Tarih
Osmanlı modernleşmesi tam olarak nedir? Modernleşme hareketleri neye dayanır, bu modernleşme mefhumu salt Batı taklitçiliği midir, Japon yahut Rus modernleşmesi bizim için model oluşturabilir mi, oluşturmalı mıdır?
Lale Devri olarak isimlendirilen devir Batıyı sadece kasırlar, eğlence, …
Yavuz Sultan Selim babası Bayezid’in sancakbeyi olduğu Amasya’da 1470’te dünyaya gelmiş, 1512’de 42 yaşında çıktığı tahtta 8 sene hüküm sürmüş 1520 yılında “Şirpençe” denilen şarbon hastalığı dolayısı ile hayata gözlerini yummuştur.
O, 8 senelik kısa hükümdarlığı …
Resimde Elinde Kitap Tutan Rumeli Kadıaskerinin Yanında Nakibü’l-Eşraf Tasvir Edilmektedir
Altı asır boyunca Dünya tarihinin mukedderatında mühim bir vazifeyi hamleden Osmanlı Devleti, gerek siyasi ve gerekse de bürokratik anlamda son derece sistematik bir düzen …
Her ilmin kendine ait bir metodoloji vardır. Bunlar arasında tarihi de saymak artık bir zaruret halini almıştır. Nitekim tarih ilmi, yalnızca savaşların ve ardından imzalanan barışların zamanlarını bilmekten ibaret değildir. Bunun yanında yaşanan hadiseler üzerinden …
Fransa – Toulouse Şehri
Altı asır boyunca üç kıta, yedi iklimde at koşturan, ilmî alanda da kalem oynatan Osmanlı Devleti, bugünkü onlarca ülkenin yöneticisi konumundaydı. Bir uç beyliği iken, sahip olduğu gaza ruhu ile topraklarını …
İstanbul Türklerin eline geçtiğinden beridir ki, içerisinde çok çeşitli etnik grupları barındırmayı bilmiştir. Bilindiği üzere Osmanlı Devleti daha fethin ilk günlerinden itibaren her türlü renkten, milletten ve dinden insanı tam bir imparatorluk mozaiğine yaraşır biçimde …
Kanunî Sultân Süleyman Hân’ın onuncu seferi, Osmanlı tarihlerinde “Estergon Sefer-i Hümâyûnu” diye anılır. Bu sefer, Macaristan’da Estergon ve İstolni – Belgrad kalelerinin fethi kadar, Türk ordusunun gösterdiği ihtişamla da meşhurdur. 23 nisan 1543′te Orduy-ı Hümâyûn, …
Yahya Kemal Beyatlı son dönem yakın tarihimiz açısından oldukça önemli simalardan bir tanesidir. O, daha çok şiirleri ve şiire olan bağlılığı ile tanınır. Nitekim onun en yakın dostları kendisinin vefatından sonra kaleme aldıkları hatıralarda bu …
Osmanlı devletinin Avrupa’da yaptığı baş döndürücü fetihlerin sırlarından biri “akıncı” denen askerî sınıfın varlığıdır. Bugünün “komando”larına karşılık olan akıncılar, düşmanın iktisadî ve manevî yapısını altüst ederek, savaşın kazanılmasında pek önemli bir rol oynarlardı.
Batı’nın niyeti, daha 1830′larda Fransa’nın Cezayir’i bizden koparmasıyla ilk işaretlerini verir. Sonra Tunus’u, Mısır’ı, Libya’yı, Balkanlar’ı kaybederiz. Derken, ittihatçılar marifetiyle tarihimizin en budalaca kararlarından birini alarak, Almanya’nın safında savaşa katılırız. Ve sonunda muazzam bir coğrafyadan Anadolu’ya sığınmak zorunda kalırız.
Bizden Belgrat’ı aldıkları vakit düşman delegeleri Niş’i de istemişti, Osmanlı delegesi ayağa kalkarak:
- Ne hacet, dedi, İstanbul’u da size verelim…
Dedelerimiz için Niş, İstanbul kadar yakındı. Bizim nesillerin Avrupası Edirne’de Meriç’te bitiyor !..
Bu eser, dönemin şeyhülislamı tarafından “doğruya sevk eden bir kitap” şeklinde de vasıflandırılmıştır. Bu nokta çok mühimdir. En azından tam bir entelektüel kişiliğe sahip Çelebi’nin, dönemin umumi atmosferi içinde hangi sahalarda söz sahibi olduğunu bizlere hatırlatır.
Kâtip Çelebi’nin eserlerinin hemen hemen hepsi matematik, coğrafya, tarih ve bibliyografi üzerine bina edilmiştir. Fakat bunun yanında onun, devrin genel manzarasını bir tablo şeklinde resmettiği eserler mevcuttur. Kâtip Çelebi, entelektüel kişiliği ile 17. Yüzyıl Osmanlı bürokrasi ve ictimaî hayatına damgasını vurmuş ender şahsiyetlerden bir tanesidir.
Fatih’in ölümü ile Osmanlı Devleti’nin başına kimin geçeceği henüz bilinmiyordu. Fatih Sultan Mehmet hayattayken, oğlu Şehzade Mustafa’yı tutuyordu ve onu taht için düşünüyordu. Fakat genç şehzadenin erken yaşta beklenmedik ölümü, planları tehir etmişti. Bunun üzerine Fatih de ani bir şekilde vefat edince, iki şehzade, Bayezid ve Cem arasında taht mücadelesi başladı.
28 Haziran 1648 günü güneş batmadan evvel ani ve korkunç bir uğultu işitilir. Ardından uğultu ile beraber 3 kez şiddetli bir sarsıntı olur. Deniz üzerindeki gemileri birbiriyle çarpıştıracak kadar şiddetli bu sarsıntı evleri, haneleri, hanları hamamları, türbeleri, çeşmeleri yıkmakla bırakmaz adeta savurur. Bütün minareler savrularak yıkılır. Fatih Camii ağır hasar görür.


Osmanoğullarında Bir Hanedan Geleneği 



