Kategori - Tarih
Yahya Kemal Beyatlı son dönem yakın tarihimiz açısından oldukça önemli simalardan bir tanesidir. O, daha çok şiirleri ve şiire olan bağlılığı ile tanınır. Nitekim onun en yakın dostları kendisinin vefatından sonra kaleme aldıkları hatıralarda bu …
Osmanlı devletinin Avrupa’da yaptığı baş döndürücü fetihlerin sırlarından biri “akıncı” denen askerî sınıfın varlığıdır. Bugünün “komando”larına karşılık olan akıncılar, düşmanın iktisadî ve manevî yapısını altüst ederek, savaşın kazanılmasında pek önemli bir rol oynarlardı.
Batı’nın niyeti, daha 1830′larda Fransa’nın Cezayir’i bizden koparmasıyla ilk işaretlerini verir. Sonra Tunus’u, Mısır’ı, Libya’yı, Balkanlar’ı kaybederiz. Derken, ittihatçılar marifetiyle tarihimizin en budalaca kararlarından birini alarak, Almanya’nın safında savaşa katılırız. Ve sonunda muazzam bir coğrafyadan Anadolu’ya sığınmak zorunda kalırız.
Bizden Belgrat’ı aldıkları vakit düşman delegeleri Niş’i de istemişti, Osmanlı delegesi ayağa kalkarak:
- Ne hacet, dedi, İstanbul’u da size verelim…
Dedelerimiz için Niş, İstanbul kadar yakındı. Bizim nesillerin Avrupası Edirne’de Meriç’te bitiyor !..
Bu eser, dönemin şeyhülislamı tarafından “doğruya sevk eden bir kitap” şeklinde de vasıflandırılmıştır. Bu nokta çok mühimdir. En azından tam bir entelektüel kişiliğe sahip Çelebi’nin, dönemin umumi atmosferi içinde hangi sahalarda söz sahibi olduğunu bizlere hatırlatır.
Kâtip Çelebi’nin eserlerinin hemen hemen hepsi matematik, coğrafya, tarih ve bibliyografi üzerine bina edilmiştir. Fakat bunun yanında onun, devrin genel manzarasını bir tablo şeklinde resmettiği eserler mevcuttur. Kâtip Çelebi, entelektüel kişiliği ile 17. Yüzyıl Osmanlı bürokrasi ve ictimaî hayatına damgasını vurmuş ender şahsiyetlerden bir tanesidir.
Fatih’in ölümü ile Osmanlı Devleti’nin başına kimin geçeceği henüz bilinmiyordu. Fatih Sultan Mehmet hayattayken, oğlu Şehzade Mustafa’yı tutuyordu ve onu taht için düşünüyordu. Fakat genç şehzadenin erken yaşta beklenmedik ölümü, planları tehir etmişti. Bunun üzerine Fatih de ani bir şekilde vefat edince, iki şehzade, Bayezid ve Cem arasında taht mücadelesi başladı.
28 Haziran 1648 günü güneş batmadan evvel ani ve korkunç bir uğultu işitilir. Ardından uğultu ile beraber 3 kez şiddetli bir sarsıntı olur. Deniz üzerindeki gemileri birbiriyle çarpıştıracak kadar şiddetli bu sarsıntı evleri, haneleri, hanları hamamları, türbeleri, çeşmeleri yıkmakla bırakmaz adeta savurur. Bütün minareler savrularak yıkılır. Fatih Camii ağır hasar görür.
Tarihimizde en çalkantılı dönemlerden biri olarak görebileceğimiz Tanzimat devri, gerek getirmeye çalıştıklarıyla, gerekse de içerisinde barındırdığı avangard simalarla bir devre damgasını vurmuştur. Her şeye rağmen yapılmak istenenlerde belki başarı sağlanabilmiştir; fakat
tevfikfikretTanzimat dönemi edebiyatçıları, bu devre en az siyasîler kadar damgasını vurmuşlardır. Belki de yer yer, devrin edip ve şairlerinin yazdıkları ve söyledikleri dönemin siyaset adamlarının bile yapmaya cüret edemediği bazı oluşumları beraberinde getirmiştir.
Sultan II. Abdülhamid General Grant’ı Yıldız Sarayı’nda saat 12.00’de kabul etti. İstanbul’daki ABD’li temsilcilerinin de katıldığı toplantıda Sultan Abdülhamid, Ulysses Grant’ın başkanlığı döneminde ilişkilerin geliştirilmesi için yaptığı katkıları övdü. Grant’da gördüğü yakın ilgiden memnuniyetini dile getirdikten sonra son yıllarda artan münasebetlerin devam ettirilmesi dileğinde bulundu.
Osmanlı devletinde taşra idaresi 1864 yılına kadar eyalet (beylerbeylik) sistemine dayanıyordu.Timar uygulamasının bozulması, iltizam usulünün yaygınlaşması ve taşrada ayanların ortaya çıkmasıyla eyalet sisteminde de çözülme aksamalar başladı. Girişilen reformalarla eyalet sistemi terk edilerek vilayet sistemine geçiş yapıldı.
Daha önceleri kendi iç bünyesinde belirli kaideler çerçevesinde gelişme gösteren Divan Edebiyatı, dönemin bazı aydınlarınca yetersiz görülmeye başlanmış, söz konusu münevverler, aydınlığı Batı’nın pırıl pırıl gözüken ışıkları altında aramaya başlamışlardır. Halbuki Recaizede Ekrem’in ön ayak olduğu Servet-i Fünun şairleri de şiirlerini aruz ölçüsüne göre yazacak ve çoğu zaman divan edebiyatının belirli şekil kalıplarını kullanmaktan geri kalmayacaklardır. Burada dikkati çeken , yenilikten kastedilenin ne olduğu veya ne olması gerektiğidir.
İstanbul’un meşhur ağaçlarından birisi de Sultanahmed meydanında ki büyük çınardı. Kanlı çınar da denilen bu uğursuz ağaç pek çok dehşetli hadiseye şahit olmuştur. Bunların en ibretli ve vahametlilerinden birisi Sultan İbrahim devrinde yaşanandır.
Cihan Devleti doruktan inmeye başlarken, ekonomik istikrar da bozulmaya yüz tutmuştu “Akça” denilen para birimindeki gümüş oranının azalmasıyla baş gösteren ilk büyük enflasyon 1593′tedir. Yinede, 1912 Balkan felâketine kadar, halk belirli bir ölçüde refah içinde yaşamış, bundan sonra her şey tepetaklak olmuştur.
Osmanlı Akıncısı, at binmeyi binlerce yıllık tecrübeden sonra öğrendi. Binlerce yıl önce dünyanın en iyi at koşumlarını, çizmelerini yapmış bir ırktan geliyordu. Pasifik ile Atlantik arasında daha bin yıl önce at koşturmuştu. Dünyanın hiç şüphesiz birinci süvarisi idi..Akıncı, öncüdür. Piyoniyedir, gönüllüdür, fedaidir, dalkılıç ve kelle koltuktadır. Yolu o açar ve o gösterir. Ardından ordu yürür.
Osmanlı tarihini öğrendiğimiz en eski yerli kaynaklar “ziyc” dediğimiz takvimler ve Ahmedi adlı bir bilginin kaleme aldığı Büyük İskenderiin savaşlarını ve maceralarını anlatan İskendername adlı eseridir. Yazar bu eserin sonuna Osmanlı beyliği ile ilgili bazı …



Pompeinin Felaketi - Vezüv Yanardağı 






