_dig">
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.bbc.co.uk/turkish/ottomans6.ram">Bölüm 6: <strong>Çağdaş İngiltere’de Türk İmajı</strong></a><br />
Bir proje: Cumhuriyet’in kuruluşundan günümüze Avrupa’da Türk imgesi. Avrupalılar Viyana Kuşatması’nı unuttu mu? İngiltere’deki değişim: Turizmin ve İngiltere’deki Türk toplumunun imaja etkileri. 1950’lerde İstanbul’da bir İngiliz</p>
</div>
<p style="text-align: left;">BBC Türkçe Servisi Hazırlayan ve sunan <strong>Ebru Doğan</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2011/03/ingiliz-gozuyle-osmanlilar-bbc/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
<enclosure url="http://www.bbc.co.uk/turkish/ottomans3.ram" length="0" type="audio/x-realaudio" />
<enclosure url="http://www.bbc.co.uk/turkish/ottomans2.ram" length="0" type="audio/x-realaudio" />
<enclosure url="http://www.bbc.co.uk/turkish/ottomans1.ram" length="0" type="audio/x-realaudio" />
<enclosure url="http://www.bbc.co.uk/turkish/ottomans4.ram" length="0" type="audio/x-realaudio" />
<enclosure url="http://www.bbc.co.uk/turkish/ottomans5.ram" length="0" type="audio/x-realaudio" />
<enclosure url="http://www.bbc.co.uk/turkish/ottomans6.ram" length="0" type="audio/x-realaudio" />
		</item>
		<item>
		<title>Ortadoğuda İngiliz Parmak İzleri</title>
		<link>http://tarihvemedeniyet.org/2011/03/ortadoguda-ingiliz-parmak-izleri/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2011/03/ortadoguda-ingiliz-parmak-izleri/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Mar 2011 04:00:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>müteverrih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Belgesel]]></category>
		<category><![CDATA[Video]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=14970</guid>
		<description><![CDATA[Ortadoğuda İngiliz Parmak İzleri]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table class="shutter" style="width: 682px; height: 120px;" border="0" cellspacing="5" cellpadding="5" align="left">
<tbody>
<tr>
<td style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/03/brirish-troops-in-damascus.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-14971" title="brirish troops in damascus" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/03/brirish-troops-in-damascus.jpg" alt="" width="208" height="138" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><iframe title="YouTube video player" width="640" height="390" src="http://www.youtube.com/embed/sRb0fnIiiSw" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2011/03/ortadoguda-ingiliz-parmak-izleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Damak Tadımızın Jeopolitiği</title>
		<link>http://tarihvemedeniyet.org/2011/03/damak-tadimizin-jeopolitigi/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2011/03/damak-tadimizin-jeopolitigi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 05 Mar 2011 18:33:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>müteverrih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Medeniyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=14891</guid>
		<description><![CDATA[Türk mutfağı, Fransız, Çin ve Meksika mutfağı ile birlikte dünyanın sayılı lezzetleri arasında yer alır. Ancak Türk mutfağını diğerleriyle kıyaslamak pek de doğru sayılmaz. Zira bu mutfak binlerce yıllık tekâmül ile zenginleşmiş, çeşitli milletlerle olan ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/02/ottomam-cuisine2.png"><img class="alignleft size-full wp-image-14897" title="ottomam cuisine2" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/02/ottomam-cuisine2.png" alt="" width="252" height="240" /></a><span class="cap" title="T">T</span>ürk mutfağı, Fransız, Çin ve Meksika mutfağı ile birlikte dünyanın sayılı lezzetleri arasında yer alır. Ancak Türk mutfağını diğerleriyle kıyaslamak pek de doğru sayılmaz. Zira bu mutfak binlerce yıllık tekâmül ile zenginleşmiş, çeşitli milletlerle olan kültürel temasların ve asırlık tecrübelerin birikimi ile damak çatlatan kıvama ulaşmıştır.<span id="more-14891"></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Göçerlik Devrinin Türk Mutfağı</strong><br />
Orta Asya göçebelik devrinde Türk mutfağı ve damak tadı şimdiki kadar geniş bir skalaya yayılmış değildi.  Bu gün “kebap” dediğimiz et çevirmeleri, haşlama ve söğüşler, sakatat çeşitleri, kurutulmuş veya konserve edilmiş et ve süt ürünleri başlıca menüleri oluşturuyordu. Bunun dışında ekşi ve sert sütlü içecekler, peynir çeşitleri ve mutlaka ekşi yoğurt geliyordu.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/02/Turksihdelight1.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-14902" title="tvg023" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/02/Turksihdelight1.jpg" alt="" width="206" height="266" /></a>Pek çok coğrafya’ya seyahatte bulunan ve bu arada Türk topluluklarını da gözlemleme fırsatı bulan İbni Fadlan yazdığı seyahatnamesinde, Türklerin yemekleri ekseriyetle ekşi yoğurt ile katık ederek yediğini, dahası Türkler arasında tatlı bir şey yemenin “utanaç” addedildiğini ve kesinlikle tatlı yiyecekler tüketilmediğini nakleder. Genellikle kesik sütten mâmül sert sosların konserve edilmiş veya kurutulmuş yiyecekleri yumuşatmakta servis edildiği belirtir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Anadolu’nun Sofrası</strong><br />
Tamamıyla göçebe hayat tarzının tesirindeki bu yemek kültürü Türkler Anadolu’ya geldikten sonra civarındaki kültürlerin etkisiyle ve yavaş yavaş yerleşik düzene geçilmesiyle değişmeye başladı. Bu değişim Osmanlı döneminde en olgun seviyeye ulaştı ve ihtişam çağını yaşadı.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/02/yemek3.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-14904" title="yemek3" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/02/yemek3.jpg" alt="" width="155" height="259" /></a>İmparatorluk Dönemi Türk mutfağına, sebzeli et yemekleri, bastı ve yahniler Arap mutfağından, meyveli et yemekleri, (üzümlü, fıstıklı, ayvalı) İran ve Ermeni mutfağından, neredeyse her çeşidinin adı İtalyanca olan balık yemekleri İtalyan mutfağından (uskumru, çinakop, sardalye)  mutfağımıza dâhil oldular. Bunların yanında Osmanlıların haşarat-ı bahriye dedikleri ve pek itibar etmedikleri (karides, kerevit, pavurya, ıstakoz) Yunan ve İtalyan mutfağından devşirildi.</p>
<p style="text-align: justify;">Bol zeytinyağlı sebze yemekleri, soğuk mezeler, üzümlü şıra ve şerbetler ise Yunan mutfağından hamur işleri, kızartmalar ise Rumeli ve Baklan kökenli olarak mutfağımızdaki yerini aldı. Otsu yemekler, haşlama ve lapalar ise Kafkas coğrafyasından aktarıldılar.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/02/matbahı-amire.png"><img class="alignright size-full wp-image-14908" title="matbahı amire" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/02/matbahı-amire.png" alt="" width="257" height="309" /></a>İmparatorluk Mutfağının Laboratuarları</strong><br />
Bütün bu yemeklerin en iyisi ve en lezzetlisi geldikleri coğrafyada değil daima Saray’da yani İstanbul’da pişerdi. Saray’dan sonra onun uzantısı olan devlet ricali ve üst düzey yöneticilerin konaklarında, yani kelli felli ekâbirin, küberâ ve zürefâ taifesinin haneleri gelirdi. Merkez ve şehzade saraylarının, konak ve malikânelerin maharetli matbah (mutfak) ve kiler eminleri ekibiyle bu yemekleri en nefis kıvamda yapmayı iftihar addederdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Akar, kokar malzemenin özenle tasnif edildiği, etin en taze ve kalitelisinin geldiği ve en seçkin usullerin tecrübe edildiği saray ve konak matbahları imparatorluk mutfağının adeta birer laboratuarı gibiydi. İşte bu kanallar vasıtasıyla 72 kültürün harmanladığı imparatorluk mutfağındaki tarifler taşraya ve halka taşınırdı.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Osmanlı Mutfağının Olmazsa Olmazı</strong><br />
<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/03/Green_Tomato.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-14924" title="Green_Tomato" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/03/Green_Tomato.jpg" alt="" width="118" height="93" /></a>Osmanlı döneminde, un, yağ, tuz, zerde, pirinç ve et şehirli halkının temel mutfak maddesi olarak kabul edilirdi. Bu listeye temel ihtiyaç olarak odun da dâhildi. Bunlardan birinin eksikliği yahut fahiş pahalılığı memnuniyetsizliğe ve yer yer yönetime karşı homurtulara, tepkilere, hatta isyanlara sebep olmuştur. Dolayısı bu maddelerin eksiksiz teminine ve fiyatlarına yöneticiler daima özen göstermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Osmanlı Mutfağında Yeşil Domatesi</strong><br />
İlginçtir 19. asra gelinceye kadar Osmanlı mutfağında domates ancak yeşil iken kullanılır, turşusu ve dolması yapılır, doğranarak yemeklere veya salatalara çeşni diye katılırdı. Kızarınca ise bozuldu, tadı uçtu veya faydası zail oldu denilerek atılırdı. Bu teamül ancak 19. asırda değişebildi.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/03/Ziyafet.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-14931" title="Ziyafet" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/03/Ziyafet.jpg" alt="" width="419" height="210" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2011/03/damak-tadimizin-jeopolitigi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Teke Tek Özel: Konuk- Mehmet Şevket Eygi</title>
		<link>http://tarihvemedeniyet.org/2011/02/teke-tek-ozel-konuk-mehmet-sevket-eygi/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2011/02/teke-tek-ozel-konuk-mehmet-sevket-eygi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Feb 2011 07:52:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>müteverrih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Teketek Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Video]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=14635</guid>
		<description><![CDATA[
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><script type='text/javascript' src='http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/plugins/hana-flv-player/flowplayer3/example/flowplayer-3.2.3.min.js'></script>
<div >
<div id='hana_flv_flow3_1' style='display:block;width:480px;height:392px;' title="*Video:teketek Özel - konu: mehmet sevket eygi"></div>
</div>

			<script  type='text/javascript'>
		flowplayer('hana_flv_flow3_1', { src: 'http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/plugins/hana-flv-player/flowplayer3/flowplayer-3.2.3.swf', wmode: 'transparent' }, { 
    		clip:  { 
    			url: 'http://video.fatihaltayli.com.tr/tt081116.flv',
        		scaling: 'scale', autoPlay: false, autoBuffering: true 
				,linkUrl: 'http://tarihvemedeniyet.org' ,linkWindow: '_blank'  , onFinish : function () { this.seek(0); } 
	        }

		}); 
			</script></p>
<p><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/02/sevketeygi.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-14641" title="sevketeygi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/02/sevketeygi.jpg" alt="" width="168" height="126" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2011/02/teke-tek-ozel-konuk-mehmet-sevket-eygi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
<enclosure url="http://video.fatihaltayli.com.tr/tt081116.flv" length="331430652" type="video/x-flv" />
		</item>
		<item>
		<title>Bulgaristana Satılan Osmanlı Evrakı</title>
		<link>http://tarihvemedeniyet.org/2011/01/bulgaristana-satilan-osmanli-evraki/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2011/01/bulgaristana-satilan-osmanli-evraki/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 Jan 2011 10:43:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>müteverrih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Video]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=14380</guid>
		<description><![CDATA[

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="size-full wp-image-1078 alignright" title="satilan evrak defteri atik" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/satilan-evrak-defteri-atik-.jpg" alt="satilan evrak defteri atik" width="156" height="111" /></p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="506" height="406" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/FFfIrvlRfUE?fs=1&amp;hl=en_US" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="506" height="406" src="http://www.youtube.com/v/FFfIrvlRfUE?fs=1&amp;hl=en_US" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2011/01/bulgaristana-satilan-osmanli-evraki/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İmparatorluğun Sürgün Çocukları</title>
		<link>http://tarihvemedeniyet.org/2011/01/imparatorlugun-surgun-cocuklari/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2011/01/imparatorlugun-surgun-cocuklari/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 Jan 2011 09:52:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>müteverrih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Video]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=14339</guid>
		<description><![CDATA[


İngiltere hükümeti çocuk göçü adını verdiği bir program kapsamında kilise ve hayır kurumlarının yardımıyla  eski sömürgelerine 130 binden fazla yoksul çocuk gönderdi. Daha iyi bir yaşam vaadiyle evlerinden alınan bu çocukların nereye gönderdildikleri ailelerine söylenmedi. ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table class="shutter" style="width: 682px; height: 259px;" border="0" cellspacing="5" cellpadding="5" align="left">
<tbody>
<tr>
<td style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/01/surgun-cocuklar.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-14364" style="border: 1px solid black;" title="surgun cocuklar" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/01/surgun-cocuklar.jpg" alt="" width="271" height="177" /></a>İngiltere hükümeti çocuk göçü adını verdiği bir program kapsamında kilise ve hayır kurumlarının yardımıyla  eski sömürgelerine 130 binden fazla yoksul çocuk gönderdi. Daha iyi bir yaşam vaadiyle evlerinden alınan bu çocukların nereye gönderdildikleri ailelerine söylenmedi. Çocuklara da ailelerinin öldüğü söyleniyor, gittikleri ülkelerde kardeşler birbirlerinden ayrılıyordu.</p>
<p>Çocuklar ailelerinin  bilgisi ve rızası olmadan gönderildikleri Avustralya, Yeni Zelanda, Kanada ve Zimbabve gibi ülkelerde tarlalarda, inşaatlarda ağır işlere koşuldu, fiziksel, zihinsel ve cinsel tacize uğradı.Adları değiştirildi.</p>
<p>İngiltere yoksulların yükünden kurtulmak, Kanada&#8217;ya ucuz iş gücü temin etmek, II. Dünya Savaşı sonrasında Avusturalya&#8217;nın nüfusunu arttırmak ve sömürgelerinde yönetici beyaz seçkin sınıfın devamlılığını sağlamak için böyle bir uygulamaya başvurmuştu.</p>
<p>Avusturalya ve İngiltere başbakanları daha 40 yıl öncesine kadar devam eden bu programın kurbanlarından  geçtiğimiz yıl başında özür dilediler.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="680" height="472" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="src" value="http://blip.tv/play/hbs2gpyebQA" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="680" height="472" src="http://blip.tv/play/hbs2gpyebQA" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
<table class="shutter" style="width: 653px; height: 63px;" border="0" align="center">
<tbody>
<tr>
<td></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="680" height="472" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="src" value="http://blip.tv/play/hbs2gpyedwA" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="680" height="472" src="http://blip.tv/play/hbs2gpyedwA" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
<div id="_mcePaste" style="overflow: hidden; position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px;">
<p class="ingress">İngiltere hükümeti, çocuk göçü programı adı altında dört asır boyunca eski sömürgelerine 130 binden fazla yoksul çocuk gönderdi.</p>
<p>Daha iyi bir yaşam vaadiyle evlerinden alınan bu çocuklar, ailelerinin bilgisi ve rızası olmadan gönderildikleri Avustralya, Yeni Zelanda, Kanada ve Zimbabve&#8217;de ağır koşullarda çalıştırıldılar ve kötü muameleye maruz kaldılar</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2011/01/imparatorlugun-surgun-cocuklari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tüm Yönleriyle 11 Eylül Saldırısı</title>
		<link>http://tarihvemedeniyet.org/2011/01/tum-yonleriyle-11-eylul-saldirisi/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2011/01/tum-yonleriyle-11-eylul-saldirisi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 12 Jan 2011 09:01:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>müteverrih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Belgesel]]></category>
		<category><![CDATA[Video]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=14245</guid>
		<description><![CDATA[

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/01/11-eylul-n.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-14248" title="11 eylul-n" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/01/11-eylul-n.jpg" alt="" width="457" height="204" /></a><br />
<object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="682" height="556" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="name" value="tvnet.tv.tr" /><param name="flashvars" value="file=http://tvnet.tv.tr/flv/9328.mp4&amp;image=http://tvnet.tv.tr/flv/resim/11_eylul_0046268119a7c-bae1-4219-8c6f-810bac968878.jpg" /><param name="src" value="http://tvnet.tv.tr/player53.swf" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="682" height="556" src="http://tvnet.tv.tr/player53.swf" allowfullscreen="true" flashvars="file=http://tvnet.tv.tr/flv/9328.mp4&amp;image=http://tvnet.tv.tr/flv/resim/11_eylul_0046268119a7c-bae1-4219-8c6f-810bac968878.jpg" name="tvnet.tv.tr"></embed></object></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2011/01/tum-yonleriyle-11-eylul-saldirisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eski İstanbul Kartpostalları &#8211; Dünden Bugüne: Bölüm 9</title>
		<link>http://tarihvemedeniyet.org/2011/01/eski-istanbul-kartpostallari-dunden-bugune-bolum-9/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2011/01/eski-istanbul-kartpostallari-dunden-bugune-bolum-9/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 Jan 2011 06:03:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>müteverrih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dünden Bugüne Programı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=13935</guid>
		<description><![CDATA[


İstanbul&#8217;un silüeti, mahalle hayatı, tranvayları, meydanları, caddeleri, boğaz ve boğaz köyleri, koyları, gayrimüslim &#8211; müslim mahalleleri, Kuleleri, kaleleri ve hisarları, efsaneleri,  etnik yapısı, kılık kıyafetleri, fotoğrafları, kartpostalları programın konuları arasındaydı.





 

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table class="shutter" style="width: 682px; height: 120px;" border="0" cellspacing="5" cellpadding="5" align="left">
<tbody>
<tr>
<td style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/03/dbugune.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-13921" title="dbugune" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/03/dbugune.jpg" alt="" width="157" height="106" /></a>İstanbul&#8217;un silüeti, mahalle hayatı, tranvayları, meydanları, caddeleri, boğaz ve boğaz köyleri, koyları, gayrimüslim &#8211; müslim mahalleleri, Kuleleri, kaleleri ve hisarları, efsaneleri,  etnik yapısı, kılık kıyafetleri, fotoğrafları, kartpostalları programın konuları arasındaydı.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="680" height="472" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="src" value="http://blip.tv/play/hbs2gprUCwA" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="680" height="472" src="http://blip.tv/play/hbs2gprUCwA" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
<blockquote>
<li><span style="font-size: large;"> <a href="http://tarihvemedeniyet.org/ekutuphane360" title="Bu dosya 173 kez indirildi.">Dünden Bugüne - Eski İstanbul Kartpostalları (173)</a></span></li>
</blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2011/01/eski-istanbul-kartpostallari-dunden-bugune-bolum-9/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tarihi Filme Çekmek !</title>
		<link>http://tarihvemedeniyet.org/2011/01/tarihi-filme-cekmek/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2011/01/tarihi-filme-cekmek/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 07 Jan 2011 02:31:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>müteverrih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Poetika – Polemik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=13827</guid>
		<description><![CDATA[Son yıllarda dünya sinemasında pek çok tarih temalı film yapıldı. Gişede umduğu talebi gören filmler TV yapımcılarına da ilham oldu. Rome, Tudors, Assasingibi diziler birbirini takiben izleyiciyle buluştu.
Tarihimizin haşmetinden midir nedir, ancak bu furyadan sonra ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/01/tarihi-filme-cekmek.jpg"><img class="size-full wp-image-13830 alignleft" style="border: 1px solid black;" title="tarihi filme cekmek" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/01/tarihi-filme-cekmek.jpg" alt="" width="209" height="301" /></a><span class="cap" title="S">S</span>on yıllarda dünya sinemasında pek çok tarih temalı film yapıldı. Gişede umduğu talebi gören filmler TV yapımcılarına da ilham oldu. Rome, Tudors, Assasingibi diziler birbirini takiben izleyiciyle buluştu.</p>
<p style="text-align: justify;">Tarihimizin haşmetinden midir nedir, ancak bu furyadan sonra bizim aklı evvel yapımcılarımızın tarihi dizi işine giresi gelmiş. Geçenlerde arkadaşlar tarih temalı mâlum bir dizinin fragmanını lütfetmişler. <span id="more-13827"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Oturdum  seyrettim ve tabi ki hiç şaşırmadım.  Kamerayı elime almışlığım yoktur. Senaryo falan da hiç yazmadım. Fakat hem tarihçi hem seyirci edasıyla bir şeyler karalamak kalemime herhalde revâdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Nedense bizim yerli sinemacılarımızın tarih temalı yapımları hep yatak odasında geçer. Hayrettir ki kahramanlar da bir türlü yataktan çıkamazlar.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/01/bobine-film.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-13839" style="border: 1px solid black;" title="bobine-film" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/01/bobine-film.jpg" alt="" width="184" height="215" /></a>Ellili yıllardan beri raks eden Bizanslı dilberlerden Hun sarayındaki Çin prenseslerine kadar hep bu sarmalda fink atar dururuz.</p>
<p style="text-align: justify;">Tarihin kapılardan sığmayan pos bıyıklı babayiğitleri, devletlü azimetlü Osmanlı paşaları beyleri hasekileri, gözdeleri izleyicinin karşısına “<em>akşam olsa da yatsak</em>” derdine müptela karakterler olarak çıkarlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Adeta Amerikan dizilerindeki Katrin’ler Jhon’lar, Kelvin’ler isim ve kılık değiştirip Osmanlı tarihinde dolanır vaziyettedir. Öyle kılık değiştirir dediğimize de bakmayın. Dizilerin sanat yönetmenlerinden zahmet edip müzeye dahi giden bulunmaz. Frapanlıktan taviz vermeden iki top yaldızlı kumaşa bürünen, Arnavut tellak şivesiyle iki kelam etmesini öğrenen “<em>ben Osmanlı oldum</em>” edasıyla atlar kamera karşısına.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/01/Cameraman.jpg"><img class="size-full wp-image-13851 alignleft" title="Cameraman" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/01/Cameraman.jpg" alt="" width="211" height="273" /></a>Dahası kanun, kaide, teşrifat tanımayan bir entrika dolabı alır yürür senaryoda. Böylece hem mekândan tasarruf edilir hem de zorluğundan ve maliyetinden kaçılan “savaş sahneleri” geçiştirilmiş olur.</p>
<p style="text-align: justify;">Neticede ucuza getirilen filmler, gişe ve reyting rüşveti diye aşk sahneleriyle baharatlanarak izleyiciye sunulur. Beyoğlu’nun kahvelerinde pinekleyen bir avuç eksantrik rejisörden başkası da kılıcı (kamerayı) eline almadığı için aynı terane döner durur yıllarca.</p>
<p style="text-align: justify;">Her devresi bir değil bin senaryoya konu olabilecek kifayetteki mâzimizi böyle fingirdek filmlere, dizilere monte etmek kınayı bol bulanların icraatından başka bir şeye de benzemez.</p>
<p style="text-align: justify;">Temenni edelim günün birinde kendi sanat ve düşünce fikrinin kozasını örebilen birileri çıkarda taşın altına elini koyar. Cürümü de kadri de büyük bir iş yapmış olacağından kimsenin kuşkusu olmasın!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2011/01/tarihi-filme-cekmek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>61</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nakîbüleşraflık Nedir ?</title>
		<link>http://tarihvemedeniyet.org/2010/12/nakibulesraflik-nedir/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2010/12/nakibulesraflik-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 26 Dec 2010 11:30:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>müteverrih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Medeniyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=13749</guid>
		<description><![CDATA[Nakîbüleşraf biyografileri ilk defa Ahmed Rifat Efendi tarafından tarafından 19. yüzyılda bir araya getirilmiş ve Devhatü’n-Nukabâ ayıla (İstanbul 1283) adıyla basılmıştır.
Dolayısıyla Osmanlı Devletinde nakibüleşraflar hakkındaki ilk biyografik eserdir. Eser 1500&#8242;den  itibaren 1800&#8242;lü senelere kadar Nakîbü&#8217;l-eşrâflık ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/12/kitap-book.gif"><img class="size-full wp-image-13756 alignright" title="kitap book" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/12/kitap-book.gif" alt="" width="239" height="131" /></a><span class="cap" title="N">N</span>akîbüleşraf biyografileri ilk defa Ahmed Rifat Efendi tarafından tarafından 19. yüzyılda bir araya getirilmiş ve Devhatü’n-Nukabâ ayıla (İstanbul 1283) adıyla basılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Dolayısıyla Osmanlı Devletinde nakibüleşraflar hakkındaki ilk biyografik eserdir. Eser 1500&#8242;den  itibaren 1800&#8242;lü senelere kadar Nakîbü&#8217;l-eşrâflık görevinde bulunan  toplam 62 kişinin biyografisini verir.<span id="more-13749"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Hasan Yüksel-M. Fatih Köksal tarafından &#8220;Osmanlı Toplumunda Sâdât-ı Kirâm ve Nakibüleşraflar&#8221; adıyla yeni harflerle yayına hazırlanmıştır. Ahmed Rifat, Devhatü’n-nukabâ, Haz: Hasan Yüksel-M. Fatih Köksal, 1998 Sivas</p>
<table class="shutter" style="width: 678px; height: 125px;" border="0" align="center">
<tbody>
<tr>
<td>
<div id="bio_destek">
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;">Nakîbü&#8217;l-eşrâflık Nedir ?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/12/nakibulesrafh.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-13772" title="nakibulesrafh" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/12/nakibulesrafh.jpg" alt="" width="171" height="291" /></a>Nakîbü&#8217;l-eşrâflar, eyalet, sancak ve diğer yerleşim birimlerindeki vekilleri vasıtasıyla bütün seyyid ve şeriflerin soy, isim ve şecerelerini kapsayan defterleri tutarlardı. Şecere-i Tayyibe adı verilen bu defterler Hz. Peygamberin soyundan geldikleri belgelenen kişilerin soykütükleri yanısıra evladı, ahvali, ahlakı, ikametgahı, görev ve durumları gibi bilgileri içerirdi.</p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Seyid ve Şerifler kanuna aykırı bir tutum ve davranışları görüldüğünde veya herhangibiri suç işledikşerinde Merkeze Nakîbü&#8217;l-eşrâf taşrada ise vekilleri olan nakîbü&#8217;l-eşrâf kaymakamları tarafından yargılanır, gerekli cezaya çarptırılırlardı. Yöneticiler ve kadılar bu işe karışamazlardı.</p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Seyyid ve Şeriflerin haklarının korunması, muaf tutuldukları bazı kamu yükümlülüklerinin veya vergilerin tahsil edilmemesi,  askerlik muafiyetlerinin uygunlanması yahut Seyyitlik veya Şeriflik iddasıyla ortaya çıkanların durumlarının tespiti Nakîbü&#8217;l-eşrâf&#8217;ın takibinda olan işlerdi.</p>
</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<blockquote>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: large;"> <a href="http://tarihvemedeniyet.org/ekutuphane357" title="Bu dosya 647 kez indirildi.">Ahmet Rıfat, Devhatü'n Nukabâ (647)</a></span></p>
</blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2010/12/nakibulesraflik-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>2000 Yıllık Anayasa Mâzimiz</title>
		<link>http://tarihvemedeniyet.org/2010/12/2000-yillik-anayasa-mazimiz/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2010/12/2000-yillik-anayasa-mazimiz/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Dec 2010 03:30:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>müteverrih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Medeniyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=13509</guid>
		<description><![CDATA[Doğu medeniyeti yazılı değil sözlü geleneğe dayandığından toplum, kulağını ve dilini kullanmayı, dinleyip hafızaya nakşetmeyi esas kabul ediyor ve bunu yazıya tercih ediyordu. Bireysel değil kitlesel yaşam dolayısıyla da okuma ve yazmaya yani yazıya neredeyse ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/12/Constitution-anayasa-.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-13512" style="border: 1px solid black;" title="Constitution anayasa" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/12/Constitution-anayasa-.jpg" alt="" width="213" height="145" /></a><span class="cap" title="D">D</span>oğu medeniyeti yazılı değil sözlü geleneğe dayandığından toplum, kulağını ve dilini kullanmayı, dinleyip hafızaya nakşetmeyi esas kabul ediyor ve bunu yazıya tercih ediyordu. Bireysel değil kitlesel yaşam dolayısıyla da okuma ve yazmaya yani yazıya neredeyse ihtiyaç kalmıyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim bunun bir yansıması olarak Türkler arasında yazı çok geç kullanılmaya başlandı.  İslam öncesi Türk devletlerinde, devlet örgütünü ve sosyal hayatı tamamen sözlü kurallar organize etmekteydi.<span id="more-13509"></span></p>
<div id="attachment_13525" class="wp-caption alignleft" style="width: 201px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/12/iii-osmanin-hatti-humayunu21.jpg"><img class="size-full wp-image-13525" title="iii-osmanin-hatti-humayunu2" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/12/iii-osmanin-hatti-humayunu21.jpg" alt="" width="191" height="234" /></a><p class="wp-caption-text">Hattı Hümayın Sultan III. Osman&#39;ın Kendi El Yazısıyla</p></div>
<p style="text-align: justify;">“Töre” denilen bu sözlü kurallar manzumesi bu gün bazı araştırmacıların “Tengricilik” olarak adlandırdığı eski Türk inancının dini hükümlerinden ibaretti.</p>
<p style="text-align: justify;">Töre, hakanın görevlerinden, toplumun vazifelerine,  ceza uygulamalardan, ahlak kuralları, dini ritüeller, yuğ törenleri ve ölüm merasimlerine kadar birçok meseleye şekil vermekteydi. Bu haliyle  “töre” bireysel değil fakat toplumsal yaşamın adeta pek çok alanını düzenliyordu.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>İslamiyet Sonrası Dönem</strong></p>
<p style="text-align: justify;">İslamın kabulüyle birlikte yazılı şer’i hükümler toplum ve devlet hayatına girdi. Ancak İslamiyet’in düzenlemediği veya devlet başkanın takdirine bıraktığı sahalarda şer’i kurallarla çatışmayan töre hükümleri de “örf“ adıyla varlığını korudu.</p>
<p style="text-align: justify;">Osmanlı Devletinde kanunnameler, adaletnâmeler, fermanlar, hatt-ı hümayunlar hep bu örfi sahayı düzelmeyen hukuk belgeleriydi ve her padişah değişiminden sonra hükmünün yeniden tasdiki gerekirdi.</p>
<div id="attachment_13526" class="wp-caption alignright" style="width: 185px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/12/Kanun-i_Esasi-kapak.jpg"><img class="size-full wp-image-13526" title="Kanun-i_Esasi kapak" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/12/Kanun-i_Esasi-kapak.jpg" alt="" width="175" height="221" /></a><p class="wp-caption-text">Kanun-i Esâsi&#39;nin Kapağı</p></div>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Temelde ortaya konmuş yazılı ve somut bir anayasa olmamakla birlikte yapının kendisi anayasa işlevini görmekteydi.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>İlk Anayasa (Kanun-i Esâsi)</strong></p>
<p style="text-align: justify;">İlk Anayasamız, Sultan II. Abdülhamid’in hakkında “<em>Memleketi cumhuriyet haline koymak ve kendileri dahi reis-i cumhur olmak niyetindedirler</em>” dediği Midhat Paşa’nın zoruyla 1876’da yapıldı. 1877 başında da milletvekilleri seçildi.</p>
<div id="attachment_13530" class="wp-caption alignleft" style="width: 168px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/12/Midhat_pasha.jpg"><img class="size-full wp-image-13530" title="Midhat_pasha" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/12/Midhat_pasha.jpg" alt="" width="158" height="200" /></a><p class="wp-caption-text">Ziraat Bankası Şubelerinde Büstüne Tesadüf Ettiğimiz Ahmet Şefik Midhat Paşa </p></div>
<p style="text-align: justify;">Fakat bu anayasa o sırada toplanan tersane konferansını gereksiz kılmak ve Avrupa’ya bir sürpriz yapmak maksadıyla bir hata olarak aniden, adeta baskın suretinde ilân edildi.  İlâneının şekli dolayısıyla da Avrupa tarafından bir oldubitti hareketi telakki edilerek hiçbir şekilde ciddiye alınmadı.</p>
<p style="text-align: justify;">1876’dan sonra daha pek çok kez yeni anayasa metinleri yazıldı. Fakat asker ve bürokrat elinde şekillenen metinlere sivil otoritenin dahli neredeyse hiç olmadı. Giderek demokratikleşmek yerine milli irâde budanarak bürokratik kurumlara pay edildi.</p>
<p style="text-align: justify;">
<div class="ngg-galleryoverview" id="ngg-gallery-76-13509">


	
	<!-- Thumbnails -->
		
	<div id="ngg-image-1094" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/anayasa-mazimiz/1908-mesrutiyet.jpg" title=" " class="shutterset_set_76" >
								<img title="1908-mesrutiyet" alt="1908-mesrutiyet" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/anayasa-mazimiz/thumbs/thumbs_1908-mesrutiyet.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-1095" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/anayasa-mazimiz/birinci-mesrutiyet.jpg" title=" " class="shutterset_set_76" >
								<img title="birinci-mesrutiyet" alt="birinci-mesrutiyet" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/anayasa-mazimiz/thumbs/thumbs_birinci-mesrutiyet.jpg" width="93" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-1096" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/anayasa-mazimiz/enver-pasha.jpg" title=" " class="shutterset_set_76" >
								<img title="enver-pasha" alt="enver-pasha" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/anayasa-mazimiz/thumbs/thumbs_enver-pasha.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-1097" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/anayasa-mazimiz/hurriyet-adalet-musavaat-uhuvvet.jpg" title=" " class="shutterset_set_76" >
								<img title="hurriyet-adalet-musavaat-uhuvvet" alt="hurriyet-adalet-musavaat-uhuvvet" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/anayasa-mazimiz/thumbs/thumbs_hurriyet-adalet-musavaat-uhuvvet.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 	 	
	<!-- Pagination -->
 	<div class='ngg-clear'></div>
 	
</div>

</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2010/12/2000-yillik-anayasa-mazimiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Matbamızın İlk Sözlüğü Vankulu Lugati</title>
		<link>http://tarihvemedeniyet.org/2010/10/matbamizin-ilk-sozlugu-vankulu-lugati/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2010/10/matbamizin-ilk-sozlugu-vankulu-lugati/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Oct 2010 21:32:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>müteverrih</dc:creator>
				<category><![CDATA[e-kutuphane]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=13424</guid>
		<description><![CDATA[
İlk Türk matbacısı İbrahim Müteferrika&#8217;nın ilk bastığı eser olan Vankulu Lügati hala bazı konularda müracat edilen bir eserdir.
Van doğumlu olduğu için Vani Mehmed Efendi veya  Vankulu lakabıyla anılan bilgin Kanuni Süleyman, II. Selim ve III. ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/10/Vankulu-lugati.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-13425" style="border: 1px solid black;" title="Vankulu lugati" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/10/Vankulu-lugati.jpg" alt="" width="252" height="224" /></a></p>
<p style="text-align: justify;"><span class="cap" title="İ">İ</span>lk Türk matbacısı İbrahim Müteferrika&#8217;nın ilk bastığı eser olan Vankulu Lügati hala bazı konularda müracat edilen bir eserdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Van doğumlu olduğu için <strong>Vani Mehmed Efendi</strong> veya  Vankulu lakabıyla anılan bilgin Kanuni Süleyman, II. Selim ve III. Murad devirlerinde yaşamış, ve ilmiye sınıfının  pek çok kademesinde görev almıştır.<span id="more-13424"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Tahsili hakkında ayrıntılı bilgi yoktur fakat tercüme ettiği eserlerden Arapça ve Farsçayla hayli ilgili olduğu anlaşılmaktadır.Medresede müderrisliğinde, Rodos ve Manisa müftülüklerinde, Kütahya, Medine kadılıklarında bulunmuş Nisan 1592’de burada vefat etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu görevlerinin yanında edebi eserleri de vermiştir. İmam-ı Gazali’nin Kimyâ-i Seadet adlı eserini Farsçadan Türkçeye tercüme eden Vankulu hiç şüphe yok ki zengin edebi hayatı içerisinde asıl şöhreti El Cevheri’nin “El Şihah” adlı eserini mükemmel bir şekilde Vankulu lügati adıyla Türkçeye çevirmesiyle kazanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu eser, ilk Türk matbaacısı İbrahim Müteferrika’nın 1728’de bastırdığı ilk eserlerden biridir ki 1774’te ikinci baskısı yapılmıştır.  Bu eserde kelimeler, asıllarının son harflerine ve son harfleri aynı olan kelimelerde birinci ve ikinci harflerine göre tertiplenerek karşılıkları yazılmıştır. Birçok şerhleri ve hâşiyeleri vardır.</p>
<table class="shutter" style="width: 687px; height: 174px;" border="0" align="center">
<tbody>
<tr>
<td>
<div id="bio_dig">
<p style="text-align: justify;"><strong>Cevheri</strong>, asıl adı Ebu Nasr İsmail olup Türk kökenli meşhur bir lugatçidir. Otrar şehrinde doğmuştur. Bağdat, El-Cezire, Suriye, hatta Hicaz’a kadar seyahat etmiş, ardından Rey, Nişabur, Horasan üzerinden doğuya dönmüştür. Bundan sonra kendisi lisan ve hüsnühat çalışmalarına vermiştir. Yazısı çok meşhur olarak yazdığı eserler yüksek meblağlara satılmıştır.</p>
<p style="text-align: center;">&#8230;  &#8230;  &#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Rivayete göre 1003 bazılarına göre 1008  tarihinde iki kapı kanadını kendisine kanat yaparak uçmayı denemek için evinin veya eski bir caminin damından atlayıp yere çakılarak ölmüştür. Tac ül – Lüga ve Şihahül Arabiyye (El Şihah) ismindeki büyük kamus en meşhur eseridir. Tesadüf edilen bazı ufak yanlışlara rağmen bu eser, Firuzabadi kamusundan daha doğru sayılır.</p>
</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<blockquote>
<li style="text-align: center;"><span style="font-size: large;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/ekutuphane350" title="Bu dosya 1399 kez indirildi.">Vankulu Lugati - Orjinal  Müteferrika Baskısı (1399)</a></span></li>
</blockquote>
<div id="bio_uyari"><strong>Bibliyografya</strong>:<br />
Suphi Furat “Vankulu”, İ.A. Meb, Eskişehir, 2001, s.203. ; Moh. Bencheneb “Cevheri”, İ.A. Meb. Eskişehir, 2001, s.126.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2010/10/matbamizin-ilk-sozlugu-vankulu-lugati/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İngiliz Said Paşa ve Günlüğü (ÇIKTI)</title>
		<link>http://tarihvemedeniyet.org/2010/10/ingiliz-said-pasa/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2010/10/ingiliz-said-pasa/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 22 Oct 2010 08:27:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>müteverrih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Belge-Vesika]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=13393</guid>
		<description><![CDATA[
Yakın Tarihimize Dair Yeni Bir Kaynak Eser,
&#8220;İNGİLİZ SAİD PAŞA’NIN GÜNLÜĞÜ (JURNAL)&#8220;
Arı Sanat Yayınlarından Çıktı
Kitabı okurken Said Paşa ile birlikte İmparatorluk coğrafyasında gezinecek, dönemin en hararetli olaylarına tanık olacaksınız.
İngiliz Said Paşa, genellikle Sultan II. Abdülhamid devri ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/10/ingiliz-said-pasha.-Eginli-Said-Pasa.-seyyid-mehmed-said-pasa.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-13224" title="ingiliz said pasha. Eginli Said Pasa. seyyid mehmed said pasa" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/10/ingiliz-said-pasha.-Eginli-Said-Pasa.-seyyid-mehmed-said-pasa.jpg" alt="ingiliz.said.pasa" width="211" height="318" /></a></p>
<p style="text-align: center;">Yakın Tarihimize Dair Yeni Bir Kaynak Eser,<br />
<strong>&#8220;</strong>İNGİLİZ SAİD PAŞA’NIN GÜNLÜĞÜ (JURNAL)<strong>&#8220;</strong><br />
Arı Sanat Yayınlarından Çıktı</p>
<p style="text-align: center;">Kitabı okurken Said Paşa ile birlikte İmparatorluk coğrafyasında gezinecek, dönemin en hararetli olaylarına tanık olacaksınız.</p>
<p style="text-align: justify;"><span class="cap" title="İ">İ</span>ngiliz Said Paşa, genellikle <strong>Sultan II. Abdülhamid</strong> devri başları mevzu bahis olduğunda anılan, <strong>Midhat Paşa</strong><strong>’</strong>nın sürgünü ve <strong>Ali Suâvi</strong> hadisesi sebebiyle adı sık sık telaffuz edilen biridir. Ancak bu telaffuz genelde dar bir çerçeve içerisinde kalır. Dahası Mâbeyn’de görev aldığından yer yer zamanın Mâbeyn Başkâtibi Küçük Said Paşa ile karıştırılır.<span id="more-13393"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Mühendishâne’den mezun olduktan sonra İngiltere’de gönderilen ve Edinburg Üniversitesi’nde eğitimin alan Said Paşa, üniversitenin yanı sıra çeşitli fabrikalarda uygulama eğitimi de görmüş, İngiliz dili ile kültürünü yakından tanımış, İngiltere’de dostluklar kurmuştur.</p>
<div id="attachment_13245" class="wp-caption alignleft" style="width: 218px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/10/Said-Pasa-mezari.jpg"><img class="size-full wp-image-13245" title="Said Pasa mezari" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/10/Said-Pasa-mezari.jpg" alt="ingiliz-said-pasa" width="208" height="249" /></a><p class="wp-caption-text">Said Paşa&#39;nın Çemberlitaş II. Mahmud Türbesindeki Mezarı</p></div>
<p style="text-align: justify;">Görevlerinde, İngiliz basınının daima ilgisini çeken Paşa’ya “<strong>İngiliz Said</strong>” denmesi de hiç şüphesiz bir tesadüf değildir. Nitekim ülkesinden döndükten sonra Osmanlı Devleti’nde İngiliz etkisinin en çok hissedildiği kurum olan, Bahriye’de görevlendirilmesi bağlamda değerlendirilebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bununla birlikte Said Paşa’nın hayatı çok farklı bir çizgide seyretmiştir. Uzun yıllar İngiltere’de bulunduğundan genellikle İngiliz tesirine açık noktalardaki vazifelere getirilir. Öncelikle İngiliz nüfuzunun en çok kendisini hissettirdiği bahriyede, İngiliz desteğine ihtiyaç duyulduğu dönemde Mâbeyn’de görevlendirilir. İngiliz basınına bakıldığında bu görevlendirmelerin memnuniyetle karşılandığı veya azledilmesinin teessüfe yol açtığı görülmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Öte yandan, üzerinde açık bir Avrupa desteği olan Midhat Paşa’nın azli ve sürgününü, Tersâne Konferansı kararlarının hafifletilmesini veya <strong>Ayastefanos Anlaşması</strong><strong>’</strong>nın, Kıbrıs verilerek Berlin anlaşmasında baypas edilmesini Sultan II. Abdülhanmid, hep Said Paşa eliyle gerçekleştirmiş, böylece İngiliz desteğini veya tepkisini, asgariye taşımaya çalışmıştır.</p>
<p style="text-align: center;">Nitekim Sultan Hamid, <strong>Zeytun Ermeni olaylarında</strong> “İngilizleri yemlemek” için yine Said Paşa’nın eline ihtiyaç duymuş,  İngilizlerin atanan her görevliyi şikâyet konusu ettiği bir anda son bir hamleyle Said Paşa sahaya sürmüştür.</p>
<blockquote>
<table class="shutter" style="width: 550px; height: 345px;" border="0" align="center">
<tbody>
<tr>
<td style="text-align: justify;">
<p style="text-align: left;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/10/ingiliz-said-pasa.-eginli-said-pasa.-jurnali.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-13226" title="ingiliz said pasa. eginli said pasa. jurnali" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/10/ingiliz-said-pasa.-eginli-said-pasa.-jurnali.jpg" alt="ingiliz.said.pasa" width="212" height="312" /></a><strong>Said Paşa&#8217;nın Günlüğü (Jurnal)</strong></p>
<p style="text-align: left;">&#8230;<strong><br />
</strong></p>
<p>Said Paşa, Mâbeyn’de göreve başlamasının hemen ardından “<strong>Jurnal</strong>” adını verdiği bir günlük tutmaya başlamıştır. Olayları günü gününe işlediği bu eser, gerek İstanbul, gerekse taşradaki faaliyetlerini, gözlem ve tahlillerini içerir. Zeytun Ermeni olaylarına dair önemli bilgiler verdiği gibi Taif’e sürülen Damat Mahmud Paşa’nın Taif mektupları veya Konya valilik yılları gibi pek çok konuyu işler.  Yakın dönem tarihi kaynakları arasında sayılabilecek niteliktedir.</p>
<p>&#8230;<br />
Olayları günü gününe anlatan eser, Tanzimat’tan sonra neredeyse moda haline gelerek, pek çok devlet adamı, edebiyatçı, hekim, hatta memurun kaleme aldığı hâtırât özelliklerinden farklıdır. Kendi zamanı içerisinde oldukça nâdir ve Avrupaî bir tür niteliğindedir.</p>
<p>&#8230;<br />
Yanda, Said Paşa&#8217;nın Jurnal adlı bir eserinden bir klişesi görülmektedir. Eserden önemli kısımlar yeni harflere çevrilerek &#8220;İngiliz Said Paşa ve Günlüğü&#8221; adlı kitap içierisine eklenmiştir.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</blockquote>
<blockquote>
<p style="text-align: center;"><strong><span style="font-size: small;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/ekutuphane345" title="Bu dosya 453 kez indirildi.">Kitabın Jeneriğini İndirmek İçin (453)</a></span></strong></p>
</blockquote>
<blockquote>
<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: #0000ff;"><a href="http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=568996">TEŞHİR SAYFASI İÇİN TIKLAYIN </a></span></strong></p>
</blockquote>
<div id="attachment_13258" class="wp-caption aligncenter" style="width: 546px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/10/Konya-Hukumet-Konagi.jpg"><img class="size-full wp-image-13258" title="Konya Hukumet Konagi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/10/Konya-Hukumet-Konagi.jpg" alt="ingiliz.said.pasa.ve.gunlugu" width="536" height="322" /></a><p class="wp-caption-text">İngiliz (Eğinli) Said Paşa&#39;nın Konya Valiligi Döneminde Yaptırdığı Konya Valilik Binası </p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2010/10/ingiliz-said-pasa/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antik Dünya&#8217;dan Modern Zamana:Kar, Buz ve Dondurma</title>
		<link>http://tarihvemedeniyet.org/2010/10/antik-dunyadan-modern-zamana-kar-buz-ve-dondurma/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2010/10/antik-dunyadan-modern-zamana-kar-buz-ve-dondurma/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 21 Oct 2010 07:59:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>müteverrih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Medeniyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=13071</guid>
		<description><![CDATA[Dondurma tarihi persler antik yunan avrupa anadolu karsambaç buzhane buz fabrikası bomonti kardeşler karhane-i amire belediye ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/10/Eski-istanbul-dondurmacisi.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-13091" style="border: 1px solid black;" title="Eski istanbul dondurmacisi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/10/Eski-istanbul-dondurmacisi.jpg" alt="" width="265" height="311" /></a><span class="cap" title="T">T</span>eknolojinin bir nimeti addedilen ve kısa bir geçmişe dayandığı düşünülen dondurma, sanılanın aksine binlerce yıl öncesinin antik medeniyetlerine kadar uzanır. Kökeni Çin, Roma veya Mısırlılara atfedilmesine rağmen iptidai manada dondurmanın soğuk hava depoları yapımında uzmanlaşmış Persler yapıldığı sanılmaktadır.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Persepolis&#8217;ten  Roma Dondurmasına</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Dondurma yapmak için İran’da Persler dağların yüksek yamaçlarına çukurlar kazarak kar topluyor, topladıkları karları; süt, kaymak, bal, şurup, şerbet, çeşitli baharatlar ve diğer tatlandırıcılarla harmanlayarak tekrar kar’a gömüyorlardı. Burada haftalarca bekleterek bir çeşit dondurma elde ediyorlardı.  Daha sonra bu karışımı şehrin kar ve buz ihtiyacını karşılamak için inşa ettikleri <strong>Yahçal</strong> adı verilen soğuk hava depolarında yaz boyu saklıyorlardı. Yahçal’a benzer şekilde Mezopotamya Fırat nehri havalisinde de firavunların kar ve buz ihtiyaçlarını karışlamak için yapılmış buzhaneler bulunmaktaydı.<span id="more-13071"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Antik Yunandan Atina’da buz kâseler içerisinde soğuk meyve karışımları satıldığı,  Büyük İskender’in Asya seferi sırasında süt ve baldan mâmül soğuk bir tatlı tükettiği, Roma imparatorluğunda karlı ve buzlu tatlıların asillerin yiyeceği olduğu, Uzakdoğu’da ise nişasta ve buzdan yapılan bir tatlının sıklıkla tüketildiği, devrin kaynaklarında ifade edilmektedir.</p>
<table style="text-align: justify; width: 350px; height: 324px;" border="0" align="left">
<tbody>
<tr>
<td>
<div id="bio_destek">
<p style="text-align: left;"><strong>Kar ve Buz Depoları:  Mahzenler ve Buzhaneler</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Özellikle sıcak iklimlerde kar ve buz çok önemliydi. Kar ve Buz kışın hasat edilerek, kış görmeyen bölgelerde ise dağların yüksek tepelerinden getirilerek depolanırdı.  Depolama için yapılmış mahzenler ise ciddi teknik ve mühendislik bilgisiyle inşa edilmiş yapılardı.</p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yapılar Uzakdoğu’da nehirlerin yakınında su seviyesinin altına inşa edilerek yazın serin akan suyun ısısından faydalanılıyordu.</p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">İran’da ise “<strong>Qanat</strong>” adı verilen yer altı kanallarından akıtılan suyla yüzeye inşa edilmiş mahzen arasından sürekli bir hava sirkülâsyonu sağlanır, böylece suya temas ederek soğuyan hava depoyu da soğuturdu. “<strong>Yahçal</strong>” adı verilen bu buzhaneler Uzakdoğu’daki benzerleri ile aynı işlevi görüyordu. Bu sayede kar ve buz gibi dondurma da bütün bir yaz boyu saklanabiliyordu</p>
</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p style="text-align: justify;">Yunan, Roma ve Makedonyalıların antik zamanda bildikleri ve tükettikleri bu soğuk tatlı yani ilkel manada dondurma ortaçağ döneminde unutulmuş olacak ki Marco Polo ile yeniden Avrupa mutfağa girdi. Uzakdoğu ve Çin gezisinden 1292’de dönen kâşif Polo orada öğrendiği donmuş bal, süt ve kaymaktan yapılan tatlı tariflerini Venedik ve kuzey İtalya’da yeniden tanıtarak Avrupa’ya yayılmasına öncülük etti.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Dondurma Kaymak:</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Aşağı yukarı bugün tükettiğimize benzer manada dondurma ilk olarak 17. yüzyılda Avrupa’da üretilmeye başladı. Bu yöntemde kaymakla, balla, çikolata veya vişne özü yahut saleple kıvam verilen karışım doğrudan kar ile harmanlanmıyor ancak buz veya kar içinde çırpılarak donması sağlanıyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">İmali bir fıçının içine yerleştirilen yuvarlak ağızlı boylamasına uzun silindirimsi bir kap da yapılırdı. Fıçının içine kar doldurulur karın orta yerine de bu kap yerleştirilirdi. Kabın içine de süt, şeker, salep vs konulduktan sonra kapağındaki tutacak sağa sola çevrilerek mikser edilerek, dondurma hazırlanırdı. <strong>&#8220;Dondurma Kutusu&#8221;</strong> denilen bu kaptaki kar ve buz eriyip aktıkça yenisi eklenerek devam edilirdi. Ara sıra kabın içi uzun demirden bir kürek ile karıştırılarak kıvamına bakılırdı. Fakat Maraş yöresinde bu usulden biraz daha farklı olarak dövme dondurma yapılmaktaydı ki çengele asılıp ancak satırla kesiliyordu.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Alafranga ve Alaturka Dondurma</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Buzdolapları çıkana kadar bir alaturka bir de alafranga dondurma vardı. Alafranga dondurmaya kalıp dondurması da deniyordu. Bu gerçekten de bir buz kalıbı gibi kaskatı olur ve ancak çikolatalı ve çileklisi, kremalısı, ananaslısı yapılırdı. Alaturka dondurmada ise bir buz katılığı değil, bir kar yumuşaklığı vardı. Kaymaklısıyla vişneli belli başlı çeşidiydi. Kenarları oluk oluk yaldızlı ve çiçekli, iç içe geçmiş çifte küçük kayık tabaklarda yenirdi.</p>
<div id="attachment_219" class="wp-caption alignright" style="width: 325px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/07/dondurmatarihi_Yahcal.jpg"><img class="size-full wp-image-219" title="dondurmatarihi_Yahcal" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/07/dondurmatarihi_Yahcal.jpg" alt="" width="315" height="236" /></a><p class="wp-caption-text">İran&#39;da Persler Zamanında Yapılmış Bir Soğuk Hava Deposu - Yahçal</p></div>
<p style="text-align: justify;">Kışın kestane, helva, şeker satan dondurmacılar yazın ekseri seyyar gezer, elinde sürekli salladığı bir çıngırak olur, “dooondurma kaymaaak” diye bağırır ve bazı maniler de söylerlerdi. İstanbul’da özellikle mesire yerlerinde dolanan Rum dondurmacılar mesireye çıkanlara çeşitli dillerde dondurmasını methederek müşteri toplardı. Böyle yerler de kâğıt helvacılar dondurmacıların yakınında tezgâh açar arzu edenler kâğıt helva arası dondurma alırdı.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Dondurmaya Ruhsat Şart </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Belediyeden yazın dondurma ruhsatı alarak dondurmacılık yapan esnaf güze doğru sakız helvacı, fındık ve kestaneci, mısırcı veya şekerci ruhsatı edinerek bunlardan birisinin satışına başlardı. Birkaç zanaat koluyla meşgul olan esnafa yalnız bir sanata mahsus ruhsat verilmesi pek uygun görülmediğinden belediye muhallebicilere dondurma ruhsatı vermek istemez, verse de ruhsatı daha yüksek bedelle satar ayrıca her kutu dondurma başına 40’ar kuruş vergi alırdı. Bu durum muhallebici esnafının en büyük derdi ve şikâyet konusu olmuştu.</p>
<p><strong>Kar Olmazsa Olmaz!</strong></p>
<table style="width: 349px; height: 244px;" border="0" align="right">
<tbody>
<tr>
<td>
<div id="bio_dig">
<p style="text-align: center;"><strong>Kar ve Buz Vakıfları </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Osmanlı zamanında kimi hayırseverler tarafından kurulmuş kar ve buz vakıfları vardı. Bu vakıfların görevi yazın dağlardan şehre kar ve buz getirterek çarşıda, pazarda, camide, ücretsiz halka dağıtmaktı. Şerbet veya karma yapılarak dağıtıldığı da olurdu.</p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Bazı yörelerde ise hayır yapmak isteyenler parasına göre karcıya sipariş vererek ahaliye kar dağıtılmasını istiyordu. Anadolu’da buna “kar üleştirmek” denirdi.</p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Kar dağıtmak özellikle sıcak yaz günlerinde tarlada, bağda, bahçede çalışan veya ekinle uğraşan köylü nazarında çok büyük sevaptı.  “Kar hayrı” denilen bu gelenek Anadolu’nun hemen her sıcak yöresinde o zaman için en çok işlenen hayırlardan birisiydi.</p>
</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p style="text-align: justify;">İstanbul dondurmacıları kar ve buz ihtiyacını Karhane-i âmire’den karşılıyordu. Bu kurum Saray mutfağına, Paşaların sahilhâne ve konaklarına halka,  hastanelere, kebapçı, şerbetçi, muhallebici, dondurmacı esnafına kar ve buz temin etmekle görevliydi.</p>
<p style="text-align: justify;">Karhane-i âmire’nin kar ve buz ihtiyacı kışın Eyüpsultan sırtlarındaki kar kuyularına basılan kardan karşılanır bu yetmediği zaman da Uludağ’dan ve Katırlıdağ’dan getirtilirdi. Dağdan indirilecek Kar önce beyaz kaputtan bir çuvala doldurulur daha sonra bu çuval şilte denilen kendirden yapılmış bir başka çuvalın içine konur ardından katıra yüklenerek dağdan indirilir iskeleden kayıklarla İstanbul’a gönderilirdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Karhâne’den ticaretini yaptıkları için esnaf sınıfına daha yüksek bedelle kar satılmasına mukabil şahsi ihtiyaca yönelik satışlar cüzi bir ücret karşılığı yapılıyordu. Hatta bunun için esnaf taifesi ve özellikle dondurmacılar Karhâne’deki kar fiyatlarının yüksekliğinden dolayı pek çok kez maliye nezaretine şikâyette bulunmuşlardı.  Nitekim 1911 yılında esnafın şikâyeti üzerine Ağustos ayı başından sonuna kadar Karhâne’den verilen kar kalıbı 5 kuruştan 4 kuruşa indirilmişti.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Anadolu’nun Dondurması:  Karsambaç </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong>Soğuk bir yiyecek olan ve Anadolu’nun bazı yerlerinde hala yapılan karsambaçı dondurmanın atası olarak zikretmek de mümkündür. Karsambaç kışın taze yağmış temiz kar veya rendelenmiş buz ile tahin, pekmez, vişne şerbeti, portakal şurubu, şıra hatta yoğurt vs. den birisinin karılmasıyla elde edilen buz lapasına denirdi.  Yöreye göre adı değişerek karma, karlamaç, karsamba, kar helvası, karlı buzlu, bulmaç veya bilmeç gibi isimler alır kışın sıcak odada buz gibi yenilirdi. Benzer olarak Adana ve Mersin yöresinde, yaz aylarında Toroslar’dan getirilen buz, nişasta ve şerbet karışımından ”bici bici” yapılırdı.</p>
<div id="attachment_13131" class="wp-caption alignleft" style="width: 221px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/10/eski-dondurmacilar.jpg"><img class="size-full wp-image-13131" title="eski dondurmacilar" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/10/eski-dondurmacilar.jpg" alt="" width="211" height="298" /></a><p class="wp-caption-text">Eski İstanbul Dondurmacısı</p></div>
<p><strong>Bomonti Kardeşlerin Buz Fabrikası </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Son dönemlerde teknik imkânlarında artmasıyla kar ve buz ihtiyacını karşılamak üzere Bomonti kardeşler tarafından Feriköy’de bir buz fabrikası kuruldu. Aynı şekilde 1889 yılında İzmir’de de Fransız teknolojisiyle bir buz fabrikası açılmıştı. Fabrikalar yalnız mayıs ve eylül ayları arasında faaliyet gösteriyor sonrasında paydos ediyordu. Bu buzlar “fabrika buzu” ya da “belediye buzu”  olarak adlandırılır yirmi beşe yirmi beş boyutlarında kütükler olarak kesilirdi. Atmışlı yılların sonlarına kadar devam eden bu fabrikaları buzdolaplarının evlere buzu sokmasıyla yavaş yavaş hayatımızdan çıktı. Ama Anadolu’da birkaç merkez dışında fabrika kurulmadı. Buzdolapları da yaşama oldukça geç girdi. Bu sebeple kar kuyularının işlevi çok daha uzun sürdü.</p>
<p><strong>Sarayın Tercihi Fıstıklı Dondurma </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Son dönem Osmanlı Saray menülerinde de dondurma sıklıkla yer alıyordu.  Gerek yabancı konukların kabulü, gerekse özel davetlerde dondurma tatlılar arasında ikram ediliyordu ki özellikle fıstıklı dondurmanın tercih edildiği dikkati çeker.</p>
<table class="shutter" style="width: 367px; height: 178px;" border="0" align="right">
<tbody>
<tr>
<td>
<div id="bio_uyari">
<p style="text-align: center;"><strong>Karcı ve Buzcu Esnafı </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Zamanla kar ve buzculuk bir esnaf koluna dönüşmüştür. Kar ve buzcu esnafı denilen bu zümre dağların güneş almayan güz yamaçlarına yaptıklarını kar kuyularına kışın kar basar, yazın da bu karları kalıplar halinde keserek çuvallarla katırlara yükleyip şehre indirip satarlardı.</p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Kar dağıtmak isteyen hayır sahipleri, dondurmacılar, şerbetçiler, kebapçılar, muhallebiciler müşterileri arasındaydı.</p>
</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p style="text-align: justify;">Cemile ve Münîre Sultan’ın düğün yemeklerinde ikram edilmek üzere dondurma tabağı, dondurma kaşığı, âdi dondurma kaşığı, dondurma kutusu için 332.000 lira harcanmış,  malzeme ve dondurmacılara ise 84.720 lira ödenmişti. Yine Yıldız Sarayında Âyan ve Mebûsan Meclisi üyelerine verilen ziyafette tatlı olarak kaymaklı baklava ve fıstıklı dondurma ikram edilmişti. Dünya Savaşının hemen öncesinde 1914’de Harbiye Nazırı Enver Paşa yabancı devlet elçilerine verdiği ziyafette de envai çeşit dondurmalar ikram etmişti.</p>
<table class="shutter" style="width: 687px; height: 178px;" border="0" align="center">
<tbody>
<tr>
<td>
<div id="bio_kirmizi">
<p style="text-align: center;"><strong>İlk Dondurma Tarifleri </strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>&#8230;<br />
</strong></p>
<p style="text-align: justify;">1844 tarihli İlk basılı Türkçe yemek kitabı Melceü’t Tabbâhin’de (aşçıların sığınağı) dondurma tarifi yer almamakla birlikte dondurma kutusundan söz edilir. 1857 tarihli Ali Eşref Dede’nin  “Yemek Risalesi”nde süt ve süzme aşure dondurmalarının yapılışı anlatılır. Araştırmacı Turgut Kut’un belirttiğine göre dondurma tarifinin yer aldığı ilk basılı yemek kitabı ise 1882 tarihli Ayşe Fahriye’nin “Ev Kadını” adlı kitabıdır. Kitapta kaymaklı, vanilyalı, kahveli, limonlu, vişneli, frenküzümlü, çilekli, kızılçıklı karadutlu, kayısılı, kavunlu dondurma tarifleri bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Bu tarifler hep dondurma kutularında yapılacak şekilde verilmiştir. Ancak 1930’lu yıllarda artık evlere girmeye başlayan buzdolapları dondurma tariflerine de değişiklik getirir.</p>
</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<table class="shutter" style="width: 674px; height: 24px;" border="0" align="center">
<tbody>
<tr>
<td style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/10/eski-bir-kartpostalda-dondurmaci.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-13178" title="eski bir kartpostalda dondurmaci" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/10/eski-bir-kartpostalda-dondurmaci.jpg" alt="" width="235" height="332" /></a><strong>1856 tarihli Ali Eşref Dede’nin Yemek Risalesi’nden Dondurma Tarifi:</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bir kıyye hâlis sütü süzüp pişireler. Bir yumurtanın akını dört beş fincan ile gereği gibi çalkalayup halledeler. Sonra yüz ya da yüz elli dirhem sükker koyalar. Ve kadar-ı kifâye beyaz ve sâf balık tutkalını beş altı fincan su ile ateşte eritüp  sükker ile karıştırup ateşe vaz ve limon suyu ile kestirüp indermezden mukaddem bir fincan gülâb ile bir miktar misk-i nâfi ezüp kesilmiş sükkere  katup ve karıştırup mezc olunca  ve hengâm-ı sermâ ise burûdetin te’siri ile donar ama avân-ı germâ ise tabağı kar üzerine vaz’la hoş donar ve latif olur.</p>
<p><strong>İlk Dondurma reklamı</strong></p>
<p>İlk dondurma reklamı 18 Eylül 1849 tarihinde Ceride-i Havadis gazetesinde yer almış ve Beyoğlu Alman konsolosluğu karşısında açılan bir şekerci dükkânında satılan dondurmanın reklamı yapılmıştır.  Resim ve çizimlere yer verilmeyen metin içerikli reklamda “nefis” ve “gayet ucuz” gibi sloganik sözcükler görülür.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<table class="shutter" style="width: 674px; height: 24px;" border="0" align="center">
<tbody>
<tr>
<td>
<blockquote>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kaynaklar:</strong><br />
Başbakanlık Osmanlı Arşivi: HH.d 17528/1275; MLV 825/120;  BEO 450/33730; BEO 27/19831;  DH.MKT 1735/51; DH MKT 1532/84; A}MKT NZD 84/42  C.BLD 107/5317. Mübahat S. Kütüpoğlu, “<em>Son Devir Osmanlı Resmi Ziyafetleri</em>”,  H.Dursun Yıldız Armağanı, TTK. 1995, s.371-389. Gökhan Akçura, <em>Hanimi Gırtlak</em>, Everest Yay. 2005, s.73-85. Hamza Çakır, Osmanlı Dönemi İlk Türkçe Gazetelerde Reklam, basılmamış doktora tezi, İst 1996 s. 95. Arzu Terzi, <em>Hazine-i Hassa Nezareti</em>, TTK. 2000, s.72. M.Nadir Önay, <em>Yaylaktan Kışlağa</em>, Kaknüs yay.2001, s.194-205. Nâzım Hikmet,  Yazılar-3 (1935), YKY 2002, s.304. Deniz Gürsoy, <em>Yemek ve Yemekçiliğin Evrimi</em>, ikia yay.,  ist., 1995 , s.35. Felipe Fernandez Armesto; çev. Elif Akhan, <em>Yemek için yaşamak : yiyeceklerle dünya tarihi</em>, İletişim Yayınları, İstanbul, 2007. Hâluk Şehsuvaroğlu<em>, Asırlar Boyunca İstanbul</em>, Cumhuriyetin Tarih İlavesi, s.215</p>
</blockquote>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p style="text-align: center;">
<p style="text-align: center;"><strong>Yazının HaberTurk Tarih Eki ve TSE Stander Dergisinde Yayınlanan Orjinali İçin:</strong></p>
<blockquote>
<li><span style="font-size: large;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/ekutuphane343" title="Bu dosya 570 kez indirildi.">Yazının TSE Standar Dergi'de Yayınlanan Orginali  (570)</a></span></li>
</blockquote>
<blockquote>
<li><span style="font-size: large;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/ekutuphane344" title="Bu dosya 206 kez indirildi.">Yazının Haber Turk Tarih Ekinde Yayınlanan Orginali  (206)</a></span></li>
</blockquote>

<div class="ngg-galleryoverview" id="ngg-gallery-75-13071">


	
	<!-- Thumbnails -->
		
	<div id="ngg-image-1084" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/dondurma-kutusu/dondurma-kutusu-1.jpg" title=" " class="shutterset_set_75" >
								<img title="dondurma-kutusu-1" alt="dondurma-kutusu-1" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/dondurma-kutusu/thumbs/thumbs_dondurma-kutusu-1.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-1085" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/dondurma-kutusu/dondurma-kutusu-2.jpg" title=" " class="shutterset_set_75" >
								<img title="dondurma-kutusu-2" alt="dondurma-kutusu-2" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/dondurma-kutusu/thumbs/thumbs_dondurma-kutusu-2.jpg" width="103" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-1086" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/dondurma-kutusu/dondurma-kutusu-3.jpg" title=" " class="shutterset_set_75" >
								<img title="dondurma-kutusu-3" alt="dondurma-kutusu-3" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/dondurma-kutusu/thumbs/thumbs_dondurma-kutusu-3.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-1087" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/dondurma-kutusu/dondurma-kutusu-4.jpg" title=" " class="shutterset_set_75" >
								<img title="IMG_8763.JPG" alt="IMG_8763.JPG" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/dondurma-kutusu/thumbs/thumbs_dondurma-kutusu-4.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-1088" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/dondurma-kutusu/dondurma-kutusu-5.jpg" title=" " class="shutterset_set_75" >
								<img title="dondurma-kutusu-5" alt="dondurma-kutusu-5" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/dondurma-kutusu/thumbs/thumbs_dondurma-kutusu-5.jpg" width="93" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-1089" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/dondurma-kutusu/maras-dondurmacisi-yerde-sagda-dondurma-kutusu-dikkati-cekiyor.jpg" title=" " class="shutterset_set_75" >
								<img title="maras-dondurmacisi-yerde-sagda-dondurma-kutusu-dikkati-cekiyor" alt="maras-dondurmacisi-yerde-sagda-dondurma-kutusu-dikkati-cekiyor" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/dondurma-kutusu/thumbs/thumbs_maras-dondurmacisi-yerde-sagda-dondurma-kutusu-dikkati-cekiyor.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-1090" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/dondurma-kutusu/eski-istanbul-esnafindan-sonsurmaci.jpg" title=" " class="shutterset_set_75" >
								<img title="eski-istanbul-esnafindan-sonsurmaci" alt="eski-istanbul-esnafindan-sonsurmaci" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/dondurma-kutusu/thumbs/thumbs_eski-istanbul-esnafindan-sonsurmaci.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-1091" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/dondurma-kutusu/eski-istanbul-esnafindan-sucu.jpg" title=" " class="shutterset_set_75" >
								<img title="eski-istanbul-esnafindan-sucu" alt="eski-istanbul-esnafindan-sucu" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/dondurma-kutusu/thumbs/thumbs_eski-istanbul-esnafindan-sucu.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-1092" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/dondurma-kutusu/iranca-persler-zamaninda-yapilmis-soguk-hava-deposu-yahcal.jpg" title=" " class="shutterset_set_75" >
								<img title="iranca-persler-zamaninda-yapilmis-soguk-hava-deposu-yahcal" alt="iranca-persler-zamaninda-yapilmis-soguk-hava-deposu-yahcal" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/dondurma-kutusu/thumbs/thumbs_iranca-persler-zamaninda-yapilmis-soguk-hava-deposu-yahcal.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-1093" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/dondurma-kutusu/eski-dondurmacilar.jpg" title=" " class="shutterset_set_75" >
								<img title="eski-dondurmacilar" alt="eski-dondurmacilar" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/dondurma-kutusu/thumbs/thumbs_eski-dondurmacilar.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 	 	
	<!-- Pagination -->
 	<div class='ngg-clear'></div>
 	
</div>


]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2010/10/antik-dunyadan-modern-zamana-kar-buz-ve-dondurma/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Modern Tarihimizin İlk Tek Partisi</title>
		<link>http://tarihvemedeniyet.org/2010/10/modern-tarihimizin-ilk-tek-partisi/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2010/10/modern-tarihimizin-ilk-tek-partisi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Oct 2010 07:09:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>müteverrih</dc:creator>
				<category><![CDATA[-Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=12971</guid>
		<description><![CDATA[İleride, Cumhuriyet tarihinin dönün noktası olacak addedeceğimiz, hararetli bir referandum sürenci geride bıraktık. Bu oylama, önemi itibariyle, cumhuriyetin ilk çok partili seçimini hatıra getiriyor. Merhum dedelerimizin “rey” denince ilk aklına gelen, fakat fiyaskoyla neticelenen 1946 ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/10/modern-tarihimizin-ilk-tek-partisi.png"><img class="alignright size-full wp-image-12974" title="modern tarihimizin ilk tek partisi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/10/modern-tarihimizin-ilk-tek-partisi.png" alt="" width="400" height="162" /></a><span class="cap" title="İ">İ</span>leride, Cumhuriyet tarihinin dönün noktası olacak addedeceğimiz, hararetli bir referandum sürenci geride bıraktık. Bu oylama, önemi itibariyle, cumhuriyetin ilk çok partili seçimini hatıra getiriyor. Merhum dedelerimizin “rey” denince ilk aklına gelen, fakat fiyaskoyla neticelenen 1946 seçimlerini.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span id="more-12971"></span>Açık Oy Gizli Tasnif</strong><br />
Dedelerimizin kuşağı o günlerde bu seçimi “tarihi fırsat” olarak niteliyor, kendi lisanlarınca “mühim intihâb” (önemli seçim) diyorlardı. Zira ilk çok partili seçim olacaktı. Bu açıdan halk, memuruyla, işçisiyle, çiftçisiyle, söz konusu seçimlere yoğun katılım göstermişti.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/10/Sandik-burda-secmen-yok.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-12983" title="Sandik burda secmen yok" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/10/Sandik-burda-secmen-yok.jpg" alt="" width="202" height="185" /></a> Ancak her daim topluma demokrasiyi bahşetmekle övünen zevat, bir cilve yaptı ve oyları kendi ters terazisiyle tarttı.  Sayımda açık oy gizli tasnif usulü uygulandı.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>İktidar Kendi Kendini Seçti</strong><br />
Sandık başına giden halk görevliye ve çevresine hangi partiye oy vereceğini açıkça gösteriyor, ancak ne garâbettir ki oyların tasnifi, Tek Parti azâlarından oluşan sandık kurulunca kapalı bir odada yapılıyordu. Sayımdan sonra ise oylar yakılıyor, böylece tahmin edilen sandık sonucuna halkın itiraz fırsatı kalmıyordu.  Neticede dedem neslinin “<strong>mühim intihâp</strong>” yakıştırması lafta kaldı. Evcilik oyununa dönem oylamada iktidar kendi kendini seçti.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Modern Tarihimizin İlk Tek Partisi</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/10/19081.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-12995" title="1908" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/10/19081.jpg" alt="" width="359" height="199" /></a>Aslında açık oy gizli tasnif yöntemi bir yerde pratik ve demokratik bir seçim sayılırdı. Zira İttihatçılar 1912 seçimlerinde işi kaba kuvvetle halletmişti. Birkaç yıl önce istibdat dedikleri, despot olarak niteledikleri Sultan Hamid’i hürriyet, eşitlik, adalet nidalarıyla, deviren İttihatçılar, 1912’de sandık kurulunca fikir değiştirdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Oyları halktan neredeyse tekme-tokatla alıyor, muhalif adayların evlerini tutarak seçmene ulaşmalarını engelliyordu. Böylece bütün muhaliflerini tavsiye eden İttihat ve Terakki, modern tarihimizin ilk <strong>Tek Parti</strong>’si oldu.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Yüz Yıl Önceki Zihniyet</strong><br />
1912’den 46’ya, haleften selefe seçimlerde pek bir şey değişmedi. Halk sadece sandığa gitme tenezzül ve zahmetini gösterdi. Neyse ki değişen dünya konjonktürü bu madrabazlıkların kısmen de olsa önünü kapadı. Zira aradan 100 yıl geçmesine rağmen meşum zihniyetin olaya bakışında pek fark olduğunu söylenemez.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/10/1908-secimleri.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-12989" title="1908 secimleri" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/10/1908-secimleri.jpg" alt="" width="595" height="286" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2010/10/modern-tarihimizin-ilk-tek-partisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sözlükçü Redhouse&#8217;u Nasıl &#8220;İngiliz Mustafa&#8221; Yaptık ?</title>
		<link>http://tarihvemedeniyet.org/2010/08/londrali-redhouseu-nasil-ingiliz-mustafa-yaptik/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2010/08/londrali-redhouseu-nasil-ingiliz-mustafa-yaptik/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 31 Jul 2010 23:57:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>müteverrih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Medeniyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=12573</guid>
		<description><![CDATA[Redhouse deyince aklımıza meşhur İngilizce-Türkçe sözlük gelir. Bu sözlüklere adını veren James Redhouse kâbus gibi geçen çocukluk yıllarının ardından İstanbul&#8217;a gelerek çalışmaya başlamış ve dil konsunda pek çok esere imza atmıştı..
William Redhouse, Biritanya Krallığının en ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/sozlukcu-sie-james-wiliam-redhouse.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-6556" style="border: 1px solid black;" title="sozlukcu sie james wiliam redhouse" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/sozlukcu-sie-james-wiliam-redhouse.jpg" alt="" width="207" height="335" /></a><span class="cap" title="R">R</span>edhouse deyince aklımıza meşhur İngilizce-Türkçe sözlük gelir. Bu sözlüklere adını veren James Redhouse kâbus gibi geçen çocukluk yıllarının ardından İstanbul&#8217;a gelerek çalışmaya başlamış ve dil konsunda pek çok esere imza atmıştı..</p>
<p style="text-align: justify;">William Redhouse, Biritanya Krallığının en şevketli çağında, 30 Aralık 1811 günü Londra’da doğdu. O devirde Britanya Krallığı hiçbir devlet tarafından üzerine çıkılmaz bir seviyeye erişmiş,  büyük bir refah ve sömürgelerden akan servet ile ihtişam çağını yaşıyordu.Fakat böylesine debdebeli bir imparatorluğun çocuğu için hayat kötü başladı.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Disiplinsizlikten Okuldan Kovuldu</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Henüz 5 yaşındayken babasını kaybetti. 8 yaşında katı disiplinli bir vakıf okulu olan Crist’s Hospital’a yazdırıldı. 1822’de doğrudan donanma’ya personel yetiştiren Matematik bölümünü seçen James denizcilik üzerine konuda muntazam bir eğitim görürken herşey bir anda altüst oldu.<span id="more-12573"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Birkaç defa okuldan kaçması ve okul haricinde üniformasını çıkarması sebebiyle 1826’da disiplinsizlik suçundan okuldan atıldı. Aynı tarihte Osmanlı tahtında Sultan Mahmud Yeniçeri ocağını söndürüyor, köklü reformlar için kolları sıvıyordu.</p>
<table class="shutter" style="width: 356px; height: 828px;" border="0" align="right">
<tbody>
<tr>
<td>
<blockquote>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong>Redhouse’a Padişah İhsanı</strong></span></p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Redhouse 1830’da çalışmalarına başladığı Müntehabât‐ı Lügat‐ı Osmâniyye (Osmanlı lisanından seçmeler)  adlı eserini 1853’de yazar adı belirtmeden İstanbul’da bastırır.</p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Osmanlı Arşivindeki bir vesikada adı “Müntehabât‐ı Türkiyye” olarak geçen bu sözlük münasebetiyle Padişah tarafından 10.000 kuruşla okşanır.</p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Hiç de azımsanmayacak bu mükâfat onun gayretini daha da arttırmıştır.  Sözlük çalışmalarına zevkle devam eder.</p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">1857’ye gelindiğinde “An English and Turkish Dictionary” (İngilizce‐Türkçe sözlük) adlı eserini Londra’da yayınlar. Gemici olduğundan bu sözlüğünde bütün denizcilik tabirlerini özenle izah etmiştir.</p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Dönemim padişahı Sultan Abdülmecid’e de sunulan bu en kapsamlı İngilizce‐Türkçe sözlük çok beğenilir. Redhouse’a bu yolda sarf ettiği hayli emek ve akçe karşılığı 15 Ocak 1857’de dönemin âdeti gereği 10.000 kuruş değerinde akıl almaz değerli taşlarla süslü bir enfiye kutusu hediye edilir.</p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca yazarı desteklemek ve İngiltere ile dostluk kurarak ticaretin gelişmesini kolaylaştırmak için sözlükten; Bâbıâli, Bâb‐ı Seraskeri ve Tercüme odalarınca kullanılmak üzere elli nüsha satın alınır.</p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Redhouse gibi Osmanlı devleti ile münasebeti olan hatta zaman zaman patronaj gören bir başka doğu bilimci de Hammer’dir. Almanca tercümesini yaptığı Tezkiretü’ş Şuara, Gülşen-i Râz gibi eserleri saray’a takdim etmiş o da çok değerli mükellef ve müzeyyen bir enfiye kutusu ile mükâfatlandırılmıştır</p>
</blockquote>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p style="text-align: justify;">Okuldan atıldıktan sonra gemilerde miço ve kamarot olarak çalışan genç james bir yandan da teorik eğitimini teknik sahada da görme fırsatı buldu. Çalıştığı gemi Akdeniz’e yaptığı bir seyahat sırasında İstanbul’a uğrayınca bir fırsatını bulup gemiden kaçtı. Böylece Osmanlı İmparatorluğu&#8217;ndaki yılları başlamış oldu.</p>
<p style="text-align: justify;">İngiliz İmparatorluğunun çocuğu, Osmanlı topraklarındaki baş döndürücü yaşantısına mütevazı bir şekilde adım attı. Tersanelerde tornacı olarak çalışmaya başladı. İşinde İngiltere’deki eğitiminin faydasını görerek teknik ve denizcilik bilgisiyle işinde öne çıktı ve Türkçeyi öğrenmekteki maharetiyle dikkatleri çekti.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Durmakızın  Dil Öğrendi ve Çevre Edindi<br />
</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bu sırada Osmanlı reform asrının hararetli dönemlerinden biri yeni başlamıştı. Modern Türk ordusu kuruluyor, donanma ıslah ediliyor, muazzam bir imparatorluk için yeni bir düzene geçiliyordu. Bu dönemde İngilizlerin denizlerdeki üstünlüğü de kabul edildiğinden donanma okullarındaki Fransızca yerini İngilizceye bırakmıştı.</p>
<p style="text-align: justify;">Devletin İngilizce tercüman ihtiyacı James Redhouse için tam bir fırsat oldu. Yetenekleri fark edilen james üst makamlara önerildi ve ilk  önce Babıâli tercüme odasına alındı daha sonra  teknik alana kaydırılarak Mühendishâne‐i Bahrî‐i Hümâyun’da yani Deniz Mühendishanesi&#8217;nde İngilizce dersleri vermeye başladı.</p>
<p style="text-align: justify;">Diğer yandan Redhouse İmparatorluk başkentinin kültür ortamında akıl almaz bir gayretle dil öğreniyordu. Artık Türkçeye tam hakim olmuş, Arapça, Farsça ve dönemin gözde lisanı Fransızcayı öğrenmiş, halkın “<em>Tatlı Su Frengi</em> “ dediği İstanbul’da yerleşik Levantenlerden İtalyancaya aşina olmuştu.Yunancayla Almanca ise yeni yeni başlıyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Redhouse Matematik bilgisi ve lisanlara olan ilgisi sayesinde çevresi günden güne genişleterek Babıâli ve Hariciye mensuplarıyla,  Harbiye ve Bahriye mektebi hocalarıyla tanıştı. Bunun ilmi gelişimine faydası olduğu gibi devrin ileri gelen simalarıyla görüşmesine de imkân sağladı.Abdülmecid devrinin eli sopalı sadrazamı Hüsrev Paşa’yla bu dönemde dostluk kurdu. İstanbul&#8217;da artık &#8220;İngiliz Mustafa&#8221; diye anılıyordu.</p>
<div id="attachment_12620" class="wp-caption alignleft" style="width: 319px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/07/Redhouse-ait-mektuplar.jpg"><img class="size-full wp-image-12620 " title="Redhouse ait mektuplar" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/07/Redhouse-ait-mektuplar.jpg" alt="" width="309" height="274" /></a><p class="wp-caption-text">Redhouse&#39;un Londra&#39;dan Sadrazam Fuat Paşa&#39;ya  göderdği mektuplar.  Zarfın üzerinde Fransızca &quot;Son altesse Fuat Pasha, ministre des affaires étrangères   Le Grand Vezire à Constantinoplé&quot; yazılı</p></div>
<p style="text-align: justify;"><strong>İlk Türkçe Sözlüğünü Rusya&#8217;da Yazdı</strong></p>
<p style="text-align: justify;">1830’da Rusça öğrenmek üzere Rusya’ya gitti ve 3 sene kaldı. Müntehabât‐ı Lügat‐ı Osmâniyye (Osmanlı lisanından seçmeler) adlı İlk sözlük çalışmasına burada başladı. 1833’de İstanbul’a döndüyse de az bir süre sonra İngiltere’ye gitmek üzere yola koyuldu. Yolda Malta’ya uğradı ve oradan  Londra’ya geçti. Hüsrev Paşa’nın tavsiyesiyle Osmanlı devleti tarafından Redhouse’a İngiltere&#8217;deki öğrencileri denetleme vazifesi verilmiş ve İstanbul ile ilişkileri anavatanında da devam etmişti.</p>
<p style="text-align: justify;">1836’da evlendi. 1838’de Osmanlı başkentine dönerek Hüsrev Paşa’nın hizmetine girdi. Paşa, Sultan Abdülmecid’in padişah olması ile zorla Sadareti kapınca pek çok dile vakıf Redhouse’da onun tercümanı oldu. Bitmek tükenmek bilmez enerjisi ile bu vazifede koşturdu. En ikbal çağını yaşıyordu ki ünü imparatorluk ricali arasında iyiden iyiye yayılmış, İngiliz hükümeti nezdinde de tanınmıştı.</p>
<p style="text-align: justify;">Yüzyılın tantanalı olaylarından birisi Osmanlı &#8211; Mısır Krizinde Bahriye şûrası (denizcilik komisyonu) üyeliğine tayin edilerek Avrupa devletlerinin Mısır’a müdahalesinde tercüme işlerini yürüttü. Buradaki pek çok cürmü küçük kadri büyük hizmetleri münasebetiyle Sultan Abdülmecid tarafından liyakat ve olağanüstü hizmet mükâfatı olarak, iftihar nişanı ile ödüllendirildi.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/07/Redhouseun-imzasi.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-12638" style="border: 1px solid black;" title="Redhouseun imzasi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/07/Redhouseun-imzasi.jpg" alt="" width="317" height="104" /></a>Redhouse bundan sonra hariciye nezaretine girdi.  1841 yılında Osmanlı-İran arasındaki sınır düzeltme müzakereleri başlayınca Avrupalı devletleri,  bu arada İngiltere’nin temsilci bulundurduğu bir heyette tercüman kâtip olarak Erzurum’a gitti. 4 sene burada kalarak (Grammaire <em>raissonée de la langue Ottomane</em>) adlı Osmanlıca gramer kitabını yazıp yayınladı. Fakat eşi Erzurum’un çetin soğuğuna dayanmayarak hastalnan eşi  Tedavi için İngiltere’ye döndü ama Redhouse’da Erzurum dönüşü terar  Bâbıâli Tercüme odasında görev aldı.</p>
<table class="shutter" style="width: 369px; height: 293px;" border="0" align="left">
<tbody>
<tr>
<td>
<div id="bio_destek">
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: small;"><strong>Londra’daki Türk Talebe Müfettişi</strong></span></p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<div style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva;"><span style="font-size: x-small;">Osmanlı devleti İngiltere’ye ve sair Avrupa ülkelerine dil, fen ve teknik eğitim tahsili için öğrenci ve bazen de işlerinde maharet kazanmak üzere işçi ve personel gönderilmekteydi.</span></span></div>
<div style="text-align: center;"><span style="font-family: verdana,geneva;"><span style="font-size: x-small;">&#8230;</span></span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva;"><span style="font-size: x-small;">Bunlardan özellikle denizcilik sahasında çalışacakların çoğu da İngiltere’ye yollanıyordu. Devlet tarafından gönderilen bu Türk öğrencilerin Londra’daki sayısı özellikle Kırım Savaşı sırasında çok arttı. Bunlara maharetle nezaret edecek, ilk eğitimi verecek ve gerektiğinde devlet adına teftişte bulunacak bir şahsa ihtiyaç duyuluyordu.</span></span></div>
<div style="text-align: center;"><span style="font-family: verdana,geneva;"><span style="font-size: x-small;">&#8230;</span></span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva;"><span style="font-size: x-small;">Londra’daki Osmanlı elçisinin tavsiyesi ve hükümetinde uygun görmesiyle Redhouse’a bu konuda vazife verdi. Böylece Osmanlı devletinin Londra’daki ilk Türk talebe müfettişi Redhouse olmuştu.</span></span></div>
</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p style="text-align: justify;"><strong>Osmanlı Devletiyle Bağlarını Koparmadı</strong></p>
<p style="text-align: justify;">1853’de sağlık sorunları gerekçesiyle, isteği üzerine Osmanlı hükümeti tarafından kendisine emekli maaşı bağlanır ve 43 yaş gibi bir olgunluk çağında ülkesine döner.  Bu tarihten sonra zamanını daha çok Osmanlı hizmetinde biriktirdiği zihinsel sermayeyi kullanmaya ayırır.</p>
<p style="text-align: justify;">İngiltere de Dışişleri bakanlığında doğu dilleri tercümanı olur. Sözlük çalışmalarına da iştahla devam eder.   Bu yıllarında Osmanlı devleti tarafından, İngiltere’ye teknik eğitim ve dil öğrenmek için gönderilen burslu öğrencileri denetlemek üzere müfettiş tayin edilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Böylece Osmanlı devleti ve elçiliği ile bağları hemen hiç kopmadan devam eder. (1856)</p>
<p style="text-align: justify;">1867’de Redhouse hayatının son demlerine kadar meşgul olacağı Osmanlıca kelimelerin etimolojik kökenini veren Külliyât-ı Azîziyye fi’l-Lugati’l Osmâniyye adlı hacimli bir çalışmaya başlamış hatta bunun için zaman zaman Osmanlı Hükümetine mektup yazarak maddi konuda ve baskısı hususunda yardım istemiştir.  Son yıllarında  da Osmanlıca ve doğu Türk lehçeler sözlüğü hazırlamakla uğraşmıştır.</p>
<p><strong>İddia Edildiği Gibi  Müslüman Oldu Mu? </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Donanmada görev aldığı gençlik döneminde bahriyeliler arasından İngiliz Mustafa namıyla şöhret bulsa da sözlükçü Redhouse bazı kaynakların iddia ettiğinin aksine Müslüman olmamıştır. Arşiv kaynaklarında “Redhouse” veya “Redhouse el-İngilizi” olarak geçmesine karşın hiçbir yerde kendisinden “İngiliz Mustafa” olarak bahsetmez. Basılı Türkçe eserlerinde de ismini Redhouse el-İngilizi şeklinde yazar.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/08/baslica-eserleri.jpg"><img class="size-full wp-image-12706 alignleft" style="border: 1px solid black;" title="baslica eserleri" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/08/baslica-eserleri.jpg" alt="" width="222" height="197" /></a>Meşhur şair Abdülhak Hamid hatıratında Redhouse’dan şöyle bahseder; <span style="font-size: medium;"><strong>&#8220;</strong></span>Londra’dayken İstanbul’u özledikçe Redhouse’u görmeye giderdim. Simaca, kıyafetçe adeta bir İstanbul beyefendisiydi ve bir Eyüpsultan’lı gibi sohbet ederdi. Seksen küsur yaşına rağmen Türk illerindeki mazisinden bahsederken gözlerine bir gençlik parıltısı gelirdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu beyaz çınar 2 defa müdahale gördükten sonra devrilmiş, kısa bir hastalığın ardından da uzun ömrüne veda ettiğini kadim dostu Mr. Hyde Clark bildirmişti. Sefir Paşa ve bütün sefaretçe cenazesinde bulunduk.<span style="font-size: medium;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Fakat Hyde Clark’ı ne <strong>kilisede</strong> nede mezaristan’da göremedim. Daha sonra Clark’a neden cenazeye katılmadığını sorunca <strong>&#8220;ben ancak kendi cenazeme katılırım&#8221;</strong> cevabını aldım <span style="font-size: medium;">&#8220;</span></p>
<table class="shutter" style="width: 342px; height: 315px;" border="0" align="right">
<tbody>
<tr>
<td>
<div id="bio_uyari">
<p style="text-align: center;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;"><strong>Sir James W. REDHOUSE</strong></span></p>
<p style="text-align: center;">&#8230;.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;">1811’de Londra’da doğdu. 5 Yaşında babasını kaybetti. 8. Yaşında iken yetimler için eğitim veren, sert disiplinli bir denizcilik okuluna kaydoldu. Bir süre sonra disiplinsiz ithamıyla buradan çıkarıldı.</span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;">&#8230;.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;">1826’de Kamarot olarak bir ticaret gemisine girdi ve gemi İstanbul’a uğradığında işinden ayrıldı. Daha sonra İstanbul yılları ve Osmanlı hizmetinde geçirdiği günler başladı. </span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;">&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;">Erzurum’a, Rusya’ya, Malta’ya ve Osmanlı hükümet görevlisi olarak tekrar İngiltere’ye gitti. Diplomatik meselelerde üst görevler aldı. İftihar nişanı ve pek çok hediye ile taltif edildi</span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;">&#8230;<br />
</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;">1853’de emekli olarak İngiltere’ye döndü. Cambridge Üniversitesinde fahri doktora titri, 1888’de Kraliçe Viktoria’dan şövalyelik (Sir) nişanı aldı. 1892’de Londra’da öldü.</span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;">&#8230;<br />
</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;">Hayatı boyunca Britanya tahtında 4 Kral, Osmanlı tahtında 5 padişah görmüş, Osmanlılar ile ilişkileri çok iyi olmasına rağmen İngiliz hükümeti ile pek geçinememiştir. Belki de bu yüzden Encyclopedia Britaninca’ya biyografisi konmamıştır.</span></p>
</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p style="text-align: justify;"><strong>Başlıca Eserleri</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Redouse’un;  İngilizce-Türkçe sözlük, etimolojik Osmanlıca Sözlük,  Osmanlıca gramer kitabı,  Osmanlıca cep kitabı vs . dil ve sözlük çalışmaların yanı sıra Kral IV. William’ın Sultan Mahmud’a hediye ettiği İbn-i Battuta Seyyaha namesinin Türkçeye aktarılmasına yardımcı olmuş, Fransız ormanlılık kanun ve nizamnamelerini çevirmiştir.<strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Esmaü’l Hüsna’yı</strong>, Hz. Muhammed için yazılmış <strong>Bürde kasidesini</strong>, Mevlana’nın <strong>Mesnevi’</strong>sini ve bugün Osmanlı tarihi kaynakları arasında kullanılan Eflaki’nin <strong>Menakıbü’l‘ârifin</strong> eserinden bazı pasajları İngilizceye tercüme etmiştir. Türkçeye İncil tercümesi yaptıysa da misyon tarafından beğenilmeyerek basılmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> Osmanlı Bilimler Akademisine Üye</strong></p>
<p style="text-align: justify;">1851’de Fransız Akademisi örnek alınarak kurulan Encümen‐i Daniş’e (Bilimler Akademisi) kırk Türk üyenin yanında; Hammer, Bianchi gibi doğu bilimcilerle beraber Redhouse’da üye seçilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sonradan Encümen‐i Daniş yerine Cemiyet‐i İlmiye‐i Osmaniyye kurulunca Dönemin en mümtaz şahsiyetleriyle beraber Redhouse da buraya âza kaydedilir. Akademik alanda gerekli kitapların hazırlanmasına, batıdakilerin tercüme edilmesine katkıda bulunur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Türkçenin Latin Harfli Sözlüğü</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Redhouse sadece Sözlüklerle uğraşmaz halk için kitaplarda yazar. Ancak Kırım savaşı patlayınca İngiltere’de Osmanlı prestiji yükselir, sözlüklerine ilgi artar.</p>
<p style="text-align: justify;">Fırsattan yararlanarak özellikle İngiliz subayların kullanımına yönelik gündelik Türkçe üzerine Latin harfleriyle bir cep kitapçığı hazırlar. Bu kitap çok tutunca hemen yenisini hazırlamak üzere kolları sıvar. Kitapta Türkçeyi Arap harfleri yerine Latin harfleri ile yazmıştır. Bu günkü Türkçeye özgü latinize harfler henüz türetilemediğinden kelimelerin imlası da ilginçtir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kitapta;</strong> “Cheleby (Çelebi), Khan (Han), Baghce (Bahçe),   Fagir (Fakir) , Hanoum (Hanım),  Faqad (Fakat), Serai (Saray)  Ghayretsiz (Gayretsiz), Menghene ( Mengene) Turshu ( Turşu)  “ şeklinde yer alır.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="background-color: #ffffff;"><span style="color: #000000;">Bu yazı 27  Haziran 2010 HaberTürk tarih Sayı 5 &#8216;de yayınlanmıştır. </span></span><a href="http://tarihvemedeniyet.org/ekutuphane327" title="Bu dosya 551 kez indirildi.">Pdf Orjinali için tıklayınız (551)</a></p>
<blockquote>
<p style="text-align: justify;"><strong>Bibliyografya:</strong><br />
Findley, Carter V., “Sir James W. Redhouse (1811-1892) Mükemmel Bir Doğu Bilimcinin Öyküsü”, çev.Nuray Şimşek, Redhouse Yayınevi;  Ali İhsan Gencer, “<em>Redhouse’ın Türkçe lügati hakkında mektubu</em>”, İlmi Araştırmalar s.6, 1998 ;  M. Kaya Bilgegil, “<em>Türkiye’nin Londra’daki İlk Talebe Müfettişi Redhouse’dur</em>”, Kubbealtı Akademi Mecmuası,  y.4 s. 4, Ekim 1975; <em>Büyük İngiliz Türkoloğu Redhouse”</em> , Konya Halkevi Aylık Kültür Dergisi, Eylül 1942 sayı 47 ; Abdülhak Hâmid’in hatıraları, haz. İnci Ergün, Dergah yay; Murat Akgündüz, “19. Yüzyılda İhsan-ı Şahane”, Hediye Kitabı, Kitabevi yay.; <strong>BOA</strong>.: HR.MKT. 173/36;  HR. SFR.33/20;  A.AMD 72/64;  İ.HR. 139/7219;  HR. SFR.31/12;  HR. MKT. 3/56 <strong><em> </em></strong></p>
</blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2010/08/londrali-redhouseu-nasil-ingiliz-mustafa-yaptik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tarihin Arka Odası: Okçuluk Programı -17.07.2010</title>
		<link>http://tarihvemedeniyet.org/2010/07/17-07-2010tarihin-arka-odasi-okculuk-programi/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2010/07/17-07-2010tarihin-arka-odasi-okculuk-programi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Jul 2010 09:08:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>müteverrih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarihin Arka Odası]]></category>
		<category><![CDATA[Video]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=12499</guid>
		<description><![CDATA[



Av. Adnan Mehel, Dr. Yaşar Metin Aksoy, Oyuncu Cemal Hünal,  Dr. Mimar Sinan Genim&#8217;in konuk olarak katıldığı programda ok ve okçuluk  konuşuldu. Klasik Türk okçuluğu, diğer milletlerde okçuluğun gelişimi, Türk okunun özellikleri anlatıldı. Bir savaş ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table class="shutter" style="width: 682px; height: 174px;" border="0" cellspacing="5" cellpadding="5" align="left">
<tbody>
<tr>
<td style="text-align: justify;">
<p class="first-child"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/12/Tarihin-Arka-Odasi-.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-5963" title="Tarihin Arka Odasi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/12/Tarihin-Arka-Odasi-.jpg" alt="Tarihin Arka Odasi" width="200" height="150" /></a>Av. Adnan Mehel, Dr. Yaşar Metin Aksoy, Oyuncu Cemal Hünal,  Dr. Mimar Sinan Genim&#8217;in konuk olarak katıldığı programda ok ve okçuluk  konuşuldu. Klasik Türk okçuluğu, diğer milletlerde okçuluğun gelişimi, Türk okunun özellikleri anlatıldı. Bir savaş ve spor silahı olarak ok&#8217;un durumu tantıdıldı. Hun&#8217;lardan Göktür&#8217;lere, Tabgaç&#8217;lardan Oğuz&#8217;lara onlardan da Osmanlılara Türk okunun serüveni evrimi izah edildi. Görsel malzemenin de kullanıldığı, geleneksel savaş kostümlerinin giyildiği ve putalara ok&#8217;ların atıldığı program Türk TV tarihinin en uzun kültürel programı oldu.Ok ve yay&#8217;ın yanısıra kılıç ,gürz,  balta, kargı, mızrak gibi geleneksel harp silahları konu oldu.</p>
<p class="first-child">
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="680" height="472" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="src" value="http://blip.tv/play/hbs2jYZWmqQP" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="680" height="472" src="http://blip.tv/play/hbs2jYZWmqQP" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2010/07/17-07-2010tarihin-arka-odasi-okculuk-programi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Osmanoğlulları&#8217;nın Aile  Vakfı</title>
		<link>http://tarihvemedeniyet.org/2010/07/osmanoglullarinin-aile-vakfi/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2010/07/osmanoglullarinin-aile-vakfi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Jul 2010 03:27:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>müteverrih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hanedanı Âl-i Osman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=12433</guid>
		<description><![CDATA[İki büyük dünya savaşı sonunda  Avrupa tarihini oluşturan en büyük hânedanlar sona erdi. 4’ü imparatorluk hânedânı idi: Rusya’da Romanof’lar, Almanya’da Hohenzollern’ler , Avusturya-Macaristan’da Habsburg’lar, Türkiye’de Osmanoğulları. Ve daha birçok krallık hânedânı.
Rusya’da komünistlerin vahşice yok ettikleri ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/07/Osmanogullari.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-12434" style="border: 1px solid black;" title="Osmanogullari" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/07/Osmanogullari.jpg" alt="" width="276" height="240" /></a><span class="cap" title="İ">İ</span>ki büyük dünya savaşı sonunda  Avrupa tarihini oluşturan en büyük hânedanlar sona erdi. 4’ü imparatorluk hânedânı idi: Rusya’da Romanof’lar, Almanya’da Hohenzollern’ler , Avusturya-Macaristan’da Habsburg’lar, Türkiye’de Osmanoğulları. Ve daha birçok krallık hânedânı.</p>
<p style="text-align: justify;">Rusya’da komünistlerin vahşice yok ettikleri Romanof’lar hariç, hiçbir hanedan Osmanoğulları derecesinde olumsuzluklara mâruz kalmadı.</p>
<p style="text-align: justify;">Osmanoğulları, 2700 yıllık Türk tarihinin en büyük ailesidir. Göktürk, Selçuklu, Timur hanedanlarından bile büyük&#8230; Ertuğrul Gazi’den (1191-1281) İkinci Abdülhamîd’e (1842-1918) kadar iki düzine dâhi çıkardı. 1516-1924 arasında hilâfet (halîfelik) tâcını da büyük liyakatle taşıdı.<span id="more-12433"></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-size: medium;">Süngün Yolunda </span></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Atatürk, yetişkin (18 yaş üzeri) şehzâdelerin çıkarılmasını tasarlarken, İsmet Paşa müdahale etti. Hânedan üyesi olmayan, tahta geçmeleri akıldan bile geçmeyen bir sürü insanı kafileye kattı (o tarihte bebekler dahil hânedan 37 şehzâde ve 42 sultandan ibaretti). Bunlar ebediyyen Türkiye topraklarından çıkarılıyorlardı, transit geçmeleri bile mümkün değildi.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/07/Armai-sultani.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-12437" title="Armai sultani" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/07/Armai-sultani.jpg" alt="" width="212" height="190" /></a>Osmanoğulları’nın her şeyine el konuldu. Türkiye dışındaki varlıklarının hiçbirini o devletler, Türkiye’deki uygulamayı emsal göstererek vermediler (verilmemesi için Ankara’dan da yazı gönderildi). Hânedanın yabancı bankalarda kuruşu yoktu. Sultan Vahîdeddin büyük akılsızlık edip Türkiye’yi terk ederken bir avuç elmas almayı bile düşünmemişti.</p>
<div id="attachment_12458" class="wp-caption alignright" style="width: 179px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/07/Sultan-Abdulmecid.jpg"><img class="size-full wp-image-12458" title="Sultan Abdulmecid" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/07/Sultan-Abdulmecid.jpg" alt="" width="169" height="284" /></a><p class="wp-caption-text">Sultan Abdülmecid</p></div>
<p style="text-align: justify;">Her Türk’ün elbette dokunulmaz malı mülkü varken,  Osmanoğulları’nın her şeyi yağmacıların,  dolandırıcıların, azınlıkların eline geçti. Millî Mücadele kahramanlarının hiçbirinin bu iğrenç yağmaya katılmadığını belirtmem gerekir. Keşke Atatürk’ün silâh arkadaşları paşalara İstanbul’da birer hânedan köşkü, yalısı, konağı verilse idi, millî vicdan bunu onaylardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi Şehzâde Osman Salâhaddin Efendi Osmanoğlu, Hânedan için bir vakıf kurulacağını bildirdi. Zira günümüze kadar Türk prens ve prenseslerinin çoğu, feci şartlarda yaşadılar. Millî ayıbımız olarak tarihe geçecektir. Derin devlet, hânedânın dışarıdaki faaliyetlerini izleyip vakit harcadı. Zira Türkiye aleyhinde faaliyet şöyle dursun, kem söz söyleyen çıkmadı. Yarın devam edeceğim&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><strong>Bugün Osmanlı Ailesi</strong></span></p>
<div id="attachment_12439" class="wp-caption alignleft" style="width: 214px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/07/osman-osmanoglu-ciragan-sarayinda.jpg"><img class="size-full wp-image-12439" title="Selahaddin Osmanoglu " src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/07/osman-osmanoglu-ciragan-sarayinda.jpg" alt="" width="204" height="149" /></a><p class="wp-caption-text">Osmanlıoğlu Vakfını Kuracağını Açıklayan; V. Murad&#39;ın Torunu, Şehzade Selahattin Osmanoğlu</p></div>
<p style="text-align: justify;">Osmanoğulları Hânedânı şu anda 22 şehzâde+16 sultan denen prensesten oluşuyor (18 yaş üzerindekiler sadece 18 şehzâde+13 sultan). Bunlar Hânedân âzâsıdır (üyesi). Sultan (prenses) çocukları olan 23 sultan-zâde (prens) ve 13 hanım-sultan (prenses). Hânedân üyesi değil, Hânedân mensûbu’dur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunlara gene aynı sayılarda Dâmâd denen sultan eşleri ve Hanımefendi denen şehzâde eşlerini eklemek gerekir, bunlar da prens ve prenses statüsündedirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunlar ülkemizde bilinmiyor. Halbuki Avrupa cumhuriyetlerinde, eski hânedanlarına ait her şey dikkatle izlenir, bugünkü nesil tarafından da bilinir. Bizim böyle bir konumuz olmamasına, konunun hiç değilse devlet dışında tutulmasına çok gayret gösterildi.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><strong>Vakıf Teşebbüsleri </strong></span><strong></strong></p>
<div id="attachment_12455" class="wp-caption alignright" style="width: 200px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/07/Kanuninin-tugrasi.jpg"><img class="size-full wp-image-12457" title="Kanuninin tugrasi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/07/Kanuninin-tugrasi.jpg" alt="" width="190" height="135" /></a><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/07/Tugra-i-sultani.jpg"><img class="size-full wp-image-12455 " title="Tugra i sultani" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/07/Tugra-i-sultani.jpg" alt="" width="190" height="135" /></a><p class="wp-caption-text">Tuğrai Sultanî</p></div>
<p style="text-align: justify;">Bugün en yaşlı sultan, Nasl-i Şâh Sultan’dır (Dolmabahçe Sarayı’nda 1921’de doğdu). Son halîfe İkinci Abdülmecîd’in oğlunun kızıdır. Annesi ise, son pâdişah (hâkan) Sultan Vahîdeddin’in kızıdır. İstanbul’dadır. En yaşlı şehzâdeye, Hânedan Reîsi deniyor. Osman Bâyezîd Efendi’dir (1924). Amerika’da yaşıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">1703’te en yaşlı şehzâdenin tahta geçmesi kesinlik kazandı. (Babadan büyük oğula) sistemi bırakıldı. Osman Bâyezîd Efendi, Osmanlı Vakfı’nın başkanlığını kabûl etmişse de, yaşı dolayısıyla, fahrî (onursal) durumda kalacağı anlaşılıyor. Vakfı fiilen, Hânedân’ın en faal üyesi olan 5. Murad (ilâveten anne tarafından Sultan Reşid) dalından Şehzâde Osman Salâhaddin Efendi (1940) yönetecektir.</p>
<div id="attachment_12442" class="wp-caption alignleft" style="width: 186px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/07/Osman-Nami-Osmanoglu.jpg"><img class="size-full wp-image-12442" title="Osman Nami Osmanoglu" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/07/Osman-Nami-Osmanoglu.jpg" alt="" width="176" height="124" /></a><p class="wp-caption-text">Geçtiğimiz günlerde vafet eden (15.07.2010)  Sultanzâde Osman Nâmi Bey</p></div>
<p style="text-align: justify;">Sultan Hamid’di, Osmanlı’ydı diye yeri göğü inleten gerçek aydınlarımızın,  zenginlerimizin konunun tarihî önemine yakışır ciddi meblağlarla vakfı desteklemeleri gerekir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu millî utançtan mutlaka kurtulmalıyız. Başbakan Sayın Tayyip Erdoğan’ın bir işareti şarttır. Bunu yapacak millî seciyeye ve cesarete sahiptir.İslâm Konferansı Genel Sekreteri kadîm dostum Prof. Ekmeleddin İhsanoğlu‘nun da vakıf için üye devletlerin dolar milyarderlerini uyarmasını bekliyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/02/Son-sarayli-sehzade-ertugrul-osman-efendi.jpg"><img class="alignright  wp-image-8391" title="Son sarayli sehzade ertugrul osman efendi" src="http://www.timas.com.tr/Images/Kitaplar/hanedaninsurgunoykusu-jpg.aspx?width=180" alt="" width="136" height="162" /></a><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/02/Son-sarayli-sehzade-ertugrul-osman-efendi.jpg"><img class="alignright  wp-image-8391" title="Son sarayli sehzade ertugrul osman efendi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/02/Son-sarayli-sehzade-ertugrul-osman-efendi.jpg" alt="" width="122" height="163" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Halîfe padişahlarının çocukları ile ilgilenenler olacaktır. Birçoğunun dedelerinin bu şanlı hanedanın nice lütfunu gördüğü malûmdur.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: x-small;"><em>Bibliyografya:</em><em><br />
Tahsin Yılmaz Öztuna,”Durum”,  Türkiye Gazetesi, 19 -</em>20.07.20010, </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2010/07/osmanoglullarinin-aile-vakfi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>12</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tarihin Arka Odası Konuk: Kenize Murad 10.07.2010</title>
		<link>http://tarihvemedeniyet.org/2010/07/tarihin-arka-odasi-konuk-kenize-murad-10-tem-2010/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2010/07/tarihin-arka-odasi-konuk-kenize-murad-10-tem-2010/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 11 Jul 2010 22:55:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>müteverrih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarihin Arka Odası]]></category>
		<category><![CDATA[Video]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=12307</guid>
		<description><![CDATA[



 V. Murad&#8217;ın torunu ve Kotwara mihracesinin kızı Kenize Murad hanımın katıldığı programda Osmanlı ailesinin sürgünü konu edildi.  V. Murad ailesi ve bu günkü fertleri, sarayda nasıl hapis hayatı yaşadığı, jön türkler, Ali Suavi olayı ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table class="shutter" style="width: 682px; height: 174px;" border="0" cellspacing="5" cellpadding="5" align="left">
<tbody>
<tr>
<td style="text-align: justify;">
<p class="first-child"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/12/Tarihin-Arka-Odasi-.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-5963" title="Tarihin Arka Odasi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/12/Tarihin-Arka-Odasi-.jpg" alt="Tarihin Arka Odasi" width="200" height="150" /></a> V. Murad&#8217;ın torunu ve Kotwara mihracesinin kızı Kenize Murad hanımın katıldığı programda Osmanlı ailesinin sürgünü konu edildi.  V. Murad ailesi ve bu günkü fertleri, sarayda nasıl hapis hayatı yaşadığı, jön türkler, Ali Suavi olayı anlatıldı. Kenize Murat&#8217;ın yazdığı &#8220;De la part de la princesse morte&#8221; &#8211; Ölmüş bir prenses tarafından- adlı Türkçe&#8217;ye Saraydan Sürgüne olarak çevrilen roman üzerinde duruldu. Kenize Murad&#8217;ın yaşamının da anlatıldığı program da V. Murat&#8217;ın bestelediği çeşitli parçalar seslendirildi.</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="680" height="472" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="src" value="http://blip.tv/play/hbs2jYJ2mqQP" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="680" height="472" src="http://blip.tv/play/hbs2jYJ2mqQP" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2010/07/tarihin-arka-odasi-konuk-kenize-murad-10-tem-2010/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>11</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir demet Ebrû</title>
		<link>http://tarihvemedeniyet.org/2010/07/bir-demet-ebru/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2010/07/bir-demet-ebru/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Jul 2010 06:52:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>müteverrih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Medeniyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=11777</guid>
		<description><![CDATA[Farsça bulut anlamına gelen &#8220;ebr&#8221; sözcügünden türemiştir Ebrû. Çeşitli rivayerler olmakla birlikte ne zaman nerede ortaya çıktığı tam olarak kestirilemez. Ancak doğuya özgü bir süsleme sanatı olduğu, Adriyatikten Hind&#8217;e kadar geniş bir coğrafyada hayat bulduğu ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="bio_dig" style="text-align: justify;">Farsça bulut anlamına gelen &#8220;ebr&#8221; sözcügünden türemiştir Ebrû. Çeşitli rivayerler olmakla birlikte ne zaman nerede ortaya çıktığı tam olarak kestirilemez. Ancak doğuya özgü bir süsleme sanatı olduğu, Adriyatikten Hind&#8217;e kadar geniş bir coğrafyada hayat bulduğu açıktır. İşte bir demet Ebrû:</div>
<div id="bio_uyari" style="text-align: center;">
<div class="ngg-galleryoverview" id="ngg-gallery-62-11777">


	
	<!-- Thumbnails -->
		
	<div id="ngg-image-996" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/ebru/1.jpg" title=" " class="shutterset_set_62" >
								<img title="1" alt="1" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/ebru/thumbs/thumbs_1.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-997" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/ebru/3.jpg" title=" " class="shutterset_set_62" >
								<img title="3" alt="3" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/ebru/thumbs/thumbs_3.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-998" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/ebru/6.jpg" title=" " class="shutterset_set_62" >
								<img title="6" alt="6" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/ebru/thumbs/thumbs_6.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-999" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/ebru/5.jpg" title=" " class="shutterset_set_62" >
								<img title="5" alt="5" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/ebru/thumbs/thumbs_5.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 	 	
	<!-- Pagination -->
 	<div class='ngg-clear'></div>
 	
</div>

<br />

<div class="ngg-galleryoverview" id="ngg-gallery-63-11777">


	
	<!-- Thumbnails -->
		
	<div id="ngg-image-1001" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/ebru2/14.jpg" title=" " class="shutterset_set_63" >
								<img title="14" alt="14" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/ebru2/thumbs/thumbs_14.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-1002" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/ebru2/20.jpg" title=" " class="shutterset_set_63" >
								<img title="20" alt="20" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/ebru2/thumbs/thumbs_20.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-1003" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/ebru2/32.jpg" title=" " class="shutterset_set_63" >
								<img title="32" alt="32" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/ebru2/thumbs/thumbs_32.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-1005" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/ebru2/33.jpg" title=" " class="shutterset_set_63" >
								<img title="33" alt="33" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/ebru2/thumbs/thumbs_33.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 	 	
	<!-- Pagination -->
 	<div class='ngg-clear'></div>
 	
</div>

</div>
<p><span id="more-11777"></span></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/1.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-11767" title="1" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/1.jpg" alt="" width="680" height="430" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/3.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-11769" title="3" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/3.jpg" alt="" width="680" height="430" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="../wp-content/uploads/2010/06/5.jpg"><img title="5" src="../wp-content/uploads/2010/06/5.jpg" alt="" width="680" height="430" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="../wp-content/uploads/2010/06/6.jpg"><img class="aligncenter" title="6" src="../wp-content/uploads/2010/06/6.jpg" alt="" width="680" height="430" /></a><a href="../wp-content/uploads/2010/06/9.jpg"><img title="9" src="../wp-content/uploads/2010/06/9.jpg" alt="" width="680" height="430" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="../wp-content/uploads/2010/06/19.jpg"><img title="19" src="../wp-content/uploads/2010/06/19.jpg" alt="" width="680" height="430" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="../wp-content/uploads/2010/06/35.jpg"><img title="35" src="../wp-content/uploads/2010/06/35.jpg" alt="" width="680" height="430" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="../wp-content/uploads/2010/07/40.jpg"><img title="40" src="../wp-content/uploads/2010/07/40.jpg" alt="" width="680" height="430" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="../wp-content/uploads/2010/07/41.jpg"><img title="41" src="../wp-content/uploads/2010/07/41.jpg" alt="" width="680" height="430" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="../wp-content/uploads/2010/07/42.jpg"><img title="42" src="../wp-content/uploads/2010/07/42.jpg" alt="" width="680" height="430" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="../wp-content/uploads/2010/06/2.jpg"><img title="2" src="../wp-content/uploads/2010/06/2.jpg" alt="" width="450" height="555" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="../wp-content/uploads/2010/06/2.jpg"></a><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/8.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-11774" title="8" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/8.jpg" alt="" width="400" height="600" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/8.jpg"></a><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/10.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-11776" title="10" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/10.jpg" alt="" width="328" height="480" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/11.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-11788" title="11" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/11.jpg" alt="" width="450" height="568" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/11.jpg"></a><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/12.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-11789" title="12" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/12.jpg" alt="" width="381" height="494" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/12.jpg"></a><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/13.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-11790" title="13" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/13.jpg" alt="" width="380" height="508" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/13.jpg"></a><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/14.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-11791" title="14" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/14.jpg" alt="" width="390" height="524" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/14.jpg"></a><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/15.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-11792" title="15" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/15.jpg" alt="" width="383" height="543" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/15.jpg"></a><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/16.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-11793" title="16" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/16.jpg" alt="" width="379" height="525" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/16.jpg"></a><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/17.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-11794" title="17" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/17.jpg" alt="" width="383" height="529" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/17.jpg"></a><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/18.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-11795" title="18" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/18.jpg" alt="" width="389" height="523" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/19.jpg"></a><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/20.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-11797" title="20" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/20.jpg" alt="" width="389" height="537" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/20.jpg"></a><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/21.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-11798" title="21" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/21.jpg" alt="" width="400" height="633" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/21.jpg"></a><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/22.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-11799" title="22" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/22.jpg" alt="" width="400" height="576" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/22.jpg"></a><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/23.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-11800" title="23" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/23.jpg" alt="" width="400" height="558" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/23.jpg"></a><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/24.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-11807" title="24" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/24.jpg" alt="" width="400" height="556" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/24.jpg"></a><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/25.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-11801" title="25" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/25.jpg" alt="" width="400" height="286" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/25.jpg"></a><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/26.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-11802" title="26" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/26.jpg" alt="" width="400" height="720" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/26.jpg"></a><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/27.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-11803" title="27" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/27.jpg" alt="" width="400" height="600" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/27.jpg"></a><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/28.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-11804" title="28" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/28.jpg" alt="" width="377" height="600" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/28.jpg"></a><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/29.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-11805" title="29" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/29.jpg" alt="" width="400" height="589" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/29.jpg"></a><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/30.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-11806" title="30" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/30.jpg" alt="" width="400" height="584" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/30.jpg"></a><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/31.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-11808" title="31" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/31.jpg" alt="" width="400" height="601" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/32.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-11809" title="32" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/32.jpg" alt="" width="400" height="569" /></a><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/33.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-11810" title="33" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/33.jpg" alt="" width="400" height="570" /></a><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/34.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-11811" title="34" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/34.jpg" alt="" width="400" height="630" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2010/07/bir-demet-ebru/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Soy Ağacı Nasıl Çıkarılır ?</title>
		<link>http://tarihvemedeniyet.org/2010/06/soy-agaci-nasil-cikarilir/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2010/06/soy-agaci-nasil-cikarilir/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Jun 2010 04:28:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>müteverrih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Belge-Vesika]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=11587</guid>
		<description><![CDATA[ 
Bismark’ın “ Birinci kuşak kurar, ikinci kuşak yönetir üçüncü kuşak sanat tarihi okur “ sözüne atfen o “Sanat tarihi” okuyan neslin devrinde yaşadığımız Tarih ve Medeniyet’e bolca gönderilen “Nasıl soy ağacımı çıkartabilirim” sorularından anlaşılıyor.  ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/Soy-agaci-Kopya.jpg"><img class="size-full wp-image-11589 alignleft" title="Soy agaci " src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/Soy-agaci-Kopya.jpg" alt="" width="231" height="297" /></a><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span class="cap" title="B">B</span>ismark’ın “ Birinci kuşak kurar, ikinci kuşak yönetir üçüncü kuşak sanat tarihi okur “ sözüne atfen o “Sanat tarihi” okuyan neslin devrinde yaşadığımız <strong>Tarih ve Medeniyet’e</strong> bolca gönderilen <strong>“Nasıl soy ağacımı çıkartabilirim”</strong> sorularından anlaşılıyor.  Biz de bu genel ilgiye bir yazıyla cevap vermelim istedik.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;">Toplumda tarihin ve tarihsel şahsiyetlerin popüler hale gelmesi,   globalleşmeyle beraber bireyselliğin  ön plana çıkması, soyuna alaka duyan ve bu konularda araştırmalar yapmak isteyenlerin sayısını gün geçtikçe artırıyor. Özellikle insanlar ekonomik bakımdan rahatladıkça böyle romantik uğraşlara yönelmeye fırsat buluyorlar. Fransa, Almanya ve Rusya’da adım başı şecereleriyle övünerek, soyluluk iddiasında bulunan birine rastlanıyor ki bunlar nezaket ve kültürleriyle “<strong>entel</strong>” muamelesi görüp, çevresinin ilgi odağı oluyorlar.<span id="more-11587"></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;">Ezelden beri Avrupa ve Amerika’da çok revaç bulan geneoloji çalışmaları son zamanlarda ülkemizde de ilgi uyandırmaya başladı. Peki, Türkiye’de soy araştırması nasıl yapılır, şecere nasıl çıkartılır?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><strong>Soyağacı Çıkarırken:</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;">Şecere Arapça ağaç anlamına gelir. Bu günkü kullanımla soyağacı demektir. Kişinin soy cetvelini, silsilesini bir ağaç şeklinde gösterir. Bir sonraki kuşaklar bir öncekilerin dalı ve meyvesi sayıldığından bu ismi almıştır. Soy araştırmacısı bu ağacı resmederken bu günden başlayarak ulaşabildiği kadar geriye doğru gider, zamanla yeni bulgularla eklemeler yapar ve ağaç şekillenmeye başlar.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><strong><img class="size-full wp-image-11595 alignright" title="Secere soycetveli" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/Secere-soycetveli.jpg" alt="" width="232" height="287" />Türkiye’de Soyağacı</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;">Ne yazık ki Türk toplumunda nesep tutma, soy ağacı yazma geleneği yok denecek gibidir. Bunun en önemli sebebi doğu toplumlarında yazılı değil sözlü geleneğin hâkim olmasıdır. Diğer yandan imparatorluk çökerken oluşan kaos da böyle lükslere de imkan bırakmamıştır. Ayrıca göçler, savaşlar ve salgın hastalıklar da nesiller arası kopukluklara sebep olmuş kültürel aktarımı kesintiye uğratmıştır. Mamafih Osmanlı toplumunda kişinin nesebine değil ahlak ve kültürüne önem verilmesi de bu neviden adetleri 2. hatta 3. plana atmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;">Kemal Karpat’a göre imparatorluğun çöküşü ile Anadolu’ya göç eden Türk ve Müslüman nüfus 9 milyon civarındadır, J.McCarthy ise bu rakamı 7 milyon olarak verir. Böylesine büyük bir hareketlilik ve göç’ün yaşandığı coğrafyada muhacirlerin şecerelerini tutabilmesi ise pek de kolay değildir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;">Her şey bir yana 1928’den önce kayıtlar eski harflerle tutulduğundan araştırma yapacak kişinin mutlaka Osmanlıca bilmesi yahut bilen birisinin refakatinde çalışmasını yürütmesi gerekmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;">Soy ağacı çıkarmak ilk bakışta faydasız ya da zaman kaybı gibi görünse de araştırmacılığı arttırmak, okuma ve bilgi edinme kabiliyetini geliştirmek, kültürel ve soysal yanı arttırmak ve akrabalarla yakın münasebet kurmak gibi daha pek çok faydası vardır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><strong><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/aile-arsivi.png"><img class="size-full wp-image-11598 alignleft" title="aile arsivi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/aile-arsivi.png" alt="" width="275" height="253" /></a></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Özel Arşiv Kaynakları</strong><span style="font-size: small;"><br />
</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;">1-      Ailenin Yaşlıları</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;">Soy ağacı çıkarmak isteyen araştırmanın yapacağı ilk iş ailenin yaşlılarıyla konuşmak bunların anlattıklarını kayda almaktır. Eskiden erkeklerden ziyade kadınlar daha konuşkan ve meraklı olduklarından bilhassa yaşlı kadınlarda “yakası açılmadık” çok kıymetli bilgiler olabilir. Yaşlıların anlatacağı şeyler bazen çok önemli ipuçları vereceği gibi fakat bazen de piri fâni olmuş veya zihinleri bulanmış olduklarından hadiseleri karıştırabilirler.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;">Ayrıca yaşlılar genelde hissi davranarak olayları ve kişileri istedikleri gibi anlatırlar. Bu sebeple aynı kişiyi uzun zaman aralıklarıyla tekrar konuşturmalı ifadelerin çelişkili olup olmadığına bakmalıdır. Yakın geçmişte yaşanan harp,  göç gibi felaketler sebebiyle bir nesil baba ve dedelerini tanımadan büyümüş ve kuşaklar arasında kültürel aktarım çok noksan kalmıştır. Dolayısıyla ihtiyarların verdiği bilgileri başka yerlerden de teyit etmedikçe şüpheyle bakmak gerekir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/aile-arsivi-ve-resimleri.png"><img class="alignright size-full wp-image-11610" title="aile arsivi ve resimleri" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/aile-arsivi-ve-resimleri.png" alt="" width="256" height="244" /></a>Yaşlıların kullandıkları takvim tabirlerini de iyi anlamak lazımdır. Tarihlemeler genellikle o zaman meydana gelen meşhur hadiselere göre yapılmaktadır. Mesela; “Babam,  Yemen askeri giderken ölmüş” (1905 ), “seferberlikte doğmuşum “(1914), “muhacirlikte evlenmişler” (1916), “Yunan giderken ben doğmuşum” (1922),  “dedem öldüğünde ben oturuyormuşum” (6 aylık), Anadolu da kullanılan; “filanca geldiğinde filanca danaları otlatıyormuş” (6-7 yaşında ki ancak bu yaşta bir çocuk danaları otlatabilir) gibi tabileri iyi anlamak lazımdır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;">İhtiyarlarca aylar da farklı şekilde isimlendirilmektedir. Anadolu’da Karakış (Aralık), Zemherir (Ocak), Gücük (Şubat),  Avril (Nisan), Kiraz ayı (Mayıs veya Haziran) , Orak ayı (Temmuz), Harman ayı (Ağustos),  Avare ayı (Ekim), Koç ayı (Kasım)’dır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;">Her yerin iklim ve ziraat özelliklerine göre ayların ismi ve başlangıcı değişir. Tütüne göre, fındığa göre, buğdaya göre,  incire göre, pancara göre aylar tayin edilir. Yaylaya çıkış, yayladan dönüş, bağ bozumu hep böyle tarihlerdir. Tarihleri tespit ederken, bu gibi hadiseler hakkında bölgeye göre bilgi sahibi birini bulunmak gerekir.</span></p>
<div id="attachment_11612" class="wp-caption alignright" style="width: 218px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/hisse-senedi-eshan.jpg"><img class="size-full wp-image-11612" title="hisse senedi eshan" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/hisse-senedi-eshan.jpg" alt="" width="208" height="262" /></a><p class="wp-caption-text">Şirketi Hayriye Hisse Senedi (Sehime)</p></div>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;">Memur çocuklarının doğumu genel olarak nüfus kayıtlarına doğru yazılmıştır. Bir de Cumhuriyetin ilk yıllarında ailelerin 5. çocukları günü gününe kayıt edilmişlerdir. Zira 1950’ye kadar devam eden yol vergisi için önemli miktar tutan 6-7 liralık vergiyi vermek veya her sene 15 gün yol inşasında amelelik yapmak mecburiydi. Fakat nüfusu artırma çabaları ile 5 çocuğu olanlar bundan muaf tutuluyorlardı. Bu sebeple kişiler mükellefiyetten düşmek için 5. çocukları doğar doğmaz bunları nüfusa kayıt ettirirlerdi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-size: small;">2-      Aile Arşivi</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;">Soy ağacı çıkarmada ailenin özel arşivi de çok önemlidir. Bu arşivde aileyle alakalı tapular, mektuplar, diplomalar, senetler, hatıratlar, günlükler, arkası tarihli &#8211; yazılı kartpostallar veya fotoğraflar yahut bu çeşit evraklar bulunabilir. Her biri ailenin soy ağacını çıkarmada birer ipucu niteliğindedir. Ancak Türkiye’de yakın zamanda yaşanan büyük göçler, uzun savaşlar, salgınlar ve afetler sebebiyle pek çok ailenin arşivi olmadığı gibi olanlarda harap durumdadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/mezartasi.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-11614" title="mezartasi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/mezartasi.jpg" alt="" width="164" height="257" /></a><strong>3-      Mezar Taşları ve Kitabeler</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;">Soy ağacı çıkarırken müracaat edilmesi gereken en önemli kaynaklardan birisi de mezar taşlarıdır. Bunlardan dedelerin isimleri, vefat tarihleri hatta eski mezar taşlarından meslekleri ve meşreplerini öğrenmek mümkündür. Bunun için sabrederek, mezarlıklar arasından saatlerce hatta günlerce dolaşmak gerekebilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;">Ancak 1930’larda başlayan asri mezarlık furyası ile Anadolu’nun muhtelif yerlerinde çoğu şehirler içindeki mezarlıklar kaldırılarak iskâna açılmış yahut üzerine park yapılmıştır. Bunların taşları ya toprağa gömülmüş ya da kanalizasyon veya kaldırım taşı olarak kullanılmış, öğütülerek çakıl yapılmış nihayet mezarcılar tarafından kazınarak yeni taş olarak satılmıştır. Dolayısıyla milletin hafızası, vatanın tapusu sayılan mezarlıklar bakımından ülkemiz hiç de iyi durumda değildir. <span style="color: #000000;">(<a href="http://tarihvemedeniyet.org/2009/07/edirnede-bir-cesme-kitabesi/">Kitabe ve hikayesi için tıklayınız</a>) </span><br />
</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-size: small;">4-      Soy isimleri</span></strong></p>
<div id="attachment_284" class="wp-caption alignright" style="width: 234px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/07/IMG_0286.JPG"><img class="size-full wp-image-284" title="Edirne cesmesi kitabesi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/07/IMG_0286.JPG" alt="" width="224" height="169" /></a><p class="wp-caption-text">Edirne Çeşmesi Kitabesi (Tıklayınız)</p></div>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;">Dolayısı ile aynı aileden gelenlerin hatta kardeşlerin her birinin farklı soyadı aldığı olmuştur. Ayrıca eskiden her ailenin bir lâkabı vardır ki bu lakapların soyadı olarak alınmasına da umumiyetle engel olunmuştur. Çoğu yerde ise soyadını şahıslar almamış resmi makamlar tarafından hiçbir esasa dayanılmadan rastgele iliştirilmiştir. Bu sebeple Türkiye’de soyadları aile tarihi hakkında neredeyse hiçbir fikir vermez. Ancak çok az sayıda aile uyanık davranarak meslek, köy ve atalarını hatırlatacak soyadları almayı başarmıştır.  Nalbant, Tangal, Karaalioğlu gibi…</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: small;"><strong>A- </strong><strong>) Resmi Arşiv Kaynakları </strong></span></p>
<div id="attachment_11621" class="wp-caption alignleft" style="width: 253px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/aile-arsivi-21.png"><img class="size-full wp-image-11621" title="aile arsivi 2" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/aile-arsivi-21.png" alt="" width="243" height="182" /></a><p class="wp-caption-text">Aile Arşivi Sandığı</p></div>
<p style="text-align: justify;"><strong>1-      Nüfus Defterleri</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;">Türkiye’de nüfus kayıtları maalesef çok da eski değildir. Avrupa’da asalet ve soyluluk önemli bir statü olduğundan nüfus kayıtlarının tutulmasına dikkat edilmiştir. Ayrıca kiliselerce tutulan vaftiz kayıtları, evlilik kayıtları ve belediye teşkilatının erken kurulmasıyla tutulan vergi kayıtları çok şeyi açığa çıkarır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;">Batı’daki nüfus kayıtları bu bakımdan doğudan ileridir. Fakat  bu din değil gelenekle alakalı bir şeydir. Doğuda da Hristiyan ve Musevilerin şecere tespiti Müslümanlarınki kadar zordur.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-size: small;">İlk Nüfus Sayımı </span></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’de ilk nüfus sayımı II. Mahmud dönemine aittir. 1834’de yapılan sayım askeri maksatlar taşıdığından yalnız erkekler sayılmıştır. Köyler hanelere ayrılmış her hanedeki erkek nüfus kaydedilmiştir. Sultan Mahmud’un son yıllarında başlayıp Abdülmecid’in ilk yıllarında tamamlanan 1839 sayımı da aynı usulde yapılmıştır. Bu kayıtların tutulduğu defterler tasnif edilmemiş halde Başbakanlık Osmanlı Arşivindedir ve <strong>milli güvenlik </strong>gerekçeleriyle incelemeye açık değildir.</p>
<div id="attachment_11623" class="wp-caption alignright" style="width: 245px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/vakfiye.jpg"><img class="size-full wp-image-11623" title="vakfiye" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/vakfiye.jpg" alt="" width="235" height="256" /></a><p class="wp-caption-text">Vakfiye</p></div>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-size: small;">II. Abdülhamid Devri</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;">Bunlardan sonra 1887 tarihli II. Abdülhamid döneminde yapılan sayımlar vardır ki en esaslı ve düzenli onlarıdır. Burada her hane kadınlarla beraber yazılmış ayrıca hane reisinin lakabı, babasının adı, varsa erkek ve kız kardeşleri, yeğenleri, amcazadeleri yazılmış sonra varsa annesi ve ceddesi (büyükannesi) eklenmiştir. Bilahire bu sayımdan sonra doğanlar da eklenmiştir. Herkesin doğum tarihi vardır. Kızlardan sayımdan sonra evlenenlerin evlendikleri mahalle ya da köy ile sicildeki hane numaraları eklenmiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;">Soy araştırmacısı bu defterlerden 1887 de hayatta bulunan dedesinin babasını ve akrabalarını öğrenebilir. Bu defterler Ankara’ya nüfus arşivlerine gönderilmiştir. Gönderilmeyip mahaldeki nüfus müdürlüğünün arşivinde kalanlar da vardır. Soy araştırmacısı için pek çoğu yanmış ve yıpranmış olan bu eski Türkçe defterleri, her halükarda birinin aracılığı ile <strong>rica minnet </strong>bulup tetkik etmek çok faydalı olacaktır. Zira devlet, bir takım siyasî sebeplerle, bu kayıtları da araştırmacılara açmamaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/ailevi-dokuman.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-11629" title="ailevi dokuman" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/ailevi-dokuman.jpg" alt="" width="266" height="355" /></a>Sonraki sayım yine II. Abdülhamid dönemine ait olup 1905 tarihlidir. Bu kayıtlar 1887 defterlerinden daha temiz ve ayrıntılıdır. Bugünkü sicillerin ve kimlik numarası sistemi MERMİS projesinin de temelini teşkil etmektedir. Buradan da 1905 de yaşayan dedelerin babalarını öğrenmek mümkündür.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;">1905 sayımı defterlerinin bazı kısımları Balkan savaşında, Dünya savaşında, Yunan savaşında çıkan yangınlar ve baskınlarla ya da başka sebeplerle harap olmuştur. MERMİS projesinde harapların yerine 1925’de yapılan şifahi sayım esas alınmıştır. Bu takdirde soy araştırmacısı 1905 de hayatta olan dedelerin babasını ve akrabalarını tespit edebilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;">Fakat bu son kayıtlarda (1925)  erkeklerin doğum tarihine çok itibar etmemelidir. Savaşların çok olduğu bir kuşak için Askere geç gitsin; o zamana kadar hem evlenip çocuğu olsun; hem çalışıp aileye bir faydası dokunsun; hem de gücü kuvveti yerine gelsin ki askerlik meşakkatlerini göğüsleyebilsin gibi sebeplerle 8 yıl kadar küçük yazılanlar vardır. Kızlarınkiler ise genellikle doğrudur.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><strong>Dışarıdaki Kayıtlar</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;">Yakın bir tarihte nüfus sicilleri başka bir yere aldırılmışsa önceki nüfus kayıtlarının da incelenmesi gerekmektedir. Bu konuda Rumeli &#8211; Balkan ve Kafkas göçmenleri ile 1924 Selanik mübadilleri en şanssız olanlardır. Hele Selanik’ten mübadele ile gelenler Türkiye deki kayıtlardan ancak 1924’de yaşayan akrabalarının babasını öğrenebilirler. Fakat yurt dışındaki nüfus defterlerine ulaşmak da çok zor değildir hem bunlar bizdekinden çok daha muntazam ve temiz durumdadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><strong><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/defteri-atik.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-11627" title="defteri atik" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/defteri-atik.jpg" alt="" width="219" height="223" /></a>Diğer Nüfus Kayıtları </strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;">Nüfusu Ceride (Yoklama) Defterleri</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;">Ayrıca nüfus sayımlarından başka Başbakanlık Osmanlı arşivinin değişik fonlarında Nüfusu Ceride adıyla rastlanan defterler de nüfus tutanaklarını içermektedir. 6 aylık doğum ve ölüm kayıtlarını içeren bu defterlerde soy araştırmacısı için önemli kaynaklardandır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;">1904 öncesi bölgesel olarak yapılan nüfus sayımlarının defterleri de il nüfus müdürlüklerinin arşivlerinde mevcuttur. Ulaşılabildiği takdirde bu kayıtları incelemekte de faydalıdır. Fakat pek çoğu savaş, işgal ve yangınlar sebebiyle harap olmuştur.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;">Nüfus defterlerinde tarihler Rumi takvimle kayıt edilmiştir. 1925’den sonra yeni takvim kullanılmıştır. Bu Rumi tarihleri Miladiye çevirmek için artık internette pek çok program vardır. Bunlardan istifade edilebilir.<sup> [<a href="http://tarihvemedeniyet.org/2010/06/soy-agaci-nasil-cikarilir/#footnote_0_11587" id="identifier_0_11587" class="footnote-link footnote-identifier-link" title="Faik Reşit Unat,Hicr&icirc; Tarihleri Mil&acirc;d&icirc; Tarihe &Ccedil;evirme Kılavuzu, TTK 1988">I</a>]</sup></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-size: small;">Temettuat Defterleri</span></strong></p>
<div id="attachment_11632" class="wp-caption alignleft" style="width: 212px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/tapu-senedi.jpg"><img class="size-full wp-image-11632" title="tapu senedi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/tapu-senedi.jpg" alt="" width="202" height="275" /></a><p class="wp-caption-text">Tapu Senedi</p></div>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;">Vergilendirme kaygısıyla tutulmuş fakat böylesine tafsilatlı bilgi veren bu defterler günümüz tarihçilerinde pek çok alanda faydalanılan kaynaklardır.  Soy araştırmacısı da bazı ipuçları elde ettikten sonra bu defterler üzerinden cedlerine ait çeşitli bilgilere ulaşabilir. Ancak bu vergilendirme Osmanlının doğu vilayetlerini kapsamadığından o bölgelere ilişkin de herhangi defter yoktur.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;">Bu defteler Başbakanlık Osmanlı Arşivinde tasnif edilerek araştırmacıya açılmış durumdadır. Bilgisayar üzerinden araştırılan bölgeye hatta vilayet ve nahiyeye dair defterleri, tarayarak bulmak ve arşivden istetmek mümkündür. Hiç şüphesiz ki bunları okumak ileri düzeyde eski Türkçe bilgisi gerektirmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-size: small;">Sicill-i Ahval Defterleri</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;">1879-1909 tarihleri arasında Osmanlı Devletinde Görev yapmış memurlara ait biyografik bilgileri içeren defterlerdir. Kayıtlarda geçen şahsın adı, baba adı, ailesi, doğum yeri, sülalesi, milliyeti, tahsil durumu, liyakati vs pek çok ayrıntılı bilgileri bulunmaktadır.  Burada Toplam 201 defterde 92.000 memurun sicil kayıtları mevcuttur.  Bu defterlerin hepsi Başbakanlık Osmanlı Arşivinde tasnif edilmiş ve bilgisayara aktarılmış durumdadır. Aranılan isim bilgisayardan taranarak ilgili defterin sayfasına anında bakmak mümkündür. Ancak bunları okumakta ortalama düzeyde Osmanlıca bilgisi gerektirir.</span></p>
<div id="attachment_544" class="wp-caption alignright" style="width: 221px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/07/DH_SAID_00002_0315.jpg"><img class="size-full wp-image-544" title="DH_SAID" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/07/DH_SAID_00002_0315.jpg" alt="" width="211" height="263" /></a><p class="wp-caption-text">Sicilli Ahval defterinden bir sayfa: &quot;Hacı Sa&#39;id Efendi; Diyar-ı Bekir eşrâf ve ulemâsından hacı Arif Bey’in mahdûmu&quot; </p></div>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-size: small;">Tapu Tahrir Defterleri</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;">Osmanlı devletinde 15. ve 16. asırda Timar sisteminin bir gereği olarak bölgedeki gelir kaynaklarının tespiti maksadıyla sayım yapılmıştır. Tahrir denilen bu işlemde şehir, kasaba, köy ve çiftlikler birer birer dolaşılarak buralarda oturan vergi mükellefleri, içlerinde vergiden muaf olanlar varsa hangi vergiden ne sebeple muaf oldukları yapılmış; bunun yanında topraklı ve topraksız köylüler,  evli ve bekâr haneler, meslek gurupları, ilmiyeye mensupları, ihtiyar ve sakatlar ayrı ayrı kaydolunmuştu. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;">Her köyün merası, ormanı, korusu, yaylağı, kışlağı, çayırı cins cins gösterilerek yetiştirilen mahsuller ve senede vermekle mükellef olunan vergi miktarı deftere geçirilirdi. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;">Soy araştırmacısı yakın nesebini tespit edebildiği taktirde eski yüzyıllardaki bu kayıtlara da başvurarak daha da gerilere gidebilir. Özellikle orta Anadolu bölgelerinde bu defterler sayesinde çok derin geçmişini tespit edebilen aileler vardır. Fakat bu defterlerin bazısında isimler lakapları ile beraber yazılmadığından araştırmacıya güçlük çıkarabilir. Binaenaleyh bu defteri okumanın derin Osmanlıca bilgisi gerektirdiği de açıktır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-size: small;">Vakıf Arşivleri</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;"> </span></p>
<div class="wp-caption alignleft" style="width: 201px"><img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/Bosna-livasi-mufassal-tahrir-defteri-2.jpg" alt="" width="191" height="238" /><p class="wp-caption-text">Bosna livası mufassal tahrir defterinden bir sayfa</p></div>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;">Şer’iyye Sicilleri [ Kadı Sicilleri – Mahkeme Kayıtları  ]</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;">Kadı Sicilleri; her türlü dava tutanakları, mukavele senet, satış,  vekâlet, kefâlet, verâset, borçlanma, nikah, boşanma ve taksim gibi hukuki işlemleri içeren resmi yazıları, esnaf teftişine ait notları, hatta  yangın, sel, fırtına, deprem, salgın hastalık gibi olayların kayıtlarını günlük olarak işleyen defterlerdir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;">Osmanlıda aile için meselelerin mahkemeye intikal ettiği nadirattan olsa da  hiç yokta denilemez. Aile arşivinden yahut ailenin ihtiyarlarından böyle mahkemeye intikal etmiş herhangi bir davanın bilgisine ulaşıldığı takdirde kadı sicillerinden de ayrıntılı bilgi edinilebilir. Özellikle son yıllarda bu siciller yoğun olarak yeni harflere çevrilmiştir. Soy araştırmacısı bunlardan faydalanabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-size: small;">Tereke Defterleri</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;">Bu günkü veraset ilamı benzeri, kişinin vefatı halinde menkul, gayrimenkul servetinin, alacak ve borçlarının ve varislerinin kaydedildiği defterlerdir. Bu defterlerde soyağacı çıkarırken istifade edilecek kaynaklar arasında zikredilebilir. Kadı sicilleri içerisinde yer alır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-size: small;">ATASE (Genel Kurmay Arşivleri)</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/webvakfiye.jpg"><img class="size-full wp-image-11637 alignright" title="vakfiye" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/webvakfiye.jpg" alt="" width="219" height="454" /></a>Kırım Savaşı sonrasında tutulan askeri kayıtlar ve belgeleri içeren arşivde askeri görevli ve şahsiyetler hakkında tafsilatlı bilgi bulmak mümkündür. Fakat bu arşive girmek milli güvenlik gerekçeleri ile zorlaştırılmış durumdadır. Aylar sonrasına verilen özel izinle ve çok zor şartlarda ancak birkaç saat araştırma yapmak mümkün olabilir. Herhangi işe yarayacak evrak bulunduğunda fotokopisinin alınıp alınamayacağı görevlinin inisiyatifine kalmış durumdadır. Ailesinde tespit ettiği askeri şahsiyetler hakkında araştırma yapmak isteyen soy araştırmacısının bu arşivden faydalanması güçtür.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-size: small;">Araştırma Eserleri ve Biyografik Çalışmalar</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;">Şayet aileden meşhur bir şahsiyet ya da onunla ilişkili bir şahıs tespit edilirse bu alanda yapılmış biyografik çalışmaları dikkatlice incelemek gerekir. Bu alanda genel olarak Sadrazamlar, Şeyhülislamlar, Ulema, Kaptan Paşalar, Reisülküttaplar, Hattatlar, Şuara Tezkireleri vs olmak üzere pek çok çalışmalar vardır.( Eser adları için bkz. Mübahat S. Kütükoğlu-Tarih Araştırmalarında Usul) Ayrıca pek çok yüksek lisans ve doktora tezinden de bu konuda istifade edilebilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;">Diğer yandan ailenin yaşadığı bölge üzerine yapılmış araştırma eserlerini incelemek de faydalıdır. Ailenim bağlı olduğu boy, aşiret ya da cemaat biliniyorsa mutlaka tetkik edilmelidir. Bu hususta geçtiğimiz günlerde Yusuf Halaçoğlu’nun TTK tarafından yayınlanan “Anadolu&#8217;da Aşiretler, Cemaatler, Oymaklar” adlı kitabına da müracaat edilebilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-size: small;">MERMIS Projesi<br />
</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/sicilli-umumi-defteri.png"><img class="alignleft size-full wp-image-11639" title="sicilli umumi defteri" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/sicilli-umumi-defteri.png" alt="" width="231" height="257" /></a>Esasında MERMIS projesi kapsamında pek çok ailenin mensuplarına 1900’lü yılların başına kadar ulaşmak mümkündür. Bunların her biri sisteme kayıt edilmiş ve mevt olsalar bile birer kimlik numarası atanmıştır. Ancak diğer aile efradına ve mensuplarına aidiyeti addedilen bu bilgiler  özel hayatın gizliliğini koruma ilkesinden dolayı, nüfus müdürlüklerince verilmemekte yahut kısıtlı olarak verilmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;">Ancak Kimlik beyanı ve bir dilekçe ile bağlı olunan nüfus müdürlüğünden hane döküm listesi istenebilir.  İlgili kurumun öncelik verdiği başka işler münasebeti ile bu isteğin cevaplandırılması gecikse de 3. veya 4. istemeden sonra sonuç alınabilmektedir. Elde ettiğiniz bu hane döküm listesiyle ilk aşamada hatırı sayılır bir soyağacı oluşturabilir yukarıda izah edilen metotlarla da bunu genişletebilirisiniz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;">Soyağacı çıkarmada tarif edilen bütün bu yöntemlerin; sebat gerektiren,  uzun soluklu, uğraştırıcı fakat zevkli bir çalışma olduğunda ise hiç şüphe yoktur.</span></p>
<div id="bio_mavi">
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><strong>Bibliyografya</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;">Ekrem Buğra Ekinci, “Soyağacı (Şecere) nasıl hazırlanır ?” <em>Dünden bugüne</em> Türkiye Gazetesi, 5 aralık 2007; İlber Ortaylı, Tarihimiz ve Biz, Timaş yayınları, 2008, S. 21-22; Yılmaz Öztuna, Büyük Tarih Ansiklopedisi, “Soyluluk” C.2, s.631 Bateş yay.; Serin, Mustafa, “Osmanlı Arşivinde Bulunan Temettuat Defterleri”, T.C. Başbakanlık I. Milli Arşiv Şurası, 20-21 Nisan 1998, Tebliğler &#8211; Tartışmalar, s. 717- 728, Ankara,; S.Faroqhi, Osmanlı Tarihi Nasıl İncelenir ?, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, IST 2001 , s46-58; M. Zeki Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü,  Tahrir  Maddesi ,MEB, İst – 1983, , c.III, s.376;  Necati Gültepe, “Osmanlılarda Bürokrasi: Merkezi Yönetimi “ Osmanlı Ansiklopedisi , c.6, s.241-255; Osmanlı İdaresinde Kıbrıs ( Nufus-Arazi dağılımı ve Türk Vakıfları), Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivleri Daire Başkanlığı, Yayın no:43, ANK 2000; Bahaeddin Yediyıldız, “Vakıf “ , İA,  C.13, Eskişehir, 2001, s153-172; Bahaeddin Yediyıldız,”Türk Vakıf Kurucularının Sosyal Tabakalaşmadaki Yeri”, Osmanlı Araştırmaları, C3, 1982, S.143-164; Said Öztürk, İstanbul tereke defterleri, Osmanlı Araştırmaları Vakfı yayınları sayı 7, IST 1995, S. 97-105; Justin McCarthy, Ölüm   ve Sürgün, İnkılâp Kitabevi, Ist 1998; Kemal Karpat, Osmanlı Nüfusu (1830-1914) Demografik ve Sosyal Özellikleri, Çev. Bahar Tırnakçı, Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı, IST 2003; Etnografya, folklor, dil, tarih v.d. konularda makaleler ve incelemeler, Hamit Zübeyr Koşay, Ayyıldız Matbaası, 1974; Faik Reşit Unat,Hicrî Tarihleri Milâdî Tarihe Çevirme Kılavuzu, TTK 1988</span></p>
</div>
<ol class="footnotes"><li id="footnote_0_11587" class="footnote"></span>Faik Reşit Unat,Hicrî Tarihleri Milâdî Tarihe Çevirme Kılavuzu, TTK 1988</li></ol>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2010/06/soy-agaci-nasil-cikarilir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İbnülemin &#8211; Son Sadrazamlar</title>
		<link>http://tarihvemedeniyet.org/2010/06/ibnulemin-son-sadrazamlar/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2010/06/ibnulemin-son-sadrazamlar/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Jun 2010 16:20:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>müteverrih</dc:creator>
				<category><![CDATA[kitaplar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=11402</guid>
		<description><![CDATA[Tezkerecilik geleneğinin son güçlü temsilcisi İbnülemin Mahmut Kemal İnal (1870-1957) Yusuf Kâmil Paşa'nın mühürdarlarından Emin Paşa'nın oğludur. Yetiştiği çevre, aldığı vazifeler, münasebette olduğu kişiler, yer aldığı müesseseler ve kendine has ilgi alanları.... Bu etkenler ortaya koyduğu eserlerin malzemesini oluşturmuştur.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/son-sadrazamlar.png"><img class="alignleft size-full wp-image-11658" title="son sadrazamlar" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/son-sadrazamlar.png" alt="" width="216" height="161" /></a>Osmanzade Taib&#8217;in Hadikatü&#8217;l Vüzera adlı eserinin zeyli olan Ahmed Rıfat&#8217;ın Verdü&#8217;l-hadâik&#8217; adlı eserine zeyl olarak kaleme alınmış &#8220;<strong>Son Sadrazamlar</strong>&#8220;ın esas ismi Kemalü&#8217;s-sudur&#8217;dur. Mehmed Emin Ali Paşa (1814-1871) ile başlayıp Salih Hulusi Paşa (1864-1939) ile biten eserde Osmanlı Devleti&#8217;nin son 37 sadrazamının hal tercümesi (biyografisi) yer almaktadır. &#8220;Son Sadrazamlar&#8221;, bir hal tercümesi<span id="more-11402"></span> kitabı olmakla beraber, bir çok yerde siyasi olaylar, devrin fikri ve kültürel yapısı, zaman zaman da edebi ürünler ağırlık kazanmaktadır. İlk baskısı Maarif Vekaleti&#8217;nce 14 fasikül olarak yapılmıştır. İbnülemin merhum pek çok önemli memuriyette bulunduğu ve tarihin hararetli bir dönemine bizzat şahit olduğu için eserinde diğer kaynaklarda rastlanamayacak son derece önemli bilgiler verir. Her yönüyle orjinal ve kaynak bir eserdir.<!--more--></p>
<div id="bio_dig">
<p style="text-align: justify;">&#8220;Tezkerecilik geleneğinin son güçlü temsilcisi İbnülemin Mahmut Kemal İnal (1870-1957) Yusuf Kâmil Paşa&#8217;nın mühürdarlarından Emin Paşa&#8217;nın oğludur. Yetiştiği çevre, aldığı vazifeler, münasebette olduğu kişiler, yer aldığı müesseseler ve kendine has ilgi alanları&#8230;. Bu etkenler ortaya koyduğu eserlerin malzemesini oluşturmuştur. Bu malzeme içinde arşiv vesikası, otobiyografiler, hatıratlar, dedikodular, mizah ve hiciv yanyana iç içe yer almaktadır. Hiç şüphe yok ki bütün bu malzemeye canlılık kazandıran İbnülemin&#8217;in kendine has üslûbu ve değerlendirme tarzıdır.&#8221;</p>
</div>
<blockquote><p><span style="font-size: medium;"><strong><a href="http://tarihvemedeniyet.org/ekutuphane305" title="Bu dosya 2316 kez indirildi.">Son Sadrazamlar - Cilt 1 (2316)</a></strong></span></p></blockquote>
<blockquote style="text-align: justify;"><p><span style="font-size: medium;"><strong> <a href="http://tarihvemedeniyet.org/ekutuphane306" title="Bu dosya 1596 kez indirildi.">Son Sadrazamlar - Cilt 2 (1596)</a></strong></span></p></blockquote>
<blockquote style="text-align: justify;"><p><span style="font-size: medium;"><strong> <a href="http://tarihvemedeniyet.org/ekutuphane307" title="Bu dosya 1627 kez indirildi.">Son Sadrazamlar - Cilt 3 (1627)</a></strong></span></p></blockquote>
<blockquote style="text-align: justify;"><p><span style="font-size: medium;"><strong> <a href="http://tarihvemedeniyet.org/ekutuphane308" title="Bu dosya 1574 kez indirildi.">Son Sadrazamlar - Cilt 4 (1574)</a></strong></span></p></blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2010/06/ibnulemin-son-sadrazamlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yahudilerin dünü bugünü &#8211; İ.Ortaylı Ö.Faruk Harman</title>
		<link>http://tarihvemedeniyet.org/2010/06/yahudilerin-dunu-bugunu-i-ortayli-o-faruk-harman/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2010/06/yahudilerin-dunu-bugunu-i-ortayli-o-faruk-harman/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Jun 2010 04:50:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>müteverrih</dc:creator>
				<category><![CDATA[CNN Türk Eğrisi Doğrusu]]></category>
		<category><![CDATA[Video]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=11389</guid>
		<description><![CDATA[







]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table class="shutter" style="width: 682px; height: 174px;" border="0" cellspacing="5" cellpadding="5" align="left">
<tbody>
<tr>
<td style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/yahudilerin-dunu-bugunu-egrisi-dorgusu2.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-11392" title="yahudilerin dunu bugunu egrisi dorgusu2" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/yahudilerin-dunu-bugunu-egrisi-dorgusu2.jpg" alt="" width="254" height="164" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><script src="http://video.cnnturk.com/content/playernew/player.js?id=142867&amp;width=680&amp;height=543" type="text/javascript"></script></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2010/06/yahudilerin-dunu-bugunu-i-ortayli-o-faruk-harman/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şaşırtıcı Osmanlı Okları</title>
		<link>http://tarihvemedeniyet.org/2010/06/sasirtici-osmanli-oklari/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2010/06/sasirtici-osmanli-oklari/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Jun 2010 02:46:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>müteverrih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Belgesel]]></category>
		<category><![CDATA[Video]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=10790</guid>
		<description><![CDATA[

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/turk-yayi.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-10792" title="turk yayi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/turk-yayi.jpg" alt="" width="163" height="135" /></a></p>
<p><object width="480" height="360"><param name="movie" value="http://www.dailymotion.com/swf/video/xdkz5y_sipahiler-teknoloji-harikasy-osmanl_tech"></param><param name="allowFullScreen" value="true"></param><param name="allowScriptAccess" value="always"></param><embed type="application/x-shockwave-flash" src="http://www.dailymotion.com/swf/video/xdkz5y_sipahiler-teknoloji-harikasy-osmanl_tech" width="480" height="360" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"></embed></object></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2010/06/sasirtici-osmanli-oklari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Lozan Barış Konferansı: Tutanaklar &#8211; Belgeler</title>
		<link>http://tarihvemedeniyet.org/2010/04/lozan-baris-konferansi-tutanaklar-belgeler/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2010/04/lozan-baris-konferansi-tutanaklar-belgeler/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Apr 2010 15:49:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>müteverrih</dc:creator>
				<category><![CDATA[kitaplar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=10243</guid>
		<description><![CDATA[1 Temmuz 1923&#8242;de İsviçre&#8217;nin Cenevre kentine 60 km uzaktaki  Lozan (Lausanne) şehrinde tarihi bir konferans noktalandı. Türkiye, Birleşik Krallık, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya, Bulgaristan, Portekiz, Belçika, SSCB ve Yugoslavya temsilcilerinin hazır bulunduğu konferansta Osmanlı ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/04/lozan-mudurlu-metin-.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-10245" title="lozan mudurlu metin" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/04/lozan-mudurlu-metin-.jpg" alt="" width="227" height="201" /></a>1 Temmuz 1923&#8242;de İsviçre&#8217;nin Cenevre kentine 60 km uzaktaki  Lozan (Lausanne) şehrinde tarihi bir konferans noktalandı. Türkiye, Birleşik Krallık, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya, Bulgaristan, Portekiz, Belçika, SSCB ve Yugoslavya temsilcilerinin hazır bulunduğu konferansta Osmanlı Türkiyesinin tasfiyesinden arda kalan  pek çok konu (Kapitülasyonlar, Borçlar, Azınlıklar, Patrikanenin durumu, azınlık okulları vs.) kalem kalem  görüşülmüştü.</p>
<p style="text-align: justify;">Neticede uluslararası camiada Cumhuriyet Türkiye&#8217;sinin  temel kurucu metni sayılan barış anlaşması imzalandı. Böylece 1071&#8242;den beri devam eden  Anadolu Türk Tarihi 2 imparatorluk devresindenden sonra  3. bir döneme Cumyuriyet  devresine intikal etmiş oluyordu.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/04/dersokelinvs9.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-10246" title="dersokelinvs9" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/04/dersokelinvs9.jpg" alt="" width="239" height="122" /></a>Tarihi nitelikteki bu anlaşmada tarafların her hareketi kaydedildi. Tutanaklar (zabıtlar) tutuldu. Hiç şüphesizki üzerinde pek çok spekülasyon yapılan konulardan biri olması Cumhuriyet Türkiyes&#8217;inin temellerini atması bakımından  bu tutanaklarda en az anlaşmanın kendisi kadar önemli ve tarihi niteliklidir.</p>
<p style="text-align: justify;">AÜ. tarafında yayınlanan tutanakları sitemizden indirebilirsiniz.</p>
<blockquote>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://tarihvemedeniyet.org/ekutuphane266" title="Bu dosya 1725 kez indirildi.">Lozan Barış Konferansı: Tutanaklar - Belgeler Cilt 1 Kitap 1  (1725)</a></strong></p>
</blockquote>
<blockquote>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://tarihvemedeniyet.org/ekutuphane267" title="Bu dosya 1330 kez indirildi.">Lozan Barış Konferansı: Tutanaklar - Belgeler Cilt 1 Kitap 2  (1330)</a></strong></p>
</blockquote>
<blockquote>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://tarihvemedeniyet.org/ekutuphane268" title="Bu dosya 1276 kez indirildi.">Lozan Barış Konferansı: Tutanaklar - Belgeler Cilt 2 (1276)</a></strong></p>
</blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2010/04/lozan-baris-konferansi-tutanaklar-belgeler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tarihin Arka Odası 10 Nisan 2010</title>
		<link>http://tarihvemedeniyet.org/2010/04/tarihin-arka-odasi-10-nisan-2010/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2010/04/tarihin-arka-odasi-10-nisan-2010/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Apr 2010 15:50:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>müteverrih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarihin Arka Odası]]></category>
		<category><![CDATA[Video]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=10183</guid>
		<description><![CDATA[



Programda; lale devrin, matbanın kurulması, Karlofça ve Pasarofça sonrası devletin durumu, uzun süren savaşlar ardından dinginlik devri, Damat İbrahim Paşa&#8217;nın sadareti, devrin eğlenceleri, Avupa ile ilişkiler, lale çılgınlığı, Hollanda&#8217;ya taşınan lale sevgisi, Hollanda lale borsası ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table class="shutter" style="width: 682px; height: 174px;" border="0" cellspacing="5" cellpadding="5" align="left">
<tbody>
<tr>
<td style="text-align: justify;">
<p class="first-child"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/12/Tarihin-Arka-Odasi-.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-5963" title="Tarihin Arka Odasi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/12/Tarihin-Arka-Odasi-.jpg" alt="Tarihin Arka Odasi" width="200" height="150" /></a>Programda; lale devrin, matbanın kurulması, Karlofça ve Pasarofça sonrası devletin durumu, uzun süren savaşlar ardından dinginlik devri, Damat İbrahim Paşa&#8217;nın sadareti, devrin eğlenceleri, Avupa ile ilişkiler, lale çılgınlığı, Hollanda&#8217;ya taşınan lale sevgisi, Hollanda lale borsası ve bir gecede çöküşü, Laleler ve laleli, Lale devrinde sanayinin terakkisi ve bu ismin fikir babası olan Ahmet Refik konuşuldu.</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="685" height="549" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/p/39F108E29A28119B&amp;hl=en_US&amp;fs=1" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="685" height="549" src="http://www.youtube.com/p/39F108E29A28119B&amp;hl=en_US&amp;fs=1" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2010/04/tarihin-arka-odasi-10-nisan-2010/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>11</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kamus-ı Fransevi</title>
		<link>http://tarihvemedeniyet.org/2010/04/kamus-i-fransevi/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2010/04/kamus-i-fransevi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Apr 2010 00:44:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>müteverrih</dc:creator>
				<category><![CDATA[sozlukler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=10132</guid>
		<description><![CDATA[Arnavut asıllı Osmanlı münevveri ve yazarı Şemseddin Sami pek çok Kamus ve Roman kaleme almıştır. ( Kamus-ı Türki, Kamus-ı Arabi, Kamusu'l Alam, Kamus-ı Fransevi ) Osmanlıca ve Fransızca sözlük mahiyetinde işlevini hala sürdüren eseri sitemizden indirebilirsiniz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/04/Kamus-fransevi.jpg"><img class="size-full wp-image-10133 alignleft" title="Kamus fransevi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/04/Kamus-fransevi.jpg" alt="kamus" width="135" height="295" /></a> Arnavut asıllı Osmanlı münevveri ve yazarı Şemseddin Sami pek çok Kamus ve Roman kaleme almıştır. ( Kamus-ı Türki, Kamus-ı Arabi, Kamusu&#8217;l Alam, Kamus-ı Fransevi ) Osmanlıca ve Fransızca sözlük mahiyetinde işlevini hala sürdüren eseri sitemizden indirebilirsiniz.</p>
<blockquote>
<p style="text-align: center;"><strong><span style="font-size: medium;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/ekutuphane262" title="Bu dosya 1124 kez indirildi.">Kamus-ı Fransevi - Şemseddin Sami (1124)</a></span></strong></p>
</blockquote>
<p style="text-align: center;">Dosyaları açabilmek için Adobe PDF 9.0 veya üstü  gereklidir. İndirmek için <a href="http://tarihvemedeniyet.org/2009/09/pdf-dosyalari-acilmiyor/" target="_blank">tıklayın.</a></p>
<div style="padding-top: 50px;"></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2010/04/kamus-i-fransevi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kil Tabletlerden E-Kütüphanelere</title>
		<link>http://tarihvemedeniyet.org/2010/04/kitap-kutuphane-ve-ctrlf/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2010/04/kitap-kutuphane-ve-ctrlf/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Apr 2010 08:43:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>müteverrih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Medeniyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=10691</guid>
		<description><![CDATA[Fakat 21. asrın ferdiyetçiliği kütüphaneleri de vurdu. Kitaplar kütüphane raflarından bilgisayarlarımızın hard diskine taşındı. Bütün neşriyatı takip eden, kitapları tanıyan, içeriklerini sayfasıyla bilen hafızı kütüpler çoktan birer birer sahadan çekildiler.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/Kitabi.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-10738" title="Kitabi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/Kitabi.jpg" alt="" width="178" height="201" /></a><span class="cap" title="K">K</span>ütüphanelerin mazisi yazının varlığı kadar eskidir. Eski çağ medeniyetlerde yazılı kil tabletlerin saklandığı odalar ilk kütüphaneler olarak addedilir. Romalıların yaktığı antik dünyanın meşhur ve muazzam İskenderiye Kütüphanesi de zamanının şahikası sayılır.</p>
<p style="text-align: justify;">İslam kültürüyle yayılan kitap merakıyla pek çok kütüphane kurulmasına ve kütüphanecilik geleneği oluşmasına ön ayak olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Fakat dehşetli Moğol ve İspanyol istilalarında Endülüs’ten Türkistan’a kadar uzanan medeniyet merkezleri ve kütüphaneler yok edilir. Asırların birikimi Dicle nehrinin sularında mürekkep olur akar.<span id="more-10691"></span></p>
<div id="attachment_10736" class="wp-caption alignleft" style="width: 249px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/iskenderiye-kutuphanesi.jpg"><img class="size-full wp-image-10736" title="iskenderiye kutuphanesi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/iskenderiye-kutuphanesi.jpg" alt="" width="239" height="117" /></a><p class="wp-caption-text">Romalılar tarafından yakılan İskenderiye kütüphanesinin temsili resmi</p></div>
<p style="text-align: justify;">Bütün bunların yanında doğu toplumlarının her zaman kitaba ve yazıya tahakküm etmediği, bel bağlamadığı, kültürünü ve ananesini nesilden nesile aktarmak için kulağını ve dilini kullanmayı tercih ettiği de bir gerçektir. Sözlü gelenek dediğimiz bu anlayışta okumaktan çok dinlemek, hafızaya nakşetmek ve nakletmek esastır. Yüz yüze oturarak usta-çırak, şeyh-derviş, talebe-hoca ilişkisi içerisinde devreder kültür.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/kutuphane-girisi.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-10741" title="kutuphane girisi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/kutuphane-girisi.jpg" alt="" width="172" height="260" /></a>Bundan dolayıdır ki matbaa bazı toplumların hayatına girse de pek bir şey ifade etmez. Okumaktan çok, yüksek sesle okuyan birinin etrafından halkalanarak dinlemeyi seçer insanlar.  Bu durum göçebe gelenekten gelen Türk kültürünün de en baskın özelliklerinden birisidir.</p>
<p style="text-align: justify;">19 asırda yaşam biçiminin yavaş yavaş değişmesiyle Kütüphaneler ve okuma zorunluluğu toplum hayatına girmeye başlamış, ancak burada da kütüphane hafız-ı kütüp denilen  (kütüphanecinin) şahsiyeti ve bilgisi etrafında şekillenen müesseseler olmuştur. Basit memur değil zamanının birer entelektüeli olan bu insanlar hafızası kuvvetli âlim kişiler olur her kitabı içeriğine kadar tanır, dehalarıyla okuyucu ve araştırmacılara, cürmü küçük kadri büyük hizmetlerde bulunurlardı.</p>
<div id="attachment_10743" class="wp-caption alignleft" style="width: 152px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/ismail-saib-efendi.jpg"><img class="size-full wp-image-10743" title="ismail saib efendi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/ismail-saib-efendi.jpg" alt="" width="142" height="195" /></a><p class="wp-caption-text">Meşhur hafız-ı kütüp İsmail Saib Efendi, müstear ismiyle Bursalı Mehmed Tahir</p></div>
<p style="text-align: justify;">Fakat 21. asrın ferdiyetçiliği kütüphaneleri de vurdu. Kitaplar kütüphane raflarından bilgisayarlarımızın hard diskine taşındı. Bütün neşriyatı takip eden, kitapları tanıyan, içeriklerini sayfasıyla bilen hafızı kütüpler çoktan birer birer sahadan çekildiler. Onların yerini de CTRL + F tuşları aldı! Ama bilgi yaklaştıkça biz uzaklaştık, iştahımız kesildi beşeriyetçe! Oysa eskiden ne şevkle tırmalardık o rafları! Bize matbâ geç geldi derler, böyle olacaktıysa hiç gelmeseydi…</p>
<div id="attachment_10746" class="wp-caption alignright" style="width: 197px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/kutuphane-ve-insan.jpg"><img class="size-full wp-image-10746" title="kutuphane ve insan" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/06/kutuphane-ve-insan.jpg" alt="" width="187" height="218" /></a><p class="wp-caption-text">Kütüphane ve İnsan</p></div>
<p style="text-align: justify;">Yinede hiç kuşkusuz yüzyıllar boyunca yazılan ve bugün basılan milyonlarca kitap elân kütüphaneleri dolduruyor. Bu hususta son yıllarda gelişen İSAM gibi bazı vakıf teşekküllerinin hizmetlerini de göz ardı etmemek  ve hakkını teslim etmek gerek.</p>
<p style="text-align: justify;">Bununla birlikte Osmanlılar ve öncesine ait eserleri okuyacak, anlayacak pek az kimse kaldığından, belki biraz da kitap ve bilginin teknoloji ile geçirdiği değişimden, yani fişe ve kabloya fazlasıyla güvendiğimizden herşey hercümerç oluyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2010/04/kitap-kutuphane-ve-ctrlf/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Muhteşem Süleyman&#8217;ın Estargon Seferi</title>
		<link>http://tarihvemedeniyet.org/2010/03/muhtesem-suleymanin-estargon-seferi/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2010/03/muhtesem-suleymanin-estargon-seferi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 27 Mar 2010 04:17:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>müteverrih</dc:creator>
				<category><![CDATA[-Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=8978</guid>
		<description><![CDATA[
Kanunî Sultân Süleyman Hân&#8217;ın onuncu seferi, Osmanlı tarihlerinde &#8220;Estergon Sefer-i Hümâyûnu&#8221; diye anılır. Bu sefer, Macaristan&#8217;da Estergon ve İstolni &#8211; Belgrad kalelerinin fethi kadar, Türk ordusunun gösterdiği ihtişamla da meşhurdur. 23 nisan 1543&#8242;te Orduy-ı Hümâyûn, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/03/Muhtesem-Suleyman.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-9603" style="border: 1px solid #5D5650;" title="Muhtesem Suleyman" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/03/Muhtesem-Suleyman.jpg" alt="" width="237" height="214" /></a></p>
<p style="text-align: justify;"><span class="cap" title="K">K</span>anunî Sultân Süleyman Hân&#8217;ın onuncu seferi, Osmanlı tarihlerinde &#8220;Estergon Sefer-i Hümâyûnu&#8221; diye anılır. Bu sefer, Macaristan&#8217;da Estergon ve İstolni &#8211; Belgrad kalelerinin fethi kadar, Türk ordusunun gösterdiği ihtişamla da meşhurdur. 23 nisan 1543&#8242;te Orduy-ı Hümâyûn, Macaristan&#8217;a gitmek üzere Edirne&#8217;den ayrılırken yapılan geçit resmi ve tören, tarihe, Türk debdebe ve gösterişinin parlak bir örneği olarak geçmiştir.<span id="more-8978"></span></p>
<p style="text-align: justify;">En önde, ordunun su taşıyan saka sınıfına mensup bölükleri ilerliyordu. Bunların ardından, padişaha mahsus hazineyi, parayı ve eşyayı taşıyan 2.100 katır geliyordu. Bu hayvanlar, 300&#8242;erden 7 bölük teşkil edecek şekilde düzenlenmişti. Sonra 900 kişilik bir atlı hassa taburu bunları takip ediyordu. Bu tabur 100 diziden kurulmuştu ve her dizide 9 atlı vardı. Ordunun bir kısım yiyecek ve cephanesini taşıyan 5.400 deve, her dizide 6 hayvan bulunmak üzere 900 sıra halindeydi. Bu hecinsüvar levazım tugayım 1.000 kişilik cebeci taburu, 500 kişilik lâğımcı (istihkâm) taburu, 400 kişilik arabacı (nakliye) taburu takip ediyordu.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/03/asakir.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-9604" style="border: 1px solid black;" title="asakir" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/03/asakir.jpg" alt="" width="344" height="172" /></a>Her birliğin başında, tören üniformalarını giymiş subaylar yer alıyordu. Daha sonra, ordunun ruhu ve esası olan tımarlı sipahi tümenleri geliyordu. Bunlar, Anadolu tımarlıları idi. Rumeli tımarlıları, Sofya&#8217;da katılmak üzere bu şehirde toplanmışlardı. Tımarlıların ardından, bütün maiyet halkı ile muhteşem bir kalabalık teşkil eden nişancı (devlet bakanı), başdefterdâr (maliye bakanı), Rumeli ve Anadolu kazaskerleri, nihayet 4 vezir at sürüyordu. Her vezirin önünde tuğlarını taşıyan 3 tuğcu, beylerbeyilerin önünde 2 tuğcu, sancak beylerinin önünde ise 1 tuğcu görünüyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu generallerin hemen arkasında, kalabalık bir kurmay subaylar, yaverler ve emir subayları yer alıyordu. Bunlardan sonra padişahın şahsına bağlı saray birlikleri geliyordu. Hükümdarın şahsî hizmetkârları, sonra &#8220;çavuş&#8221; ve &#8220;kapıcıbaşı&#8221; denen ve sayıları 300&#8242;ü bulan hassa yaver ve emir subayları ilerliyordu. Bunlar, göz kamaştırıcı üniformalar giymişlerdi; elbiseleri en usta terziler elinden çıkmış ve en değerli kumaşlardan dikilmişti.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/03/Suleymanin-tugrasi.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-9611" style="border: 1px solid black;" title="Suleymanin tugrasi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/03/Suleymanin-tugrasi.jpg" alt="" width="273" height="237" /></a>12.000 kişilik tam kadrolu Türk ağır piyade tümenini teşkil eden Yeniçeriler, ortalar (taburlar) hâlinde yürüyorlardı. Bazı Yeniçeri birlikleri tüfekli, bazıları sadece kılıç, ok ve yaylı idi. Yeniçerileri 7 sırmalı sancak ve 7 tuğ taşıyan 14 sancakdar ve tuğcu izliyor ve hükümdarın şahsına mahsus olan bu &#8220;7&#8243; sayısı, padişahın yaklaşmakta olduğunu haber veriyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">200 kişilik mehter takımı, mehterbaşının başkanlığında, yeri ve göğü inleten havalar çalarak, korkunç denecek derecede muhteşem ve muntazam adımlarla ilerliyordu. Mehterlerin sazları, altın zencirlerle boyunlarına asılmıştı. Daha sonra 400 kişiden ibaret &#8220;solak&#8221; denen başka bir hassa taburu yer alıyordu. Solakların kılık kıyafeti, bahar güneşi altında pırıl pırıl yanıyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Başlarında tavus tüyünden sorguçlar vardı. Yalnız böyle bir birliği geçirmek, o devirde, ancak büyük bir imparatorluğun harcıydı. Ardlarından gelen 150 hassa yaveri ve protokol subayının üniformaları ise mücevhere boğulmuştu. Elbiselerinin düğmeleri elmastandı. Geçtikleri yere, gözleri, kör eden bir ışık deryası yayılıyordu. Bunların başında &#8220;çavuşbaşı&#8221; denen mâbeyn-i hümâyûn mareşali vardı. Daha sonra, 70 kişiden ibaret &#8220;peyk&#8221; denen bir hassa takımı geliyordu.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/03/yeniceri_rodos_kusatmasi1.jpg"><img class="size-full wp-image-9627 alignleft" style="border: 1px solid black;" title="yeniceri_rodos_kusatmasi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/03/yeniceri_rodos_kusatmasi1.jpg" alt="" width="294" height="331" /></a>Bunlar, 35&#8242;i sağda, 35&#8242;i solda olmak üzere yürüyor ve aralarında &#8220;Cihan Padişahı&#8221; Kanunî Sultân Süleyman Hân at sürüyordu. Bilhassa yabancılar padişahın mücevherler içinde geçeceğini sanırlarken ilk defa olarak hayal kırıklığına uğruyorlardı. Çünkü hükümdar, sade bir elbise giymişti. Bütün ihtişamı, görülmemiş güzellikteki atındaydı.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu at, akıl almaz büyüklükte inci, pırlanta ve zümrütler kakılmış koşumlar taşıyordu. 48 yaşına gelen ve 46 yıllık saltanatının 23. yılında bulunan Kanûnî&#8217;nin yüz ifadesi çatık çehreli denecek kadar ciddî ve ve-karlı idi. Hafifçe önüne bakıyor, buna rağmen, bütün ordusuna hâkim bir başkumandan olduğu hemen anlaşılıyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Daha sonra topçu, &#8220;azab&#8221; denen hafif piyade alayları geçiyordu. Ordunun diğer birlikleri, bitmek tükenmek bilmez diziler hâlinde yürüyüşlerine devam ediyorlardı. O zaman dünyanın en büyük şehirlerinden biri olan Edirne&#8217;nin halkı, biri-birleri üzerine yığılmış azametli bir kitle hâlinde, fakat dikkat çekici bir sessizlik içinde, ordularını seyrediyorlardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Yalnız gözlerinden bu manzara ile öğündükleri anlaşılıyordu. Alkış ve gösteri yoktu. Atların nal sesleri bile hafifçe duyuluyordu. İşitilen tek şey, Mehterhâne-i Hâkaanî&#8217;nin ceng havaları idi. Ordunun geçişini izlemek için İstanbul&#8217;dan gelmiş olan yabancı diplomat ve tacirleri en çok şaşırtan, bu mutlak sessizlikti. Avrupa ordularının kulakları sağır eden gürültülerine alışan yabancılar, Türk ordusunun ve milletinin sükûneti karşısında, başka bir âleme geçmiş gibi oluyorlardı.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: x-small;">Bibliyografya:<br />
Yılmaz Öztuna, <em>Cumhuriyet Dönemi Öncesinde Türkler</em>, Babıali Kültür Yayıncılık</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2010/03/muhtesem-suleymanin-estargon-seferi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

<!-- Performance optimized by W3 Total Cache. Learn more: http://www.w3-edge.com/wordpress-plugins/

Page Caching using disk: basic

Served from: tarihvemedeniyet.org @ 2012-02-08 04:36:53 -->
