<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Tarih ve Medeniyet &#187; Tarih</title>
	<atom:link href="http://tarihvemedeniyet.org/category/tarih/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://tarihvemedeniyet.org</link>
	<description>Tarih ve Medeniyet</description>
	<lastBuildDate>Thu, 29 Jul 2010 23:00:13 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Modernleşme Lale Devriyle Başladı</title>
		<link>http://tarihvemedeniyet.org/2010/07/modernlesme-lale-devriyle-basladi/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2010/07/modernlesme-lale-devriyle-basladi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 Jul 2010 16:15:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hattab</dc:creator>
				<category><![CDATA[-Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Klasik Çağ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=12382</guid>
		<description><![CDATA[Osmanlı modernleşmesi tam olarak nedir? Modernleşme hareketleri neye dayanır, bu modernleşme mefhumu salt Batı taklitçiliği midir, Japon yahut Rus modernleşmesi bizim için model oluşturabilir mi, oluşturmalı mıdır?
Lale Devri olarak isimlendirilen devir Batıyı sadece kasırlar, eğlence, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/07/Patrona-Halil.jpg"><img class="size-full wp-image-12513 alignleft" title="Patrona Halil" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/07/Patrona-Halil.jpg" alt="" width="160" height="223" /></a>Osmanlı modernleşmesi tam olarak nedir? Modernleşme hareketleri neye dayanır, bu modernleşme mefhumu salt Batı taklitçiliği midir, Japon yahut Rus modernleşmesi bizim için model oluşturabilir mi, oluşturmalı mıdır?</p>
<p style="text-align: justify;">Lale Devri olarak isimlendirilen devir Batıyı sadece kasırlar, eğlence, çırağan sefaları olarak algılamak mıydı? Aksine bilinçli bir yenileşmeden, revizyondan mı söz etmemiz gerekir? Soruları uzatmak mümkün. Ancak bunlara sağlıklı cevaplar verebilmek hiç de o kadar basit değil.</p>
<p style="text-align: justify;">Osmanlı modernleşmesini ele almak için nereye kadar gitmeliyiz? III. Selim ya da II. Mahmud’a değil, III. Ahmed saltanatına, 18. asrın başına gitmeliyiz. Bu devirde vezaret-i uzma makamını işgal etmiş Nevşehirli Damad İbrahim Paşa’nın hayatını, faaliyetlerini incelemek modernleşme mefhumunu daha açık biçimde anlamamız için elzemdir.<span id="more-12382"></span></p>
<table class="shutter" style="width: 364px; height: 528px;" border="0" align="right">
<tbody>
<tr>
<td>
<div id="bio_dig">
<p style="text-align: center;"><span style="color: #000000;"><span style="background-color: #c0c0c0;"><strong><span style="font-size: small;">Nevşehirli İbraim Paşa ?</span></strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #c0c0c0;">&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;">Eski adı Muşkara olan Nevşehir&#8217;de tahminen 1073&#8242;te (1662) dünyaya geldi. İş bulmak için İstanbul’a geldi ve bir akrabasının yardımıyla 1689’da evvela sarayın Helvacılar ve daha sonra Baltacılar Ocağına girdi. Zamanla yükseldi.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Birçok defa vezirlik teklifi aldığı halde kabul etmedi. Padişaha olan yakınlığını çekemeyenlerin çabaları sonucunda malları müsadere ettirilip saraydan uzaklaştırıldı. Birkaç yıl sonra tekrar İstanbul’a gelmeye muvaffak oldu. Sultan III. Ahmed bundan sonra İbrahim Efendi&#8217;yi yanından ayırmadı. Kendisini süratle terfi ettirdi. Sadrazam Şehid Ali Paşadan dul kalan kızı Fatma Sultan ile dünya evine soktu. Böylece İbrahim Paşa dâmâd-ı şehriyârî oldu.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Avusturya ve Venedik ile savaşa son verecek mütarekenin görüşülmesi sırasında III. Ahmed&#8217;in ısrarı üzerine sadrazamlık teklifini kabul etti. III. Ahmed, diğer sadrazamlardan farklı olarak damadına kendi kullandığı tuğralı zümrüt mührü &#8220;mühr-i hümâyun&#8221; olarak vermişti.</p>
</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p style="text-align: justify;"><strong>Nevşehirli Reformları </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Damad İbrahim Paşa daha çok içtimaî ve malî meselelerle uğraşmak istiyor, uzun yıllardan beri yenilgiyle biten savaşları unutturacak bir barış dönemini özlüyordu. Böylece  ilk iş olarak Avusturya ile savaşa son verilerek 1718&#8242;de Pasarofça Antlaşması imzalandı.</p>
<p style="text-align: justify;">İmar işlerine önem verdi, bazı tasarruf tedbirleri aldı. Ancak ülkenin sosyal sefaletini önleyecek ciddi tedbirler almak yerine daha çok zevk ve sefahat vesilesi olarak imar işine önem veren Paşa, Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi&#8217;nin Paris&#8217;ten dönüşünde sunduğu sefâretnâmesinin de tesiri altında kalıp Fransa&#8217;dan getirtilen saray ve bahçe planlarına göre İstanbul&#8217;un çeşitli mevsirelerinde inşaata girişti; bilhassa Kâğıthane&#8217;yi <em>Versailles</em> ve <em>Fontainebleau</em>&#8216;ya benzetmek için uğraştı.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Patrona&#8217;nın Patlattığı İsyan</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bir taraftan siyasî olayların getirdiği sonuçlar, diğer taraftan iktisadî ve içtimaî meseleler, Damad İbrahim Paşa&#8217;nın günden güne yıldızının sönmesine sebep oldu.</p>
<p style="text-align: justify;">Sonunda İbrahim Paşa, Patrona Halil İsyanı adı verilen olayın içine sürüklendi. 1730&#8242;da patlak veren, bir bakıma halk ayaklanması sayılabilecek olaylar sonucunda III. Ahmed çok sevdiği damadı İbrahim Paşa ile onun damatlarını feda etmek mecburiyetinde kaldı. 1 Ekim 1730 sabahı sarayda öldürülen İbrahim Paşa&#8217;nın cesedi damatlarının cesetleriyle birlikte âsilere teslim edildi.</p>
<p style="text-align: justify;">İbrahim Paşa&#8217;nın cesedi İstanbul sokaklarında dolaştırılarak çeşitli hakaretlerden sonra paraçalanmış bir halde Sultanahmet Meydanı&#8217;nda  III. Ahmed Çeşmesi civarına terk edildi.  İbrahim Paşa&#8217;nın bu acınacak sonuna destanlar bile yazıldı:</p>
<table class="shutter" style="width: 693px; height: 111px;" border="0" align="center">
<tbody>
<tr>
<td>Perşembe gün koptu büyük kıyamet<br />
Otaklarım cümle oldu harabe<br />
Leşimi çıkardı bilin araba<br />
Uryan Oldup kaldığıma yanarım</td>
<td>Varın söylen oğlum giysin karayı,<br />
Çırağlarım gitsin beni arayı<br />
Harâb olsun üsküdarın sarayı<br />
Düşmanlara kaldığıma ağlarım</td>
<td>İmdad edin bana kırklar yediler<br />
İbrahim Paşa&#8217;ya &#8220;maktûl&#8221; dediler<br />
Leşimi cümle köpekler yediler<br />
Namazınmın kılınmadığına ağlarım</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<table class="shutter" style="width: 687px; height: 109px;" border="0" align="center">
<tbody>
<tr>
<td>On üç yıldır bende ettim vezaret<br />
Bunca evkaaf yaptım ettim akaaret<br />
Lâyık mıdır bana bunca hakaaret<br />
Hakaaretle öldüğüme ağlarım</td>
<td>Yaşa Sultan Mahmud tahtında yaşa<br />
Fermanın yürüsün dağ ile taşa<br />
Öksüz kaldı oğlum Mehmmed Paşa<br />
Anın yetim kaldığına ağlarım</td>
<td><span style="color: #ffffff;">Yaşa Sultan Mahmud tahtında yaşa<br />
Fermanın yürüsün dağ ile taşa<br />
Öksüz kaldı oğlum Mehmmed Paşa<br />
Anın yetim kaldığına ağlarım</span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Nizâm-ı Kadimden Nizâm-ı Cedid&#8217;e Doğru</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/07/Pacha.jpg"><img class="size-full wp-image-12522 alignleft" title="Pacha" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/07/Pacha.jpg" alt="" width="229" height="454" /></a>Hayat hikayesine baktığımızda İbrahim Paşa’nın iyi bir siyasetçi olduğunu anlıyoruz. Kendisine birkaç defa sadrazamlık teklifi yapılmış, lakin ortamı müsait bulmadığından kabul etmemiştir. Daha sonra ise bu teklifi kabul ettiği görülüyor. Ayrıca o, imparatorluğun içinde olduğu ekonomik, askeri ve siyasi buhranın  -bir nebze de olsa- farkında ydı. O sebeple sadrazam olunca savaşı devam ettirme taraftarı olmamış, bir barış yapılması için gerekli şartları sağlamaya çalışmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Onu sadece kasırlar inşa ettirmiş, laleler diktirmiş, zevk ve sefahat âlemlerine dalmış bir şahıs olarak tasvir eden kaynaklar vardır. Kısmen de doğrudur. Biraz israfı oldu diye İbrahim Paşa hakkında dedikodu yapılıyor. Problem şu ki; bu ‘yaptı’ lafı geniş zamana teşmil ediliyor, ‘yapılıyordu’ oluyor. Mesela vakanüvis diyor ki “Kuklacı Mustafa vardı. Birtakım şabıemret oğlanlarını kadın kılığına sokup milletin haremine, köşklere soktu, kadın çengi oldu. Sonunda rezalet anlaşılınca skandal çıktı, boşanmalar arttı”. Bu ‘oldu’ denen şeye oluyordu denirse yaşam tarzı için yanlış bilgi edinilir.  Bu, bir kere olmuş ki kaç kişiyi kapsadığı ise belli değil.</p>
<p style="text-align: justify;">Keza tarihçi Şemdanizade&#8217;ye göre, <em>&#8220;Mirasyedi meşrep, gece ve gündüz zevk ve sürur icad edip halkı aldatacak şeyler lazımdır deyü bayramlarda meydanlara dönmedolaplar, beşikler, atlıkarıncalar, salıncaklar kurdurup erkeklerle kadınları karışık salıncağa bindiren, hubbaz yiğitlere kadınları kucaklattıran, hoş-sada şarkılar söylettiren&#8221;; dahası Zülali Hasan Efendi&#8217;nin fingirdek hanımının göğsüne çil altınlar sokuşturan Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa bu nezahetin tadını kaçırmıştır.&#8221;</em></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/07/Grand-vezier1.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-12527" title="Grand vezier" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/07/Grand-vezier1.jpg" alt="" width="231" height="297" /></a>Damad İbrahim Paşa şüphesiz birtakım yeniliklere önayak olmuştur, ama onu da yenileşmenin tüm şubelerinin nüvesi saymak doğru değildir. Nitekim Tanpınar’ın da belirttiği gibi o “<em>ne bir yenileşme programını hazırlayabilecek kadar iradeli bir şahsiyetti, ne de devri buna müsaitti</em>”.  Bu itibarla batı ile bu ilk temas daha ziyade zevk ve sanat sahasında eser verir. Nasıl, Yirmisekiz çelebi sefaret heyetinin ve İstanbul’a gelen Madam Montagu gibi bazı seyyahların batıda bize uyandırdığı alaka yavaş yavaş Avrupa merkezlerinde Frenklerin “Turquerie” dedikleri bize ait bir zevk, giyim-kuşam, dekor ve zarafet modasını tesis ederse, İstanbul’da vezir Damad İbrahim Paşa’nın etrafında da ecnebi temasların verdiği yeni ve mukabil bir zevk oluşmaya başlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Paşa’nın devrine baktığımızda, artık bazı şeylerin değiştiğini, yenileşme yolunda adımlar atıldığını müşahede ediyoruz. Nedir bunlar? Lale Devri’nin yeni bir kurum oluşturma açısından en çarpıcı başarısı, matbaanın kurulmasıydı. Matbuat on sekizinci yüzyıl başında Türkler için yabancı bir şey değildi. Tabii ki ilk matbaa Müteferrika  matbaasından yaklaşık bir asır evvel kurulmuş ve bazı kitaplar da basılmıştır; ancak harfleri hakkıyla tanzim edilemediğinden devam ettirilememiştir. Düzenli çalışır halde ilk resmî matbaa, III. Ahmed devrinde Damad İbrahim Paşa’nın teşvikleriyle kurulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/07/Ottomans.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-12530" title="NPG 3797, The Audience of the Grand Signor (A Sultan of Turkey receiving a British Ambassador)" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/07/Ottomans.jpg" alt="" width="281" height="169" /></a>Buna paralel olarak çeşitli tercümeler yapıldığını görüyoruz. Bunlar arasında İbn Haldun’un tarih bilimsel incelemesi Mukaddime, İbn Hallikan’ın biyografik eseri Vefayat’ın muhtasar bir versiyonu, Timur’un Tarih-i Timurlenk isimli biyografisi ve şair Nedim tarafından tercüme edilen ve en bilindik adıyla Müneccimbaşı tarihi denilen Müneccimbaşı Ahmed Dede’nin dünya tarihi vardı. Ayrıca İbrahim Paşa tarafından Fransa’ya ilk daimi elçi olarak gönderilen Yirmisekiz Mehmet Çelebi’nin görüşlerini sunduğu rapor da sathî olmasına rağmen önemlidir. Bunlar gösteriyor ki; Türkler, siyasi olarak elçiler göndererek ve dünyevi olarak tarihi inceleyerek bilinçli bir biçimde o dünyanın içindeki kendi yerlerini tanımlamaya çalışıyorlardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Damad İbrahim Paşa’nın sadrazamlık makamında bulunduğu devir Osmanlı için bir kabuk değiştirmenin başlangıcını ifade eder. Biz bunu minyatürde Levni’de, şiir ve edebiyat anlayışında Nedim’de, verdiği fetvalar ile yeniliklere bakış açısında Şeyhülislam Yenişehirli Abdullah Efendi’de açık şekilde görürüz.Değişim normaldir, olağandır, hatta gereklidir. Osmanlı bir durağanlık içinde zaten değildi. Kuruluşundan yarım asır sonra Avrupa topraklarında sağlam bir biçimde ilerlemeye başlamış, Viyana önlerine kadar giderek Avrupa’nın içine yerleşmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/07/Ottomans-vezirs2.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-12537" title="Ottomans vezirs" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/07/Ottomans-vezirs2.jpg" alt="" width="265" height="381" /></a>Farklı din, dil, mezhep ve ırktan insanların barış içinde yaşamalarını sağlamıştır. Buna Pax Ottomana diyoruz. Pax Ottomana, Osmanlı’daki değişimi gösterir. Nasıl bir değişimdir bu? Fütuhat ile elde edilen yeni yerlerin, katı bir politika ile değil, oranın eski durumunu da göz önünde bulundurarak, oraya has bir yönetimin, vergilendirmenin yapılmasıydı bu değişim. Açıkçası yeknesaklık hüküm sürmemekteydi.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak, klasik dönemdeki referanslar ile Lale Devri’ndeki referanslar artık değişmeye başlamıştır. Sesli olarak ifade edilmemiş olsa da “Kanun-ı Kadim”den “Nizam-ı Cedid”e bir yöneliş vardır. Bunun adı henüz bu şekilde konulmamıştır ama bunun habercisi olmuştur. İşte burada bilmemiz gereken bir şey var: Maalesef 18. asrı Türk insanı iyi etüd edip tam anlamadığı içindir ki 19. asırdaki değişmeyi emperyalist bir dayatma olarak değerlendirdi. Tıpkı dünyanın çeşitli ülkelerinin 19. Yüzyılda kolonyal istilayla değişmeye zorlanması gibi bir Osmanlı Devleti tarihi yazıldı.</p>
<p style="text-align: justify;">Hissi tarihlerdir, ciddi tahlillerden uzaktır bunların ekserisi. Çünkü, biz 18. Asrı bilemedik. İmparatorluğun 16. Asrı muhteşem oluşundan, 19. Asrı hem bize daha yakın ve hem de çöküş asrı olduğundan bu asırlar üzerine epeyce çalışma yapıldı/yapılıyor. Ama 17 ve 18. Asırlar için bunu söyleyemiyoruz. 18. Yüzyılın dünyasında Osmanlı İmparatorluğu, değişen gelişen toplumlarla kavga etmek, direnmek zorunda olan bir toplumdur. Fransız İhtilali’nden önceki dünya yoktur artık karşılarında. Bu çok önemlidir ve bunu anlamıştır. Bunun adını da “Islahat” olarak koymuştur. Bu kelime 18. Yüzyıla ait bir kelimedir. Bu ıslahatı durgunluk içinde bir değişme olarak görüyor ama değildir. İnkılap lafını kullanmıyor, öyle bir durum yok zira ortalıkta. İhtilal Osmanlı için zaten kelime anlamıyla karışıklık fitne demek</p>
<p style="text-align: justify;">
<div id="bio_mavi" style="text-align: justify;">Bibliyografya:<br />
Mehmet İpşirli, “Lale Devri’nde Yenilikçe Bir Alim: Şeühülislam Yenişehirli Abdullah Efendi”, İstanbul Armağanı 4 – Lale Devri, Ed.: Mustafa Armağan, İstanbul 2000, s. 249; Ali Budak, “Osmanlı Modernleşmesi ve Edebiyat”, Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 18 (Ağustos 2007), s. 17; Mustafa Armağan, “Prof. İlber Ortaylı ile Konuşma: Bir Kabuk Değiştirme Dönemi”, İstanbul Armağanı 4 – Lale Devri, Ed.: Mustafa Armağan, İstanbul 2000, s. 62;  Necdet Sakaoğlu, “Osmanlı Marjinalleri: Hokkabazlar”, Popüler Tarih Dergisi, 1 (Haziran 2000), s. 56; Ahmet Hamdi Tanpınar, 19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi, 10. baskı, İstanbul 2003, s. 44; Ahmet Evin, İstanbul Armağanı 4 – Lale Devri, Ed.: Mustafa Armağan, İstanbul 2000, s. 48; M. Aktepe, “Nevşehirli İbrahim Paşa”, İA, c. 9, s. 235; M. Aktepe, “Damad İbrahim Paşa, Nevşehirli”, DİA, c. 8, s. 442; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, c. VI, s. 310; M. Aktepe, “Damad İbrahim Paşa, Nevşehirli”, DİA, c. 8, s. 441</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2010/07/modernlesme-lale-devriyle-basladi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şehzade Selim&#8217;in Seferleri</title>
		<link>http://tarihvemedeniyet.org/2010/07/sehzade-selimin-seferleri/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2010/07/sehzade-selimin-seferleri/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Jul 2010 07:35:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Keykavus</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=12136</guid>
		<description><![CDATA[
Yavuz Sultan Selim babası Bayezid’in sancakbeyi olduğu Amasya’da 1470’te dünyaya gelmiş, 1512’de 42 yaşında çıktığı tahtta 8 sene hüküm sürmüş 1520 yılında “Şirpençe” denilen şarbon hastalığı dolayısı ile hayata gözlerini yummuştur.
O, 8 senelik kısa hükümdarlığı ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_12139" class="wp-caption alignright" style="width: 267px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/07/Selim-Shah.jpg"><img class="size-full wp-image-12139" title="Selim Shah" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/07/Selim-Shah.jpg" alt="" width="257" height="305" /></a><p class="wp-caption-text">Şah Selim </p></div>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span class="cap" title="Y">Y</span>avuz Sultan Selim babası Bayezid’in sancakbeyi olduğu Amasya’da 1470’te dünyaya gelmiş, 1512’de 42 yaşında çıktığı tahtta 8 sene hüküm sürmüş 1520 yılında “<strong>Şirpençe</strong>” denilen şarbon hastalığı dolayısı ile hayata gözlerini yummuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">O, 8 senelik kısa hükümdarlığı esnasında Çaldıran, Mercidabık ve Ridaniye gibi üç büyük meydan savaşı sonrasında Orta Doğu’ya 4 asır sürecek bir düzen getirmiştir.  Bu yazıda Sultan Selim’in seferlerinden ziyade Şehzade Selim’in seferlerinden bahsedeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Fatih Sultan Mehmed 1461’de Trabzon’u alarak bölgeyi Osmanlı idaresine katmıştı. Trabzon sancağına ilk olarak Şehzade Bayezid’in büyük oğlu Şehzade Abdullah tayin edilmişti. Şehzade Abdullah, Fatih Sultan Mehmed’in vefat tarihi olan 1481’e kadar bu görevde kalmıştır. Şehzâde Abdullah’tan sonra Trabzon sancak beyliğine bu görevde 29 yıl kalacak olan Bayezid’in oğullarından Şehzade Selim atanmıştır.<span id="more-12136"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Yavuz Selim’in şehzâdelik devri seferlerinin en meşhurları Gürcistan taraflarına yaptığı 3 sefer ve bunlardan özellikle 1508 yılında çıktığı Kutayis seferidir.Trabzon ile Kutayis mevkisinin kuş uçuşu mesafesi 280 kilometre olup sarp dağlar arasından geçen karayolu ile bu mesafe neredeyse ikiye katlanmaktadır ki bu rakamlar seferin ciddiyetini göstermek açısından mühimdir.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/07/Gurcistan.gif"><img class="size-full wp-image-12143 alignleft" title="Gurcistan" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/07/Gurcistan.gif" alt="" width="271" height="217" /></a>Gürcistan seferleri oldukça çetin şartlar altında gerçekleşmiştir. Bölgenin ne derece zorlu olduğunu Yavuz Selim devrinin tanınmış âlimlerinden Kemalpaşazade’den dinleyelim;</p>
<p style="text-align: justify;">“<em>Trabzon civarında olan küffar diyarına Gürcistan derler. İçi çalılık ve ormanlık, kenarı dağlık, yolları ve geçitleri zor ve dardır. Diğer bir kenarı ise geçilmesi pek güç dağlarıdır. Üzerinden kuş uçmaz, kolan yürümez. Tepelerden duman eksik olmaz. Bir tarafı da âdem zindanı gibi derin derelerdir ki içine cin peri giremez. Derinliğinden kimse haber veremez. Yakın zamanda oraya kimse saldıramamıştır. Eski çağlarda saldıranlar da bir iş elde edememişlerdir.</em>”</p>
<p style="text-align: justify;">Kemalpaşazade ilerleyen satırlarda bölgedeki Gürcü halkın savaşçılığından ve civar ahalilere korku saçtığından, Şah İsmail’in dahi “diş bilemesine rağmen” bölgede tutunamadığından bahsederek Şehzâde Selim’in giriştiği seferin ciddiyetinden dem vurmaktadır.</p>
<div id="attachment_12148" class="wp-caption alignleft" style="width: 209px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/07/shah-ismail.jpg"><img class="size-full wp-image-12148" title="shah-ismail" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/07/shah-ismail.jpg" alt="" width="199" height="268" /></a><p class="wp-caption-text">İsmail Şah</p></div>
<p style="text-align: justify;">Şehzâde Selim, Trabzon’dan yaptığı üç Gürcistan Seferi ile Gürcistan’ın bir kısmını hâkimiyeti altına almıştı.1499 yılında Acem diyarında yepyeni bir şahsiyet ortaya çıktı; Şah İsmail. İsmail 1499’da başladığı mücadele neticesinde İran’da Safevi devletini kurmuştu.Artık en mühim hedefi Osmanlı Türkiyesiydi. Bunun için II. Bâyezid’den çekinmeden Şiîliği “halife” adı verilen dâileri vasıtası ile Anadolu Türkleri arasında büyük isyanlara ve  göçlere sebep olacak derece de yaymaya çalışıyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Osmanlı Padişahı II. Bâyezid karşısında yumuşak ve ılımlı bir politika izleyerek, O’na mektuplarında “baba” diye hitâbederek, Osmanlı ülkesinde bütün siyasi emellerini gerçekleştirmek isteyen ve adetâ riyakâr bir tavır sergileyen Şah İsmail’in yegâne endişesi ve kaygısı, başına bir kaç defa da problem açan, Trabzon Sancak Beyi Şehzâde Selim idi.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim Şehzâde Selim Trabzon’da valiyken, İran’daki meydana gelen saltanat değişimini, Şah İsmail’in, karakter ve şahsiyetini, emellerini çok iyi biliyordu. Şehzâde Selim, Trabzon’dan yaptığı üç Gürcistan Seferi ile Gürcistan’ın büyük bir kısmını hâkimiyeti altına almıştı.</p>
<div id="attachment_12153" class="wp-caption alignright" style="width: 289px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/07/ismail-sah.jpg"><img class="size-full wp-image-12153" title="ismail sah" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/07/ismail-sah.jpg" alt="" width="279" height="293" /></a><p class="wp-caption-text">İsmail Şah</p></div>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca Anadolu’da Akkoyunlu Türkmen Devleti’nden Safevîlere geçen topraklarında bir kısmını ele geçirmişti. Bayburt, Erzincan, Kemah, İspir, Çemişgezek, gibi yerleri idaresi altına almıştı. Şah İsmail’in Dulkadırlu Alaüddevle Bozkurt Bey’in üzerine giderken, yanında ağır olduğu için taşıyamayıp Erzincan’da toprağa gömdürmüş olduğu top ve cephanelere de el koymuştu. Bu duruma da çok sinirlenen İsmail, kardeşi İbrahim Mirza’nın yanına asker katarak, Trabzon’a Selim üzerine gönderdi. Şehzâde Selim’de İbrahim Mirza’yı mağlup ederek, onu Trabzon’da hapsetti.</p>
<p style="text-align: justify;">Şah İsmail, kardeşi İbrahim Mirza’nın esareti üzerine, Erzincan’a kadar gelerek Erzincan Kalesini almak istemiş, fakat Şehzâde Selim, daha Safevî ordusu yolda iken haber alarak, yanında oğlu Şehzâde Süleyman ile birlikte güneye inerek, Trabzon’dan Erzincan’a gelmiş ve ansızın yaptığı bir gece baskını ile 1508 yılında, Şah İsmail’i bozguna uğrattı.Safevî Devleti hükümdarı Şah İsmail, Taşkent ile Diyarbakır arasında hükmederken, Trabzon Valisi Şehzâde Selim’e kardeşini esir verdiği gibi, kendisi de mağlup olmuştu&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/07/Osmanli-Genislemesi-1301-1520.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-12156" style="border: 1px solid black;" title="Osmanli Genislemesi 1301-1520" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/07/Osmanli-Genislemesi-1301-1520.jpg" alt="" width="279" height="256" /></a>Bu gelişmelerden şaşkına dönen Şah İsmail,  II. Bâyezid’e tehditler içeren bir mektup göndermiş ve kendisini, Akkoyunlular’ın meşru vârisi sayarak, Şehzâde Selim’in aldığı toprakları geri vermesini, Osmanlı Devleti ile Safevî Devleti arasında bir savaş bulunmadığını, Şehzâde Selim’in Trabzon’dan alınarak cezalandırılmasını talep etmiştir. Şehzâde Selim, başta Erzincan olmak üzere, bu toprakların büyük dedesi Yıldırım Bâyezid Han devrinden beri, meşru Osmanlı toprakları olduğunu ileri sürmüş ise de, Divân-ı Hümâyun, Bayburt, Kemah, Erzincan ve İspir’in Safevîlere geri verilmesini Şehzade Selim’e emretmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Müneccimbaşı bu durumu Sahâifu’l-Ahbar isimli eserinde şöyle anlatır; “<em>Şehzâdelerden Sultan Selim Trabzon Eyaletine mutasarrıflar olub ekser-i evkaatda Gürcistânı gâret ü tahrîb ve Kızılbaşlar [Şahismail mensubu] ile ceng ü pürhâşdan hâlî değil idi. Hattâ Erzincan ve Bayburdu anlarun elinden aldı</em>&#8220;</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;<em>Sultan Selim Hanı itaatten hurûc ve dâ’vây-ı istiklâl etmek töhmeti ile ithâm ve bu dâ’vây-ı kâzibeyi müşârun ileyhi bilâ izin Gürcistâna etdüğü seferler ve Devlet-i Aliyye ile musâlaha üzere olan Kızılbaş tâifesi ile etdüğü cengler ile istişhâd etdüler. Osmanlı Sultanı (II. Bâyezid Han) Sultan Selim tarafına müekked “Emr-i âlî” ısdâr buyurdular ki “ancak Sancağunu muhâfazaya meşgul olub ziyâde tecâvüz eylemeye</em>”.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/07/selim-II.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-12158" title="selim II" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/07/selim-II.jpg" alt="" width="274" height="360" /></a>Şehzade Selim Gürcistan seferlerinden sonra elde edilen ganimeti 5’te 1’i hükümdarın hakkı olması usülden iken almamış ve tamamını askere dağıtmıştır. Daha sonra bir kısım askerine çok etkili bir konuşma yapmış ve onları Anadolu ile Rumeli’nin dört bir yanına dağıtmıştır. Selim Şah Göstermiş olduğu bu muvaffakiyetler halk arasında sarsılmaz bir itibar ve askeri zümrede büyük bir destek kazandı.</p>
<p style="text-align: justify;">Gürcistan taraflarına yaptığı kuvvetli akınlarda elde edilen başarılar halk nazarında geniş yankı bulmuş, Hopa’nın üzerindeki ve kuzeydoğusundaki 1441 metre yükseklikte bulunan dağa da, öteden beri halk arasında “Sultanselim Dağı”, denilmekteydi. Halk şehzadenin başarılarından ötürü “<em>Yürü bre Sultan Selim devran senindir</em>” diye türküler söylemeye başlamıştı.</p>
<p style="text-align: justify;">Kısa zaman sonra şehzadeler arasında şiddetli bir taht mücadelesi başladı. Şehzade Selim’in Yeniçerilerin yoğun desteğiyle ve uzun uğraşlar neticesinde tahta çıkmasında Gürcistan taraflarında yaptığı fetihlerin ve Şah İsmail tehdidini erken fark edip onu engellemeye yönelik yaptığı girişimlerin büyük etkisi vardır. Şehzade Selim Sultan Selim olmuş ve 8 sene süren kısa saltanatında şaşırtıcı işler yapmış, adeta dünya tarihini yeniden yazmıştır.<br />
﻿</p>
<div id="bio_mavi" style="text-align: justify;"><span style="font-size: x-small;"><strong>Bibliyografya</strong>: Yılmaz Öztuna, Yavuz Sultan Selim, BKY, İstanbul 2006.; Ahmet Şimşirgil, Birincil Kaynaklardan Osmanlı Tarihi Kayı III, KTB Yayınları, İstanbul 2009.; Yaşar Yücel, Ali Sevim, Klasik Dönemin Üç Hükümdarı, Fatih, Yavuz, Kanuni, TTK Basımevi, Ankara 1991.; Ahmet Uğur, Yavuz Sultan Selim İle Kırım Hanı Mengli Giray ve Oğlu Muhammed Giray Arasında Geçen İki Konuşma,s.1-5.; Remzi Kılıç, Trabzon Valisi Şehzade Selim ve Faaliyetleri, s.1-17.</span></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2010/07/sehzade-selimin-seferleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Osmanlı’da Seyyidler ve Şerifler</title>
		<link>http://tarihvemedeniyet.org/2010/05/osmanli%e2%80%99da-seyyidler-ve-serifler/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2010/05/osmanli%e2%80%99da-seyyidler-ve-serifler/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 21 May 2010 19:47:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>murekkep</dc:creator>
				<category><![CDATA[-Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=10578</guid>
		<description><![CDATA[


Resimde Elinde Kitap Tutan Rumeli Kadıaskerinin Yanında Nakibü&#8217;l-Eşraf Tasvir Edilmektedir


Altı asır boyunca Dünya tarihinin mukedderatında mühim bir vazifeyi hamleden  Osmanlı Devleti, gerek siyasi ve gerekse de bürokratik anlamda son derece  sistematik bir düzen ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="mceTemp" style="text-align: justify;">
<dl id="attachment_10589" class="wp-caption alignleft" style="width: 401px;">
<dt class="wp-caption-dt"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/05/Resimde-Elinde-Kitap-Tutan-Rumeli-KadıaskerininYanında-Nakibül-Eşraf-Tasvir-Edilmektedir.jpg"><img class="size-full wp-image-10589        " title="Resimde Elinde Kitap Tutan Rumeli KadiaskerininYaninda Nakibul-Esraf Tasvir Edilmektedir" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/05/Resimde-Elinde-Kitap-Tutan-Rumeli-KadıaskerininYanında-Nakibül-Eşraf-Tasvir-Edilmektedir.jpg" alt="Resimde Elinde Kitap Tutan Rumeli KadıaskerininYanında Nakibü'l-Eşraf Tasvir Edilmektedir" width="391" height="276" /></a></dt>
<dd class="wp-caption-dd">Resimde Elinde Kitap Tutan Rumeli Kadıaskerinin Yanında Nakibü&#8217;l-Eşraf Tasvir Edilmektedir</dd>
</dl>
</div>
<p style="text-align: justify;"><span class="cap" title="A">A</span>ltı asır boyunca Dünya tarihinin mukedderatında mühim bir vazifeyi hamleden  Osmanlı Devleti, gerek siyasi ve gerekse de bürokratik anlamda son derece  sistematik bir düzen içerisinde varlığını devam ettirmiştir. Bu teessüsün iz  düşümleri, bugün yine yerli ve yabancı birçok araştırmacının dikkatini çekmektedir.  Akademik anlamda -az da olsa- son yıllarda müesseseler üzerine etraflı çalışmalar yapılmaktadır. Fakat nedense popüler mânâda Osmanlı Devlet düzeni anlatılmamakta yahut da ikinci plana itilmektedir. Binaenaleyh  imparatorluğu ayakta tutan dinamiklerin en önemli kolunu teşkilat sistematiği ile  müesseseler oluşturmaktadır. Öyleyse bu nokta önemlidir ve üzerinde durulmalıdır.  Biz bu yazımızda Osmanlı devlet ve toplum düzeninin ilgi çeken bir kolu olan Hazreti Peygamber’in torunlarını (seyyidler ve şerifler) ve bunlara nezaret eden  “Nakibü’l-Eşraflık” müessesesini ana hatlarıyla ele almaya çalışacağız.</p>
<p style="text-align: justify;"><span id="more-10578"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Osmanlı Devleti’nin İslam hukuku etrafında icra edilen devlet düzenini  göz önünde bulundurduğumuzda, İslam geleneğinde Hazreti Peygamber’in  torunları olan Seyyid ve Şerifler ehemmiyeti haiz bir noktayı teşkil  etmektedirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Hiç şüphe yok ki bir devlet için sahip olduğu müesseseler, o devletin yönetim ve idarî teşkilatı hakkında bize bilgi verir. Bu, ne derece düzenli olur ise, o anlamda adı geçen nizamı tahlil edebiliriz. Aynı zamanda müesseseler, geçmiş hükümranlıkların birer tercüme-i halleri gibi bu zamana akseder. Konuya başlamadan önce, yazımızın temelini teşkil eden birkaç terminolojik kelime üzerinde durmamız gerekecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Nakibü’l-Eşraflık kurumunun temelini oluşturan “Seyyid” ve “Şerif” tabirleri ne anlamlara gelmektedir ve hangi ıstılahî terminoloji içinde ele alınmalıdırlar?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<div class="mceTemp" style="text-align: justify;">
<dl id="attachment_10595" class="wp-caption alignright" style="width: 310px;">
<dt class="wp-caption-dt"><strong> </strong><strong><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/05/Mescid-i-Nebi.jpg"><img class="size-medium wp-image-10595" title="Mescid-i Nebi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/05/Mescid-i-Nebi-300x224.jpg" alt="Mescid-i Nebi" width="300" height="224" /></a></strong></dt>
<dd class="wp-caption-dd">Mescid-i Nebi</dd>
</dl>
</div>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #800000;"><strong>Seyyid:</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Arapça’da “sâde” fiilinin masdarlarından biri “siyâdet”tir. Bu fiil “<em>büyük oldu</em>”, “<em>şerefli oldu</em>”, “<em>kavmine ve başkalarına seyyid oldu</em>” anlamlarına gelir.<sup> </sup>  Bu umumî anlamlardan başka, aynı kelime bir başka açıdan hususi bir mânâ da içermektedir. Bizim makalemiz boyunca zikredeceğimiz sözcük de bu anlama tekabül eder: Seyyid bu mânâsı ile Hazreti Peygamberi’in neslinden gelenlerin ünvanıdır ve ekseriyetle Hazreti Hüseyin’in torunlarına verilen bir sıfattır.</p>
<p style="text-align: justify;">Biri seyyid, biri şerif ana babaya sahip olan çocuğa “<em>Seyyid Şerif</em>” ünvanı verilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Seyyidetü’n- Nisa</em> (Kadınların Efendisi) Hazreti Fatma için kullanılan bir ünvandır.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #800000;"><strong>Şerif:</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Bu kelime, şimdiki zaman için “şerefli olan” demektir.  Şerif ünvanı ayırt etmek amaçlı kullanılır ise Hazreti Hasan’ın soyundan gelenleri ifade eder.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir gün de Peygamber Efendimiz, Hazreti Hasan için “<em>Allahım, ben onu seviyorum. Sen de onu sev ve onu sevenleri sev”</em>; Hazreti Hüseyin için ise “<em>Hüseyin bendendir, ben ondanım. Hüseyin’i seveni Allah sevsin</em>” buyurmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Hazreti Peygamber’in torunları olan seyyid ve şerifleri muhafaza eden bir müessese Osmanlı’dan önceki İslam devletlerinde de (Abbasi, Emevi, Gazneliler, Selçuklular…) farklı isimler altında mevcut idi. Netice itibariyle nikabet, yani Hazreti Peygamberin torunlarına göz kulan olan müessese Osmanlı hanedanına diğer devletlerden miras kalan bir değer olarak görülebilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<div class="mceTemp" style="text-align: justify;">
<dl id="attachment_10605" class="wp-caption alignleft" style="width: 238px;">
<dt class="wp-caption-dt"><strong> </strong><strong><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/05/Binlerce-el-yazması-kitabını-milletine-vakfeden-son-devrin-entelektüellerinden-Seyyid-Ali-Emiri-Efendi.jpg"><img class="size-medium wp-image-10605" title="Binlerce el yazmasi kitabini milletine vakfeden son devrin entelektuellerinden Seyyid Ali Emiri Efendi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/05/Binlerce-el-yazması-kitabını-milletine-vakfeden-son-devrin-entelektüellerinden-Seyyid-Ali-Emiri-Efendi-228x300.jpg" alt="Binlerce el yazması kitabını milletine vakfeden, son devrin entelektüellerinden Seyyid Ali Emiri Efendi" width="228" height="300" /></a></strong></dt>
<dd class="wp-caption-dd">Binlerce el yazması kitabını milletine vakfeden, son devrin entelektüellerinden Seyyid Ali Emiri Efendi</dd>
</dl>
</div>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #800000;"><strong>Osmanlı İlk Döneminde Seyyidlerin Durumu</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Kuşkusuz Selçuklu Devleti’nin güç kaybetmeye başlamasıyla beraber, henüz bir beylik durumundan çıkmaya başlayıp, büyüyen Osmanlılar, zamanla ilim adamlarının da cazibe merkezi haline gelmeye başlamıştı. Nitekim Osman Gazi’den itibaren başlayan beylikten ayrılış, artık kendisini bir devlet düzenine doğru götürüyordu. Bu itibarla alimler, şeyhler ve  “sâdat-ı kiram” olarak tabir edebileceğimiz Hazreti Peygamber torunları, daha ilk hükümdarlardan itibaren görülmeye başlar.</p>
<p style="text-align: justify;">, Selçuklu sultanı III. Keykubat tarafından Osman Gazi’ye gönderilen menşurun ortalarında seyyidlerle alakalı bazı ibarelere yer verir.</p>
<p style="text-align: justify;">Osman Bey’e tablhane ve sancakla gelen bir ikinci Türkçe menşurda da buna benzer tavsiyeler vardır: Feridun Bey’in münşeatında yer verdiği bu kısmı şu şekilde iktibas edebiliriz. Bu alıntıda özet olarak seyyidlerin tabiri yerindeyse, peygamberlik ağacının birer meyveleri oldukları ve onlara gereken hürmetin gösterilmesi gerektiği vurgulanmaktadır:</p>
<p style="text-align: justify;"><em>“Sâdat-ı Izâm ki, semere-i şecere-i neseb-i Mustafavî ve netice-i mukeddemât-ı haseb-i Nebevî’dirler. Anları muazzez ve muhterem tutup, mezak-ı cânı anların riâyetleriyle şehdkâm ve revâk-ı revânı anların himayeti sebebi ile sidre-makâm edüp, i’zâz ve ikramlarını zahr-i ahret ittihâz eyleye…”<sup> </sup></em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Bu müessese (Nakibü’l-Eşraflık) akademik anlamda etraflıca ele alınmamıştır. En azından M. Sarıcık’ın çalışmasında yer alan şu tespit, bizim için oldukça önem arz etmektedir. I. Murad Han zamanında bir şikayet üzerine sultan tarafından, Osmanlı tarihinden elde olan ilk belge hasebiyle seyyid ve şeriflerin vergi muafiyetine değinilmektedir. Mesele biraz uzun olduğu için alıntıya müracaat edecek vaziyette değiliz. Fakat hükümde belirtilen noktaları tahlil etmek, bizlere bir nebze yardımcı olacaktır kanaatindeyiz.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Seyyid Ali adında bir şahıs vergi vermesi için taciz edilmiştir. Yeniçerilerin hırpalaması neticesinde adı geçen kişi vefat etmiş ve Malkara’ya defnedilmiştir. Bu olay üzerine, söz konusu seyyidin oğulları, padişaha müracaat etmişlerdir. O zamana kadar vergi ve koyun hakkı vermediklerinden, kendilerinin de babaları gibi bu vergilerden muaf tutulmalarını istemektedirler. Buradan şu yargıya varabiliyoruz: Demek ki Murad Han zamanından önce de –sonraki dönemlerde de olduğu gibi- Osmanlı toprakları içinde meskûn bulunan seyyid ve şerifler vergilerden muaf tutulmakta idiler. Aynı zamanda vergi muafiyetinin nesilden nesile devam ettiğini anlıyoruz. Seyyidler Anadolu ve Rumeli ayrımı olmaksızın devletin muhtelif yerlerine dağılmışlardır. Nitekim adı geçen belgede de iskan olarak Malkara zikredilmektedir.</em></p>
<div class="mceTemp" style="text-align: justify;">
<dl id="attachment_10634" class="wp-caption alignleft" style="width: 217px;">
<dt class="wp-caption-dt"><strong> </strong><strong><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/05/Yildirim-Bayezid.jpg"><img class="size-medium wp-image-10634" title="Yildirim Bayezid" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/05/Yildirim-Bayezid-207x300.jpg" alt="Yildirim Bayezid" width="207" height="300" /></a></strong></dt>
<dd class="wp-caption-dd">Nikabet Müessesesi Yıldırm Beyazid Devrinde Resmi Olarak Kuruldu</dd>
</dl>
</div>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #800000;"><strong>Müessese Ne Zaman Kuruldu?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Osmanlı Devleti’nde zamanla seyyid ve şeriflerin sayısındaki artış, bazı problemleri de beraberinde getirmiştir. Çünkü evlad-ı Resul’a karşı tanınan imtiyazlar oldukça önemlidir. Bunların başında vergilerden muafiyet gelmektedir. Yalnızca vergi bağlamında değil, padişahların da yaptıkları izzet ve ikramlar bunun devamıydı. Ayrıca az sonra göreceğimiz üzere, devlet büyüdükçe bu müessese de gelişme göstermiş, ihtiyaç halinde olan seyyid ve şerifler devlet hazinesinden de yardım görmeye başlamışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Padişahların seyyid ve şeriflere olan ikramından söz ettik. Bu ibare ilk dönem Osmanlı kroniklerinde yer almaktadır. Bunların başında Neşri gelmektedir. Cihan-nüma adlı eserinde bu mevzuya şöyle temas eder:</p>
<p style="text-align: justify;"><em>“Sultan II. Murad’ın her yıl kendi âdeti idi kim, olduğu şehirde bin flori seyyidlere kendi mübarek eliyle üleştirirdi(dağıtırdı). Her şehirde kim olurdı, atası, dedesi de (Çelebi Mehmed ve Yıldırım Bayezid Han) akça üleştirirdi. Bu dahi ziyadeler üleştirirdi.”</em><sup> </sup></p>
<p style="text-align: justify;">Resmi olarak bu müessesenin Yıldırım Bayezid döneminde kurulduğu belirtilmektedir. Bu vazifeye ilk tayin edilen şahıs ise, Hazreti Hüseyin’in soyundan olan ve Bağdadî ismiyle maruf <em>Seyyid Ali Natta</em>’dır. Bu kişi, Bayezid döneminde Bağdat’tan Bursa’ya hicret etmiş ve Nakibü’l-Eşraf tayin edilmiştir. Daha o zaman Seyyid ve Şeriflerin ön planda bulunduğu, Yıldırım Bayezid’in damadının <em>Emir Sultan </em>–ki o da Seyyid’tir-<em> </em>olması hasebiyle önem taşımaktadır.</p>
<div class="mceTemp" style="text-align: justify;">
<dl id="attachment_10640" class="wp-caption alignright" style="width: 213px;">
<dt class="wp-caption-dt"><strong> </strong><strong><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/05/2.murad-han.jpg"><img class="size-medium wp-image-10640" title="2.murad han" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/05/2.murad-han-203x300.jpg" alt="2.murad han" width="203" height="300" /></a></strong></dt>
<dd class="wp-caption-dd">II. Murad Han bizzat kendi eliyle Seyyidlere altın dağıtırdı</dd>
</dl>
</div>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #800000;"><strong>Niçin Kuruldu?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Bu müessesenin niçin kurulduğuna bakacak olursak, bunda şu ibarenin önemi büyüktür: “<em>Seyyid namında bazı ahdâstan nâ sâyestlerin vaz’sudur</em>”<sup> </sup> Yani seyyid olarak bilinen bazı birtakım gençler, toplumda hoş karşılanmayacak bazı uygunsuz hareketlerde bulunmuşlardır. Bunun üzerine devlet adamları böyle bir müesseseye ihtiyaç duymuşlardır. Nitekim onlar aynı zamanda İslam dinini tebliğ eden bir peygamberin torunları durumundaydılar ve bazı değerlerin mümessili konumdaydılar.</p>
<p style="text-align: justify;">Nakibü’l-Eşraflık’ın teşekkülünde bir başka önemli etken de sahte seyyid ve şeriflerin zuhur etmeleriydi. Çünkü düşünüldüğünde evlad-ı Resul, gerçekten de önemli bir statü ve imtiyaz sahibi kimselerdi. Bununla beraber yukarıda da belirttiğimiz gibi vergilerden muaf bir konumda bulunmaktaydılar. Ayrıca padişah ve devlet hazinesinden gördükleri ihsan ve ikramlar da oldukça önemliydi. Bu sebeple aynı imtiyazlardan yararlanmak isteyen sahte sâdâtın (müteseyyidlerin) çıkma ihtimali yüksekti. Nakibü’l-Eşraflık ile seyyid ile müteseyyidlerin ayırt edilmesi sağlanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Artık Osmanlı ülkesinde Sâdât’ın soy kütükleri <em>Nakib Efendi Ceridesi</em>’ne kaydediliyor, te’dibi lazım gelen seyyid ve şerifler, der-dest edilip Nikabet Dairesi’ne gönderiliyordu. Osmanlı, onlara olan şefkat ve merhametinden ceza tatbik olunmazdan evvel başlarındaki yeşil sarığı çıkartır, evvela salavat getirerek ve öperek bir kenara koyar, daha sonra ne lazım geliyorsa onu icra ederdi. Onların cezalarının tatbikinde böyle muamele görmelerinin yegâne sebebi, hiç şüphesiz Hazreti Peygambere ve onun iki torununa olan muhabbet ve edepti.</p>
<p style="text-align: justify;">Seyyid ve şeriflerin temsilcisi ve çok sayıda evlad-ı Resul aynı zamanda ordu sefere gideceği zaman belli bir yere kadar merasimlere katırlırdı. Nitekim onların dualarının kabule şayan olduğu herkesce bilinirdi.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #800000;"><strong>Nakibü’l-Eşraf’ın Katıldığı Törenler</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Nakibü’l-Eşrafların (Seyyidlerin Reisi) teşrifatta ön plana çıktığı en önemli yerlerden biri padişahların cülus, yani tahta oturma merasimleri idi. Kılıç kuşanma töreninde seyyidlerin büyüklerinin ve Nakib’in bulunması Yıldırım Bayezid dönemine kadar uzanan bir gelenektir. II. Murad Han’a, Emir Sultan hazretleri kılıç kuşandırmıştır. Diğer Nakibü’l-Eşraf tarafından kılıç kuşanan padişahları ise şu şekilde sıralamak mümkündür:</p>
<p style="text-align: justify;">1-      III. Ahmed Han</p>
<p style="text-align: justify;">2-      I. Mahmud Han</p>
<p style="text-align: justify;">3-      III. Mustafa Han</p>
<p style="text-align: justify;">4-      I. Abdülhamid Han</p>
<p style="text-align: justify;">5-      II. Mahmud Han</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca padişah, onların seyyidliğine ve ilmine hürmeten kendilerini ayağa kalkarak karşılardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Günlük hayatta seyyidler başlarına yeşil sarık sararlardı. Nitekim yeşilbaşlık, Osmanlı İmparatorluğu müddetince her zaman seyyidleri sembolize etmiştir. Hatta seyyid olmayanların bu şekilde başlarına yeşil sarmaları yasak idi. Çünkü toplum içerisinde tefrik edilebilmeleri için ilk İslam devletlerinden itibaren geçerli bir kanun olarak yeşil başlık giymek onların âdeti idi. Bu da devlet denetimde olmaktaydı.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<div class="mceTemp" style="text-align: justify;">
<dl id="attachment_10601" class="wp-caption alignleft" style="width: 309px;">
<dt class="wp-caption-dt"><strong> </strong><strong><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/05/Seyyidleri-Tasvir-Eden-Bir-Minyatür.jpg"><img class="size-full wp-image-10601" title="Seyyidleri Tasvir Eden Bir Minyatür" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/05/Seyyidleri-Tasvir-Eden-Bir-Minyatür.jpg" alt="Seyyidleri Tasvir Eden Bir Minyaür" width="299" height="171" /></a></strong></dt>
<dd class="wp-caption-dd">Seyyidleri Tasvir Eden Bir Minyatür</dd>
</dl>
</div>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #800000;"><strong>Ve Osmanlı&#8230;</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Bu noktada Nakibü’l-Eşraflık’ın önceki devletlerden bir miras gibi Osmanlı’ya tevarüs ettiğini belirtirsek hata etmiş olmayız. Bununla beraber kendisine kalan bu mirası Osmanlı Devleti’nin layıkıyla muhafaza ettiğini de söylemekte bir beis görmüyoruz. Sanki seyyidler ve şerifler Osmanlı Devleti’nde ayrı bir itibarı temsil etmişler, bilhassa devletin başı olan padişahlar, Sâdât-ı Kiram’a hususi bir tazim ve muhabbet beslemişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hazreti Peygamber’in torunlarına gereken saygıyı gösteren Osmanlı, onlar için hususi bir teşkilat yapılandırmış ve giyim kuşamlarını bile tanzim etmekten geri kalmamıştır. Bu durum ilk bakışta belki ilginç gelebilir. Fakat biraz düşünüldüğünde kıyafete bile dikkat olunmasının altında nice ince düşünceler mevcut olduğu fark edilecektir. Seyyid ve şeriflere has olan “başa yeşil sarma” ile onların toplum içinde ayırt edilebilmesi sağlanmış ve kendilerini ilk görüşte dahi tanıtma fırsatına imkan sağlanmıştır. Böylelikle onlara karşı vaki olabilecek herhangi bir hata veya kusurun önüne geçilmiştir. Ayrıca kendilerine tanınan vergi muafiyetinin, Sâdât’ın dünyevi geçimlerine katkıda bulunduğu bir gerçektir. Herhangi bir mesleğe mensubiyeti olmayanlar, devlet tarafında istihdam edilmiş ve rızıklarının temininde her zaman kolaylık yolu gösterilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Örneğin üzerinde çalıştığımız bir mühimme defterinde şu kayda rastladık. Padişah tarafından İstanbul’dan Mısır’a varıncaya kadar yol üzerindeki kâdılara vasıl olan bu hüküm, seyyid ve şeriflere gösterilen itibarın bir vesikasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Gurre-i Şaban/1001    Mahrusa-yı İstanbul’dan Mısır’a varınca yol üzerinde olan kadılara hüküm:</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> Mekke-i Mükerreme şeriflerinden Seyyid Hasan, adamları ile beraber Mısır’a hareket etmiştir. Taht-ı kazalarına uğradıkça kendisine parası ile erzak ve sairenin(diğerlerinin) tedariki, menziller ve merhallerde(duracağı yerlerde) kendisine, adamlarına ve hayvanlarına herhangi bir zarar gelmemesinin temini hakkında.</em></p>
<p style="text-align: justify;">Elde olan belgeler, kaynaklar ve vesikalar nispetinde bu durumun ilk padişahtan son padişaha kadar câri olduğunu söylemek, kuşkusuz onlar ve sultanlar için bir hakkı iade etmek olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<hr style="text-align: justify;" size="1" />
<p style="text-align: justify;">
<ol class="footnotes"><li id="footnote_0_10578" class="footnote">Şemseddin Sami, Kâmus-ı Türkî, I-II, İst, 1318, II, s.775.</li><li id="footnote_1_10578" class="footnote">Feridun Bey, Münşeât, I, s.58.</li><li id="footnote_2_10578" class="footnote">Neşri, Kitab-ı Cihan-nüma, I, Köymen-Unat, 1987, s.186.</li><li id="footnote_3_10578" class="footnote">Sarıcık, Nakibü’l-Eşraflık, s.74.</li></ol>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2010/05/osmanli%e2%80%99da-seyyidler-ve-serifler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kuyucu Murat Paşa Kimdir, Kim Değildir?</title>
		<link>http://tarihvemedeniyet.org/2010/05/kuyucu-murat-pasa-kimdir-kim-degildir/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2010/05/kuyucu-murat-pasa-kimdir-kim-degildir/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 May 2010 09:19:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>murekkep</dc:creator>
				<category><![CDATA[-Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=10496</guid>
		<description><![CDATA[Her ilmin kendine ait bir metodoloji vardır. Bunlar arasında tarihi de saymak artık bir zaruret halini almıştır. Nitekim tarih ilmi, yalnızca savaşların ve ardından imzalanan barışların zamanlarını bilmekten ibaret değildir. Bunun yanında yaşanan hadiseler üzerinden ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_10503" class="wp-caption alignright" style="width: 250px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/05/Kuyucu-Murat-Pasa.jpg"><img class="size-full wp-image-10503" title="Kuyucu Murat Pasa" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/05/Kuyucu-Murat-Pasa.jpg" alt="Kuyucu Murat Pasa" width="240" height="200" /></a><p class="wp-caption-text">Kuyucu Murat Paşa</p></div>
<p style="text-align: justify;"><span class="cap" title="H">H</span>er ilmin kendine ait bir metodoloji vardır. Bunlar arasında tarihi de saymak artık bir zaruret halini almıştır. Nitekim tarih ilmi, yalnızca savaşların ve ardından imzalanan barışların zamanlarını bilmekten ibaret değildir. Bunun yanında yaşanan hadiseler üzerinden tahlil ve sentez yapabilmek –fakat belli kalıpları kırıp, tarafsız yaklaşabilmek şartıyla- son derece önemlidir. Bizde “Celali İsyanları veya Fetreti” olarak bilinen ve bu isyanlar esnasında faal bir rol oynayan Kuyucu Murat Paşa, çoğu zaman belli ideolojiler çerçevesinden ele alınmış ve aslında olduğundan çok daha farklı bir zemine oturtulmaya çalışılmıştır. Fakat bu noktada akla şu soru gelmektedir: Acaba manzara zannedildiği gibi midir ve Paşa’nın yaptıkları sadece keyfi bir idarenin neticeleri midir?</p>
<p style="text-align: justify;"><span id="more-10496"></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<div class="mceTemp" style="text-align: justify;">
<dl id="attachment_10508" class="wp-caption alignleft" style="width: 243px;">
<dt class="wp-caption-dt"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/05/Devlete-isyan-Eden-Celaliler1.jpg"><img class="size-medium wp-image-10508" title="Devlete isyan Eden Celaliler" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/05/Devlete-isyan-Eden-Celaliler1-233x300.jpg" alt="Devlete isyan Eden Celaliler" width="233" height="300" /></a></dt>
<dd class="wp-caption-dd">Devlete isyan Eden Celaliler</dd>
</dl>
</div>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Osmanlı Devleti’nde yaşanan bazı hadiseler, yapısı itibariyle hassasiyet arz eder. Bunların başında “kardeş katli” mevzusu gelir. Bunun gibi imparatorluğun en sıkıntılı dönemlerine tekaddüm eden bir zamanda ortaya çıkan Celali ayaklanmaları da söz konusu gruba dahil edilmelidir. Peki imparatorluğa ısyan eden bu kişiler kimdi ve neden bunlara Celali denmektedir, önce onu ele alalım.</p>
<p style="text-align: justify;">Osmanlı sultanları, devlet menfaatine çalışan imtiyazlı şahsiyetlere hak ettikleri değeri her zaman göstermeye çalışmışlardır. Söz konusu şahıslardan bir tanesi de etrafına topladığı müritleri ile tanınan ve sevilen Safiyüddin-i Erdebelî’dir. Bundan sonra gelen kişiler için de, -hallerini değiştirmediği sürece- söz konusu imtiyazlar devam etmiştir, tâ ki Şeyh Cüneyd’e kadar. Şeyh Cüneyd ile Anadolu’da teşekkül eden fikrî ve itikadî ayrılıklar bir zaman sonra Şah İsmail ile şahikaya ulaşmış, nitekim Yavuz Sultan Selim zamanında (1514) bu ihtilaflar bir müddet sükun bulmuş ise de, daha sonra 1519’da mehdilik iddiası ile ortaya çıkan Bozoklu Şeyh Celal, etrafına topladığı kişiler ile Ankara üzerine yürümüştür. Bu ayaklanma da Şahsuvaroğlu Ali Bey’in müdahalesi ile yatıştırılmıştır. İşte bundan sonra tarihçiler, Anadolu’da çıkan isyanlara Bozuklu Celal’in adına nispeten <em>Celalilik</em>, bu ısyanı çıkaranlara da <em>Celalî </em>demişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">17. yüzyıla gelindiğinde Osmanlı İmparatorluğu sıkıntı günler yaşamaya başlamıştır. Nitekim Batıda Avusturya ile uzun süredir</p>
<p style="text-align: justify;">
<div class="mceTemp" style="text-align: justify;">
<dl id="attachment_10500" class="wp-caption alignright" style="width: 310px;">
<dt class="wp-caption-dt"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/05/Donemi-Tasvir-Eden-Bir-Gravur.jpg"><img class="size-medium wp-image-10500" title="Donemi Tasvir Eden Bir Gravur" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/05/Donemi-Tasvir-Eden-Bir-Gravur-300x221.jpg" alt="Donemi Tasvir Eden Bir Gravur" width="300" height="221" /></a></dt>
<dd class="wp-caption-dd">Dönemi Tasvir Eden Bir Gravür</dd>
</dl>
</div>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">savaşılmaktadır. Doğuda ise bu durumdan istifade etmek isteyen Safevileri görüyoruz. Safeviler fırsat buldukça Osmanlı topraklarına saldırmakta, aynı zamanda “düşmanın düşmanı dostumdur” fehvasınca hareket ederek, benimsedikleri dinî saplantılarını –Şii propagandacılar vasıtası ile-  Anadolu’ya yaymaktaydı.</p>
<p style="text-align: justify;">Anadolu tam bi kaos içindeydi. Haçova Savaşı’na katılmaları emredildiği halde, savaştan kaçarak tam bir korkaklık gösteren bir takım sipahi grupları, bu kez Anadolu’da yiğitlik(!) göstermeye başlamış, gerek dağa çıkmak suretiyle ve gerekse de İran desteği ile eşkıya gerillaları meydana getirmişlerdi. Halkın malına, ırzına ve canına zorla tecavüz etmeye başlayan bu Celali grupları Anadolu’nun belli başlı bölgelerinde toplanmıştı. Bunların başında Karayazıcızade Abdülhalim, Canpolatoğlu, Kalenderoğlu, Meymun, Muslu Çavuş gibi kişiler gelmekteydi. Abdülhalim etrafındakiler ile Sivas’tan Urfa’ya kadar uzanan topraklarda adeta saltanatını ilan etmiş ve hatta civar vilayetlere “Halim Şah Muzaffer Bada” ibareli tuğralı fermanlar bile göndermişti. Anadolu halkı önüne geçilmesi zor bir baskı altındaydı. Kimi çocuklar zorla ailelerinden kaçırılıp dağa kaldırılıyor, evlere hunhara baskınlar yapılarak halka zulmediliyor, öldürülüyor, eşyaları yağmalanıyordu.  Ve işte bundan sonra Kuyucu Murat Paşa ortaya çıkıyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">
<div class="mceTemp" style="text-align: justify;">
<dl id="attachment_10502" class="wp-caption alignleft" style="width: 256px;">
<dt class="wp-caption-dt"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/05/Kuyucu-Murat-Pasa-nin-Restore-Ettirdigi-Selcuklulardan-Kalam-Alaeddin-Camii.jpg"><img class="size-medium wp-image-10502" title="Kuyucu Murat Pasa nin Restore  Ettirdigi Selcuklulardan Kalam Alaeddin Camii" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/05/Kuyucu-Murat-Pasa-nin-Restore-Ettirdigi-Selcuklulardan-Kalam-Alaeddin-Camii-246x300.jpg" alt="Kuyucu Murat Pasa nin Restore Ettirdigi Selcuklulardan Kalam  Alaeddin Camii" width="246" height="300" /></a></dt>
<dd class="wp-caption-dd">Kuyucu Murat Pasa&#8217;nın Restore Ettirdiği  Selçuklulardan Kalan Alaeddin Camii</dd>
</dl>
</div>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #800000;"><strong>Neden Kuyucu?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Yaptığı çeşitli devlet görevlerinden sonra Avrupa’daki savaşların bir çözüme bağlanması sebebiyle o bölgeye yollanan Murat Paşa, 1606’da Zitvatorok anlaşmasını imzaladıktan bir müddet sonra İstanbul’a çağırılmış ve artık büyük bir problem haline dönüşen Celali isyanlarını bastırması için padişah tarafından tam salahiyetle görevlendirildi.</p>
<p style="text-align: justify;">Murat Paşa 1585 senesinde Safevilere karşı yapılan Tebriz seferinde, atı ile savaş meydanındaki kuyuya düşmüş ve düşman tarafından esir edilmişti. Safeviler elinde rehin kalan paşa, 1590’da imzalanan anlaşma ile serbest bırakılmıştı. İşte Murad Paşa’ya Kuyucu sıfatı verilmesindeki birinci etken, savaş meydanındaki kuyuya atıyla düşmesinden kaynaklanmaktadır. Nitekim yıllarca bu sıfat kendisinde kalmıştır. İkinci rivayet ise Anadolu’da ektikleri fitne ve fesat tohumları ile devlete ve tebaaya büyük zararları dokunan âsilerin işini gördükten sonra kuyuya doldurmasıdır. Bu ikinci rivayetin de doğru olması kuvvetle muhtemeldir. Nitekim hukuken devlete “âsi ve bâgi” olan ve on binlerce insanın ölümüne sebep olan bu kişiler için değil defin işlemi yapılması, yıkanıp kefenlenmesi bile uygun görülmemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">İlk dönem tarih kroniklerine baktığımızda Paşa için kimi zaman aşırı ithamlar olduğu söylenir. Fakat bunun yanında kendisi için “yapılması gerekeni yaptığı” tespiti hep görmezlikten gelinir. Örneğin Peçevi Tarihi’nde paşa için asileri murdar gibi kuyulara doldurttuğu belirtildikten sonra “<em>Cesaretli, gayretli, saltanatın namusunu korumakta çok gayretli, bir devlet sahibi idi”</em> denilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<div class="mceTemp" style="text-align: justify;">
<dl id="attachment_10501" class="wp-caption alignright" style="width: 235px;">
<dt class="wp-caption-dt"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/05/isyanar-Bastiran-Murat-Pasa-nin-iktidara-Gelmesinde-Onemli-Bir-Rol-Oynayan-Buyuk-ilim-Adami-Sunullah-Efendi.jpg"><img class="size-medium wp-image-10501" title="isyanar, Bastiran  Murat Pasa   nin iktidara Gelmesinde Onemli Bir Rol Oynayan Buyuk ilim  Adami   Sunullah Efendi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/05/isyanar-Bastiran-Murat-Pasa-nin-iktidara-Gelmesinde-Onemli-Bir-Rol-Oynayan-Buyuk-ilim-Adami-Sunullah-Efendi-225x299.jpg" alt="isyanar, Bastiran Murat Pasa nin iktidara Gelmesinde Onemli Bir    Rol Oynayan Buyuk ilim Adami Sunullah Efendi" width="225" height="299" /></a></dt>
<dd class="wp-caption-dd">İsyanı bastıran Murat   Pasa&#8217;nın iktidara Gelmesinde Önemli Bir Rol Oynayan  Büyük ilim Adami   Sunullah Efendi</dd>
</dl>
</div>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Olayı ideolojik saplantılar perspektifinden tahlil etmeye çalışanları bir kenara koyacak olursak, hemen hemen bütün muteber kaynak ve biyografiler onun devleti adına çok büyük hizmetler gördüğünde ve hatta Anadolu’da dağılan birliği yeniden kurduğunda müttefiktir. Paşa, devrin padişahı I. Ahmed Han tarafından büyük iltifatlara kavuşmuş, bir kangren haline dönüşen isyankârları, bütün bir vücuda (imparatorluğa) sirayet etmeden ber-taraf etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yine ilk dönem kroniklerde onun “<em>Merd-i mülhid (dinden çıkan) tövbekar olmaz</em>” düsturuyla hareket ederek çok sıkı tedbirler aldığı belirtilir. Bunun yanında bu kaynaklardan Naima’yı, Peçevi’yi, Zübdet’üt-Tevarihi’i, Solakzade’yi Kirkor’u tam manasıyla okumayıp, sadece işine gelen tarafları alarak delil olarak sunmak, ilmi bir yaklaşım olmadığı gibi, o döneme olan vukufiyetin de ne kadar zayıf ve eksik olduğunu gösterir. Kaldı ki, uç birer örnek olarak gösterilen ve düşünüldüğünde bile sadece bir fanteziden yahut bilmem kaçıncı ağız rivayetten öteye gidemeyecek olan hadiseleri kritik etmeden ve yorumlamadan sindirmek, tarih metodolojisine de ters düşmektedir. Bütün bunlardan sonra Celali ayaklanmalarının Osmanlı İmparatorluğu’na getirdiği zararları birkaç kısa madde halinde sıralayıp yazımızı sonlandıralım.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #800000;"><strong>Neticeler</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">1) On üç, on dört sene devam eden Celâlî şakaveti dolayısıyla; Suriye, Irak ve Anadolu âdeta elden çıkmış gibi bir vaziyete gelmişti. Asayiş kalmamış, ticaret durmuş ve iktisadî durum çok gerilemişti. Nitekim tarihçi Hammer, Avusturya savaşının devlete Celâlî fetreti derecesinde insan ve para kaybettirmediğini yazmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<div class="mceTemp" style="text-align: justify;">
<dl id="attachment_10504" class="wp-caption alignright" style="width: 310px;">
<dt class="wp-caption-dt"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/05/Pasa-nin-Antalya-da-Yaptirdıgı-Camii.jpg"><img class="size-medium wp-image-10504" title="Pasa nin Antalya da  Yaptirdıgı Camii" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/05/Pasa-nin-Antalya-da-Yaptirdıgı-Camii-300x211.jpg" alt="Pasa nin Antalya da Yaptirdıgı Camii" width="300" height="211" /></a></dt>
<dd class="wp-caption-dd">Paşa&#8217;nın Antalya&#8217;da  Yaptırdığı Camii</dd>
</dl>
</div>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">2) Celali isyanlarının yıkıcı faaliyetleri, 1603’ten sonra şehirlere de sıçradı. Nitekim bu sıralarda Ankara’dan başlayarak, Afyon, Kütahya, Isparta, Kastamonu, Amasya, Tokat, Malatya, Harput, Maraş, daha pek çok şehir ve kasaba büyük felâketler yaşadı. Bunların pek çoğunda evler, hanlar, dükkanlar hattâ mescid ve medreseler, âsilerin çıkardıkları yangınlarda harap oldu.</p>
<p style="text-align: justify;">3) Bu yıllarda köylü halk, kasaba ve şehirlere kaçtığından, tarlalar ekilmez oldu. Ticaret durduğu gibi Anadolu’da büyük bir kıtlık baş gösterdi.</p>
<p style="text-align: justify;">4) Sadrazam Kuyucu Murad Paşa, İran üzerine yürüyeceği halde Celâlî isyanlarının bir kangren hâlini alması yüzünden dört yıl boyunca âsilerle uğraştı. Bunu fırsat bilen İran şahı I.Abbâs, bir taraftan Celalilere destek sağlarken, diğer yandan Osmanlı hâkimiyeti altındaki Şirvan, Şemahi ve Gence kalelerini ele geçirdi. Daha sonra Kuyucu Murad Paşa 1610 yılında çıktığı İran seferinde bu kaleleri geri aldı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2010/05/kuyucu-murat-pasa-kimdir-kim-degildir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Osmanlı Elçisi, Fransa’da İşte Böyle Karşılandı!</title>
		<link>http://tarihvemedeniyet.org/2010/04/bir-osmanli-elcisi-fransa-da-iste-boyle-karsilandi/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2010/04/bir-osmanli-elcisi-fransa-da-iste-boyle-karsilandi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Apr 2010 21:18:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>murekkep</dc:creator>
				<category><![CDATA[-Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=10212</guid>
		<description><![CDATA[


Fransa &#8211; Toulouse Şehri


Altı asır boyunca üç kıta, yedi iklimde at koşturan, ilmî alanda da kalem  oynatan Osmanlı Devleti, bugünkü onlarca ülkenin yöneticisi konumundaydı. Bir uç beyliği iken, sahip olduğu gaza ruhu ile topraklarını ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="mceTemp" style="text-align: justify;">
<dl id="attachment_10218" class="wp-caption alignleft" style="width: 310px;">
<dt class="wp-caption-dt"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/04/Fransa-Toulouse_2.jpg"><img class="size-medium wp-image-10218" title="Fransa Toulouse" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/04/Fransa-Toulouse_2-300x198.jpg" alt="Fransa_toulouse_sehri" width="300" height="198" /></a></dt>
<dd class="wp-caption-dd">Fransa &#8211; Toulouse Şehri</dd>
</dl>
</div>
<p style="text-align: justify;"><span class="cap" title="A"><span>A</span></span>ltı asır boyunca üç kıta, yedi iklimde at koşturan, ilmî alanda da kalem  oynatan Osmanlı Devleti, bugünkü onlarca ülkenin yöneticisi konumundaydı. Bir uç beyliği iken, sahip olduğu gaza ruhu ile topraklarını kısa zamanda  genişletmiş ve belki Osman Gazi’nin bile hayal edemeyeceği yüksekliğe kavuşmuştu.  Klasik dönem olarak adlandırabileceğimiz, kuruluşundan üç asır sonraya kadar  uzanan devre, Osmanlı’nın en ihtişamlı dönemidir. 17. asrın ortalarından  itibarendir ki, artık bellik başlı çözülmeler kendisini göstermiş ve nihayet  müteakip yüzyıllardan sonra devlet, kendisine artık bir çeki düzen vermesi  gerektiğini anlamıştır. <span id="more-10212"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Eğer şartlar müsait olursa bir başka yazıda, bu iç  dinamiklerde meydana gelen aksamaları, o dönemin eserlerinden yola çıkarak tespit  etmeye çalışalım, fakat şimdilik biz bu yazımızda bir Osmanlı elçisinin  Paris’te yaşadığı biraz enteresan, biraz da eğlenceli gözlemlerini paylaşmak  istiyoruz.</p>
<div class="mceTemp" style="text-align: justify;">
<dl id="attachment_10217" class="wp-caption alignright" style="width: 226px;">
<dt class="wp-caption-dt"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/04/Sultan-3.-Ahmed.jpg"><img class="size-medium wp-image-10217" title="Sultan 3.Ahmed" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/04/Sultan-3.-Ahmed-216x300.jpg" alt="Sultan 3. Ahmed" width="216" height="300" /></a></dt>
<dd class="wp-caption-dd">Sultan 3.Ahmed</dd>
</dl>
</div>
<p style="text-align: justify;">28 Çelebi Mehmed, III. Ahmed Han zamanında yaşamıştır. Yeniçeri ocağında  yetişmiş ve sahip olduğu istidat ile kısa zamanda yükselmiştir. Gençliğinde,  yeniçeri ocağında iken 28. ortaya mensup olduğu için, bu rakam kendisinde âdeta  bir sıfat olarak kalmıştır.  Ve nihayet aradan geçen bazı görevlerden sonra  1720 senesinde, devlet tarafından Fransa’ya gönderilmekle vazifelendirilir.  Amaç oranın yöneticileri ile siyasi ve aynı zamanda dostluğu pekiştirici müzakerelerde bulunmaktır. Sefer dönüşünde aldığı notları “Paris  Sefaretnamesi” adı altında devrin padişahı ve sadrazamına takdim etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Aylar süren  bu yolculuğun, İstanbul’dan kendilerine tahsis edilmiş bir Fransız ticaret kalyonu ile 1720 senesinde başladığını şu cümlelerle anlatır:</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Bu hakîr-i pür-taksîr Devlet-i Aliyye-i ebed-peyvend cânibinden, Fransa  padişahına elçi tayin olunmağla Fransa elçisi tarafından bezirgan kalyonlarından  bir Fransız sefinesi verilip, sene-i mezbure Zilhiccesi’nin dördüncü isneyn  günü ki, yevm-i mezburede sefineye süvâr ve ol gün hengâm-ı mağribde sevb-i  maksûda bâdbân-ı güşâ-yı azîmet olduk.</em></p>
<p style="text-align: justify;">Biz bundan sonraki metin alıntılarımızı, Abdullah Uçman’ın  sadeleştirmelerinden yola çıkarak yapacağız.</p>
<div class="mceTemp" style="text-align: justify;">
<dl id="attachment_10216" class="wp-caption alignleft" style="width: 260px;">
<dt class="wp-caption-dt"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/04/Sefaretnamenin-bir-nushası-kendisine-de-takdim-edilen-devrin-sadrazam-Damat-ibrahim-Pasa.jpg"><img class="size-medium wp-image-10216" title="Sefaretnamenin bir nushası kendisine de takdim edilen devrin sadrazam, Damat ibrahim Pasa" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/04/Sefaretnamenin-bir-nushası-kendisine-de-takdim-edilen-devrin-sadrazam-Damat-ibrahim-Pasa-250x300.jpg" alt="Sefaretnamenin bir nushası kendisine de takdim edilen devrin sadrazam, Damat ibrahim Pasa" width="250" height="300" /></a></dt>
<dd class="wp-caption-dd">Sefaretnamenin bir nushası kendisine de takdim edilen devrin sadrazam, Damat İbrahim Paşa</dd>
</dl>
</div>
<p style="text-align: justify;">Çelebi ve  ekibi kırk günden fazla süren bu deniz yolculuğundan sonra Fransa’nın  güney kıyısına ulaşırlar. Bugünkü Toulan bölgesine çıkan ekip, bölgede yaygın  olan bir veba salgını ile karşılaşır. Aynı zamanda yazar, “karantina”  kelimesini ilk defa burada duyar. Bölge görevlileri tarafından oldukça güzel şekilde karşılanan elçilik heyetinin yaşadıklarını Çelebi’nin ağzından  dinleyelim:</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Tulon şehrine  geldik. Nazarto limanından demirleyip, on bir adet selam topu attık. Çevredeki kalelerden ve limanda bulunan burçlardan atılan üç yüz adet  topla hem bizi karşıladılar, hem de ortalığı şenlendirdiler. Top atışı bitince,  bölgenin liman idarecisi tarafından, sandal içinde bir kaptan geldi. Kalyonumuza  yakın bir yerde durup, selam vererek hal ve hatırımızı sordu: “Hoş geldiniz,  safa geldiniz!” Günlerden beri uğurlu gelişinizi bekliyorduk” diyerek  memnuniyetini belirtti.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Henüz ayak  bastığımız bu şehirde veba hastalığı salgın halinde olduğunda, halk dışarıdan gelenlere uzun süre yanaşmayıp, onlarla herhangi bir  münasebette bulunmaksızın konuşup, sohbet ediyorlarmış. Bizim buraya ayak bastığımız  sırada takdir-i ilahi neticesinde Marsilya’da büyük bir veba salgını çıkmış ve  aşağı yukarı seksen bin kişi ölüp gitmiş. Salgın Provanca şehrine de yayılmış.  Tulon da buraya bağlı olduğundan, halk hastalığın kendilerine de bulaşacağı korkusuyla, yabancılara otuz-kırk gün geçmeden yanaşmıyordu. Bu ayrı  durma günlerine Nazarto’da “Karantina” diyorlar.</em></p>
<div class="mceTemp" style="text-align: justify;">
<dl id="attachment_10213" class="wp-caption alignright" style="width: 260px;">
<dt class="wp-caption-dt"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/04/28-Celebi-Mehmed.jpg"><img class="size-medium wp-image-10213" title="28 Celebi Mehmed" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/04/28-Celebi-Mehmed-250x300.jpg" alt="28 Celebi Mehmed" width="250" height="300" /></a></dt>
<dd class="wp-caption-dd">28.Çelebi Mehmed</dd>
</dl>
</div>
<p style="text-align: justify;">İlerleyen günlerde  yavaş yavaş Paris’e yakalaşan heyete, Fransızlar tarafından yapılan karşılamalar oldukça ilginçtir. Özellikle halk, yüzyıllardan beri adını duydukları, fakat bir türlü göremedikleri “Osmanlıları” çok merak  ediyordu. Nitekim ileride de değineceğimiz üzere özellikle Fransız kadınları, bu  Osmanlı erkeklerini görebilmek için adeta merasimler düzenlemektedir. Fransa’nın  bugünkü Toulouse şehrine gelindiğinde yine halkın heyecanlı bakışlarıyla  karşılaşırlar:</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Biz kanal yoluyla gelirken, halk bizi seyredebilmek için zaman zaman  olağanüstü denebilecek çaba harcıyordu. Öyle ki, geçtiğimiz bazı yerlerde, sırf  bizi görebilmek için dört-beş saat uzaktan gelenler vardı. Bunlar Kanal  boyunca dizilmişlerdi; birbirlerinin önlerine geçebilmek için itişip kakışmadan  suya düşenler bile oluyordu. Hatta Yers şehrine geldiğimizde kalabalık o  haldeydi ki, askerle müdahale etmek mecburiyetinde kalmışlardı. Bu ara kazarâ bir  asker, seyircilerden birini yaralamıştı. Bunun üzerine adamın kardeşi de askeri vurmuştu!</em></p>
<p style="text-align: justify;">Görüldüğü üzere  Çelebi Mehmet ve maiyeti, Fransa’da her kaldığı konak ve menzilde  olağan üstü denebilecek izdihamlara şahit olmaktadır. Bu durum, kralla  karşılaşıncaya kadar devam etmiştir. Ve hatta diyebiliriz ki, kral ve devlet adamları  ve onların aileleri bu Osmanlı heyetini son derece merak etmektedir. Kimi  zaman bugünün zaviyesinden baktığımızda garip ve belki de komik  diyebileceğimiz tekliflerde bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi de heyetin yemek yerkenki halini  merak eden soylu kadınların, vasıtalı bir şekilde kendilerini izlemek için izin istemesidir. Şu an itibariyle zaman ve zemin müsait olmadığı için bu  kısmı bir dahaki yazımıza bırakalım ve elçilik heyetinin Paris’e gelinceye  yaşadığı bir iki merasimi daha paylaşarak satırlarımıza son verelim:</p>
<div class="mceTemp" style="text-align: justify;">
<dl id="attachment_10214" class="wp-caption alignleft" style="width: 232px;">
<dt class="wp-caption-dt"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/04/Bugunku-Toulon-Sehrinden-Bir-Gorunus.jpg"><img class="size-medium wp-image-10214  " title="Bugunku Toulon  Sehrinden  Bir Gorunus" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/04/Bugunku-Toulon-Sehrinden-Bir-Gorunus-300x199.jpg" alt="Bugunku Toulon Sehrinden Bir Gorunus" width="222" height="146" /></a></dt>
<dd class="wp-caption-dd">Bugünkü Toulon Şehrinden  Bir Görünüş</dd>
</dl>
</div>
<p style="text-align: justify;"><em>Fransa’ya ayak  basışımızdan beri birçok şehir ve kaleye uğruyorduk. Bunların hemen hepsinde, tâ bir saatlik mesafeden atlılar karşılıyor, şehre girince de  misafir kalacağımız eve gelinceye kadar alaylar düzenliyorlardı. Halk, vilayet konsolosları ve şehrin ileri gelenleri ellerinde meyve ve şekerlemelerle  gelir, gelişimizi kutlarlardı. Kadın ve erkeklerden oluşan halk, şehir ve kale  yollarında öyle büyük kalabalıklar meydana getiriyorlardı ki, ben ‘herhalde  gideceğimiz şehrin hemen bütün insanları buraya toplanmış, şehirde hiç kimse kalmamış’  sanırdım. Misafir kalacağımız eve girdiğimizde de bizi görmek isteyen halkın  hücumunu askerler bile önleyemiyordu. Zaman zaman karışıklıktan sıkışıp, feryat  edenler bile oluyordu. Bazı kadınlar ise yanımıza izdiham dolayısıyla bayılmış  olarak getirilmişti. Halkın bazısına dikkat ettim, bin bir güçlükle, üç dört  defa yanımıza girdiklerini gördüm. Biz ise onların bu iştiyaklarını sadece hayranlıkla seyrediyorduk&#8230;</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2010/04/bir-osmanli-elcisi-fransa-da-iste-boyle-karsilandi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir İngiliz Kızının İstanbul Hatıraları</title>
		<link>http://tarihvemedeniyet.org/2010/04/bir-ingiliz-kizinin-istanbul-hatiralari/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2010/04/bir-ingiliz-kizinin-istanbul-hatiralari/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Apr 2010 21:46:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>murekkep</dc:creator>
				<category><![CDATA[-Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=9801</guid>
		<description><![CDATA[İstanbul Türklerin eline geçtiğinden beridir ki, içerisinde çok çeşitli etnik grupları barındırmayı bilmiştir. Bilindiği üzere Osmanlı Devleti daha fethin ilk günlerinden itibaren her türlü renkten, milletten ve dinden insanı tam bir imparatorluk mozaiğine yaraşır biçimde ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_9800" class="wp-caption alignleft" style="width: 310px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/04/Yildiz-sarayi-sale-kosku.jpg"><img class="size-medium wp-image-9800" title="Yildiz-sarayi-sale-kosku" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/04/Yildiz-sarayi-sale-kosku-300x236.jpg" alt="yildiz-sarayi-sale-kosku" width="300" height="236" /></a><p class="wp-caption-text">Yildiz Sarayı - Sale Köşkü</p></div>
<p style="text-align: justify;"><span class="cap" title="İ">İ</span>stanbul Türklerin eline geçtiğinden beridir ki, içerisinde çok çeşitli etnik grupları barındırmayı bilmiştir. Bilindiği üzere Osmanlı Devleti daha fethin ilk günlerinden itibaren her türlü renkten, milletten ve dinden insanı tam bir imparatorluk mozaiğine yaraşır biçimde ağırlamıştır. Bundan dolayı çok sayıda yabancı, gerek münferiden ve gerekse de aileleri ile gelip yerleştiği İstanbul’dan kopamamış, bir gün görevlerinden dolayı çekip gitmek zorunda kalsalar bile az önce adını zikrettiğimiz intibalarını çeşitli şekillerde de dile getirmekten geri kalmamışlardır. <em>Busbecq, Pancaldi, Lamartine, Pierre Loti, von Moltke</em> ve bizler için önemli bir kaynak teşkil eden <em>Tableau Général de l&#8217;Empire Othoman</em> adlı eseriyle <em>d&#8217;Ohsson</em> ve daha niceleri… <span id="more-9801"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Bu sefer biz, devletin en kritik zamanlarında (Sultan II. Abdülhamid) İstanbul’da tam 26 sene kalmış bir İngiliz kızının kaydettiği hatıralardan dikkat çeken noktaları birkaç seri halinde sizlerle paylaşmak istiyoruz.</p>
<div id="attachment_9799" class="wp-caption alignright" style="width: 241px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/04/sultan-abdulhamid.jpg"><img class="size-medium wp-image-9799" title="sultan-abdulhamid" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/04/sultan-abdulhamid-231x300.jpg" alt="sultan-abdulhamid" width="231" height="300" /></a><p class="wp-caption-text">Sultan Abdülhamid Han</p></div>
<p style="text-align: justify;">Dorina L. Neave, kuvvetli bir tahsil görmüş, uzun yıllar İstanbul’da yaşamış İngiliz elçisinin kızıdır. Çocukluk ve gençlik yılları, babasının görevi münasebetiyle devletin başşehri olan İstanbul’da geçmiştir. 1881 senesinde doğduğu anlaşılan yazarın, dönemin en çalkantılı zamanlarında kaydettiği enteresan anekdotlar, Osmanlı’ya bir yabancı perspektifle bakışın önemli temsillerindendir. Örneğin 17 bölümden oluşan hatıralarının sadece bir kısmını Sultan Hamid için ayırmıştır. Özellikle katıldığı bir Cuma Selamlığı çıkışında dünya Müslümanlarının halifesini ilk kez görebilmenin heyecanını satırlarına aksettirmiştir. Padişahı, yayılan her türlü dedikodulara rağmen “Doğuştan diplomat”, “kurnaz” ve “olağanüstü zeki” olarak göstermektedir. Bir diğer önemli nokta, bazı kesimlerce kendisine “korkak” yaftası yapıştırılan sultan hakkında şu görüşleri belirtmesidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>“Sultan Abdülhamid, tehlike karşısında yaşayan bir insandı, ama büyük bir soğuk kanlılık ve cesaret gösterebiliyordu. Saray dışına çıktığı günlerde, alınan büyük tedbirlere karşılık, Cuma selamlığına gittiği bir seferinde, atılan bir bomba yüzünden </em>(yazar, 1905’te  Ermeniler’in hazırladığı Yıldız’daki suikast teşebbüsünü kastediyor) <em>ölümden kıl payı kurtulabilmişti. Bomba gereğinden birkaç dakika önce ve Sultanın arabasının önünde patlamıştı. Kendisine bir şey olmamıştı ama birkaç muhafızı atlarıyla birlikte ölmüşlerdi. En ufak bir korku belirtisi göstermeksizin, bombanın atıldığı yerde, adamlarının ve atların parçalanmış cesetleri arasında arabasını durdurmuş, yaverlerini çağırarak, masrafı kendisine ait olmak üzere yaralıların en iyi şekilde bakılmasını emretmişti. Böylesine yürekli davranışı, alaylarını öylesine sevindirmiş ki, Padişah uzaklaşırken, müthiş bir alkış kopmuştu. Korkak denilen padişah bu muydu?”</em></p>
<p style="text-align: justify;">Bunun yanında Neave, dehşetengiz bomba hadisesinden sonra padişahın aynı gün içinde dört büyükelçiyi kabul ettiğini belirtir. Yazar, Sultan Hamid’in cesaretine bir başka olayla daha şahadet eder. Bu sefer yer Dolmabahçe Sarayı’dır ve meydana gelen bir deprem, herkeste büyük bir korkuya sebebiyet vermiştir:</p>
<p style="text-align: justify;">
<div class="mceTemp" style="text-align: justify;">
<dl id="attachment_9798" class="wp-caption alignleft" style="width: 310px;">
<dt class="wp-caption-dt"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/04/galakoprusu.jpg"><img class="size-medium wp-image-9798" title="galata_koprusu" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/04/galakoprusu-300x204.jpg" alt="galata_koprusu" width="300" height="204" /></a></dt>
<dd class="wp-caption-dd">Galata Köprüsü</dd>
</dl>
</div>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><em>Abdülhamid bir de Dolmabahçe Sarayı’nda yüzlerce kulunu ve yabancı elçilik heyetlerinin bir kısmını kabul ettiği muhteşem merasim sırasında emsalsiz bir cesaret örneği vermişti. Merasimin orta yerinde şiddetli bir zelzele bütün sarayı sallamaya, sarsıntıdan yüksek tavanda asılı olan heybetli kristal avizenin </em>(yaklaşık 5 ton ağırlığında)<em> parçaları aşağıdakilerin kafasına düşmeye başlamıştı. Depremi takip eden umumi panik ve karışıklık esnasında, tanınan bir paşa, büyük bir pencereye koşarak, kılıcıyla camı tuzla buz etmişti. Sultan ise, saray sallanırken sadece tahtından kalkmış, sonra yine oturarak paşanın tutuklanıp huzuruna getirilmesini emretmişti… Bu olay sırasında salonda bulunan en büyük ağabeyimin anlattığına göre Sultan, önceden prova edilmemiş, dramatik sahne boyunca soğukkanlı ve aklı başında davranışıyla, sükûneti temin etmiş, merasimde sanki hiçbir olağanüstü olay cereyan etmemiş gibi davranmıştı.</em></p>
<p style="text-align: justify;">
<div class="mceTemp" style="text-align: justify;">
<dl id="attachment_9797" class="wp-caption alignright" style="width: 306px;">
<dt class="wp-caption-dt"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/04/eski_istanbul_evleri.jpg"><img class="size-medium wp-image-9797" title="eski_istanbul_evleri" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/04/eski_istanbul_evleri-296x300.jpg" alt="eski_istanbul_evleri" width="296" height="300" /></a></dt>
<dd class="wp-caption-dd">Eski İstanbul Evleri</dd>
</dl>
</div>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Padişahın günlük hayatına dair de bilgiler paylaşan yazar, muhtemelen kulaktan duyduklarıyla birkaç bilgiye yer verir. Bunlar arasında ise Sultan Hamid’in marangozluk mesleği ile bu işi “usta” mesabesinde ifa edebilecek derecede mahareti, zaten bütün herkesin mâlumu olmuştur. Nitekim bugün Yıldız Sarayı’nı gezenler padişahın saatlerini geçirdiği hususi atölyesini ve çalışma malzemelerini görebilirler.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Erken uyanma alışkanlığından olan sultanın sabahları süslenmeye çok uzun zaman ayırdığı bilinirdi. Kına ile boyanıp, kırçıl telleri gizlenen sakalının bakımına özel bir itina gösterirdi. Yumurtalar, süt, meyve bisküvilerden meydana gelen kahvaltısından sonra her zaman için memleket işlerinde önce gelen jurnalleri incelerdi. Anlatıldığına göre tek merakı şehzadelik döneminde öğrendiği marangozculuk idi.</em></p>
<p style="text-align: justify;">Saray’da yıllarını geçirmiş olan Tahsin Paşa’nın da hatıralarında belirttiği gibi Yıldız’da padişaha mahsus bir tiyatro mevcuttu. Edebiyatın gücüne inanan ve bu sahaya ilgisi ile tanınan padişahın özel kalemine dünyaca ünlü –özellikle polisiye- romanları çevirttiğini biliyoruz. Tiyatro noktasında da yazar şunları paylaşır:</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Yıldız Parkı’nda sultanın bazı imtiyazlı misafirlerini davet ettiği hususi bir tiyatro vardı. Saray içinde bile takip edilip, saldırıya uğramak korkusuyla yaşadığından dolayı, fark edilmeden gelip gidebilmek için, bir perde arkasında oturur, davetlilere görünmezdi.</em></p>
<p style="text-align: justify;">
<div class="mceTemp" style="text-align: justify;">
<dl id="attachment_9796" class="wp-caption alignleft" style="width: 310px;">
<dt class="wp-caption-dt"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/04/ayasofya.jpg"><img class="size-medium wp-image-9796 " title="ayasofya" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/04/ayasofya-300x219.jpg" alt="ayasofya" width="300" height="219" /></a></dt>
<dd class="wp-caption-dd">Ayasofya</dd>
</dl>
</div>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Sultan Hamid alakalı bölümde az önce belirttiğimiz gibi kulaktan duyma diyebileceğimiz ve pek tabi olarak özellikle ecnebiler arasında yayılmış inanışlar mevcuttur</p>
<p style="text-align: justify;">Son olarak Neave’in bu konuda değindiği nokta, yabancılara ayrılan bölümde bir defa şahit olduğu padişahın Cuma namazından sonraki haşmetli ve debdebeli merasimidir. Fakat yine belirtmekten geri kalmaz ki, yıllardan beri yalnızca duydukları ile kafasında canlandırdığı bir padişah hiç de zannedildiği gibi korkunç ve acımasız bir görünüşe, bir ruh haline sahip değildir. Aksine onca ihtişam ve azamet içinde giyimiyle ve hareketleriyle takındığı mütevazı tavırlar bütün herkesin dikkatini çekmiş, padişaha karşı duyulan hayranlığı ister istemez arttırmıştır</p>
<p>Bu biraz da diplomasi ve siyasetle ilgili olan anılardan sonra bir başka yazımızda Dorina Neave’ın İstanbul’un gündelik hayatı ile ilgili hatıralarını paylaşalım…</p>
<p><em>Bibliyografya</em></p>
<p><em>Dorina L. Neave, Eski İstanbul’da Hayat</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2010/04/bir-ingiliz-kizinin-istanbul-hatiralari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Muhteşem Süleyman&#8217;ın Estargon Seferi</title>
		<link>http://tarihvemedeniyet.org/2010/03/muhtesem-suleymanin-estargon-seferi/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2010/03/muhtesem-suleymanin-estargon-seferi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 27 Mar 2010 04:17:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>müteverrih</dc:creator>
				<category><![CDATA[-Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=8978</guid>
		<description><![CDATA[
Kanunî Sultân Süleyman Hân&#8217;ın onuncu seferi, Osmanlı tarihlerinde &#8220;Estergon Sefer-i Hümâyûnu&#8221; diye anılır. Bu sefer, Macaristan&#8217;da Estergon ve İstolni &#8211; Belgrad kalelerinin fethi kadar, Türk ordusunun gösterdiği ihtişamla da meşhurdur. 23 nisan 1543&#8242;te Orduy-ı Hümâyûn, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/03/Muhtesem-Suleyman.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-9603" style="border: 1px solid #5D5650;" title="Muhtesem Suleyman" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/03/Muhtesem-Suleyman.jpg" alt="" width="237" height="214" /></a></p>
<p style="text-align: justify;"><span class="cap" title="K">K</span>anunî Sultân Süleyman Hân&#8217;ın onuncu seferi, Osmanlı tarihlerinde &#8220;Estergon Sefer-i Hümâyûnu&#8221; diye anılır. Bu sefer, Macaristan&#8217;da Estergon ve İstolni &#8211; Belgrad kalelerinin fethi kadar, Türk ordusunun gösterdiği ihtişamla da meşhurdur. 23 nisan 1543&#8242;te Orduy-ı Hümâyûn, Macaristan&#8217;a gitmek üzere Edirne&#8217;den ayrılırken yapılan geçit resmi ve tören, tarihe, Türk debdebe ve gösterişinin parlak bir örneği olarak geçmiştir.<span id="more-8978"></span></p>
<p style="text-align: justify;">En önde, ordunun su taşıyan saka sınıfına mensup bölükleri ilerliyordu. Bunların ardından, padişaha mahsus hazineyi, parayı ve eşyayı taşıyan 2.100 katır geliyordu. Bu hayvanlar, 300&#8242;erden 7 bölük teşkil edecek şekilde düzenlenmişti. Sonra 900 kişilik bir atlı hassa taburu bunları takip ediyordu. Bu tabur 100 diziden kurulmuştu ve her dizide 9 atlı vardı. Ordunun bir kısım yiyecek ve cephanesini taşıyan 5.400 deve, her dizide 6 hayvan bulunmak üzere 900 sıra halindeydi. Bu hecinsüvar levazım tugayım 1.000 kişilik cebeci taburu, 500 kişilik lâğımcı (istihkâm) taburu, 400 kişilik arabacı (nakliye) taburu takip ediyordu.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/03/asakir.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-9604" title="asakir" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/03/asakir.jpg" alt="" width="344" height="172" /></a>Her birliğin başında, tören üniformalarını giymiş subaylar yer alıyordu. Daha sonra, ordunun ruhu ve esası olan tımarlı sipahi tümenleri geliyordu. Bunlar, Anadolu tımarlıları idi. Rumeli tımarlıları, Sofya&#8217;da katılmak üzere bu şehirde toplanmışlardı. Tımarlıların ardından, bütün maiyet halkı ile muhteşem bir kalabalık teşkil eden nişancı (devlet bakanı), başdefterdâr (maliye bakanı), Rumeli ve Anadolu kazaskerleri, nihayet 4 vezir at sürüyordu. Her vezirin önünde tuğlarını taşıyan 3 tuğcu, beylerbeyilerin önünde 2 tuğcu, sancak beylerinin önünde ise 1 tuğcu görünüyordu. Bu generallerin hemen arkasında, kalabalık bir kurmay subaylar, yaverler ve emir subayları yer alıyordu. Bunlardan sonra padişahın şahsına bağlı saray birlikleri geliyordu. Hükümdarın şahsî hizmetkârları, sonra &#8220;çavuş&#8221; ve &#8220;kapıcıbaşı&#8221; denen ve sayıları 300&#8242;ü bulan hassa yaver ve emir subayları ilerliyordu. Bunlar, göz kamaştırıcı üniformalar giymişlerdi; elbiseleri en usta terziler elinden çıkmış ve en değerli kumaşlardan dikilmişti.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/03/Suleymanin-tugrasi.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-9611" title="Suleymanin tugrasi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/03/Suleymanin-tugrasi.jpg" alt="" width="273" height="237" /></a>12.000 kişilik tam kadrolu Türk ağır piyade tümenini teşkil eden Yeniçeriler, ortalar (taburlar) hâlinde yürüyorlardı. Bazı Yeniçeri birlikleri tüfekli, bazıları sadece kılıç, ok ve yaylı idi. Yeniçerileri 7 sırmalı sancak ve 7 tuğ taşıyan 14 sancakdar ve tuğcu izliyor ve hükümdarın şahsına mahsus olan bu &#8220;7&#8243; sayısı, padişahın yaklaşmakta olduğunu haber veriyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">200 kişilik mehter takımı, mehterbaşının başkanlığında, yeri ve göğü inleten havalar çalarak, korkunç denecek derecede muhteşem ve muntazam adımlarla ilerliyordu. Mehterlerin sazları, altın zencirlerle boyunlarına asılmıştı. Daha sonra 400 kişiden ibaret &#8220;solak&#8221; denen başka bir hassa taburu yer alıyordu. Solakların kılık kıyafeti, bahar güneşi altında pırıl pırıl yanıyordu. Başlarında tavus tüyünden sorguçlar vardı. Yalnız böyle bir birliği geçirmek, o devirde, ancak büyük bir imparatorluğun harcıydı. Ardlarından gelen 150 hassa yaveri ve protokol subayının üniformaları ise mücevhere boğulmuştu. Elbiselerinin düğmeleri elmastandı. Geçtikleri yere, gözleri, kör eden bir ışık deryası yayılıyordu. Bunların başında &#8220;çavuşbaşı&#8221; denen mâbeyn-i hümâyûn mareşali vardı. Daha sonra, 70 kişiden ibaret &#8220;peyk&#8221; denen bir hassa takımı geliyordu.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/03/yeniceri_rodos_kusatmasi1.jpg"><img class="size-full wp-image-9627 alignleft" title="yeniceri_rodos_kusatmasi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/03/yeniceri_rodos_kusatmasi1.jpg" alt="" width="294" height="331" /></a>Bunlar, 35&#8242;i sağda, 35&#8242;i solda olmak üzere yürüyor ve aralarında &#8220;Cihan Padişahı&#8221; Kanunî Sultân Süleyman Hân at sürüyordu. Bilhassa yabancılar padişahın mücevherler içinde geçeceğini sanırlarken ilk defa olarak hayal kırıklığına uğruyorlardı. Çünkü hükümdar, sade bir elbise giymişti. Bütün ihtişamı, görülmemiş güzellikteki atındaydı. Bu at, akıl almaz büyüklükte inci, pırlanta ve zümrütler kakılmış koşumlar taşıyordu. 48 yaşına gelen ve 46 yıllık saltanatının 23. yılında bulunan Kanûnî&#8217;nin yüz ifadesi çatık çehreli denecek kadar ciddî ve ve-karlı idi. Hafifçe önüne bakıyor, buna rağmen, bütün ordusuna hâkim bir başkumandan olduğu hemen anlaşılıyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Daha sonra topçu, &#8220;azab&#8221; denen hafif piyade alayları geçiyordu. Ordunun diğer birlikleri, bitmek tükenmek bilmez diziler hâlinde yürüyüşlerine devam ediyorlardı. O zaman dünyanın en büyük şehirlerinden biri olan Edirne&#8217;nin halkı, biri-birleri üzerine yığılmış azametli bir kitle hâlinde, fakat dikkat çekici bir sessizlik içinde, ordularını seyrediyorlardı. Yalnız gözlerinden bu manzara ile öğündükleri anlaşılıyordu. Alkış ve gösteri yoktu. Atların nal sesleri bile hafifçe duyuluyordu. İşitilen tek şey, Mehterhâne-i Hâkaanî&#8217;nin ceng havaları idi. Ordunun geçişini izlemek için İstanbul&#8217;dan gelmiş olan yabancı diplomat ve tacirleri en çok şaşırtan, bu mutlak sessizlikti. Avrupa ordularının kulakları sağır eden gürültülerine alışan yabancılar, Türk ordusunun ve milletinin sükûneti karşısında, başka bir âleme geçmiş gibi oluyorlardı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2010/03/muhtesem-suleymanin-estargon-seferi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yahya Kemal’in Ziya Gökalp’a Verdiği Sert Cevap</title>
		<link>http://tarihvemedeniyet.org/2010/02/yahya-kemal%e2%80%99in-ziya-gokalp%e2%80%99a-verdigi-sert-cevap/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2010/02/yahya-kemal%e2%80%99in-ziya-gokalp%e2%80%99a-verdigi-sert-cevap/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 27 Feb 2010 16:31:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>murekkep</dc:creator>
				<category><![CDATA[-Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=9028</guid>
		<description><![CDATA[Yahya Kemal Beyatlı son dönem yakın tarihimiz açısından oldukça önemli simalardan bir tanesidir. O, daha çok şiirleri ve şiire olan bağlılığı ile tanınır. Nitekim onun en yakın dostları kendisinin vefatından sonra kaleme aldıkları hatıralarda bu ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_9031" class="wp-caption alignright" style="width: 241px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/02/Enver-Pasa.jpg"><img class="size-full wp-image-9031" title="Enver Pasa" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/02/Enver-Pasa.jpg" alt="enver paşa tarih" width="231" height="310" /></a><p class="wp-caption-text">Enver Paşa</p></div>
<p class="first-child" style="text-align: justify;"><span class="cap" title="Y"><span>Y</span></span>ahya Kemal Beyatlı son dönem yakın tarihimiz açısından oldukça önemli simalardan bir tanesidir. O, daha çok şiirleri ve şiire olan bağlılığı ile tanınır. Nitekim onun en yakın dostları kendisinin vefatından sonra kaleme aldıkları hatıralarda bu meseleye çok kez temas etmişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Fakat şiire olan yakınlığının yanında onun tarihe olan merakı daha çok ikinci planda kalmıştır. Yine onun yakın dostları, Yahya Kemal’in şahsi kütüphanesinde, sadece İstanbul’un fethiyle alâkalı olmak üzere ve yalnızca Fransızca yazılmış onlarca kitaptan bahsederler.  Bununla beraber şairin, siyasî anlamda da ön planda olması, aynı zamanda Beyatlı’nın son dönem mühim portreleriyle olan samimi dostluğuna tekaddüm eder. Bunlardan bir tanesi de İttihad ve Terakki’nin “fikir babası” olarak kabul gören  Ziya Gökalp’tır…<span id="more-9028"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Sadece Yahya Kemal hakkında hatıralar, monografiler yazılmamıştır. Bizzat Yahya Kemal de yaşadıklarını kimi zaman kaleme almıştır. Bunlardan bir tanesi de, günün birinde Ziya Gökalp ile yaşadığı, biraz gergin ve biraz da derin mânâlar içeren bir bir sükûnet ile sona eren diyaloğudur.</p>
<p style="text-align: justify;">Yer, “Yat Kulüb”dür ve sohbet oranın oyun salonu olan “Lobi Evi”nde devam etmektedir. Beyatlı, Gökalp ve Cafer Bey beraberdirler. Bir ara sofranın verdiği heyecandan olsa gerek, Ziya Gökalp, Yahya Kemal’e dönerek:</p>
<p style="text-align: justify;">-Mesela sen bu harb uğrunda (I. Dünya Savaşı’nı kastediyor) kendini halk nazarında yıpratır endişesi ile bir yazı yazmaktan korkarsın! der.</p>
<p style="text-align: justify;">Çünkü Ziya Gökalp, muhatabının Enver Paşa hakkında pek de olumlu diyemeyeceğimiz görüşlerini bilmektedir ve böyle bir şeyi söyleme cür’etini kendisinde sonuna kadar bulmaktadır. Devam ederek:</p>
<p style="text-align: justify;">-Korkarsın! Mesela Enver Paşa hakkında bir yazı yazmaktan çekinirsin!</p>
<p style="text-align: justify;">Yahya Kemal, latife sınırını aşan bu sözler karşısında artık dayanamaz ve cevaben şunları söyler:</p>
<div id="attachment_9035" class="wp-caption alignleft" style="width: 214px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/02/YahyaKemalBeyatlı.jpg"><img class="size-full wp-image-9035" title="YahyaKemalBeyatlı" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/02/YahyaKemalBeyatlı.jpg" alt="yahya kemal tarih" width="204" height="224" /></a><p class="wp-caption-text">Yahya Kemal </p></div>
<p style="text-align: justify;">-Ziya Bey! Ya ben korkağım, yahut da siz korkaksınız! Bunu yarın tecrübe edelim.Ben bu akşam odama kapanacağım. Enver hakkında ne düşünüyorsam yazacağım.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milletini Enver Paşa’nın kendi hırsına nasıl feda ettiğini, Alman ittifakına eli kolu bağlı attığını, dövüşmesi katıyyen icab etmeyen cephelerde kırdırdığını, Mısır’ın, Kafkas’ın daha bilmem nerelerin fethi gibi, bugün Türk milletinin asla kudreti ve ihtiyacı olmayan bir macerada tepelediğini, üstelik bizzat kendi, bu cidâlde hiç bir askerî kıymet gösteremediğini, en güzîde ve muvaffak kumandanlarımızın şereflerini ketmettiği (sakladığı) halde akrabasını öne sürdüğünü, bu dakikada vatan vaziyetinin bir facia olduğunu, lâkin bununla kalmayıp bu zât yüzünden devletin batacağını, ben bu akşam yazacağım! Yani Enver hakkında arzu ettiğiniz gibi korkmayarak fikrimi söyleyeceğim! Yazacağım bu makaleyi, yarın sabah size teslim edeceğim!</p>
<p style="text-align: justify;">Siz bu makaleyi “Tanin”de yahut başka bir gazetede neşretmelisiniz. Eğer neşretmezseniz korkaksınız!</p>
<div id="attachment_9042" class="wp-caption alignright" style="width: 190px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/02/ziyagokalp.jpg"><img class="size-full wp-image-9042" title="ziyagokalp" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/02/ziyagokalp.jpg" alt="ziya gökalp tarih" width="180" height="252" /></a><p class="wp-caption-text">Ziya Gökalp </p></div>
<p style="text-align: justify;">Bu sözlerin de akabinde Yahya Kemal konuşmasını şu şekilde sürdürür: Ziya Bey söylediklerimi derin bir teessürle dinledikten sonra donmuş gibi bana bakıyordu. Aramızda aşılmaz bir uçurum açıldığını, orada üçümüz de hissediyorduk. Cafer Bey kımıldanıp, kalktı, çekildi. İkimize de birden bire ağır bir sükûn çökmüştü. Kadehlerimizden birkaç yudum daha içtik, konuşamıyorduk. Az sonra Ziya Bey titrek bir sesle: “Vakit geç, artık gidelim” dedi. Kalktık, dalgın dalgın bahçe kapısına kadar gittik. Ayrılmamız dakikası gelmişti. Ziya Bey buna nasıl bir şekil vereceğini düşünür gibi müteredditti (tereddütteydi). Kapı önünde acı bir gülümseme ile elimi sıktı:</p>
<p style="text-align: justify;">-“Bu akşam rahat edelim; yarın ben inmeyeceğim, sizi ararım… Biraz gezmeye çıkarız!” dedi.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: x-small;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: x-small;">Bibliyografya:<br />
Yahya Kemal, Siyasî ve Edebî Portreler</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2010/02/yahya-kemal%e2%80%99in-ziya-gokalp%e2%80%99a-verdigi-sert-cevap/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fatih Devrinde Türk Akıncıları</title>
		<link>http://tarihvemedeniyet.org/2010/02/fatih-devrinde-akinci-ordusu/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2010/02/fatih-devrinde-akinci-ordusu/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 20 Feb 2010 22:09:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>müteverrih</dc:creator>
				<category><![CDATA[-Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=8952</guid>
		<description><![CDATA[Osmanlı devletinin Avrupa'da yaptığı baş döndürücü fetihlerin sırlarından biri "akıncı" denen askerî sınıfın varlığıdır. Bugünün "komando"larına karşılık olan akıncılar, düşmanın iktisadî ve manevî yapısını altüst ederek, savaşın kazanılmasında pek önemli bir rol oynarlardı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-2-zigetvar-Szigetvar_1566.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-2099" title="akincilar osmanlinin atli komandolari 2 zigetvar Szigetvar_1566" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-2-zigetvar-Szigetvar_1566.jpg" alt="" width="257" height="296" /></a></p>
<p class="first-child" style="text-align: justify;"><span class="cap" title="O">O</span>smanlı devletinin Avrupa&#8217;da yaptığı baş döndürücü fetihlerin sırlarından biri &#8220;akıncı&#8221; denen askerî sınıfın varlığıdır. Bugünün &#8220;komando&#8221;larına karşılık olan akıncılar, düşmanın iktisadî ve manevî yapısını altüst ederek, savaşın kazanılmasında pek önemli bir rol oynarlardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk akın tekniği şöyleydi: Akıncı ordusu, belirli yerlerde parçalara ayrılır, o parçalar gene belirli yerlerde daha küçük birliklere bölünerek yollarına devam ederlerdi. Her birliğin tahrip edeceği şehir ve kasabalar önceden kararlaştırılırdı. Dönüşte birlikler, gene belirli yerlerde fakat evvelce ayrıldıkları mevkilerde olmamak üzere birleşir, birkaç birleşmeden sonra tekrar tek ordu hâline gelip Türk topraklarına dönerlerdi. Bu durum, düşman ülkesini dehşet içinde bırakır, yıldırımlar ve kasırgalar gibi esip geçen akıncıların nerede ve ne zaman bulundukları ve bulunacakları hakkında yüzlerce söylenti çıkardı.<span id="more-8952"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Fâtih Sultan Mehmed, son yıllarında, 25 kadar devletle birden tek başına savaşa girişmişti. Bu savaşı kazanmak için, akıncı ordusundan pek çok faydalandı.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/02/Akinci-askeri.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-8957" title="Akinci askeri" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/02/Akinci-askeri.jpg" alt="" width="232" height="256" /></a>Venedik, Macaristan, Polonya ve Almanya gibi Türkiye ile savaş durumunda bulunan büyük Avrupa devletleri, akıncılarla yıldırıldı. Bu akınların önemi hakkında bir fikir edinebilmek için, büyük akıncı beylerinden Mihaloğlu Gazi Alâeddin Ali Paşa&#8217;nın hayatı boyunca Tuna&#8217;yı kuzeye doğru tam 330 defa geçtiğini hatırlamak kâfidir. Ali Paşa, bu akınlarından birinde Macaristan kralının kızını esir almıştı. &#8220;Mehtâb Hanım&#8221; adını alan bu prenses, Ali Paşa ile evlendi ve Gazi Hasan Bey, Gazi Ahmed Bey, Gazi Mehmed Bey, Gazi Hızır Bey, Gazi Kara Mustafa Bey adlarındaki 5 ünlü akıncı beyi, bu evlenmeden doğdu. Bu 5 kardeş de, Kanûnî&#8217;nin ilk yıllarında ve çeşitli akınlarda şehit olmuşlar, hiç biri yatağında ölmemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ali Paşa&#8217;nın 1473 Macaristan akınında Varadin şehri zaptedildi ve 18.000 Türk akıncısı, 60.000 esir ve 900.000 baş hayvanla Türkiye&#8217;ye döndü. Bu rakamlar, düşmanın iktisadî gücünün, sonuç bakımından da savaş kabiliyetinin ne derecelerde kemirildiğini açıkça gösterir.</p>
<p style="text-align: justify;">1478 Venedik akınına, 15.000 kişi katıldı. Başkomutan, İskender Paşa idi. Yanında Mihaloğlu Ali, Malkoçoğlu Bâli Beyler vardı. Friul&#8217;den sonra Gorizia şehrini düşüren akıncılar, Isonzo ırmağına varınca, yeni katılan birliklerle 30.000 kişiyi buldular. Türklerin &#8220;Aksu&#8221; dedikleri Isonzo&#8217;ya gelince, 15.000 akıncı bu suyu atladı. Diğer 15.000&#8242;i, ırmağın berisindeki ülkede kaldı.</p>
<div id="attachment_8961" class="wp-caption aligncenter" style="width: 535px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/02/Akinci-mezarlari.jpg"><img class="size-full wp-image-8961" title="Akinci mezarlari" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/02/Akinci-mezarlari.jpg" alt="" width="525" height="260" /></a><p class="wp-caption-text">Budapeşte&#39;de Akıncı Mezarlığı</p></div>
<p style="text-align: justify;">Çok sarp olan ve yayaların bile geçemediği, yerlerden akıncılar, atlarını kayalardan ve yarlardan atlatarak geçiyorlardı. Venedik Ovası&#8217;nı yakan bu korkunç akın, Venedik devletini savaşta saf dışı bırakan ve sulh istemeye mecbur eden başlıca askerî hareketlerden biri oldu. 1479 yazında yapılan akın, Türk tarihinin en büyük akın hareketlerinden biridir. Bu akın, tam kadro, 43.000 akıncı ile yapıldı.</p>
<div id="attachment_2098" class="wp-caption alignleft" style="width: 248px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-2.jpg"><img class="size-full wp-image-2098" title="akincilar osmanlinin atli komandolari 2" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-2.jpg" alt="" width="238" height="268" /></a><p class="wp-caption-text">&quot; Bir gün yine dolu dizgin boşanan atlarımızla, Yerden yedi kat arşa kanatlandık o hızla &quot;</p></div>
<p style="text-align: justify;">Venedik tarafında serbest kalan Türkiye, artık bütün gücüyle Macaristan ve Almanya&#8217;ya yükleniyordu. Türklerin &#8220;Erdel&#8221; dedikleri Transilvanya&#8217;daki altın ve gümüş madenlerinin tahribini hedef tutan bu akında, kuzeye doğru yol alındıkça birçok kola ayrılan akıncıların başında tam 12 sancak beyi yani akıncı tümgenerali bulunuyordu. Başlıcaları, Mihaloğlu Ali Paşa, Mihaloğlu İskender Bey, Malkoçoğlu Bâli Bey, İsa Bey ve Hasan Bey idi. Bu beyler, meselâ Ali Paşa, Macarca ve Romence dahil, birkaç Avrupa dilini, Türkçe derecesinde konuşuyorlardı. Bu akında, bütün Transilvanya çiğnendi. Almanya ve Macaristan&#8217;ın nefesini kesen ve savaşın Türklerce kazanılmasını sağlayan akın, Osmanlılar için de zayiattı oldu. 43.000 akıncının 20.000&#8242;i Büyük Macar Ovası&#8217;nın zümrüt rengindeki topraklarında can verdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Almanya&#8217;ya ve Polonya&#8217;ya yapılan akınlar da, düşmanı, iktisadî bakımdan yıkıma götürdü. 1480&#8242;de akıncılar, 5. defa olarak Karniol&#8217;e, 4. defa olarak İstirya&#8217;ya girdiler. Avusturya&#8217;nın Graz şehrine kadar uzanan bu akında Dâvud Paşa, Hırvatistan, Slovenya ve İllirya gibi ülkeleri altüst etti.</p>
<p style="text-align: justify;">Osmanlı tarihçilerinin ifadesine göre &#8220;köpekleri domuzlara ve domuzları köpeklere düşürerek&#8221; Fâtih&#8217;in kazandığı bu 16 yıl süren ve 25 kadar devlete açılmış olan Büyük Savaş, Türkiye&#8217;yi, bütün dünyanın ümit ettiğinin aksine, büyük bir galibiyetin temsilcisi durumuna yükseltti. Fâtih Sultan Mehmed&#8217;in askerî ve siyasî dehâsının yanında, akıncıların da paylarının büyük olduğu bu savaş, Türk Osmanlı tarihinin dönüm noktalarından biri oldu, Türkiye&#8217;yi emsalsiz parlaklıkta bir geleceğe doğru itti ve Osmanlı gücünün münakaşasız şekilde cihan çapında olduğunu, hiç bir müttefikler koalisyonu tarafından yenilemeyeceğini açık ve seçik olarak gösterdi.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: x-small;">Bibliyografya:<br />
Yılmaz Öztuna -Tarih III</span></p>
<p style="text-align: justify;">
<div class="ngg-galleryoverview" id="ngg-gallery-40-8952">


	
	<!-- Thumbnails -->
		
	<div id="ngg-image-700" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/komando-akinci/akincilar-osmanlinin-atli-komandolari.jpg" title="Münif Fehim'in fırçasından Akıncılar " class="shutterset_set_40" >
								<img title="akincilar-osmanlinin-atli-komandolari" alt="akincilar-osmanlinin-atli-komandolari" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/komando-akinci/thumbs/thumbs_akincilar-osmanlinin-atli-komandolari.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-701" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/komando-akinci/akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-2-zigetvar-szigetvar_1566.jpg" title="Akıncılar Zigetver'a akıyor - Minyatür" class="shutterset_set_40" >
								<img title="akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-2-zigetvar-szigetvar_1566" alt="akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-2-zigetvar-szigetvar_1566" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/komando-akinci/thumbs/thumbs_akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-2-zigetvar-szigetvar_1566.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-702" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/komando-akinci/akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-2.jpg" title="&quot; Bir gün yine dolu dizgin boşanan atlarımızla, Yerden yedi kat arşa kanatlandık o hızla &quot;" class="shutterset_set_40" >
								<img title="akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-2" alt="akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-2" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/komando-akinci/thumbs/thumbs_akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-2.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-703" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/komando-akinci/akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-3.jpg" title="Akıncılar " class="shutterset_set_40" >
								<img title="akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-3" alt="akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-3" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/komando-akinci/thumbs/thumbs_akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-3.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-704" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/komando-akinci/akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-4.jpg" title="Akıncılar " class="shutterset_set_40" >
								<img title="akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-4" alt="akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-4" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/komando-akinci/thumbs/thumbs_akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-4.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-705" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/komando-akinci/akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-belgrad-onunde.jpg" title="Akıncılar Belgrad önlerinde " class="shutterset_set_40" >
								<img title="akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-belgrad-onunde" alt="akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-belgrad-onunde" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/komando-akinci/thumbs/thumbs_akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-belgrad-onunde.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-706" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/komando-akinci/akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-budapeste-akinci-mezarligi.jpg" title="Macaristan Budapeşte (Budin)'de Akıncı Mezarlığı" class="shutterset_set_40" >
								<img title="                               " alt="                               " src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/komando-akinci/thumbs/thumbs_akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-budapeste-akinci-mezarligi.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-707" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/komando-akinci/akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-nigbolu-onunde.jpg" title="Niğbolu'da düşman önünden akan Akıncılar" class="shutterset_set_40" >
								<img title="akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-nigbolu-onunde" alt="akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-nigbolu-onunde" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/komando-akinci/thumbs/thumbs_akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-nigbolu-onunde.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 	 	
	<!-- Pagination -->
 	<div class='ngg-clear'></div>
 	
</div>

</p>
<div id="_mcePaste" style="overflow: hidden; position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; text-align: justify;">Büyük dehâsının yanında tükenmek bilmez bir enerjiye de sahip olan Sinan, biribirinden güzel eserlerden sonra Şehzade Camii’ni inşa edince ünü, imparatorluk sınırları dışına çıktı. Pek uzun bir ömrün bütün nimetlerinden faydalanan Sinan, görülmemiş bir çalışkanlıkla Türk imparatorluğunu eserleriyle donatıyordu. Hassa sermimarlığı makamını Kanûnî’den sonra II. Selim ve III. Murâd devirlerinde de, ölünceye kadar devam ettirdi. Her yeni hükümdardan en büyük iltifatları gördü.</p>
<div id="TixyyLink" style="border: medium none; overflow: hidden; color: #000000; background-color: transparent; text-align: left; text-decoration: none;">Devamı için tıklayın:  <a href="../?p=8912&amp;preview=true#ixzz0g6qYA1C9">http://tarihvemedeniyet.org/?p=8912&amp;preview=true#ixzz0g6qYA1C9</a><br />
<a href="http://tcr92.tynt.com/ads/125/0g6qYA1C9">Tarih ve Medeniyet</a></div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2010/02/fatih-devrinde-akinci-ordusu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Linç Edilişimizin Seyir Defteri</title>
		<link>http://tarihvemedeniyet.org/2010/02/linc-edilisimizin-seyir-defteri/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2010/02/linc-edilisimizin-seyir-defteri/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Feb 2010 16:04:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>müteverrih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Meşrutiyet Dönemi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=2124</guid>
		<description><![CDATA[Batı'nın niyeti, daha 1830'larda Fransa'nın Cezayir'i bizden koparmasıyla ilk işaretlerini verir. Sonra Tunus'u, Mısır'ı, Libya'yı, Balkanlar'ı kaybederiz. Derken, ittihatçılar marifetiyle tarihimizin en budalaca kararlarından birini alarak, Almanya'nın safında savaşa katılırız. Ve sonunda muazzam bir coğrafyadan Anadolu'ya sığınmak zorunda kalırız.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_2131" class="wp-caption aligncenter" style="width: 379px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/lincedilisimiz.ittihadcilar-2.png" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-2131" title="lincedilisimiz.ittihadcilar 2" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/lincedilisimiz.ittihadcilar-2-300x167.png" alt="lincedilisimiz.ittihadcilar 2" width="369" height="192" /></a><p class="wp-caption-text">Hürriyet Müsavaat Uhuvvet , Fransız devrim sloganlarının birebir çevirisiydi. Bu söylemleri terennüm eden İttihatçılar İmparatorluğu basiretsizce büyük savaşa soktular</p></div>
<p style="text-align: justify;">
<p class="first-child"><span class="cap" title="B"><span>B</span></span>atı&#8217;nın niyeti, daha 1830&#8242;larda Fransa&#8217;nın Cezayir&#8217;i bizden koparmasıyla ilk işaretlerini verir. Sonra Tunus&#8217;u, Mısır&#8217;ı, Libya&#8217;yı, Balkanlar&#8217;ı kaybederiz. Derken, ittihatçılar marifetiyle tarihimizin en budalaca kararlarından birini alarak, Almanya&#8217;nın safında savaşa katılırız. Ve sonunda muazzam bir coğrafyadan Anadolu&#8217;ya sığınmak zorunda kalırız.</p>
<p style="text-align: justify;">Kasım 1914 Çarşamba sabahı daha sınırlarımız hâlâ şaha kalkmış bir küheylân gibidir. Irak bizimdir. Suriye mülkümüzdür. Kudüs&#8217;te sancağımız dalgalanır. Filistin, Arabistan&#8217;da Mehmedimiz nöbettedir. Kâğıt üstünde olsa bile, Mısır ve Libya bize düğümlenmiştir. Mekke, Medine, Taif, Bağdad, Basra, Şam, Halep, Akabe ve Midilli&#8217;de ferman-ı hümayunlarımız ses verir. Kısacası, daha hâlâ &#8220;Devlet-i Âl-i Osman&#8221;ızdir.<span id="more-2124"></span></p>
<div id="attachment_2126" class="wp-caption alignleft" style="width: 254px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/lincedilisimiz.-seferberlik.jpg"><img class="size-full wp-image-2126" title="lincedilisimiz. seferberlik" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/lincedilisimiz.-seferberlik.jpg" alt="" width="244" height="283" /></a><p class="wp-caption-text">Dünya savaşında seferberlik de ilan edildi. Afişte &quot;Seferberlik var asker olanlar silah altına&quot; yazıyor </p></div>
<p style="text-align: justify;">Günü gününe tam dört sene süren o badirede, 2 milyon 850 bin asker omuzda silâh hazırdır. Savaş son bulunca, bir de bakarız ki, terhis edip köylerine gönderebildiğimiz bu aziz askerimizin sayısı sadece 621 binden ibaret kalmıştır. 2 milyon 229 bin evlâdımızı tam dokuz cephede bozuk para gibi, budalaca girdiğimiz Dünya Kavgası&#8217;nda harcamışızdır.</p>
<p style="text-align: center;">941 bin 480 şehit.<br />
990 bin 900 yaralı ve hasta.<br />
Ve 358 bin 520 kayıp ve esir&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Az evvel saydığımız eski vatan topraklarımız dan da geriye yüzde 7-8 kalmıştır. Islak ellerimizden kayan sabun misali&#8230; İmparatorluğumuzu yağma değil, linç etmişlerdir.  Anadolu&#8217;yu zor kurtarırız.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Nâmeşru Meşrutiyet:</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Geniş bir tarih yorumu yaklaşımı ile bakarsanız, 1908 Meşrutiyet ilânı, aslında bir iç kavganın başlangıcı ve yağmalanmamızın hızlanmasından başka bir şeye yaramamıştır. münasebetlerde vefa, dostluk ve karşılıklı sadakatin ham bir hayal olduğunu anlamamakta  nicedir ısrar etmekteyizdir. O gün, bu gafletimizin faturasını ağır şekilde öderiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Yıllardan 1911&#8242;dir. Eylül ayının 11. Perşembe günüdür. Sadrıâzam Hakkı Paşa, mükemmel bir salon adamıdır. Türk Jandarma teşkilâtını ıslah etmek için kendisine görev verilmiş olan İtalyan generali <strong>Robilant </strong>Paşa&#8217;nın yalısında, Boğaziçi&#8217;ne hakim olan terasta, bu İtalyan&#8217;la satranç oynamaktadır.</p>
<div id="attachment_2125" class="wp-caption alignright" style="width: 251px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/lincedilisimiz.ittihadcilar.jpg"><img class="size-full wp-image-2125 " title="lincedilisimiz.ittihadcilar" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/lincedilisimiz.ittihadcilar.jpg" alt="" width="241" height="293" /></a><p class="wp-caption-text">Üzerinde Fransız İhtilalinden aynen alınan sloganlar &quot;Liberte, Egalite, Fraternite&quot; (Hürriyet, Müsavaat, Uhuvvet) yazılı bir İttihatçı posteri </p></div>
<p style="text-align: justify;">Bir yaver gelir. Sadrazam hazretlerine henüz aldıkları bir gizli notayı ulaştırır. Hakkı Paşa umursamaz. Ne var ki, oyun bittikten sonra masasındaki zarfı açınca, beyninden vurulmuşa döner. Gelen notta, kendisinin başında bulunduğu <strong>İttihad ve Terakki </strong>hükümetinin,  Trablus&#8217;ta, yani Libya&#8217;da, halkı İtalyan kolonisi aleyhine tahrik ettiği iddia olunarak, 24 saat içinde İtalya&#8217;nın istekleri kabul edilmediği takdirde, bunun bir <strong>Causus Belli,</strong> yani savaş hali sayılacağı bildirilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hakkı Paşa&#8217;nın bundan önceki görevi Roma Büyükelçiliği idi. Ve İtalyanlar, hatta İtalyan gazeteleri, bir senedenfazla zamandır Libya&#8217;yı gözlerine kestirdiklerini saklamadan açıklamaktadırlar. Hakkı Paşa Roma&#8217;da iken dahi gerçeği görememiş ve bu ülkenin sathî dostluğuna güvenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Libya&#8217;da İbrahim Paşa kumandasında mükemmel bir tümenimiz vardır. İngilizlerin, Fransa ve İtalya&#8217;nın paşadan şikayetleri sonunda, o sırada Roma&#8217;da görevli olan sadrıâzamın &#8220;Aman Batı&#8217;lıları kızdırmayalım..&#8221; yolundaki ısrarıyla bu tümen Yemen&#8217;e gönderilmiş ve Libya&#8217;da askerimiz kalmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Verilen notadan üç gün sonra, 130 bin tonluk İtalyan donanması Bingazi açıklarında demir atar. Sahile bir hafta içinden 25 bin asker çıkarılır.</p>
<p><strong>Rumeli&#8217;nin elden çıkışı:</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Batı&#8217;nın niyeti bizi yağmalamak değil, linç etmektir. Libya Savaşı sona ermeden, o hainane gafletimiz ve iç çekişmelerimiz sonunda Balkan Savaşı patlak verir. Bulgaristan, Yunanistan, Sırbistan ve boyuna poşuna bakmadan Karadağ eski efendilerinin gırtlağına çökerler. Çatalca&#8217;ya kadar gerileriz.</p>
<p style="text-align: justify;">Tarihimizin en acı ve ahlaksız yenilgisine uğrarız. Orduyu politika batağında boğarız. Bereket Bulgar ve Sırplar&#8217;ın biribirlerine düşmelerine ve düşman saflarında patlak veren kolera salgınına&#8230; Edirne&#8217;yi zor kurtarırız.  Ama !&#8230;  Ama, elveda Selânie, elveda Yanya, elveda Kumanova&#8230;</p>
<div id="attachment_2130" class="wp-caption alignleft" style="width: 252px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/lincedilisimiz.-turkiye-imparatorlugu.png"><img class="size-full wp-image-2130" title="lincedilisimiz. turkiye imparatorlugu" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/lincedilisimiz.-turkiye-imparatorlugu.png" alt="" width="242" height="219" /></a><p class="wp-caption-text">Büyük Harbe Girerken İmparatorluk Türkiyesi</p></div>
<p style="text-align: justify;">Daha acılı ve gerçek deyimi ile elveda 500 senelik bizim Rumeli. Rumeli, türkülerimizde yankılanır artık: &#8220;<strong>Alişimin kaşları&#8221; hâlâ &#8220;kare</strong>&#8221; midir? &#8220;<strong>Deryaya karşı köşklerimizde</strong>&#8221; hangi uğursuzlar Tuna&#8217;yı seyreyler? &#8220;<strong>Gönlümüzü&#8221; artık &#8220;bir sinsi firak</strong>&#8221; kemirecektir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Anadolu&#8217;ya sığınış:</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Ve yazının başında anlattığım gün gelir çatar. O gün aslında Vatan Anamızın alnına karalar çattığı günlerin başlangıcıdır. Tarihimizin en budalaca kararlarından birisini alarak Almanya&#8217;nın yanında yer alırız.</p>
<p style="text-align: justify;">Savaşa katıldığımız tarihte, Almanya savaşı fiilen kaybetmiştir. Daha dört sene dayanabilmiş ise, bu bizim harcadığımız 2 milyon 229 bin vatan evlâdının ve yüzde 78&#8242;ini kaybettiğimiz bizim eski vatan topraklarının yüzsuyu hürmetinedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Murat Bardakçı&#8217;nın babası gazeteci-yazar merhum İlhan Bardakçı&#8217;nın kaleme aldığı,  Tarih ve Medeniyet dergisinde  yazının devamını okumak için: <span style="color: #0000ff;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/ekutuphane82" title="Bu dosya 373 kez indirildi.">Linç Edilişimizin Seyir Defteri (373)</a><img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/plugins/download-monitor/img/download.png" alt="Linç Edilişimizin Seyir Defteri" /> <span style="color: #000000;">PDF formatında</span><br />
</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2010/02/linc-edilisimizin-seyir-defteri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İmparatorluğumuzu Kumarda Kaybettik</title>
		<link>http://tarihvemedeniyet.org/2010/01/imparatorlugumuzu-kumarda-kaybettik/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2010/01/imparatorlugumuzu-kumarda-kaybettik/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Jan 2010 01:00:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>müteverrih</dc:creator>
				<category><![CDATA[-Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=7692</guid>
		<description><![CDATA[Bizden Belgrat'ı aldıkları vakit düşman delegeleri Niş'i de istemişti, Osmanlı delegesi ayağa kalkarak:
- Ne hacet, dedi, İstanbul'u da size verelim...
Dedelerimiz için Niş, İstanbul kadar yakındı. Bizim nesillerin Avrupası Edirne'de Meriç'te bitiyor !..]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/01/image71.jpg"><img class="size-full wp-image-7711 alignleft" style="border: 1px solid black;" title="image71" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/01/image71.jpg" alt="" width="269" height="241" /></a></p>
<p class="first-child"><span class="cap" title="B">B</span>izden Belgrat&#8217;ı aldıkları vakit düşman delegeleri Niş&#8217;i de istemişti, Osmanlı delegesi ayağa kalkarak:</p>
<p style="text-align: justify;">- Ne hacet, dedi, İstanbul&#8217;u da size verelim&#8230;</p>
<p>Dedelerimiz için Niş, İstanbul kadar yakındı. Bizim nesillerin Avrupa&#8217;sı Edirne&#8217;de Meriç&#8217;te bitiyor !..</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Devr-i Hamidî&#8217;den:</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Abdülhamid&#8217;i devirdik. Özgürlük, eşitlik ve kardeşlik diyerek. O zaman bu nidâlar hürriyet, müsavat, uhuvvet kelimeleri ile terennüm ediliyordu. Bu nidâlar arasında düştü Sultan Hamid. Genç subaylar İttihat ve Terakki&#8217;nin şahsında yeni bir sayfa açmıştı İmparatorluk Türkiyesinde. Güya semirecektik&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Abdülhamid giderken &#8220;Devlet-i Aliyye&#8217;yi 10 sene idare edebilirseniz 1 asır etmiş kadar sevinin&#8221; demişti. Öyle de oldu. En sağlam sütunlar üstünde kurulduğu sanılan bir devir,  kartondan kaleler gibi yıkıldı&#8230;<span id="more-7692"></span></p>
<p style="text-align: justify;">İttihatçılar Sultan&#8217;ın dağıttığı mavi boncukları bir bir topladı. İpe geçirip boynuna astı. Baktı ki olmuyor tavuk yemler gibi etrafa saçtı. Çöldeki bedeviye, dağdaki maruniye ! Bir zamanın kuma düştü vakit  sesten başka yerşeyi veren metâsı pul oldu. İtibar&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kanun nedir ? Ben yaptım ben bozarım:</strong></p>
<div id="attachment_7718" class="wp-caption alignright" style="width: 285px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/01/cemal_enver_pasa.jpg"><img class="size-full wp-image-7718" title="cemal_enver_pasa" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/01/cemal_enver_pasa.jpg" alt="" width="275" height="149" /></a><p class="wp-caption-text">Enver ve Cemal Paşalar</p></div>
<p style="text-align: justify;">İstibdat, İstibdat gulguleleri üzerinde hürriyet vaatleri ile iktidara gelenler, telgrafla kanun çıkarır oldular. Bu Enver&#8217;in bir sözünü hatırlatır; &#8221; Yok Kanun, yap kanun!&#8221;, &#8221; Yaparım olur, bozarım olmaz.&#8221;</p>
<p>Kumaş bile böyle ısmarlanmazdı ! Ama kanun diyerek kanunsuzluk gayet yapılır oldu. Devr-i Hamîdi&#8217;nin en kötü kanunu bile bu  en iyi kanunsuzluktan yeğdir&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Bir Damla Elmas:</strong></p>
<p style="text-align: justify;">İttihat ve Terakki&#8217;nin ne hazar nede sefer devirlerinde ya anarşinin yada şahsi istibdadın çilelerini çektik. Hiç bir vakit fikrin, sözün, hüküm ve nüfuzun ne olduğunu onlarda görmedik.</p>
<p style="text-align: justify;">Büyük harpte 4. ordu kumandanı Cemal Paşa Başkumandan&#8217;a murassa bir nişan verildiğini duymuş kendisinin unutulduğuna kızmıştı. Başkumandan Enver kalktı geldi. Kızgın çöl gecesi mehtabın ışıltıları altında Cemal&#8217;in göğsüne murassa bir nişan takıtı. Barıştılar !</p>
<p style="text-align: justify;">Gazze&#8217;den derin derin top sesleri geliyor, İngiliz gülle ve bombaları Osmanlı İmparatorluğunun tacını parçalıyordu. İttihatçılar bir dalma elmasın kavgasındaydılar&#8230;</p>
<p style="text-align: left;"><strong> </strong></p>
<div id="attachment_2130" class="wp-caption alignleft" style="width: 199px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/lincedilisimiz.-turkiye-imparatorlugu.png"><img class="size-full wp-image-2130" title="lincedilisimiz. turkiye imparatorlugu" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/lincedilisimiz.-turkiye-imparatorlugu.png" alt="" width="189" height="165" /></a><p class="wp-caption-text">Büyük Harbe Girerken İmparatorluk Türkiyesi</p></div>
<p style="text-align: justify;"><strong>Büyük Harp:</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Alman yumruğunun bir vuruşta Fransayı devireceğine inan Enver,  Marn yenilgisinden sonra bile Kara Kartal&#8217;ın zaferine yetişebilmek için soluk soluğa savaşa girdi. Böylece Dünya savaşına&#8217;da iştirak ettik.</p>
<p style="text-align: justify;">Alman denizinden Türk denizine doğru bir yıkılışın, büyük bir yıkılışın rüzgarları esiyordu. Bizi belimize kadar gömen heylanın altında iken başlarımızı zor doğrultmuş kendimizi aldatıp avutmaya uğraşıyorduk. İmparator Wilhelm, İmparator Karl ve İmparator Mehmed sırmalar içinde 3 tahta manken gibi duruyorlardı. Tuna yukarısında 2 imparatorluk, Akdeniz kıyısında 1 imparatorluk ve Tuna kenarında 1 krallık devrilmek üzere idi.</p>
<p style="text-align: justify;">Fakat İttihatçıların İmparatorluğa imanı elan kuvvetliydi. Turan uğruna dövüşmek için 90 bin luzumsuz Türk bulunmuştu bile. Dövüşemeden hepsini buza yedirdik. Tıpkı Alman uğruna dövüşen askerimizi kum&#8217;un skorpit&#8217;in tifüs&#8217;in yediği gibi.</p>
<p style="text-align: justify;">Almanlar &#8220;Türkei&#8221; dedikleri İmparatorluğa Dünya harbinde artık kendi teğmenlerinin ismini koydumuşlardı. Enverland !</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/12/ittihat-ve-terakki.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-6773" title="ittihat ve terakki" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/12/ittihat-ve-terakki.jpg" alt="" width="474" height="306" /></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Ayak Oyunları:</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bir taraftan Abdulhamid&#8217;e &#8220;ayak oyunları&#8221; ithamını yafta ederken diğer yandan bunun şeddelisini kendine klavuz yapmışlardı. Cemal Paşa koltuğunun altında  Alman planları ile kanal harekatına çıkarken Haydarpaşa&#8217;da &#8220;Eğer Mısır&#8217;ı Almadan dönersem&#8221; diye başlayan nutkunu çekiyor, onu bu işe sevk eden Talat ise; &#8221; Mısır&#8217;ın fethi mümkün olmazsa Cemal ya şehit olur yada berbat ve perişan olunca beynine bir tabanca sıkarak bizi kendinden kurtarır&#8221; diyordu. Tepeden tırnağa  husumet. İşte böyle savaşa girdik.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Bozgun:</strong></p>
<div id="attachment_7738" class="wp-caption alignright" style="width: 175px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/01/talat.jpg"><img class="size-full wp-image-7738" title="Talat" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/01/talat.jpg" alt="" width="165" height="185" /></a><p class="wp-caption-text">Talat Paşa </p></div>
<p style="text-align: justify;">Ve bir sabah Kudüs düştü. Güneşi hiç sönmeyecek, akşam gölgesi hiç düşmeyecek gibi duran Lut çukuru bütün imparatorluğu içine çeken bir mezar gibi genişleyip derinleşirken; Beyrut&#8217;a Şam&#8217;a Halep&#8217;e de gözyaşlarını hazırlamak gerekiyordu&#8230;</p>
<p>Zabit Cemal Paşa&#8217;ya sordu :<br />
- Paşam biz bu harbe niye girdik ?<br />
Paşa içinde bütün savaş boyunca biriktirdiği nefesi ohlarak bekledi:</p>
<p style="text-align: justify;">-Aylık vermek için! ve ilave etti ; para bulabilmek için ya bir tarafla birleşmeyi ya ötekine boyun eğmeliydik.<br />
Şan ve şevket imparatorluğunun tarihi böyle bedbaht ellerde bitiyordu&#8230;</p>
<p><strong>Kumarda Kaybettik:</strong></p>
<p>Filistin cehpesi çözülünce Cemal Paşa Anadolu&#8217;ya; bir &#8220;hiç&#8221; uğruna yüzbinlerle çocuğunu memesinden sökerek alıp götürdüğü bu anaya bakarak İstanbul&#8217;a geçti..</p>
<div id="attachment_7741" class="wp-caption alignleft" style="width: 162px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/01/cemalpasa-1.jpg"><img class="size-full wp-image-7741 " title="cemalpasa" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/01/cemalpasa-1.jpg" alt="" width="152" height="200" /></a><p class="wp-caption-text">Cemal Paşa</p></div>
<p style="text-align: justify;">&#8220;İstasyonda bir kadın durmuş, gelene geçene:<br />
– Benim Ahmed’i gördünüz mü? diyor. Benim Ahmed&#8217;i</p>
<p style="text-align: justify;">Hangi Ahmed’i ? Yüz bin Ahmed’in hangisini ? Kadın yırtık basmasının altından kolunu çıkararak, trenin gideceği yolun, İstanbul yolunun aksini gösteriyor:</p>
<p style="text-align: justify;">– Bu tarafa gitmişti, bu tarafa diyor.<br />
O taraf nere ? Aden’e mi, Medine’ye mi, Kanal’a mı, Sarıkamış’a mı, Bağdat’a mı? Nere ?<br />
Ahmed’ini buz mu, kum mu, su mu, skorpit yarası mı, tifüs mü yedi ?&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Hayır … Hiçbirimiz Ahmed’ini görmedik. Fakat Ahmed’in her şeyi gördü. (…)</p>
<p style="text-align: justify;">İmparatorlukta batıdan, doğudan, sağdan, soldan bütün rüzgârlar bozgun haykırışarak esiyor.<br />
Anadolu, demiryoluna, şoseye, han ve çeşme başlarına inip çömelmiş, memesinden koparılan oğlunu arıyor.</p>
<div id="attachment_7748" class="wp-caption alignright" style="width: 237px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/01/trinomvira.jpg"><img class="size-full wp-image-7748" title="trinomvira" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/01/trinomvira.jpg" alt="" width="227" height="138" /></a><p class="wp-caption-text">İttihat ve terakkinin 3 tepe ismi -Trinomvira (3’lü idare Cemal Talat Enver  Paşa’lar )</p></div>
<p style="text-align: justify;">Vagonlar, arabalar, kamyonlar, hepsi, ondan, Anadolu’dan utanır gibi, hepsi İstanbul’a doğru, perdelerini kapamış, gizli ve çabuk geçiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Anadolu Ahmed’ini soruyor. Ahmed, o daha dün bir kurşun istifinden daha ucuzlaşan Ahmed.<br />
Ahmed’i ne için harcadığımızı bir söyleyebilsek, onunla ne kazandığımızı bir anaya anlatabilsek, onu övündürecek bir haber verebilsek… Fakat biz Ahmed’i kumarda kaybettik!&#8221;Almanlarla girdiğimiz bir İttihatçı kumarında&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>&#8230;. &#8230;. &#8230;. </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Artık, Sultan Hamid devri ardından İttihat ve Terakki devride kapanıyordu. O sağlam sütunlar üzerine kurulduğu  sanılan devir, iskambil kağıtları gibi bozgunun rüzgarında savruldu. Keşke devr-i hamîdi&#8217;yi hiç bitirmeseydik. Dünya harbine girmezdik. girmezdik de batmazdık !</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/01/enver-cemal-talat-pasalar.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-7755" style="border: 1px solid black;" title="enver cemal talat pasalar" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/01/enver-cemal-talat-pasalar.jpg" alt="" width="269" height="232" /></a><span style="font-size: x-small;"></span></p>
<p style="text-align: left;">
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: x-small;">NOT:  Bu yazı Beylikdüzü İdeal Yaşam gazetesi 7. sayıda yayınlanmıştır.</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: x-small;">Bibliyografya:<br />
Zeytindağı, F.Rıfkı Atay (Roman) Pozitif yay.2008 (uyarlanarak alıntılar yapılmıştır)<br />
Jön Türkler ve İttihat ve Terrakki, Sina Akşin, İmge Kitabevi yay., İst 2009,s.93-115</span></p>
<table class="shutter" style="width: 563px; height: 24px;" border="0" align="center">
<tbody>
<tr>
<td>
<p style="text-align: center;"><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="512" height="411" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/p/2E32AD7F7F666DBF&amp;hl=en_US&amp;fs=1" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="512" height="411" src="http://www.youtube.com/p/2E32AD7F7F666DBF&amp;hl=en_US&amp;fs=1" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<table class="shutter" style="width: 638px; height: 35px;" border="0" align="center">
<tbody>
<tr>
<td></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div style="width: 90%; margin: auto; padding: 0; background: url(/wp-content/plugins/wow-blockquotes/tr.gif) no-repeat right top;"><div style="margin: 0; padding: 0; background: url(/wp-content/plugins/wow-blockquotes/tl.gif) no-repeat left top"><div style="margin: 0; padding: 0; background: url(/wp-content/plugins/wow-blockquotes/br.gif) no-repeat right bottom"><div style="margin: 0; padding: 0; background: url(/wp-content/plugins/wow-blockquotes/bl.gif) no-repeat left bottom;"><div style="margin: 0; padding: 5px 13px 7px 13px;">Programın tamamını &#8220;<a href="http://tarihvemedeniyet.org/category/video/tarihin-arka-odasi/">Tarihin Arka Odas</a>ı&#8221; bölümünden izleyebilirsiniz.</div></div></div></div></div><div class="clear">&nbsp;</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2010/01/imparatorlugumuzu-kumarda-kaybettik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>32</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kâtip Çelebi ve Eleştirisi II (Tütün İçmek)</title>
		<link>http://tarihvemedeniyet.org/2010/01/katip-celebi-ve-elestirisi-ii-tutun-icmek/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2010/01/katip-celebi-ve-elestirisi-ii-tutun-icmek/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 Jan 2010 19:20:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>murekkep</dc:creator>
				<category><![CDATA[Klasik Çağ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=7394</guid>
		<description><![CDATA[Bu eser, dönemin şeyhülislamı tarafından “doğruya sevk eden bir kitap” şeklinde de vasıflandırılmıştır. Bu nokta çok mühimdir. En azından tam bir entelektüel kişiliğe sahip Çelebi’nin, dönemin umumi atmosferi içinde hangi sahalarda söz sahibi olduğunu bizlere hatırlatır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_810" class="wp-caption alignright" style="width: 200px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/07/Osm_katip_celebi2.jpg"><img class="size-full wp-image-810" title="Osm_katip_celebi2" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/07/Osm_katip_celebi2.jpg" alt="" width="190" height="323" /></a><p class="wp-caption-text">Katip Çelebi</p></div>
<p style="text-align: justify;">Bir fikir adamı olarak da ele alabileceğimiz Katip Çelebi, bilindiği üzere çok yönlü bir insandır. Hem tarihçidir, hem coğrafyacı. Zamanın matematik (hendese, cebir) ilimlerine vakıf olduğu gibi kendisi bir kartograf (haritacı) olarak da kabul edilebilir. Nitekim Cihannüma’da aslında yakın olarak resmettiği coğrafî muhitler bir diğer taraftan İbrahim Müteferrika’nın vazgeçilmez koleksiyonlarından biri olmuştur.  Bundan önceki yazımızda Çelebi’nin Osmanlı eğitim sistemine getirdiği eleştirileri müstakil bir etüd ile ele almış ve bunların ilmî çevrelerce objektif bir perspektiften değerlendirilmediğini izah etmiştik. Bu yazımızda ise Mizanü’l-Hakk isimli eserde yer alan diğer mevzular üzerine bakış açıları getirmeye çalışalım.</p>
<p style="text-align: justify;">Daha önce de belirttiğimiz gibi Mizanü’l- Hakk, Katip Çelebi hakkında yapılan yaklaşımların dile getirildiği en önemli eserdir. Bunu ölümünden hemen önce kaleme almıştır ve döneminde tartışılan mevzular üzerine kendi savunduğu görüşlerini belirtmiştir. Adı geçen başlıklar, daha çok dini mevhumlar üzerine odaklanıyordu. Osmanlı yönetim biçimi ve bürokrasisi göz önüne bulundurulduğunda, bir liste halinde sıraladığımız satır başlıklarının dini meseleler üzerine temellendirilmesi çok normaldir. Zaten Çelebi de sıkı bir dini tedrisattan geçmişti.<span id="more-7394"></span></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/12/mizanulhak.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-6147" title="mizanulhak" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/12/mizanulhak.jpg" alt="" width="145" height="180" /></a>Bu eser, dönemin şeyhülislamı tarafından “doğruya sevk eden bir kitap” şeklinde de vasıflandırılmıştır. Bu nokta çok mühimdir. En azından tam bir entelektüel kişiliğe sahip Çelebi’nin, dönemin umumi atmosferi içinde hangi sahalarda söz sahibi olduğunu bizlere hatırlatır. Bu sefer, enteresan bir başlık olduğu ve Osmanlı ictimai hayatında sürekli bir tartışma konusu teşkil ettiği için “tütün (sigara) içme” mevzusunu tedkik edelim.</p>
<div id="attachment_7437" class="wp-caption aligncenter" style="width: 281px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/01/türkiye-tütünleri-inhisar-idaresi-bir-osmanlı-tabakası.jpg"><img class="size-full wp-image-7437" title="türkiye tütünleri inhisar idaresi (bir osmanlı tabakası)" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/01/türkiye-tütünleri-inhisar-idaresi-bir-osmanlı-tabakası.jpg" alt="" width="271" height="90" /></a><p class="wp-caption-text">Osmanlı Tabakası  ( Türkiye Tütünleri İnhisar İdaresi ) </p></div>
<p style="text-align: justify;">Sultan 4. Murat zamanında bir tütün yasağı geldiği herkesçe biliniyor. Fakat bu noktada şu hususu hatırlatmakta fayda var:  Bu yasak padişahın direktifi doğrultusunda verilen keyfi bir engelleme değildi. Zamanki payitahtta bulunan birçok ev ahşap ve kâgir ile bina olunduğu için dikkatsiz tütün kullanıcıları birçok yangınlara ve bu yangınlarda tabii olarak maddi anlamda birçok zararlara sebebiyet veriyordu. Bir de 4. Murad Han için söylenen “hem yasakladı, hem de kendisi içki ve tütün içerdi” gibi ithamlar hiçbir muteber tarih kaynağında yer almamaktadır. Bu durum, sonradan popüler tarihçiler tarafından tarihe renk ve heyecan katmak için uydurulmuş birer hezeyandan başka bir şey değildir ve bundan öteye de geçmemektedir.</p>
<div id="attachment_7435" class="wp-caption aligncenter" style="width: 271px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/01/tuhfetülkibar.jpg"><img class="size-full wp-image-7435" title="tuhfetülkibar" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/01/tuhfetülkibar.jpg" alt="" width="261" height="162" /></a><p class="wp-caption-text">Katip Çelebi&#39;nin Eserlerinden; Tuhfetü&#39;l-Kibar Fi Esfari&#39;l-Bihar</p></div>
<p style="text-align: justify;">Bununla beraber tütün içilmesinin dini bağlamda “haram mı” “mekruh mu” “mübah mı” olduğu tartışması ele alınmaya çok öncelerden başlanmıştı.</p>
<div id="attachment_7436" class="wp-caption alignleft" style="width: 239px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/01/Tütün-reji-binası.jpg"><img class="size-full wp-image-7436" title="Tütün reji binası" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/01/Tütün-reji-binası.jpg" alt="" width="229" height="171" /></a><p class="wp-caption-text">Tütün Reji Binası </p></div>
<p style="text-align: justify;">Kâtip Çelebi bütün görüşleri sıraladıktan sonra tütünün, İslam uleması tarafından içilmesinin caiz olduğu fetvasını gösteriyor. Nitekim mübah bir şeye haram demenin doğru olmadığını söyledikten sonra kendisini tütün kullanmadığını, fakat bununla beraber içenlere bir şey dememek gerektiğini belirtiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Tütüne mekruh dense bile “olsa olsa tabiatı itibariyle mekruhtur” deneceğini vurguluyor. Yani tütün yaprakları yandığı vakit, hoş kokmadığı için soğan, sarımsak ve lahana gibi tabiyatı, kokusu itibariyle mekruhtur. (Tab’an mekruh) Öte yandan dini anlamda bir mekruhluğu olmadığını izah ediyor. Nitekim kendisinden sonra gelen ve tanınmış birçok ilim ve devlet adamının da tütün kullandığı çeşitli biyografi kitaplarında yer almaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/01/inhisar-i-dühan-i-devlet-i-aliyye-i-osmaniyye-Tütün-Rejisi.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-7438" style="border: 1px solid black;" title="inhisar i dühan i devlet i aliyye i osmaniyye (Tütün Rejisi)" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/01/inhisar-i-dühan-i-devlet-i-aliyye-i-osmaniyye-Tütün-Rejisi.jpg" alt="" width="216" height="166" /></a>Hatta yazarın savunduğu diğer bir görüş ise, tütün satımının belirli noktalarda yapılmasıdır. Bu, devlet kontrolünde olduğu sürece daha sağlıklı bir yol izleyecektir.<br />
Çelebi, şöyle bir de misal getirerek tütün faslını kapatıyor. Tiryakiye, adamın birisi şu beyti okumuş:<br />
Dağıt bu dühanın bulutun sabr yeliyle<br />
Aklın güneşine hâyıl oldu kerem eyle</p>
<p style="text-align: justify;">(Sabır ve tahammül rüzgarıyla şu duman bulutunu dağıt. Yani tütün kullanma. Zira akıl güneşi kapanmış bir vaziyettedir.)</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/01/eser-tutun-resim3.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-7439" title="eser-tutun-resim3" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2010/01/eser-tutun-resim3.jpg" alt="" width="278" height="181" /></a>Tiryaki de hemen cevabı yapıştırmış:<br />
Lezzet ü ta’mı dühanın şehd ile şekkerde yok</p>
<p>( Bu tütünün tadı ve içimi bal ile şekerde bile yok!)</p>
<p style="text-align: justify;">Der-kenar: Bu vesile ile Tekel’in yeni yılla beraber kat’i olarak yapacağı sigara zammının, tiryakilerin cebini nasıl etkileyeceği de açıkçası ayrı bir merak konusu…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2010/01/katip-celebi-ve-elestirisi-ii-tutun-icmek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kâtip Çelebi ve Çok Tartışılan Eleştirileri</title>
		<link>http://tarihvemedeniyet.org/2009/12/katip-celebi-ve-cok-tartisilan-elestirileri/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2009/12/katip-celebi-ve-cok-tartisilan-elestirileri/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 Dec 2009 21:28:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>murekkep</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=6143</guid>
		<description><![CDATA[Kâtip Çelebi’nin eserlerinin hemen hemen hepsi matematik, coğrafya, tarih ve bibliyografi üzerine bina edilmiştir. Fakat bunun yanında onun, devrin genel manzarasını bir tablo şeklinde resmettiği eserler mevcuttur. Kâtip Çelebi, entelektüel kişiliği ile 17. Yüzyıl Osmanlı bürokrasi ve ictimaî hayatına damgasını vurmuş ender şahsiyetlerden bir tanesidir. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/12/katip.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-6153" style="border: 1px solid black;" title="katip" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/12/katip.jpg" alt="katip" width="253" height="231" /></a>Kâtip Çelebi, entelektüel kişiliği ile 17. Yüzyıl Osmanlı bürokrasi ve ictimaî hayatına damgasını vurmuş ender şahsiyetlerden bir tanesidir. Yalnızca 17. yüzyıl değil, özellikle yazdıkları ile kendisinden çok sonraları da bahsedilmeyi başarmıştır. Daha doğru bir tabirle, kendisi “klasik” şeklinde tabir edebileceğimiz bir payeye yükselmeyi sonuna kadar hak etmektedir. Özellikle geçtiğimiz sene itibariyle, yapılan etkinlikler neticesinde bu gizli kalmış define, zamanın gerekliliği itibariyle değeri tam manasıyla iade edilememiş bir hazine olduğunu hepimize gösterdi. Biz bu yazımızda, üzerinde çok konuşulan düşüncelerini ihtiva ettiği Mizanü’l-Hakk isimli eserini genel bir perspektiften etüt edeceğiz <span id="more-6143"></span>ve aslında Kâtip Çelebi’nin yaşadığı devrin meselelerine getirdiği bakış açılarının sadece edükasyon bağlamında olmadığını göstermeye çalışacağız. Eğer yerimiz kalırsa, eğitim dışında ele aldığı diğer tedkike muhtaç konuları da inceleceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Asıl ismi “Mizanü’-l Hakk fî İhtiyâri’l-Ehakk” olan eser, günümüz Türkçesine çevirdiğimizde hemen hemen “En doğruyu seçmek için Hakk terazisi” anlamına karşılık gelmektedir. Bunun, yazarın vefatından önce yazdığı son eser olduğunu söyleyebiliriz. Çelebi, çok yönlü bir kişiliktir.</p>
<div id="attachment_6145" class="wp-caption alignright" style="width: 265px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/12/tuhfetulkibar.jpg"><img class="size-full wp-image-6145" title="tuhfetulkibar" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/12/tuhfetulkibar.jpg" alt="tuhfetulkibar" width="255" height="200" /></a><p class="wp-caption-text">Katip Çelebi&#39;nin Eserlerinden; Tuhfetü&#39;l-Kibar Fi Esfari&#39;l-Bihar</p></div>
<p style="text-align: justify;">Aldığı eğitim dolayısıyla ilmî birikimi yüksek ve kendisini çok iyi yetiştirmiş olması hasebiyle muhakeme kudreti, çağdaşlarına nazaran fevkalade bir seviyededir. Bunu nereden çıkarıyoruz? Tabii ki de yazmış olduğu eserlerinden. Nitekim zamanında çok tartışılan mevzulara getirmiş olduğu bakış açıları onun her konuda aşırılığa (eski tabirle “ifrat ve tefrit”)  karşı olduğunu gösterir. Bu noktada bir hususu belirtmekte fayda var; Kâtip Çelebi, akli ilimlerde ileri olduğu gibi nakli ilimlerde de söz sahibi biridir. Bunu söylemekteki amacımız şu: Aslında Kâtip Çelebi etrafında dönüp dolaşan yaklaşımlar, onun sadece eğitim konusunda bahsettiği birkaç görüşten öteye geçmiyor. Şu ana kadar bize anlatılan Çelebi, “Tedrisat sistemine esaslı bir eleştri getirmiş” olmasından ibarettir. Ne var ki aslında manzara, hiç de gösterildiği ve zannedildiği gibi seyretmemektedir.</p>
<div id="attachment_6147" class="wp-caption alignleft" style="width: 219px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/12/mizanulhak.jpg"><img class="size-full wp-image-6147" title="mizanulhak" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/12/mizanulhak.jpg" alt="mizanulhak" width="209" height="251" /></a><p class="wp-caption-text">Kâtib Çelebi, Mizanü&#39;l-Hak fi ihtiyari&#39;l-Ehak - Çev.Orhan Şaik Gökyay</p></div>
<p style="text-align: justify;">Kâtip Çelebi’nin eserlerinin hemen hemen hepsi matematik, coğrafya, tarih ve bibliyografi üzerine bina edilmiştir. Fakat bunun yanında onun, devrin genel manzarasını bir tablo şeklinde resmettiği eserler de -ki en önemlisi Düstüru’l-Amel ve bizim ele aldığımız Mizanü’l-Hak’tır- mevcuttur. Düstüru’l-Amel bir rapor mahiyetindedir. Kâtip Çelebi devrin bozulan maliyesine çare bulmak amacıyla tertip edilen heyette bulunmaktadır ve bu düşüncülerine söz konusu eserde yer vermektedir. Önceden, yazdıklarına pek ehemmiyet verilmeyeceğini tahmin etmektedir ama en azından bir vebaliyeti üzerinden atmak için bu risaleyi kaleme aldığını okuyucuya söylemekten geri kalmaz.</p>
<p style="text-align: justify;">Mizanü’l-Hakk ise baştan başa dini mevzular üzerine kurulmuş bir eserdir. Ne ki sanılanın aksine,  Çelebi’nin etrafında temellendirilen eğitim eleştirisi burada yer almaktadır ve 5-6 sayfayı geçmemektedir. Belli başlı konular etrafında sınıflandırdığı meseleler devrinde tartışılan, üzerinde fikir yürütülen dini mevzulardır. Bu noktada anakronizm yanılgısına düşmeden Mizanü’l-Hakk’ı ele alalım ve konuları alt alta sınıflandırdıktan sonra bugün bile tartışılan meselelere Kâtip Çelebi’nin zaviyesinden bakalım. Bununla beraber az sonra sözünü edeceğimiz konu başlıkları dönemin şeyhülislamı Abdürrahim Efendi tarafından tedkik edilmiş ve yazılanlar hakkında “halkı uzlaştırdığı, aynı zamanda insanları en makul noktada birleştirdiği için onları doğru yola sevk ettiğine dair fetva verilmiştir.<sup> </sup></p>
<div id="attachment_6148" class="wp-caption alignright" style="width: 230px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/12/çelebikatib.jpg"><img class="size-full wp-image-6148" title="Katipcelebi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/12/çelebikatib.jpg" alt="Katipcelebi" width="220" height="413" /></a><p class="wp-caption-text">Katip Çelebi , Namıdiğer Hacı Kalfa</p></div>
<p style="text-align: justify;">Biz bu eseri tedkik ederken, Kâtip Çelebi ve eserleri hakkında en etraflı çalışmaları yapmış olan Orhan Şaik Gökyay’ın Mizanü’l-Hakk için yaptığı metin neşrini esas aldık. Eserdeki başlıklar şu şekilde kategorize edilebilir:<br />
1-      Akli ilimlerin gerekliliği<br />
2-      Hızır aleyhisselamın hayatı<br />
3-      Teganni (Çalgılar)<br />
4-      Raks ve Devr (Dönemin tekke mensupları)<br />
5-      Tasliye ve Tarziye (Salavat getirmek ve “radıyallahü anh” demek)<br />
6-      Tütün içmenin dini hükmü<br />
7-      Kahve içmek<br />
8-      Afyon ve keyif verici maddeler<br />
9-      Hz. Peygamber’in anne ve babası<br />
10-   Firavun’un imanı,<br />
11-   Muhiddin-i Arabi<br />
12-   Yezid<br />
13-   Bid’at<br />
14-   Kabir ziyareti<br />
15-   Dini gecelerdeki ibadet<br />
16-   Müsafaha<br />
17-   İmhina (Selam verirkenki baş ve el hareketleri)<br />
18-   İyiliği emredip, kötülükten sakındırmak<br />
19-   Millet<br />
20-   Rüşvet<br />
21-   Ebusuud Efendi ile Birgivi Efendi<br />
22-   Sivasî ile Kadızâdeler</p>
<div id="attachment_6150" class="wp-caption alignleft" style="width: 195px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/12/Mizanul-Hak1.jpg"><img class="size-full wp-image-6150" title="Mizanul-Hak" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/12/Mizanul-Hak1.jpg" alt="Mizanul-Hak" width="185" height="210" /></a><p class="wp-caption-text">Mizanü&#39;l Hak - Osmanlıca neşrinin iç kapağı</p></div>
<p style="text-align: justify;">Yukarıda da görüldüğü üzere eser, baştan aşağı dini mevhumlar üzerine kaleme alınmıştır. Bu konular 17. yüzyılın öncesinde, o dönemde ve sonrasında en çok tartışılan meseleler idi. Kâtip Çelebi kendisi dini yönden de oldukça iyi geliştirmiştir. Dönemin en önemli isimlerinden dersler almıştır, özellikle hadis-i şerif ilminde epey bir yol katetmiştir. Israrla fen ilimlerinin, din ilimlerinden ayrı olmadığı görüşünü savunmuş ve bilakis bu ilimlerin birbirlerini tamamlayıcı birer temel unsur olduklarını vurgulamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">İlk olarak, zamanımızda sürekli tartışma mevzusu teşkil ettiği için “eğitim” konusunu ele alalım. İslam tarihçileri ve özellikle de bilim tarihi üzerine çalışan araştırmacılar ve akademisyenlerin birçoğunun ittifak ettiği nokta; “<em>Osmanlı medrese sisteminde bozulma daha, Kanunî (16.yüzyıldan) devrinden itibaren başlamıştır. Bunu da dile getiren Kâtip Çelebi’dir ve onun değerlendirmeleri doğrultusunda, Osmanlı eğitim sistemi artık bir inhitat (gerileme) dönemine girmiştir</em>” diyorlar. Acaba manzara burada resmedildiği kadar vahim midir? Öncesinde ve sonrası değişen ne oldu? Öncelikle bunun üzerine konuşalım:</p>
<div id="attachment_6151" class="wp-caption alignleft" style="width: 258px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/12/cihannuma.gif"><img class="size-full wp-image-6151" title="cihannuma" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/12/cihannuma.gif" alt="cihannuma" width="248" height="186" /></a><p class="wp-caption-text">Katip&#39;in eserlerinden Cihannüma </p></div>
<p style="text-align: justify;">Kâtip Çelebi, Mizan’da, Fatih döneminde medreselere konulan ilim kitaplarından “bunlar felsefiyattır” diyerek sonra gelenler tarafından kaldırılan iki eserden bahseder. Birinci “Şerh-i Mevakıf”, ikincisi “Haşiye-i Tecrid”. Öncelikle şunu belirtelim ki bu kitaplar kelam ilmi üzerine yazılmıştır. Sahalarında son derece kıymetli kitaplardır. Ama sanılanın aksine söz konusu eserleri tedrisattan kaldırsanız bile, akli ilimlere (matematik, hendese, kimya, fizik) herhangi bir zarar gelmesi söz konusu değildir. Nitekim “ilm-i kelam” eserleri bilindiği üzere akâid (inanılacak bilgileri) mevzuları içeren kitaplardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bununla beraber bu kitapların kaldırıldığı hiçbir kaynakta (ne Fatih külliyesi vakfiyesinde ne de daha sonra gelen yazarın eserlerinde) yazmamaktadır. Yalnızca söz konusu durumu dile getiren Kâtip Çelebi’dir. Görüldüğü üzere akli ilimlerde de herhangi bir gerilemeye yol açılmamaktadır. Hepsinden öte kitaplardan Haşiye-i Tecrid adlı eser, Sahn-ı Seman’daki öğrencilere hitap etmemekte, daha düşük seviyedeki kısımlarda okutulmaktadır. Mamafih, Şerh-i Mevakıf’ın da kırklı medreselerde mütaala edildiği aşikardır.</p>
<div id="attachment_6144" class="wp-caption alignleft" style="width: 180px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/12/katibtasvir.jpg"><img class="size-full wp-image-6144" title="katibtasvir" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/12/katibtasvir.jpg" alt="katibtasvir" width="170" height="200" /></a><p class="wp-caption-text">Katip Çelebi - Tasvir</p></div>
<p style="text-align: justify;">Bu konuda son olarak şunu da söyleyelim ki, adı geçen iki eser, kelam ilmine ait kitaplardır. Tecrübî ilimlerden ayrı olarak ele alınmalıdır. Müfredattan kaldırılsa bile, Osmanlı’nın pozitif bilim hayatına zararı olması düşünülemez bile. Bunun yanında kaldırıldığı dahi hiçbir müdellel kaynağa dayanmamaktadır. Yalnızca Kâtip Çelebi referans gösterilmektedir.</p>
<div id="attachment_6152" class="wp-caption alignright" style="width: 201px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/12/kesfizzunun.jpg"><img class="size-full wp-image-6152" title="kesfizzunun" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/12/kesfizzunun.jpg" alt="kesfizzunun" width="191" height="250" /></a><p class="wp-caption-text">Katip Çelebi Keşfu&#39;z Zunûn</p></div>
<p style="text-align: justify;">Kitapların kaldırıldığı devirden itibaren yetişen en büyük alimler, kendi hayatlarını anlatırken söz konusu eserleri okuduklarını belirtirler. Örnek olarak sadece üç önemli ismi zikredelim:</p>
<p style="text-align: justify;">Şakaik-i Numaniye yazarı Taşköprüzade (16.asır)<br />
Şehyülislam İbn-i Kemal Efendi (16. asır)<br />
Şeyhülislam Feyzullah Efendi (17.asır)</p>
<p style="text-align: justify;">Bu isimleri daha da çoğaltabiliriz. Osmanlı medreseleri, son zamana kadar radikal değişimlere uğramadan eğitime devam etmişlerdir. Asıl değişim, Tanzimat’tan (1839) sonra ve II. Meşrutiyet’ten (1908) sonra başlamıştır. Bu zamandan sonra medreselerden aklî ilimler kaldırılarak din ve fen ilimleri birbirinden ayrılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Herhalde Kâtip Çelebi’ye, eğer bu son devir içinde yaşasaydı hak verebilecektik. Söz konusu eğitim meselesi üzerinde çok konuşulduğu için bu makaleyi müstakil olarak etüd ettik. Onun, zamanın diğer tartışmalarına getirdiği yaklaşımları bir başka yazıda ele almaya çalışacağız.</p>
<ol class="footnotes"><li id="footnote_0_6143" class="footnote">İslam Ansiklopedisi, Kâtip Çelebi mad., c.6, s.433</li></ol>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2009/12/katip-celebi-ve-cok-tartisilan-elestirileri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cem Sultan’ın Ölümü</title>
		<link>http://tarihvemedeniyet.org/2009/12/cem-sultanin-olumu/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2009/12/cem-sultanin-olumu/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Dec 2009 19:31:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>murekkep</dc:creator>
				<category><![CDATA[Klasik Çağ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=5856</guid>
		<description><![CDATA[Fatih’in ölümü ile Osmanlı Devleti’nin başına kimin geçeceği henüz bilinmiyordu. Fatih Sultan Mehmet hayattayken, oğlu Şehzade Mustafa’yı tutuyordu ve onu taht için düşünüyordu. Fakat genç şehzadenin erken yaşta beklenmedik ölümü, planları tehir etmişti. Bunun üzerine Fatih de ani bir şekilde vefat edince, iki şehzade, Bayezid ve Cem arasında taht mücadelesi başladı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_5881" class="wp-caption alignleft" style="width: 242px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/12/cem-sultan-21.jpg"><img class="size-full wp-image-5881" title="cem sultan 2" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/12/cem-sultan-21.jpg" alt="cem sultan 2" width="232" height="307" /></a><p class="wp-caption-text">Avrupalıların &quot;Zizim&quot; dediği Cem Sultan </p></div>
<p style="text-align: justify;">Osmanlı tarihi gerek yakın geçmişte, gerekse de günümüzde tartışmaya açık birçok mevzuyu içerisinde barındırır. Kapalı kalmış veya farklı görüşlerle ezberler bozan yaklaşımlar, beraberinde yeni yeni fikirleri getirir. Bu, tarihî bir hadise çerçevesinde de olabilir, önemli bir kişi bazında da. Biz bu denememizde, Osmanlı tarihinde istisnai bir konuma sahip olan Cem Sultan’ın ölümünü ve onu bu ölüme sevkenden âmilleri ele almaya çalışacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilindiği üzere Cem Sultan, Fatih Sultan Mehmed’in oğlu; Sultan Bayezid’in de kardeşidir. Ömrünün önemli ve belki de en verimli olabilecek yıllarını Avrupa’da geçirmiştir. Belki kendisi bu tercihi yapmamıştı, ama istenmeden gelişen hadiseler, onun Frenk topraklarında yaşamaya sevk etmiş ve ömrünün sonuna kadar da bu alışık olmadığı topraklarda kalmaya mahkum etmişti. Peki Cem Sultan, neden Osmanlı mülkünün dışında hayatını devam ettirmiş ve orada ölmüştür? Onun ölümü, öncesinde gelişen hadislerle yakından alâkalı olduğu için, bu duruma gelinceye kadar gelişen olayları kısa bir şekilde özetlemek gerekecektir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span id="more-5856"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Fatih’in ölümü ile Osmanlı Devleti’nin başına kimin geçeceği henüz bilinmiyordu. Fatih Sultan Mehmet hayattayken, oğlu Şehzade Mustafa’yı tutuyordu ve onu taht için düşünüyordu. Fakat genç şehzadenin erken yaşta beklenmedik ölümü, planları tehir etmişti. Bunun üzerine Fatih de ani bir şekilde vefat edince, iki şehzade, Bayezid ve Cem arasında taht mücadelesi başladı.</p>
<div id="attachment_5939" class="wp-caption alignright" style="width: 197px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/12/Bayezid-II.jpg"><img class="size-full wp-image-5939" title="Bayezid II" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/12/Bayezid-II.jpg" alt="Bayezid II" width="187" height="253" /></a><p class="wp-caption-text">Bâyezid&#39;in Bir Minyatürü. Sutan Mehmed Vefat Ettiğinde; Oğlullarından Bâyezid 33, Cem ise 22 Yaşındaydı.  </p></div>
<div id="attachment_5878" class="wp-caption alignleft" style="width: 146px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/12/topkapidaki-elbisesi.jpg"><img class="size-full wp-image-5878" title="Topkapı Sarayında Muhafaza Edilen Cem Sultana Ait Elbise " src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/12/topkapidaki-elbisesi.jpg" alt="Topkapı Sarayında Muhafaza Edilen Cem Sultana Ait Elbise " width="136" height="142" /></a><p class="wp-caption-text">Topkapı Sarayında Muhafaza Edilen Cem Sultana Ait Elbise </p></div>
<p style="text-align: justify;">Kısaca geçecek olursak, Şehzade Cem Bursa’ya geldi, saltanatını ilan etti. Buna karşılık Bayezid de bir kuvvet ile buna mukavemet gösterdi ve neticede Cem yenilerek Anadolu içlerine çekildi. Bu arada bütün emlâkine de el konuldu.  Oradan Mısır’a, Memlüklü sultanın yanına geçti ve hac farizasını yerine getirmek üzere Hicaz’a hareket etti. Dönüşte Cem Sultan tekrar kuvvetler toplayarak Osmanlı topraklarına girdi ve bu seferinde yine muvaffak olamadı.</p>
<p style="text-align: justify;">Arada yaşanan ihanetler sebebiyle Cem, 18 Temmuz 1482’de maiyetiyle Korkos limanından Rodos Adası’na doğru yola çıktı. Böylelikle şehzadenin on üç yıllık macerası başlamış oluyordu. Fakat Saint Jean şövalyeleri reisi, Cem’i adeta bir koz gibi kullanmak niyetindeydi. Nitekim Papa ve Avrupa hükümdarına mektuplar yazarak, onları bir haçlı ittifakı etrafında toplamayı hedefliyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Beş hafta adada kalan şehzade, 1 Eylül’de adadan ayrıldı. Macaristan yoluyla Osmanlı topraklarına geçeceğini ümit ediyordu. Ne var ki gemi Mesina’ya uğrayarak, 15 gün sonunda Nice şehrine vardı. Burada yıllarca kaldı. Şair ruhlu şehzade, söz konusu şehirde iken düşüncelerini şu şekilde şiirleştirmekten geri kalmamıştı:</p>
<p style="text-align: center;">Acâib şehr imiş bu şehr-i Nitse<br />
Ki kalur yanına her kim ne itse <sup> </sup></p>
<div id="attachment_5938" class="wp-caption alignleft" style="width: 253px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/12/Zizim-jem-cem-sultan-rodosta.JPG"><img class="size-full wp-image-5938" title="Zizim jem cem sultan rodosta" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/12/Zizim-jem-cem-sultan-rodosta.JPG" alt="Zizim jem cem sultan rodosta" width="243" height="276" /></a><p class="wp-caption-text">Rodos Şovalyelerinin Lideri, Büyük Üstad Pierre d&#39;Aubusson Cem Sultan İle Yemekte </p></div>
<p style="text-align: justify;">Tafsilata girmeden geçecek olursak, Cem Sultan, şövalyeler tarafından bu şehirden sonra Dauphine’de Pouet Şatosu’na hapsedildi.Oradan maiyeti tecrid edilerek Sassenage Şatosu’na götürüldü.</p>
<p style="text-align: justify;">Gerek Avrupa devletlerinin, gerekse de Sultan Bayezid’in baskısını gören şövalyeler, Cem’i daha çok elde tutamayacaklarını anladılar ve onu Papa’ya teslim etmeyi kabul ettiler.</p>
<p style="text-align: justify;">Marsilya, oradan Toulon’a ulaşan Cem, Fransa kralı Charles VIII’in isteği ile durdurulmak istendi. Buna rağmen Toulan’dan kaçırılırcasına Cem Sultan, İtalya yarımadasına götürüldü. Roma’ya ulaştı.</p>
<p style="text-align: justify;">Cem, Papa VIII. Innocent’in döneminde St. Angelo kulesinde sıkıntılı bir dönem geçirdi. Onun 1492’de ölümü üzerine yeni Papa Alexandre Burgia zamanında daha serbest bir hayat sürmeye başladı. Artık genç şehzadenin ölümüne üç sene kalmıştı. Venediklilerin yeni bir haçlı ittifakına çıkacağını sezen Fransa kralı Charles, ordusunu İtalya’ya çevirdi. Hedefi, Napoli Krallığını ele geçirdikten sonra Cem’i de yanına alarak Kudüs’e bir sefer düzenlemekti.</p>
<p style="text-align: justify;">Cem Sultan’ın ölümünden bir ay evvel Charles, Papa’dan şehzadeyi istedi. Papa, onu şartlı olarak verdi. İşte tam St. Germano Kalesi elde edildiği bir sırada Cem’de hastalık belirtileri görülmeye başlandı.  Bir zaman sonra vücudunun belirli yerlerinde (yüz, boyun, göz) şişlikler meydana gelerek daha kötü bir hale geldi. Artık ölüm emareleri başlamış ve at üstünde değil; sedye ile hareket etmek zorunda kalmıştı.</p>
<div id="attachment_5940" class="wp-caption alignright" style="width: 263px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/12/Cem-Rodosa-Cikarken.jpg"><img class="size-full wp-image-5940" title="Cem  Rodosa Cikarken" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/12/Cem-Rodosa-Cikarken.jpg" alt="Cem  Rodosa Cikarken" width="253" height="281" /></a><p class="wp-caption-text">Rodos Şovalyelerinin Lideri, Büyük Üstad Pierre d&#39;Aubusson Adaya Çıkan Cem Sultanı Karşılıyor</p></div>
<p style="text-align: justify;">Ve nihayet Cem Sultan, Charles’ın gayretlerine rağmen kurtarılamadı. 25 Şubat 1495’te Çarşamba günü hayata gözlerini kapadı. Cem’in beklenmedik bu ölümü, bugün bile bir açıklığa tam mânâsıyla kavuşturulmuş değildir. Öldüğünde henüz 36 yaşlarında idi.</p>
<p style="text-align: justify;">İlk dönem Osmanlı kroniklerine bu konu hakkında müracaat ettiğimizde şöyle bir tablo ile karşılaşıyoruz: Bunlar içinde en önemlileri arasında görebileceğimiz Aşık Paşazade’nin Tevarih-i Âli Osman’da bu konu hakkında bir bilgi bulamıyoruz. Nitekim Aşık Paşazade eserini Bayezid dönemindeki Erdebil sofularının hareketi ile bitirir. Bunun yanında İstanbul matbaasında tab’ edilen esere bir fasıl daha eklenmiştir ki, bu da Hz. Adem’den Hz. Peygamber’e kadar geçen tarihi hadiseleri ele alır.</p>
<p style="text-align: justify;">Diğer önemli kronikler içinde Şükrullah ve Nişancı Mehmed Paşa gibi isimler, eserlerinde Bayezid dönemini anlatmadıkları için iki kardeşin münasebetlerine ve dolayısıyla Cem Sultan’ın ölümüne değinmemişlerdir. Bununla beraber Cem’in bizzat kendi direktifi doğrultusunda yazdırdığı Câm-ı Cem Âyin isimli eser, bir şecere kitabı olduğu için konumuz dahiline girmemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Aslında bu noktada bize çok yardımcı olabilecek bir eser mevcuttur. Ne yazık ki onda da istediğimiz malumatı bulamıyoruz. Adını zikrettiğimiz eser, Cem Sultan’ın on üç yıllık Avrupa günlerini anlatan “Vâkıat-ı Cem Sultan” isimli kitaptır.Bu kitap, anomim bir eserdir ve Cem’in sürekli yanında bulunan biri tarafından yazıldığı anlaşılmaktadır.Aslında Vâkıat-ı Cem Sultan veya diğer bir deyişle “Kitab-ı Cem Sultan”, ölümün nasıl cereyan ettiğini değil, ölümden sonra neler yapıldığını anlatır.Bunu şu alıntıdan çıkartabiliyoruz:</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/12/Papa-huzurunda-cem-sultan.png"><img class="aligncenter size-full wp-image-6008" style="border: 0pt none;" title="Papa Huzurunda Cem Sultan" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/12/Papa-huzurunda-cem-sultan.png" alt="Papa huzurunda cem sultan" width="667" height="314" /></a></p>
<p style="text-align: justify;"><em>“Kendü üstine du’ası müstecab oldı. Ol gece ki tis’ami’e yılınun cemazie’l-ûlâsınun yigirmi tokuzuncı gecesi ki seşenbe gecesiydi, seher</em><em> vaktinde şahadet arz ede ede can teslim etdi (inna li-llahi ve inna ileyhi raciun) İşde dünyanun hali budır&#8221; </em><sup> </sup></p>
<p style="text-align: justify;">Cem’in Avrupa’daki yaşadıklarını ve izlenimlerini birinci ağızdan anlatan bu eserde, ölümden sonra kimler tarafından ve nasıl bir muamele ile defn edildiği şu şekilde zikredilir:</p>
<p style="text-align: justify;"><em>“Hele bari küffar muttali olmadın def’ice su ısıdub Celal Beg su koyuyub, Kapucıbaşı Sinan Beg yüyüb, kendü dülbend ile kefenleyüb</em><em>” </em><sup> </sup></p>
<div id="attachment_5945" class="wp-caption alignright" style="width: 215px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/12/cem-zizim-djem-sultan.jpg"><img class="size-full wp-image-5945" title="cem zizim djem sultan" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/12/cem-zizim-djem-sultan.jpg" alt="cem zizim djem sultan" width="205" height="478" /></a><p class="wp-caption-text">Batılıların, Djem yada Zizim Dedikleri Sultan Cem </p></div>
<p style="text-align: justify;">Cem Sultan’ın ölümü hakkında kesin bir kanıt elimizde olmadığı için daha çok tahminler üzerinden onun vefatını tartışabiliyoruz. Genel itibariyle baktığımızda, Cem’in zehirlenerek öldürüldüğü kanaatı tarih yazarları arasında daha yaygındır. Örneğin Hoca Sadeddin Efendi, şehzadenin zehirlenerek öldüğünü söylemektedir. Fakat bu noktada daha farklı bir görüş beyan eder ve bu zehirlenmenin bir tıraş esnasında olduğu fikrini savunur. Bunu söyledikten sonra manzum bir şekilde, tıraş ve ustura sözcükleriyle metafor olarak mütekerriren oynar. <sup> </sup></p>
<p style="text-align: center;">Çarh-ı feleğin ustura sen tîz ider<br />
Niçe Cem’i cûrâ ile nâçîz ider<br />
Her kimi kim eylese bir dem tıraş<br />
Cân u dilin eyler anın pür-hıraş<br />
Kimseye etmez şefkat bu sipihr<br />
Görmedi andan bir ahd rûy-ı mihr<br />
Eğme sakın ustura-yı çarha baş<br />
Câh-ı gamın eyle gönülden tıraş<br />
Câh recâsında dilâ çekme gam<br />
Bâr gamile kasd-ı Cem oldı ham<br />
Câm-ı Cem eyle ona sermest olur<br />
Rıhleti vaktinde nehy-i dest olur<br />
Şehliği derd-i serîne değmedi<br />
Âkil olan başın ana eğmedi</p>
<p style="text-align: justify;">Bu noktada zehirleme hadisesinin kimin tarafından icra edildiği meselesi ortaya çıkıyor. O dönemim İtalyan tarihçileri, Cem Sultan’a zehrin Papa tarafından verildiğini belirtir.(Corio Guicciardini) Bir başka Avrupalı yazar da bu görüşü benimser. (Hans Pfefferman, s.106)</p>
<p style="text-align: justify;">Yukarıda da bahsettiğimiz gibi Papa’nın bu işte parmağı olması kuvvetle muhtemeldir. Tesirini daha sonra gösteren tofana zehri ile onu etkisiz hale getirmek istemiş olabilir. Çünkü topraklarına giren Fransa kralı, Cem’i bir Haçlı ittifakı için yanına almayı düşünmekte ve bu hususta Papa’yı da ikna etmiş bulunmaktadır. Binaenaleyh Papa da kerhen de olsa bu isteği kabul etmek zorunda kalmıştır. Papa’ya göre Şehzade Cem, Charles ile Kudüs’e gidecek ve dönüşte yine kendisine teslim edilecektir. Fakat bunun çok uzun bir zaman alacağı âşikadır. Aynı zamanda Charles’ın sözünde durum durmayacağı da şüpheli gözükmektedir.</p>
<div id="attachment_5946" class="wp-caption alignleft" style="width: 245px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/12/papa-Innocent_VIII.JPG"><img class="size-full wp-image-5946" title="papa Innocent_VIII" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/12/papa-Innocent_VIII.JPG" alt="papa Innocent_VIII" width="235" height="287" /></a><p class="wp-caption-text">Papa VIII. Innocent</p></div>
<p style="text-align: justify;">Papa, Cem’i zehirlemiş olabilir, nitekim genç şehzadenin vefatından sonra bir türlü na’şı iade etmemiş ve bunda da ısrarcı davranmıştır. Her fırsatta kendisine padişah tarafından vadedilen yüklü miktarda parayı öne sürmüştür. Buna kavuşmak için şehzadeyi zehirleyerek, Fransa kralına teslim etmiş olması bize göre son derece kuvvetli bir ihtimaldir. Bilindiği üzere o devirde Avrupa ve özellikle İtalya yarım adası zehir imal etme ve bunu çeşitlendirme hususunda oldukça gelişmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şu ihtimali de gözden kaçırmamak gerek: Cem Sultan yaklaşık 13 senedir vatanından ayrı, Avrupa topraklarında bulunmaktadır. Özellikle son yıllar da oldukça sıkıntı çekmiş bulunuyordu. Bunun yanında Osmanlı’ya hasım olan kişiler arasında günleri geçiyordu. Onların tertip edecekleri bir Haçlı ittifakından haberdardı ve bunu da düşündükçe üzüldüğü muhakkaktı. Nitekim yanında bizzat bulunan ve Vakıat’ı kaleme alan müellif, bu noktada şehzadeden şu alıntıyı yapmaktadır:</p>
<p style="text-align: justify;"><em>“Ya Rabb, eger bu kâfirler beni bahane edüp ehl-i İslam üstine hurûc etmek kasdın ederlerse beni ol günlere erüşdürme, canumı </em><em>kabz eyle”<strong> </strong></em><sup> </sup><em> </em></p>
<div id="attachment_5877" class="wp-caption alignright" style="width: 243px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/12/Fransakrali-Charles-8.jpg"><img class="size-full wp-image-5877" title="Fransa Kralı 8. Charles" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/12/Fransakrali-Charles-8.jpg" alt="Fransa Kralı 8. Charles" width="233" height="274" /></a><p class="wp-caption-text">Fransa Kralı 8. Charles</p></div>
<p style="text-align: justify;">İşte bu sebeple yıllarca vatanına bir türlü kavuşamama duygusu, şehzadenin yukarıda belirttiğimiz hassasiyeti ile birleşince, onun büyük bir sıkıntıya düçar durumda olduğu düşünülebilir. Katlanarak artan rahatsızlıklar henüz genç yaştaki şehzadeyi erken yıpratmış olabilir. Bu sebeple herhangi bir zehirlenme hadisesini düşünmeden, Cem’in kendi eceli ile ölmüş olma ihtimali de mevcuttur. Bu olasılığı kuvvetlendiren delil ise, Vakıatı yazan kişinin herhangi bir zehirlenmeden bahsetmiyor olmasıdır. En azından Cem Sultan’ın yakınında bulunduğu için zehirlenmeyi bir şekilde teyid eder ve eserinde zikrederdi düşüncesindeyiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Son bir ihtimal olarak, kardeşi Bayezid Han’ı ele alabiliriz. Cem’in Avrupa’da bulunduğu müddetçe payitahtta bulunan Sultan Bayezid açıkçası türlü sıkıntılar yaşamıştır. Adeta bir koz gibi kardeşinin düşmanlarının elinde bulunması, onun hareket alanını daraltıyordu. İstanbul’dan yolladığı berber ile onu zehirlediği düşüncesi, çok zayıf bir ihtimal olarak kabul görmektedir. Nitekim berberin bunca yolu katetmesi ve bunun yanında muhkem bir biçimde muhafaza altında tutulan şehzadeye yaklaşması, akla pek uygun gelmemektedir. Mamafih yıllarca Cem Sultan’ın yanında bulunan <strong>Sinan Bey</strong>’in, onun ölümünden sonra İstanbul’a gelip, II. Bayezid Han’ın hizmetine girmesi de akılları karıştırmaktadır.</p>
<div id="attachment_5875" class="wp-caption alignright" style="width: 362px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/12/rodos-kalesi.jpg"><img class="size-full wp-image-5875" title="rodos kalesi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/12/rodos-kalesi.jpg" alt="rodos kalesi" width="352" height="236" /></a><p class="wp-caption-text">Dönemin En Müstahkem Mevkilerinden Rodos Kalesi </p></div>
<p style="text-align: justify;">Her ne şekilde olursa olsun, Cem Sultan hayata gözlerini kapamıştı. Aslında onun vefatı, devletin bekaası için üzücü bir sonuç da değildi. Çünkü en azından bu durum devam ettiği müddetçe bir iç çekişmeyi tetiklemişti ve düşmanların ekmeğine yağ sürmekten başka bir şeye yaramamıştı. Nitekim söz konusu manzarayı İbn-i Kemal, fitne rüzgarlarının son bulması şeklinde yorumlamıştı:</p>
<p style="text-align: center;">Câm-ı Cem bâde-i fenâ ile çün<br />
Oldı pür bâd-ı fitne buldı sükûn <sup> </sup></p>
<p style="text-align: justify;">Sonuç itibariyle Cem Sultan’ın ölümü hakkında kesin bir yargıya varmak mümkün olmuyor. Sadece elimizde bulunan deliller nispetinde fikir yürütebiliyor ve ihtimaller doğrultusunda yaklaşık bir sonuca varabiliyoruz. Ama en azından Avrupa’nın ve Osmanlı’nın mukadderatında önemli bir rol oynama kudretine sahip olan şehzadenin çok genç yaşta ölmüş olması (35-36 yaşlarında) zehirlenme ihtimaline bizleri yaklaştırmaktadır. Sonuçta kendisi, hem Doğu Roma’yı yıkan büyük bir hükümdarın oğlu, hem de o mirasın üzerinde bulunan Sultan Bayezid’in öz kardeşiydi&#8230;</p>
<ol class="footnotes"><li id="footnote_0_5856" class="footnote">Cem Divanı, haz.Halil Ersoylu,  İstanbul,1981, s.19.</li><li id="footnote_1_5856" class="footnote">Vâkıât-ı Cem Sultan, İst, 1914, s,31.</li><li id="footnote_2_5856" class="footnote">A.g.e, s.31-32.</li><li id="footnote_3_5856" class="footnote">Hoca Sadeddin Efendi<em>, Tâcü’t-Tevârih</em>, c.III, s.235.</li><li id="footnote_4_5856" class="footnote">Vakıat-ı Cem Sultan, s.30</li><li id="footnote_5_5856" class="footnote">İbn Kemal, <em>Tevârih-i Âl-i Osman</em>, VIII. Defter, s.144.</li></ol>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2009/12/cem-sultanin-olumu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tarihte İstanbul Depremleri</title>
		<link>http://tarihvemedeniyet.org/2009/11/istanbulun-sirnasik-depremleri/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2009/11/istanbulun-sirnasik-depremleri/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Nov 2009 18:24:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>müteverrih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=4941</guid>
		<description><![CDATA[28 Haziran 1648 günü güneş batmadan evvel ani ve korkunç bir uğultu işitilir. Ardından uğultu ile beraber 3 kez şiddetli bir sarsıntı olur. Deniz üzerindeki gemileri birbiriyle çarpıştıracak kadar şiddetli bu sarsıntı evleri, haneleri, hanları hamamları, türbeleri, çeşmeleri yıkmakla bırakmaz adeta savurur. Bütün minareler savrularak yıkılır. Fatih Camii ağır hasar görür.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<div id="attachment_4984" class="wp-caption alignleft" style="width: 351px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/11/istanbul-depremleri.JPG"><img class="size-full wp-image-4984" title="istanbul depremleri" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/11/istanbul-depremleri.JPG" alt="istanbul depremleri" width="341" height="435" /></a><p class="wp-caption-text">Karakalem, Münif Fehim; Bir İstanbul Depremi </p></div>
<p style="text-align: justify;">Tarihi boyunca 3 büyük imparatorluğuna merkezlik yapmış İstanbul aynı zamanda bir medeniyet, tarih, kültür, finans, ticaret bölgesi de olmuştur.  Fakat yüzyıllar boyunca  İstanbul’a bela  2 afet vardır ki birisi depremleri , diğeri yangınları. İstanbul’un bu afetleri sırnaşıktır da! Zira bir geldiler mi tam 40 gün gitmezler&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Bazen kaza, bazen kasti, bazen de belirsizce (!) çıkan ve günlerce süren yangınlardan başka şehir depremlerle de hep haşır neşir olmuştur. Hatta her an bir deprem tehdidi altında yaşandığı tarihi kayıtların işaret ettiği bir husus. Gelin fetih’den sonraki İstanbul depremlerine birlikte bakalım..</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>1489 Zelzelesi</strong><br />
Fetihten 36 sene sonra 2. Bayezid döneminde vuku bulan deprem ilk şiddetli sarsıntıdır. Gece meydana gelen depremde pek çok bina hasar görmüş, bazı camilerin şadırvanları yıkılmış, surlarda dökülmeler olmuştur. Fakat halkın ikamet ettiği evlerin geneli ahşap olduğundan fazla can kaybı olmadığı anlaşılmaktadır. Depreme dair dönemin kaynaklarında çok etraflı bilgi de yer almaz.<span id="more-4941"></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>1509 Depremi ( Küçük Kıyamet–Kıyamet-i Suğra )</strong><br />
İstanbul’da meydana gelen depremlerin en şiddetlilerinden birisi olarak tarihe geçen deprem 22 Ağustos günü ikindi vakti meydana gelmiştir. Günümüz araştırmacılarının ortaya koyduğu değerlendirmelere bakıldığında merkez üssünün Adalar açıkları olduğu anlaşılmaktadır. Halkın “küçük kıyamet “ dediği deprem yalnız İstanbul’da değil Bursa, İznik, Bolu, Tekirdağ, Edirne, Yunanistan’da büyük hasarlar meydana getirmiş Dimetoka tamamen yerle bir olurken Çorum’un 2 mahallesi tamamen göçmüştür. Sarsıntı Avusturya ve Nil deltasından dahi hissedilmiştir.  Artçı sarsıntılar İstanbul civarında 45 gün devam etmiştir. Dönemin kaynaklar depremden sonra günlerce yerin altında <strong>gök gürültüsü</strong> benzeri sesler geldiğini, artçı sarsıntıların korkusuyla pek çok hamile kadının çocuklarını düşürdüğünü,  yaşlıların sekte-i kalpten vefat ettiğini rivayet ederler.</p>
<p style="text-align: justify;">Fetihten 56 sene sonra yaşanan depremde İstanbul’da ki 109 cami ve 1070 ev harabe haline gelmiş neredeyse yıkılmayan minare kalmamıştır. Fatih Camii adeta yel ile yeksan olurken Pera tarafında hasar daha şiddetlidir yer yer yarıklar meydana gelerek su ve kum fışkırmaları olur.</p>
<div id="attachment_5073" class="wp-caption alignright" style="width: 317px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/11/Topkapi-da-kaleburcu-harabesi.JPG"><img class="size-large wp-image-5073" title="Topkapi da kaleburcu harabesi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/11/Topkapi-da-kaleburcu-harabesi-1024x754.jpg" alt="Topkapi da kaleburcu harabesi" width="307" height="345" /></a><p class="wp-caption-text">1894 Depreminden sonra Topkapı da kale burcu harabesi </p></div>
<p style="text-align: justify;">Sarsıntı ile Marmara denizinde tsunami meydana gelerek İstanbul ve Galata surlarını aşan dev dalgalar kıyı kesimde kayda değer zararlar verir.  Şehre gelen su yollarının çökmesi, deprem sonrasında su sıkıntısı oluşturunca aylarca aralıksız şehre su taşıyan su kervanları organize edilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Depremde Topkapı sarayının önemli kısımlarında da çökmeler olmuş II. Bayezid’in yatak odası göçmüştür. Felakette veziriazam Mustafa Paşanın konağında atlarla birlikte 300 kişi enkaz altında kalarak ölmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Padişah Topkapı sarayının bahçesine çadır kurdurarak burada kalmaya başlamış ancak artçı sarsıntılar ve yer altından işitilen gök gürültüsü benzeri ses iyice asapları bozunca 10 gün sora Edirne’ye gitmiştir. Ancak padişahın gidişinden 5 gün sonra Edirne’de de şiddetli bir deprem yaşanır.</p>
<p style="text-align: justify;">Depremden bir müddet sonra 1510’da bir komisyon oluşturularak 66.000 amele 3.000 inşaat ustası ve 11 000 kireç karıcı ile tamir tadilat ve yapım işlerine başlanıp Haziran 1511’da işler tamamen bitirilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu felakette genelde kargir (taş) binaların hasar gördüğü anlaşılınca artık İstanbul halkını hiçbir kuvvet taş binaya koyamaz olduğundan ahşap yapıların ön plana çıkmaya başladığı görülür. Bu da İstanbul yangınlarına davet çıkaracaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>1557 Zelzelesi</strong><br />
Nisan 1557, Kaanuni Süleyman devrinde meydana gelen deprem’de Fatih camii ağır hasar görmüş, pek çok minare külahları devrilmiş,  Surlarda yıkılmalar olmuştur. Ayasofya’nın mozaiklerini örten sıvalar hemen hepten dökülür.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>1648 Depremi</strong><br />
28 Haziran 1648 günü güneş batmadan evvel ani ve korkunç bir uğultu işitilir. Ardından uğultu ile beraber 3 kez şiddetli bir sarsıntı olur. Deniz üzerindeki gemileri birbiriyle çarpıştıracak kadar şiddetli bu sarsıntı evleri, haneleri, hanları hamamları, türbeleri, çeşmeleri yıkmakla bırakmaz adeta savurur. Bütün minareler savrularak yıkılır. Fatih Camii ağır hasar görür.  Ünlü tarihçi Naima eserinde “ bunun emsali bir zelzele bir asırdır görülmedi ” yazmaktadır.   Deprem Çorumdan Bosna’ya Kırımdan Kıbrıs’a çok geniş bir salanda hissedilir.</p>
<div id="attachment_5075" class="wp-caption aligncenter" style="width: 595px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/11/1894-depremi-haritasi.JPG"><img class="size-large wp-image-5075" title="1894 depremi haritasi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/11/1894-depremi-haritasi-1024x842.jpg" alt="1894 depremi haritasi" width="585" height="265" /></a><p class="wp-caption-text">1894 Deprem Haritası </p></div>
<p style="text-align: justify;"><strong>1690 Zelzelesi</strong><br />
11 Temmuz 1690 Salı akşam namazından sonra yerden yukarı doğru gelen bir sarsıntı olur. Öyle ki insanları adeta hoplatır.  Fatih Camii kubbesi yarılır, Topkapı surları yıkılır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>1719 Zelzelesi</strong><br />
Mayıs 1719 senesi ikindi vakti meydana gelmiştir.  Galata kulesi ve kız kulesi hasar görmüştür. Denizden vuran dev dalgalar kayıkları ve gemileri karanın epey iç kısımlarına savurmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>1754 Depremi</strong><br />
2 Eylül 1754’de önce ufak bir sarsıntı meydana gelmiş arkasından kesik kesik ufak sallanmalar devam etmiştir. Bu öncü şokların ardından 30 saniye kadar devam eden ana şok dalgası vurmuş ve doğu – batı yönünde şiddetli bir sallantı yaşanmıştır. İzmit ve çevresini tamamen harabeye çeviren deprem İstanbul’da da yoğun hasar oluşturur.  İstanbul’da bir deniz feneri yıkılır, Edirne kapısı ve Top kapısı kapısı Fatih ve Bayezid Camii kubbeleri çöker. Sarsıntıda sonra 30 gün kadar devam eden artçı şoklar sebebi ile şehir halkı, elçiler, devlet adamları ve padişah ( I. Mahmud ) şehri terk etmiş, İstanbul adeta boşalmıştır.  Bereket ki  hiç can kaybı yaşanmamıştır.</p>
<div id="attachment_5080" class="wp-caption alignright" style="width: 334px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/11/Kapalicarsida-deprem-hasari.JPG"><img class="size-full wp-image-5080" title="Kapalicarsida deprem hasari" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/11/Kapalicarsida-deprem-hasari.JPG" alt="Kapalicarsida deprem hasari" width="324" height="380" /></a><p class="wp-caption-text">Kapalıçarşı&#39;da depren hasarı </p></div>
<p style="text-align: justify;"><strong>1766 Depremi</strong><br />
22 Mayıs 1766 Sabahı, kurban bayramının 3. Günü  güneşin doğuşundan kısa bir süre sonra vuku bulur. Sarsıntı sırasında korkunç bir gürültü duyulur. Güney-Kuzey doğrultusunda vuran sarsıntı 2 dakika sürer ve sonrasında gürültü kesilir. 3 – 4 dakika sonra  tekrar bir sallanma olur.</p>
<p style="text-align: justify;">Depremin artçıları 8 ay devam eder. Temmuzda yaşanan bir artçı şok çok şiddetli olur ve henüz çadırlardan evlerine dönen halkı tekrar çadıra döker.</p>
<p style="text-align: justify;">İstanbul’da hasar geniş bir alana yayılır, Galata’dan Pera’ya Üsküdar’dan Boğazdaki köylere kadar yıkımlar olur. 4 – 5 bin civarında can kaybı yaşanır. Zarar gören binaların kâhir ekseriyeti kargir olmakla birlikte ahşap binalar da zarar görenler arasındadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Süleymaniye, Şehzadebaşı, Sultan Selim camileri hasar alırken Fatih Camii tamamen çökmüş hatta o sırada medresede bulunan 100’den fazla talebe göçük altında kalarak vefat etmiştir. Az ilerisindeki Hafız Ahmet Paşa Cami’de müştemilatı ile birlikte yerinden kaymıştır.  Fatih camiinin yapımına vakıflarının geliri yetmediğinden hazine-i hümayundan para tahsis edilmiş,  1771’de ancak ibadete açılabilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Topkapı sarayının dış duvarları, mutfakları,  kuleleri, darphane, ağır hasar görmüştür. Şehrin Yedikule ve Eğrikapı arasındaki surları çoğunlukla yıkılmıştır.  Zelzele sonrası payitaht adeta baştan sona  yeniden inşa olunur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>1894 Depremi</strong><br />
İstanbul da 17 Ağustos 1999 depreminden önce yaşanan en şiddetli deprem  10 Temmuz 1894 depremidir. “Büyük Hareket-i Arz” (Büyük yer hareketi) olarak anılan deprem çok geniş bir alanda hissedilerek, İstanbul’da ağır hasarlara sebep olur. Sultan 2. Abdülhamid bu deprem sebebiyle Atina Rasathanesinden bir teknik heyet getirtmiş ve Avrupa’dan çeşitli deprem cihazları sipariş ettirmiştir.  Ekip çeşitli araştırma ve incelemeler sonucu bir deprem raporu hazırlayarak padişaha sunar.</p>
<p style="text-align: justify;">Rapora göre deprem 12:24’de 3 şiddetli sarsıntı şeklinde olmuş, 1. ve 2. Sarsıntıda yer altından feci sesler duyulmuş yer yüzü dalgalı bir deniz üzerindeymişçesine sallanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<div class="ngg-galleryoverview" id="ngg-gallery-49-4941">


	
	<!-- Thumbnails -->
		
	<div id="ngg-image-877" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/depremler/1509-depreminde-zarar-goren-tarihi-yapilari-gosteren-kroki.jpg" title=" " class="shutterset_set_49" >
								<img title="1509-depreminde-zarar-goren-tarihi-yapilari-gosteren-kroki" alt="1509-depreminde-zarar-goren-tarihi-yapilari-gosteren-kroki" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/depremler/thumbs/thumbs_1509-depreminde-zarar-goren-tarihi-yapilari-gosteren-kroki.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-878" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/depremler/aksaray-yokusunda-deprem-etkisi.jpg" title=" " class="shutterset_set_49" >
								<img title="aksaray-yokusunda-deprem-etkisi" alt="aksaray-yokusunda-deprem-etkisi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/depremler/thumbs/thumbs_aksaray-yokusunda-deprem-etkisi.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-879" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/depremler/depremde-hasar-goren-kariye-camii.jpg" title=" " class="shutterset_set_49" >
								<img title="depremde-hasar-goren-kariye-camii" alt="depremde-hasar-goren-kariye-camii" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/depremler/thumbs/thumbs_depremde-hasar-goren-kariye-camii.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-880" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/depremler/depremden-sonra-heybeli-ada-ruhban-okulu-harabesi.jpg" title=" " class="shutterset_set_49" >
								<img title="depremden-sonra-heybeli-ada-ruhban-okulu-harabesi" alt="depremden-sonra-heybeli-ada-ruhban-okulu-harabesi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/depremler/thumbs/thumbs_depremden-sonra-heybeli-ada-ruhban-okulu-harabesi.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-881" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/depremler/nuruosmaniyede-sofucular-hani.jpg" title=" " class="shutterset_set_49" >
								<img title="nuruosmaniyede-sofucular-hani" alt="nuruosmaniyede-sofucular-hani" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/depremler/thumbs/thumbs_nuruosmaniyede-sofucular-hani.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 	 	
	<!-- Pagination -->
 	<div class='ngg-clear'></div>
 	
</div>

</p>
<p style="text-align: justify;">Depremden sonra bazı arazilerde yarılma çatlama ve çökmeler tespit edilmiştir. Ambarlıda 5 km uzunluğunda 14 cm genişliğinde sahile 300 km uzakta bir yarık ve bundan 30 m daha deniz tarafında 100 m uzunluğunda 9 cm genişliğinde ikinci bir yarık tespit edilmiştir.  Heybeliada Ruhban Okulu ile Ticaret Okulu arasında 200 m uzunluğunda 8 cm genişliğinde bir yarık oluşmuş yine kınalı adada yarıklar görülmüştür. Burgazada’sında sahile paralel kuzey-güney yönlü 200 m uzunluğunda 7 cm eninde bir yarık tespit edilmiştir. Ortaköy’de denize paralel yarıklar oluşmuş ve toprak bir miktar çökmüştür. Bu çökmeden dolayı deniz kenarındaki camii 2 derece kadar eğilmiştir. Erenköy’de sahile paralel yarıklar olduğu görülmüştür. Zelzelenin ilk gününden itibaren yarıkların eninde yavaş yavaş azalma olduğu fark edilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Deniz dibinden geçen telgraf hattının Kartal’dan Çanakkale’ye kadar olan kısmında ve denizden 3 km açıkta bir yerden koptuğu anlaşılmış, birkaç gün sonra kablo çıkarılınca bıçakla kesilmiş gibi temizce kırıldığı görülmüştür.</p>
<div id="attachment_5083" class="wp-caption alignright" style="width: 379px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/11/1894-depreminden-sonra-avrupadan-getirtilen-sismograf-aletleri.JPG"><img class="size-full wp-image-5083" title="1894 depreminden sonra avrupadan getirtilen sismograf aletleri" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/11/1894-depreminden-sonra-avrupadan-getirtilen-sismograf-aletleri.JPG" alt="1894 depreminden sonra avrupadan getirtilen sismograf aletleri" width="369" height="292" /></a><p class="wp-caption-text">1894 depreminden sonra Avrupadan getirtilen sismograf aletleri</p></div>
<p style="text-align: justify;">Sarsıntı Su kaynaklarına ve kuyulara da tesir etmiştir.  Sarsıntı’dan birkaç saat sonra Koru kaplıcalarının Suları kesilmiş ve akşama kadar gelmemiştir.  Ambarlıda çeşmelerin suları kesilip 2-3 saat kadar akmadığı, Esenköy ’de bütün kaynak sularının 10-15 günü bir kat çoğaldığı, yine aynı yerde bir ayazmadan bir süreden beri su akmazken tekrar akmaya başladığı, Deniz sularının hayli dalgalandıktan sonra bazı noktalarda 50 metre kadar çekilip sonra geri döndüğü tespit edilir. Fakat hiçbir sahil şeridinde tamamen değişme olmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yeşilköy’de bir gemici deprem sırasında elini denize soktuğunda ılık olduğunu görmüş, aynı yerde depremden biraz evvel denize giren bir kadın denizin fazla ılık olduğunu fark ederek rahatsız olmuş,  Yeşilköy sahilinde denize girenler de aynı şekilde denizin aşırı ılık olduğunu fark etmişlerdir. Bakırköy’de depremden az önce kuyudan su çeken kadın, soğuk olması gereken kuyu suyunun ılık olduğunu fark etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Esenköy halkı depremden sonra denizden sütun gibi buhar çıktığını görmüşler deniz üzerinde kümelenerek 8 km mesafeye kadar gittiğini gözlemlemişlerdir. Depremden az önce pek çok yerde kırlangıçların yuvalarından uçarak telgraf hatları üzerinde kümelendikleri görülmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Depremde Heybeli ada Ruhban Okulu, Kapalı Çarşı, Galata da 1000 ev, Eminönü’nde ki pek çok han, Vezneciler, Gedikpaşa, ve Sultanahmed Sıbyan Okulu, Fatih Cami’nin 2 minaresi harap olmuş, türbeler,  surlar, medrese ve minarelerin tamamı, fabrika ve imalathaneler, köprüler, hasar görmüştür. Pek çok kişi enkaz altında kalmıştır.  İstanbul’da “ Sur içi “ denilen mahal adeta harabeye dönmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Kargir (taş) binaların hemen hepsi bir şekilde hasar görürken ahşap yapılar son derece iyi dayanmış,  kötü yapılmış ahşap binalar bile sağlam kalmıştır. Bunlardan sonra en çok dayananlar tuğla ile yapılanlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<div class="ngg-galleryoverview" id="ngg-gallery-50-4941">


	
	<!-- Thumbnails -->
		
	<div id="ngg-image-882" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/depremler2/aksaray-yokusunda-deprem-etkisi.jpg" title=" " class="shutterset_set_50" >
								<img title="aksaray-yokusunda-deprem-etkisi" alt="aksaray-yokusunda-deprem-etkisi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/depremler2/thumbs/thumbs_aksaray-yokusunda-deprem-etkisi.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-883" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/depremler2/1894-depreminden-sonra-avrupadan-getirtilen-sismograf-aletleri.jpg" title=" " class="shutterset_set_50" >
								<img title="1894-depreminden-sonra-avrupadan-getirtilen-sismograf-aletleri" alt="1894-depreminden-sonra-avrupadan-getirtilen-sismograf-aletleri" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/depremler2/thumbs/thumbs_1894-depreminden-sonra-avrupadan-getirtilen-sismograf-aletleri.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-884" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/depremler2/1894-depremi-haritasi.jpg" title=" " class="shutterset_set_50" >
								<img title="1894-depremi-haritasi" alt="1894-depremi-haritasi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/depremler2/thumbs/thumbs_1894-depremi-haritasi.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-885" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/depremler2/1509-depreminde-zarar-goren-tarihi-yapilari-gosteren-kroki.jpg" title=" " class="shutterset_set_50" >
								<img title="1509-depreminde-zarar-goren-tarihi-yapilari-gosteren-kroki" alt="1509-depreminde-zarar-goren-tarihi-yapilari-gosteren-kroki" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/depremler2/thumbs/thumbs_1509-depreminde-zarar-goren-tarihi-yapilari-gosteren-kroki.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-886" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/depremler2/topkapi-da-kaleburcu-harabesi.jpg" title=" " class="shutterset_set_50" >
								<img title="topkapi-da-kaleburcu-harabesi" alt="topkapi-da-kaleburcu-harabesi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/depremler2/thumbs/thumbs_topkapi-da-kaleburcu-harabesi.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-887" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/depremler2/sibyan-mektebi-harabesi.jpg" title=" " class="shutterset_set_50" >
								<img title="sibyan-mektebi-harabesi" alt="sibyan-mektebi-harabesi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/depremler2/thumbs/thumbs_sibyan-mektebi-harabesi.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-888" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/depremler2/nuruosmaniyede-sofucular-hani.jpg" title=" " class="shutterset_set_50" >
								<img title="nuruosmaniyede-sofucular-hani" alt="nuruosmaniyede-sofucular-hani" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/depremler2/thumbs/thumbs_nuruosmaniyede-sofucular-hani.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-889" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/depremler2/kapalicarside-yaglikciler-kapisi.jpg" title=" " class="shutterset_set_50" >
								<img title="kapalicarside-yaglikciler-kapisi" alt="kapalicarside-yaglikciler-kapisi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/depremler2/thumbs/thumbs_kapalicarside-yaglikciler-kapisi.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-890" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/depremler2/kapalicarsida-deprem-hasari3.jpg" title=" " class="shutterset_set_50" >
								<img title="kapalicarsida-deprem-hasari3" alt="kapalicarsida-deprem-hasari3" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/depremler2/thumbs/thumbs_kapalicarsida-deprem-hasari3.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-891" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/depremler2/kapalicarsida-deprem-hasari2.jpg" title=" " class="shutterset_set_50" >
								<img title="kapalicarsida-deprem-hasari2" alt="kapalicarsida-deprem-hasari2" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/depremler2/thumbs/thumbs_kapalicarsida-deprem-hasari2.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-892" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/depremler2/kapalicarsida-deprem-hasari.jpg" title=" " class="shutterset_set_50" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-893" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/depremler2/divanyolunda-hasarli-binalar.jpg" title=" " class="shutterset_set_50" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-894" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/depremler2/depremden-sonra-heybeli-ada-ruhban-okulu-harabesi-2.jpg" title=" " class="shutterset_set_50" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-895" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/depremler2/depremden-sonra-heybeli-ada-ruhban-okulu-harabesi.jpg" title=" " class="shutterset_set_50" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-896" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/depremler2/depremde-hasar-goren-kariye-camii.jpg" title=" " class="shutterset_set_50" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
	 	
	<!-- Pagination -->
 	<div class='ngg-navigation'><span>1</span><a class="page-numbers" href="http://tarihvemedeniyet.org/2009/11/istanbulun-sirnasik-depremleri/?nggpage=2">2</a><a class="next" id="ngg-next-2" href="http://tarihvemedeniyet.org/2009/11/istanbulun-sirnasik-depremleri/?nggpage=2">&#9658;</a></div> 	
</div>

</p>
<p style="text-align: justify;">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2009/11/istanbulun-sirnasik-depremleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir İntiharın Son Dakikaları</title>
		<link>http://tarihvemedeniyet.org/2009/10/bir-intiharin-son-dakikalari/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2009/10/bir-intiharin-son-dakikalari/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Oct 2009 16:01:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>murekkep</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tanzimat Dönemi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=4661</guid>
		<description><![CDATA[Tarihimizde en çalkantılı dönemlerden biri olarak görebileceğimiz Tanzimat devri, gerek getirmeye çalıştıklarıyla, gerekse de içerisinde barındırdığı avangard simalarla bir devre damgasını vurmuştur. Her şeye rağmen yapılmak istenenlerde belki başarı sağlanabilmiştir; fakat]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_4669" class="wp-caption alignleft" style="width: 290px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/10/besir-fuad-arkadaslariyla.png"><img class="size-full wp-image-4669" title="besir fuad arkadaslariyla" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/10/besir-fuad-arkadaslariyla.png" alt="besir fuad arkadaslariyla" width="280" height="245" /></a><p class="wp-caption-text">Beşir fuad Arkadaşlarıyla</p></div>
<p style="text-align: justify;">Tarihimizde en çalkantılı dönemlerden biri olarak görebileceğimiz Tanzimat devri, gerek getirmeye çalıştıklarıyla, gerekse de içerisinde barındırdığı avangard simalarla bir devre damgasını vurmuştur. Her şeye rağmen yapılmak istenenlerde belki başarı sağlanabilmiştir; fakat şunu da belirtmeliyiz ki, bu ara dönemin bizden alıp götürdükleri, getirdiklerinden fazla olmuştur. Bu gel-gitlerin azgın dalgaları arasında amansızca çırpınan bir isim vardı ki, o da hiç şüphesiz Beşir Fuad’dı</p>
<p style="text-align: justify;">Nedendir bilinmez, bugünkü modern dünya ile bağlarımızın temellerinin atıldığı Tanzimat devri üzerinde etraflı çalışmalar yeterli miktarda değildir. Her zaman belirli simalar ön plana çıkartılmış, bazıları ise gerilerde bırakılarak, âdeta unutulmaya yüz tutmuştur. Beşir Fuad bu isimlerden yalnızca bir tanesidir. Söz konusu şahıs üzerinde etraflı çalışma yapan akademisyenlerimizin sayısı ise bir elin parmaklarını geçmemektedir.<span id="more-4661"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Beşir Fuad fikrî yapısı itibariyle döneminin aydınlarından ayrılır. Şu an itibariyle bilinen, tarihimizdeki ilk Türk materyalist kendisidir. Bu kanıya gerek yazdıklarından ve gerekse de söylediklerinden rahatlıkla ulaşabiliyoruz. Her şeyden öte ölümü, en az hayatı kadar dikkate şayandır. Bir mütefekkir düşünün ki, kendisini çağının modernitesini yakalama gayesiyle maddeciliğin derin karanlıkları içine çekmiş, bu zifiri yolda –yalnızca etrafını aydınlatabilmek için (intihar dakikalarını kaleme almak suretiyle)- canını bile feda etmekten çekinmemiştir. Peki kimdi bu Beşir Fuad ve onu bu kadar incelemeye sevk eden âmiller nelerdi?</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/besir-fuad2.png"><img class="alignright size-full wp-image-2958" title="besir fuad2" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/besir-fuad2.png" alt="besir fuad2" width="174" height="239" /></a>Osmanlı devletinin en kritik döneminde dünyaya gözlerini açan Beşir Fuad, Gürcü bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Aslında onun baba tarafından imtiyazlı bir aileye mensup olduğu söylenebilir. Nitekim babası olduğu kaydedilen Hurşid Bey, hem paşalık rütbesini hâiz, hem de bir Mevlevi tarikatına mensub biridir. Nitekim bunu Paşa’nın Cemberlitaş’taki kabrinde mevcut olan Mevlevi sikkesinden çıkartabiliyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Beşir Fuad, aslen askerdir. Bu vaziyeyi yıllarca sürdürmüş, hatta cephelerde görev almıştır. Daha sonraları askerlikten ayrılacak, dönemin bir başka büyük edibi Ahmet Mithat Efendi’nin tabiriyle “kılıcını dahi çiviye asarak eline kalemi alacaktır.”<sup> </sup><a href="#_ftnref2"><br />
</a></p>
<p style="text-align: justify;">Yazarın hayal dünyası gibi hayat dünyası da bir noktada karışıklık arz eder. İlk evliliğini halayığı ile yapmış, bir müddet sonra boşanmışlardır. İkinci evliliğini saray doktoru olan Kadri Paşa’nın oğlu Salih Bey’in kızı Şâziye Hanım’la yapar. Beşir Fuad’ın annesi Habibe Hanım da Salih Bey’in üçüncü karısı olduğundan Beşir Fuad ile Şâziye Hanım üvey kardeş mesabesindedirler. İlerleyen yıllarda bu ilişkiden de bıkacak olan Beşir, kendisini hayat kadınlarının arasında bulacak ve hatta bir Fransız metresten çocuğu bile olacaktır.</p>
<div id="attachment_4672" class="wp-caption alignleft" style="width: 204px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/10/ahmet_mithat_efendi.jpg"><img class="size-full wp-image-4672" title="ahmet_mithat_efendi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/10/ahmet_mithat_efendi.jpg" alt="ahmet_mithat_efendi" width="194" height="261" /></a><p class="wp-caption-text">Ahmed Midhat Efendi </p></div>
<p style="text-align: justify;">Beşir Fuad’ın hayat görüşünün şekillenmesinde çocukluk yıllarının bir kısmını Suriye’de geçirmesinin büyük bir tesiri vardır. Nitekim o, buradayken Fransız ekolünün bir timsali olan Cizvit mekteplerinde öğrenim görmüştür. Söz konusu yerde mükemmel bir Fransızca öğrenmiş olduğu rahatlıkla anlaşılabilir; fakat tam bir misyoner faaliyet gösteren bu okullarda Beşir Fuad’ın manevi bir boşluk içine sürüklenmiş olabileceği de tahminden pek uzak düşmez. Yazar, Fransızca’nın yanında Almanca ve İngilizce’yi ilerleyen senelerde kendi gayretleriyle öğrenecektir. Zeki bir kişiliğe sahip olan Beşir, bu üç dilde de okuyacak, konuşacak ve hatta bu lisanlarda makale kaleme alabilecek derecede bir konuma gelecektir. Nitekim Almanca’yı altı ayda, İngilizce’yi ise dört ay gibi kısa bir sürede öğrendiğini kendisi belirtmektedir.<sup> </sup><a href="#_ftnref3"><br />
</a></p>
<p style="text-align: justify;">Askerlikten sonra kendisi pozitif ilimlere adayan yazar, Avrupa dillerinde yazılmış onlarca makaleyi bizzat tedkik etmiş ve bu yazıları gerek kendi çıkardığı dergide, gerekse de risaleler halinde tercümeler yaparak neşretmiştir. Fakat bütün bunlar içinde çaba sarf ederken kendisini pozitivizm ve materyalizmin kara delikleri içinde bulmuştur. Ahiret inancını reddeden Beşir Fuad’a göre her şey madde üzerinde bina edilmiştir. Dünya tesadüfi bir biçimde teşekkül etmiştir ona göre ve böyle de devam edecektir. Bazen bu tespitlerinde bugünün zaviyesinden gülünç olarak addedilebilecek durumlara da düşmemiş değildir. Nitekim Beşir Fuad’ın inanış sistemine göre kalbimiz bir tulumdan başka bir şey değildir. Yalnızca kanın vücuda yayılması vazifesini görür:</p>
<p style="text-align: justify;"><em> içi boş bir adaledir ki kanı yukarı ve aşağı itip vücûdun a’zâ-yı muhtelife ve mütaddidesine tevzi ve taksim eder. Ey, ötesi? Ötesi hiç!</em><sup> </sup><a href="#_ftnref4"><br />
</a></p>
<p style="text-align: justify;">İnsanın hissiyatının arttığı anlarda ise gözyaşlarının akması yazara göre yalnızca “fizyolojik” bir hadiseden ibarettir. “Bunun ikinci bir planı yoktur ve aramak da mânâsızdır” Daha bunun gibi birçok misaller getirir yazar. O dönem itibariyle ifade edilen tespitler gerçekten dikkat çekicidir. Daha önceden bu tür görüş ve inanışlarda olan yazarlar yoktu veya belki de mevcut oldukları halde, söz konusu fikirleri –dönemin yapısı itibariyle- matbuat âlemine intikal ettirememişlerdi. İşte bu sebeple Beşir Fuad’ı ilk Türk materyalisti olarak kabul ediyoruz.</p>
<div id="attachment_4673" class="wp-caption alignright" style="width: 244px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/10/besir_ile_fazli-necib_mektuplasmasi.jpg"><img class="size-full wp-image-4673" title="besir_ile_fazli-necib_mektuplasmasi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/10/besir_ile_fazli-necib_mektuplasmasi.jpg" alt="besir_ile_fazlı-necib_mektuplaşması" width="234" height="300" /></a><p class="wp-caption-text">Beşir Fuad ile Fazlı Necid&#39;in Mektuplaşması (Mektubât)</p></div>
<p style="text-align: justify;">Tanzimat döneminin bu en dikkati çeken şahsiyeti devrin edip ve şairleriyle mektuplaşmış, kimi zaman da gazete sütunlarından münakaşalara girmiştir. Fakat bu bölüme, bizim konumuzun dışında olduğundan girmeyeceğiz. Sadece Muallim Naci, Fazlı Necib ve Ahmet Mithat Efendi gibi şahsiyetlerle karşılıklı mektuplaştığını belirtelim ve yazarın yine çok konuşulacak intihar meselesine geçelim.</p>
<p style="text-align: justify;">Beşir Fuad neden intiharı tercih etti? Daha doğrusu onu intiharın eşiğine sürükleyen sebepler nelerdir? Buna kesin bir cevap veremiyoruz. Fakat kimi zaman dostlarına yazdığı mektuplarda –özellikle Ahmet Mithat- intihara doğru yol aldığını kestirebiliyoruz. Öncelikle yazar, kalıtım mevzusunu (potrimoine génétique) son derece önemsemektedir. İrsiyet yoluyla geçen genler çocukta anne-baba gibi bir psikoloji meydana getirir. Beşir Fuad’a göre bu düşünceden dolayı kendisinin akıbeti annesininkine benzeyecektir. Nitekim onun annesi cinnet geçirerek ölmüştü. Kendisini bu son için şartlandırmıştı yazar.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir ikinci sebep, ‘insanın bir diğer hayata başlamayacak olması’ inancıdır. Bundan dolayı da Beşir Fuad, intiharı seçmiş olabilir; çünkü bu intihar teşebbüsünü o, bir deney olarak görmekte ve son nefeslerini verirken hissettiklerini kaleme almak istemektedir. Böylelikle kendisinden sonra gelenlere bir vesika (!) bırakacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir diğer sebep, düzensiz bir aile yaşamı ve hayata tam manasıyla bağlanamama olabilir. Çünkü Beşir Fuad’ın sürekli sıkıntı içerisinde geçirdiği günler olmuştu. Bundan dolayı kendisinde meydana gelen bu düşünceleri dağıtmak için kendisini sefahata bırakmıştı. Babasından kalan bir hayli mirası boş yere sarf etmeyi tercih etmiş, içki ve kadınlarla beraber bir hayatı seçmiştir. Aslında yalnızca bir hayat kadınına tam anlamıyla bağlanmış, ne var ki bu da başına ayrı bir dert açmıştı. Bir de söz konusu metresten çocuk sahibi olması bir başka sıkıntının daha habercisiydi. Aynı zaman kendi karısından gördüğü sitemkâr şikayetler bu intiharın bir başka kolunu daha oluşturabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Son birkaç yılda gördüğü iki ölüm vak’ası da intiharda adeta katalizör görevi görmüştü. Bunlardan birincisi oğlu Namık Kemal’in ölümüydü. Muhtemeldir ki, bu ismi görüşlerini beğendiği edebiyatçı ve şair Namık Kemal’e izafeten oğluna vermiştir. Bir diğer ölüm hadisesi, annesininki idi. O da intihardan yaklaşık bir sene önce ölmüştü.</p>
<p style="text-align: justify;">Hepsinden öte Beşir Fuad, zaten intiharı çok önceden hesaplamıştı. Günlük uğraşların yanında bu tasavvur zihninin her zaman bir köşesinde, muhafaza içinde saklı bir ilaç gibi duruyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim Ahmet Mithat Efendi’ye yazdığı bir mektupta şu satırların sahibi durumundaydı:</p>
<p style="text-align: justify;"><em>İntihar niyeti bende iki seneyi mütecâviz oluyor ki, mevcuttur. Yalnız vakt-i merhûnuna talik etmiş idim. Ancak şairlerin tarizâtını cevapsız bırakmamak için </em> <em>bir hafta daha tehirine mecbur oldum. Gerçi bazı tarizat daha varsa da, onları şayân-ı ehemmiyet görmediğim için niyetimi kuvveden fiile çıkarıp daha ziyâde te’cil etmeyi münâsip görmedim.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> </em></p>
<p style="text-align: justify;">Ve ölümünden sonra gazete sütunlarını günlerce meşgul edecek bu tamamlanmış teşebbüs Cumartesi’yi Pazar’a bağlayan gece, öncelikle bir şekilde tedarik ettiği kokaini bileklerine, kollarına ve gerdanına şırınga ile zerk etmek suretiyle vücudunu uyuşturmuş, daha sonra ustura ile bilek damarlarını aralayarak her taraf kana bulanırken şu son satırlarını, yine son bir gayretle yazabilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Ameliyatımı icrâ ettim, hiçbir ağrı duymadım. Kan aktıkça biraz sızlıyor. Kanım akarken baldızım aşağıya indi. ‘Yazı yazıyorum, kapıyı kapadım’ diyerek geriye savdım. Bereket versin içeri girmedi. Bundan tatlı bir ölüm tasavvur edemiyorum. Kan aksın diye hiddetle kolumu kaldırdım. Baygınlık gelmeye başladı…<sup> </sup></p>
<p style="text-align: justify;"><em> </em></p>
<p style="text-align: justify;">Baygınlıktan sonra feryat etmeye başlayan yazar, evdekilerin bu sese gelmeleri üzerine, onları dehşet verici bir manzara ile karşılamıştır. Miralay Doktor Nafiz, en hızlı bir surette çağrılmış; fakat yapılan tıbbî müdahaleye rağmen yazar kurtarılamamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve tarihimizin bilinen ilk pozitivist ve materyalisti Beşir Fuad, dünyadan hafızalara kazınan bu intiharı ile ayrılmıştır.</p>
<hr size="1" />
<ol class="footnotes"><li id="footnote_0_4661" class="footnote">Ahmet Mithat Efendi, Beşir Fuad, s.19</li><li id="footnote_1_4661" class="footnote">Beşir Fuad, Usûl-i Ta’lim, s.6</li><li id="footnote_2_4661" class="footnote">Beşir Fuad, “Kalb” Envâr-ı Zekâ, s.401</li><li id="footnote_3_4661" class="footnote"></em>Tarik, 7 Şubat 1887</li></ol>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2009/10/bir-intiharin-son-dakikalari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tevfik Fikret Nasıl Öldü?</title>
		<link>http://tarihvemedeniyet.org/2009/09/tevfik-fikret-nasil-oldu/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2009/09/tevfik-fikret-nasil-oldu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Sep 2009 22:29:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>murekkep</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tanzimat Dönemi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=3210</guid>
		<description><![CDATA[tevfikfikretTanzimat dönemi edebiyatçıları, bu devre en az siyasîler kadar damgasını vurmuşlardır. Belki de yer yer, devrin edip ve şairlerinin yazdıkları ve söyledikleri dönemin siyaset adamlarının bile yapmaya cüret edemediği bazı oluşumları beraberinde getirmiştir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/tevfikfikret.gif"><img class="alignleft size-full wp-image-3436" style="border: 1px solid black;" title="tevfikfikret" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/tevfikfikret.gif" alt="tevfikfikret" width="189" height="242" /></a>Tanzimat dönemi edebiyatçıları, bu devre en az siyasîler kadar damgasını vurmuşlardır. Belki de yer yer, devrin edip ve şairlerinin yazdıkları ve söyledikleri dönemin siyaset adamlarının bile yapmaya cüret edemediği bazı oluşumları beraberinde getirmiştir. Nitekim Namık Kemal’ın “Vatan yahut Silistre” isimli piyesini hepimiz hatırlıyoruz. Oyunun sahnelendiği akşam yüzlerce kişi sokaklara dökülmüş ve ateşli nümayişlerde bulunmuşlardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Zaten Tanzimat dönemi şairlerinin çoğunun yalnızca edebiyatla iktifa etmediklerini, devletin her kademesinde birer vazife aldıkları bilinen bir gerçektir. Bunlar arasında hemen ilk akla gelenler hiç şüphesiz Âkif Paşa, Ziya Paşa, Sadullah Paşa (<em>On dokuzuncu asır</em> isimli manzumesi ile) ve Namık Kemal gibi isimlerdir. İsimleri elbette çoğaltmak mümkündür. Lâkin adı geçen simalar arasında ateşli bir üslupla edebiyatını icra eden bir kişilik vardır ki, bu şahıs ne politikaya bulaşmış, ne de siyasetle uğraşanlara teveccüh etmiştir. Tabii ki de Tevfik Fikret’ten bahsediyoruz.<span id="more-3210"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Biz bu yazımızda onun hayat hikayesini etraflı bir şekilde verecek değiliz. Sadece hayatında dönüm noktası teşkil eden bazı hususları hatırlatacak ve ölümünden önceki birkaç gününü Sultanî Mektebi’ndeki (Galatasaray Lisesi) bir talebesinin ağzından dinleyeceğiz.</p>
<div id="attachment_3216" class="wp-caption alignright" style="width: 280px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/Tevfikfikretinasiyandakievi.jpg"><img class="size-full wp-image-3216" title="Tevfikfikretinasiyandakievi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/Tevfikfikretinasiyandakievi.jpg" alt="Tevfikfikretinasiyandakievi" width="270" height="201" /></a><p class="wp-caption-text">Fikret&#39;in Mimarlığını Kendisinin Yaptığı Âşiyan’daki Evi</p></div>
<p style="text-align: justify;">Peki niçin böyle bir konuyu seçtik?<br />
Çünkü bu dönem insanlarının hayatları gibi mematları da dikkat çekicidir. Örneğin yalnızca bir Beşir Fuad’ın ölümü sadece edebiyatçılar tarafından değil, psikologlar ve sosyologlar için de başlı başlna bir çalışma ve tez konusudur.<br />
Tevfik Fikret’in sıkıntılar içinde öldüğü bir gerçektir. Şimdi ise onu bu buhranlara götüren sebepleri yüzeysel bir şekilde zikredip, ölüm dakikalarına geçelim…</p>
<p style="text-align: justify;">Fikret, henüz 14 yaşına girdiği andan itibaren şiirle uğraşmaya başlamıştır. Mekteb-i Sultanî de tahsilini tamamladıktan sonra Bâb-ı Âli’de bir dönem kâtiblik, sonra da bitirdiği okulda ve Robert Kolej’de hocalık yapmıştır. Bu dönemlerde çeşitli mecmualarda şiirleri yayınlandı. Hatta burada ilginç bir noktayı hatırlatmakta fayda var:</p>
<p style="text-align: justify;">Tevfik Fikret’in şöhretini kamçılayan en önemli olaylardan biri, dönemin “Mirsad” mecmuasının açmış olduğu bir şiir yarışmasıdır. Bu yarışmada birinci olan Fikret’in kaleme aldığı şiirin konusu ise devrin sultanı II. Abdülhamid Han’a yazılan methiyedir. ( Sitâyiş-i Hazret-i Pâdişâhî) Fakat daha sonraları onun Sultan Hamid’e nasıl bir tavır takındığı ve hakkında yazdığı hakareti haiz manzumeler bilinmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/tevfik-fikret.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-3437" style="border: 2px solid black;" title="tevfik fikret" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/tevfik-fikret.jpg" alt="tevfik fikret" width="160" height="204" /></a><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/sultan-abdulhamid.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-3438" style="border: 2px solid black;" title="sultan abdulhamid" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/sultan-abdulhamid.jpg" alt="sultan abdulhamid" width="160" height="204" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">Bir zamanlar kendisini övmek için yarıştığı, doğum tebrikleri yazdığı padişahın, daha sonra amansız bir düşmanı olmuştur. Mesela “<strong>Bir Lâhzâ-i Taahhur</strong>” ( bir anlık gecikme) şiirinde:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>&#8220;    Ey şanlı avcı! Dâmını beyhude kurmadın,<br />
Attın… Fakat yazık ki, yazıklar ki vurmadın!   &#8221;<br />
</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;">diyerek Abdülhamid Han’a tuzak kuran ermeni anarşistini gönülden alkışlayan bir dualite içine düşmüştür. Binaenaleyh bir zaman gelecek ki, kurtarıcı olarak gördüğü İttihad ve Terakki mensuplarına da sırtını dönecek ve onları da “<strong>Doksan Beşe Doğru</strong>”, “<strong>Hân-ı Yağma</strong>” gibi manzumelerle hicvedecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Tevfik Fikret iniş çıkışları çok fazla olan bir hayat yaşadı. Bütün umutlarını bağladığı oğlu Haluk da eğitim için gittiği İskoçya ve Amerika’da din değiştirip papaz olunca bütün hayalleri yıkıldı. Ama herhalde oğlunun din değiştirmesi Fikret için pek bir şey ifade etmiyordu. Onu daha çok üzen, tüm sermayesi ve hayat bağı olan oğlunun kendisine karşı aldığı vefasız tavırlarıydı. Tüm bunları hastalıklar, buhranlar ve çaresizlikler kovaladı. En nihayetinde 1915 Ağustos’unda dünyaya gözlerini yumdu.</p>
<div id="attachment_3214" class="wp-caption aligncenter" style="width: 398px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/Mezartasi.jpg"><img class="size-full wp-image-3214" title="Mezartasi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/Mezartasi.jpg" alt="Mezartasi" width="388" height="229" /></a><p class="wp-caption-text">Tevfik Fikret&#39;in Aşiyandaki Evinin Yakınlarına Nakl Edilen Mezarı</p></div>
<p style="text-align: justify;">Öyle anlaşılıyor ki şair, son zamanlarda doktor tedavisini reddetmiştir. Bir nevi ölümünü kendisi hazırlamıştır. Ölümünden sonra da –İslam inancını inkar ettiği için– cenaze namazı kılınması hususunda tereddüte düşülmüş, akabinde Eyüp mezarlığına gömülmüştür. 1961 Aralık’ında kemikleri Eyüp kabristanından alınarak, mimarlığını kendisinin yaptığı Âşiyan’daki evinin yakınlarına defnedilmiştir.</p>
<div id="attachment_3211" class="wp-caption alignright" style="width: 214px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/Elyazisi.jpg"><img class="size-full wp-image-3211" title="Elyazisi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/Elyazisi.jpg" alt="Elyazisi" width="204" height="223" /></a><p class="wp-caption-text">Tevfik Fikret&#39;in El Yazısı </p></div>
<p style="text-align: justify;">Tevfik Fiket’in dönemin Sultanî Mektebi’nde (Galatasaray Lisesi) hocalık yaptığı yıllarda talebesi olan Ruşen Eşref  Bey, şairin son günlerini ve ölümünü şu şekilde anlatmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>… Son ziyaretimizdi. Bizimle konuşmaya, içini dökmeye bir türlü doyamıyordu.  Ayrılırken: “<strong>Yine beklerim. Âşiyan benim değil, sizin… Orasını unutmayın</strong>” dedi. Elini öptük, o da bizleri öptü. Arkamızdan kapıya çıktı. Uzun müddet dışarıda ayaküstü konuştu. Meğer o neşe, son neşesiymiş, o gün kendisinden ebediyyen ayrılmışız. Neşesi birkaç saat daha devam etmiş. Çok hasta düştüğü akşam yemeğe inerken pek şenmiş. İştahla yemek yemiş.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> Bir saat kadar sonra “<strong>Ağrılar yine geldi</strong>” demiş. Haplarını vermişler. Sancı gittikçe artmış. Pansumana başlamışlar, yine dinmemiş. Durmadan inliyormuş. Yavaş yavaş kendisine uyku gibi bir dargınlık başlamış. Ertesi gün hiç konuşmamış, hiçbir şey yememiş. Hatta getirilen Doktor Saim Bey’i bile tanımamış.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> </em><em>Doktor: “<strong>Ben gideyim de arkadaşlarımı getireyim. Rica edeyim, ilaçlarımı muntazam verin…</strong>” gibi müphem bir şeyler söyleyip ayrılmış. O gece sıkıntı büsbütün artmış. Bir ara dalgınlığı şiddetli bir harekete inkılap etmiş. Yattığı yerden fırlayıp, hiçbir şey söylemeden halecanla odadan odaya gezinmeye başlamış. Yataktan kalkıp minderin üstüne yatar, minderden kalkıp kendisini yatağa atarmış. Buna mani olmak istemişler </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> </em></p>
<div id="attachment_3217" class="wp-caption alignleft" style="width: 217px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/Tevfikveogluhaluk.jpg"><img class="size-full wp-image-3217" title="Tevfikveogluhaluk" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/Tevfikveogluhaluk.jpg" alt="Tevfikveogluhaluk" width="207" height="231" /></a><p class="wp-caption-text">T. Fikret  ve Oğlu Haluk </p></div>
<p style="text-align: justify;"><em>Bir defasında yanındakileri iterken elini şiddetle karyolaya çarpmış, birden morarıp şiştiği halde hiç sesini çıkarmadan yine </em><em> </em><em>dolaşmalarına devam etmiş.</em><em> </em><em>Nihayet yatağında hiç yerinde durmadan sudan ayrılmış balık gibi, bir taraftan öbür tarafa sıçramaya, dönmeye başlamış. Sonra ağrılar yavaş yavaş dinmiş olmalı ki çırpınmaları da durmuş.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> Ruhunu teslim etmeden bir saat kadar önce yanında bulunan eşinin elini yakalamış, onu sıkmış, öpmüş. “<strong>Artık yıkılıyorum</strong>” demiş. Dili hiç ağırlaşmamış. </em><em>Bebek’ten Dr. Terziyan’ı çağırtmışlar, bir iğne yaptırmışlar. Rahat eder gibi olmuş. Eşiyle baldızı başucunda bekliyorlarmış. Doktor da kitap odasında oturuyormuş. Fikret bu sırada sağ tarafına dönmüş, sakin bir şekilde uyuyor sanmışlar. Fakat biraz sonra tekrar odaya giren doktor, onun öldüğünü bildirmiş.</em></p>
<div id="_mcePaste" style="overflow: hidden; position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px;">
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/tevfikfikret.gif"><img class="alignleft size-full wp-image-3436" style="border: 1px solid black;" title="tevfikfikret" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/tevfikfikret.gif" alt="tevfikfikret" width="189" height="242" /></a>Tanzimat dönemi edebiyatçıları, bu devre en az siyasîler kadar damgasını vurmuşlardır. Belki de yer yer, devrin edip ve şairlerinin yazdıkları ve söyledikleri dönemin siyaset adamlarının bile yapmaya cüret edemediği bazı oluşumları beraberinde getirmiştir. Nitekim Namık Kemal’ın “Vatan yahut Silistre” isimli piyesini hepimiz hatırlıyoruz. Oyunun sahnelendiği akşam yüzlerce kişi sokaklara dökülmüş ve ateşli nümayişlerde bulunmuşlardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Zaten Tanzimat dönemi şairlerinin çoğunun yalnızca edebiyatla iktifa etmediklerini, devletin her kademesinde birer vazife aldıkları bilinen bir gerçektir. Bunlar arasında hemen ilk akla gelenler hiç şüphesiz Âkif Paşa, Ziya Paşa, Sadullah Paşa (<em>On dokuzuncu asır</em> isimli manzumesi ile) ve Namık Kemal gibi isimlerdir. İsimleri elbette çoğaltmak mümkündür. Lâkin adı geçen simalar arasında ateşli bir üslupla edebiyatını icra eden bir kişilik vardır ki, bu şahıs ne politikaya bulaşmış, ne de siyasetle uğraşanlara teveccüh etmiştir. Tabii ki de Tevfik Fikret’ten bahsediyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Biz bu yazımızda onun hayat hikayesini etraflı bir şekilde verecek değiliz. Sadece hayatında dönüm noktası teşkil eden bazı hususları hatırlatacak ve ölümünden önceki birkaç gününü Sultanî Mektebi’ndeki (Galatasaray Lisesi) bir talebesinin ağzından dinleyeceğiz.</p>
<div id="attachment_3216" class="wp-caption alignright" style="width: 280px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/Tevfikfikretinasiyandakievi.jpg"><img class="size-full wp-image-3216" title="Tevfikfikretinasiyandakievi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/Tevfikfikretinasiyandakievi.jpg" alt="Tevfikfikretinasiyandakievi" width="270" height="201" /></a><p class="wp-caption-text">Fikret&#39;in Mimarlığını Kendisinin Yaptığı Âşiyan’daki Evi</p></div>
<p style="text-align: justify;">Peki niçin böyle bir konuyu seçtik?<br />
Çünkü bu dönem insanlarının hayatları gibi mematları da dikkat çekicidir. Örneğin yalnızca bir Beşir Fuad’ın ölümü sadece edebiyatçılar tarafından değil, psikologlar ve sosyologlar için de başlı başlna bir çalışma ve tez konusudur.<br />
Tevfik Fikret’in sıkıntılar içinde öldüğü bir gerçektir. Şimdi ise onu bu buhranlara götüren sebepleri yüzeysel bir şekilde zikredip, ölüm dakikalarına geçelim…</p>
<p style="text-align: justify;">Fikret, henüz 14 yaşına girdiği andan itibaren şiirle uğraşmaya başlamıştır. Mekteb-i Sultanî de tahsilini tamamladıktan sonra Bâb-ı Âli’de bir dönem kâtiblik, sonra da bitirdiği okulda ve Robert Kolej’de hocalık yapmıştır. Bu dönemlerde çeşitli mecmualarda şiirleri yayınlandı. Hatta burada ilginç bir noktayı hatırlatmakta fayda var:</p>
<p style="text-align: justify;">Tevfik Fikret’in şöhretini kamçılayan en önemli olaylardan biri, dönemin “Mirsad” mecmuasının açmış olduğu bir şiir yarışmasıdır. Bu yarışmada birinci olan Fikret’in kaleme aldığı şiirin konusu ise devrin sultanı II. Abdülhamid Han’a yazılan methiyedir. ( Sitâyiş-i Hazret-i Pâdişâhî) Fakat daha sonraları onun Sultan Hamid’e nasıl bir tavır takındığı ve hakkında yazdığı hakareti haiz manzumeler bilinmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/tevfik-fikret.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-3437" style="border: 2px solid black;" title="tevfik fikret" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/tevfik-fikret.jpg" alt="tevfik fikret" width="160" height="204" /></a><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/sultan-abdulhamid.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-3438" style="border: 2px solid black;" title="sultan abdulhamid" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/sultan-abdulhamid.jpg" alt="sultan abdulhamid" width="160" height="204" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">Bir zamanlar kendisini övmek için yarıştığı, doğum tebrikleri yazdığı padişahın, daha sonra amansız bir düşmanı olmuştur. Mesela “<strong>Bir Lâhzâ-i Taahhur</strong>” ( bir anlık gecikme) şiirinde:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>&#8220;    Ey şanlı avcı! Dâmını beyhude kurmadın,<br />
Attın… Fakat yazık ki, yazıklar ki vurmadın!   &#8221;<br />
</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;">diyerek Abdülhamid Han’a tuzak kuran ermeni anarşistini gönülden alkışlayan bir dualite içine düşmüştür. Binaenaleyh bir zaman gelecek ki, kurtarıcı olarak gördüğü İttihad ve Terakki mensuplarına da sırtını dönecek ve onları da “<strong>Doksan Beşe Doğru</strong>”, “<strong>Hân-ı Yağma</strong>” gibi manzumelerle hicvedecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Tevfik Fikret iniş çıkışları çok fazla olan bir hayat yaşadı. Bütün umutlarını bağladığı oğlu Haluk da eğitim için gittiği İskoçya ve Amerika’da din değiştirip papaz olunca bütün hayalleri yıkıldı. Ama herhalde oğlunun din değiştirmesi Fikret için pek bir şey ifade etmiyordu. Onu daha çok üzen, tüm sermayesi ve hayat bağı olan oğlunun kendisine karşı aldığı vefasız tavırlarıydı. Tüm bunları hastalıklar, buhranlar ve çaresizlikler kovaladı. En nihayetinde 1915 Ağustos’unda dünyaya gözlerini yumdu.</p>
<div id="attachment_3214" class="wp-caption aligncenter" style="width: 398px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/Mezartasi.jpg"><img class="size-full wp-image-3214" title="Mezartasi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/Mezartasi.jpg" alt="Mezartasi" width="388" height="229" /></a><p class="wp-caption-text">Tevfik Fikret&#39;in Aşiyandaki Evinin Yakınlarına Nakl Edilen Mezarı</p></div>
<p style="text-align: justify;">Öyle anlaşılıyor ki şair, son zamanlarda doktor tedavisini reddetmiştir. Bir nevi ölümünü kendisi hazırlamıştır. Ölümünden sonra da –İslam inancını inkar ettiği için– cenaze namazı kılınması hususunda tereddüte düşülmüş, akabinde Eyüp mezarlığına gömülmüştür. 1961 Aralık’ında kemikleri Eyüp kabristanından alınarak, mimarlığını kendisinin yaptığı Âşiyan’daki evinin yakınlarına defnedilmiştir.</p>
<div id="attachment_3211" class="wp-caption alignright" style="width: 214px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/Elyazisi.jpg"><img class="size-full wp-image-3211" title="Elyazisi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/Elyazisi.jpg" alt="Elyazisi" width="204" height="223" /></a><p class="wp-caption-text">Tevfik Fikret&#39;in El Yazısı </p></div>
<p style="text-align: justify;">Tevfik Fiket’in dönemin Sultanî Mektebi’nde (Galatasaray Lisesi) hocalık yaptığı yıllarda talebesi olan Ruşen Eşref  Bey, şairin son günlerini ve ölümünü şu şekilde anlatmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>… Son ziyaretimizdi. Bizimle konuşmaya, içini dökmeye bir türlü doyamıyordu.  Ayrılırken: “<strong>Yine beklerim. Âşiyan benim değil, sizin… Orasını unutmayın</strong>” dedi. Elini öptük, o da bizleri öptü. Arkamızdan kapıya çıktı. Uzun müddet dışarıda ayaküstü konuştu. Meğer o neşe, son neşesiymiş, o gün kendisinden ebediyyen ayrılmışız. Neşesi birkaç saat daha devam etmiş. Çok hasta düştüğü akşam yemeğe inerken pek şenmiş. İştahla yemek yemiş.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> Bir saat kadar sonra “<strong>Ağrılar yine geldi</strong>” demiş. Haplarını vermişler. Sancı gittikçe artmış. Pansumana başlamışlar, yine dinmemiş. Durmadan inliyormuş. Yavaş yavaş kendisine uyku gibi bir dargınlık başlamış. Ertesi gün hiç konuşmamış, hiçbir şey yememiş. Hatta getirilen Doktor Saim Bey’i bile tanımamış.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> </em><em>Doktor: “<strong>Ben gideyim de arkadaşlarımı getireyim. Rica edeyim, ilaçlarımı muntazam verin…</strong>” gibi müphem bir şeyler söyleyip ayrılmış. O gece sıkıntı büsbütün artmış. Bir ara dalgınlığı şiddetli bir harekete inkılap etmiş. Yattığı yerden fırlayıp, hiçbir şey söylemeden halecanla odadan odaya gezinmeye başlamış. Yataktan kalkıp minderin üstüne yatar, minderden kalkıp kendisini yatağa atarmış. Buna mani olmak istemişler </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> </em></p>
<div id="attachment_3217" class="wp-caption alignleft" style="width: 217px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/Tevfikveogluhaluk.jpg"><img class="size-full wp-image-3217" title="Tevfikveogluhaluk" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/Tevfikveogluhaluk.jpg" alt="Tevfikveogluhaluk" width="207" height="231" /></a><p class="wp-caption-text">T. Fikret  ve Oğlu Haluk </p></div>
<p style="text-align: justify;"><em>Bir defasında yanındakileri iterken elini şiddetle karyolaya çarpmış, birden morarıp şiştiği halde hiç sesini çıkarmadan yine </em><em> </em><em>dolaşmalarına devam etmiş.</em><em> </em><em>Nihayet yatağında hiç yerinde durmadan sudan ayrılmış balık gibi, bir taraftan öbür tarafa sıçramaya, dönmeye başlamış. Sonra ağrılar yavaş yavaş dinmiş olmalı ki çırpınmaları da durmuş.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> Ruhunu teslim etmeden bir saat kadar önce yanında bulunan eşinin elini yakalamış, onu sıkmış, öpmüş. “<strong>Artık yıkılıyorum</strong>” demiş. Dili hiç ağırlaşmamış. </em><em>Bebek’ten Dr. Terziyan’ı çağırtmışlar, bir iğne yaptırmışlar. Rahat eder gibi olmuş. Eşiyle baldızı başucunda bekliyorlarmış. Doktor da kitap odasında oturuyormuş. Fikret bu sırada sağ tarafına dönmüş, sakin bir şekilde uyuyor sanmışlar. Fakat biraz sonra tekrar odaya giren doktor, onun öldüğünü bildirmiş.</em></p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2009/09/tevfik-fikret-nasil-oldu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İlk ABD Başkanını II. Abdülhamid Ağırladı</title>
		<link>http://tarihvemedeniyet.org/2009/09/ilk-abd-baskanini-ii-abdulhamid-agirladi/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2009/09/ilk-abd-baskanini-ii-abdulhamid-agirladi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Sep 2009 23:30:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>müteverrih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=2249</guid>
		<description><![CDATA[Sultan II. Abdülhamid General Grant’ı Yıldız Sarayı’nda saat 12.00’de kabul etti.  İstanbul’daki ABD’li temsilcilerinin de katıldığı toplantıda Sultan Abdülhamid, Ulysses Grant’ın başkanlığı döneminde ilişkilerin geliştirilmesi için yaptığı katkıları övdü. Grant’da gördüğü yakın ilgiden memnuniyetini dile getirdikten sonra son yıllarda artan münasebetlerin devam ettirilmesi dileğinde bulundu.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_2319" class="wp-caption aligncenter" style="width: 545px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/50-dolar-grant.jpg" target="_blank"><img class="size-full wp-image-2319" title="50 dolar grant" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/50-dolar-grant.jpg" alt="50 dolar grant" width="535" height="229" /></a><p class="wp-caption-text">(Hiram) Ulysses Simpson Grant</p></div>
<p style="text-align: center;"><strong>İlk ABD Başkanını II. Abdülhamid Ağırladı</strong></p>
<div id="attachment_2320" class="wp-caption alignleft" style="width: 219px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/ABD-93-harbi.jpg"><img class="size-large wp-image-2320" title="ABD 93 harbi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/ABD-93-harbi-1024x590.jpg" alt="ABD 93 harbi" width="209" height="143" /></a><p class="wp-caption-text">Tasvir: 93 Harbi</p></div>
<p style="text-align: justify;">Takvimler 1878 e gösterirken 93 harbi diye meşhur Osmanlı-Rus Savaşı henüz neticelenmiş, Çatalca istihkâmlarını atlayan Ruslar Yeşilköy (Ayastefanos) tabyaları önüne kadar gelmişti. Rus birliklerinin top talim sesleri İstanbul saraylarında işitiliyor, halk tedirgin,  düşman önünden kaçıp İstanbul’a sığınan Rumeli muhacirleri yorgun, bezgin mülteci… Bâb-ı âli,  Rus hükümetiyle şartları çok ağır bir anlaşmayı görüşmede! Yüzlerce yıllık Türk yurdu Rumeli bir hiç uğruna gitmek üzere…</p>
<p style="text-align: justify;">İste tam bu felaket günlerinde hükümet bir misafir haberi alır. Birkaç ay önce görevi sona eren eski ABD başkanı ve iç savaşın kahramanı General Ulysses S. Grant, ailesiyle birlikte çıktığı dünya turunda istanbul’a da gelecektir.İmparatorluk Türkiyesi Rus barışının gölgesinde birde misafir ağırlamaya hazırlanır.<span id="more-2249"></span></p>
<div id="attachment_2350" class="wp-caption alignleft" style="width: 193px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/abd-Sultan-aziz.jpg"><img class="size-full wp-image-2350" title="abd Sultan aziz" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/abd-Sultan-aziz.jpg" alt="abd Sultan aziz" width="183" height="236" /></a><p class="wp-caption-text">Sultan Abdülaziz</p></div>
<p style="text-align: justify;"><strong>Birleşik Amerikayla Münasebetler</strong><br />
Aslında gelen misafir kıtalar ötesi de olsa Osmanlı devlet için uzak bir isim değildi. Türkiye İmparatorluğu, Birleşik Amerika devletleriyle bu başkanın devrinde yakınlaşma içerisine girmiş özellikle Türk &#8211; Amerikan silah ticareti önemli rakamlara ulaşmıştı.</p>
<p style="text-align: justify;">Sultan Abdülaziz’in saltanatında Osmanlı devleti Washington’a ilk elçisi Edward Blak (Bulak) Bey’i gönderdi. Bu sırada 1861-65 iç savaşının ardından ABD ordusunun elinde kalan silah stoklarının en büyük taliplisi Osmanlı Devleti olmuştu. General Grant’ın başkanlığa gelmesiyle de yeni üretim silahların alımına gidildi.</p>
<div id="attachment_2353" class="wp-caption alignright" style="width: 181px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/Abd-Edward-Blak-Bulak-Bey.png"><img class="size-medium wp-image-2353" title="Abd Edward Blak (Bulak) Bey" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/Abd-Edward-Blak-Bulak-Bey-199x300.png" alt="Abd Edward Blak (Bulak) Bey" width="171" height="214" /></a><p class="wp-caption-text">İlk Wasigton elçisi Edward Blak (Bulak) Bey</p></div>
<p style="text-align: justify;">1870 ‘de 50 bin adet <strong>Springfield</strong> marka yeni tüfek 25 bin İngiliz lirası indirimle sipariş edildi ve silah alım miktarı hızla yükseldi. 1876 yılından 1878 yılına kadar satın alınan <strong>Martini-Henry</strong>, <strong>Peabody</strong> <strong>Martini</strong> ve <strong>Winchester</strong> tüfekleriyle bu tüfeklerin mermi, kovan, süngü ve diğer mühimmatı için ABD şirketlerine 5 milyon 335 bin dolar ödeme yapılmıştı.<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/abd-martini-bullet.jpg"><img class="size-full wp-image-2367 alignleft" title="abd martini bullet" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/abd-martini-bullet.jpg" alt="abd martini bullet" width="112" height="102" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">Yoğun ticari münasebetlerle tarafların birbirine ilgisini de artı. Sultan Abdülaziz Beyaz Saray’ın kabul salonuna serilmek üzere 400 kilogramağırlığında el dokuma nadide bir Uşak halısı göndermiş ve halı ABD ‘de çok ilgi görmüştü. Hediyeleşmeler bu şekilde devam etti ve yakınlık daha da ilerledi. 1872’ye gelindiğinde gelişen ilişkilerin nişanesi olarak bir ziyaret gerçekleştirildi. Başkan Grant’ın oğlu Teğmen Grant ile General Sherman’ın İstanbul’u ziyaret ederek Osmanlı Sarayında Sultan Abdülaziz’in konuğu oldular.<br />
<strong> </strong></p>
<table class="shutter" style="width: 299px; height: 481px;" border="0" align="right">
<tbody>
<tr>
<td>
<blockquote>
<p style="text-align: center;"><span style="background-color: #ffffff;"><span style="color: #000000;"><span style="font-size: small;"><strong>General Grant Kimdir ?</strong></span></span></span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li style="text-align: center;">Ulysses Simpson Grant 1822 yılında, Ohio&#8217;da doğdu. Öğrenimini West Point askeri Akademisi&#8217;nde yaptı. 1846-48 arasinda ABD-Meksika savaşına katıldı.</li>
</ul>
<ul style="text-align: justify;">
<li style="text-align: center;">Amerikan İç Savaşı sırasında hızla yükselerek Başkan Lincoln&#8217;ün en önemli subayları arasına girdi. Ordusuyla Güney Ordusu Komutanı Edward Lee&#8217;yi kesin bir yenilgiye uğratarak iç savaşı bitirdi. Savaştan sonra başkanlığa aday oldu. 1869-77 arası iki dönem ABD Başkanlığı yaptı.</li>
</ul>
<ul style="text-align: justify;">
<li style="text-align: justify;">Başkanlığı bittikten sonra eşi ve oğluyla iki yıllık dünya turuna çıktı. Döndükten sonra ortak olduğu finans şirketi battı. Hasta olduğu günlerde anılarını yazdı. 1885 yılında öldü.</li>
</ul>
</blockquote>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p style="text-align: justify;"><strong>93 Harbi ve Ziyaret</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Sultan II. Abdülhamid’in saltanatında da Türkiye İmparatorluğu ve Birleşik Amerika devlerinde arasındaki sıkı münasebet devam etti. Silah alımı bu dönemde 1877-78 Rus savaşı öncesi en yüksek seviyeye ulaştı. Ancak Rus harbinin patlaması ve kötü neticelenmesi sipariş edilen silahların ödemelerinde sıkıntıyla neden oldu.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/abd-Peabody-Martini.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-2358" title="abd Peabody Martini" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/abd-Peabody-Martini-300x54.jpg" alt="abd Peabody Martini" width="333" height="60" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">Bu sırada, Osmanlı devleti de bütün diplomatik açılımları barış şartlarının görüşülmesine yoğunlaştırmıştı ki; üst üste sürdürdüğü başkanlık görevini tamamlayan General Grant’ın çıktığı dünya turunda Avrupa’daki gezisinin ardından Türkiye İmparatorluğunu da ziyaret etmek istediği İstanbul’a tebliğ edildi.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/abd-Peabody-Martini-Turk.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-2359" title="abd Peabody Martini Turk" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/abd-Peabody-Martini-Turk-300x183.jpg" alt="abd Peabody Martini Turk" width="230" height="141" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">Eki başkan Avrupa’dan sonra Birleşik Amerika donanmasının Akdeniz filosuna dâhil USS Vandalia adlı savaş gemisiyle önce Türkiye İmparatorluğuna bağlı  Mısır’ı ziyaret etti.  Mısır Valisi Hîdiv İsmail paşa tarafından hassasiyetle ağırlandı. Nil nehrine ve piramitlere düzenlenen geziler yaptı, şerefine verilen ziyafetlere katıldı.Buradan hareketle Şubat ayı başında Kudüs’e 16 Şubatta Yafa, ardından Beyrut ve Şam şehirlerine uğradı  ve sonra yine gemiyle İzmir’e doğru yola çıktı.USS Vandalia, 22 Şubat 1878 günü İzmir limanına yanaştı. ABD’li konukları İzmir valisi Ahmet Hamdi Paşa ve ABD’nin İzmir Konsolosu Enoch J. Smithers karşıladı.</p>
<div id="attachment_2370" class="wp-caption alignleft" style="width: 211px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/abd-Vandalia-.jpg"><img class="size-medium wp-image-2370" title="abd Vandalia" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/abd-Vandalia--201x300.jpg" alt="abd Vandalia" width="201" height="300" /></a><p class="wp-caption-text">Baskan Grant&#39;ı getiren ABD gemisi USS Vandalia</p></div>
<div id="attachment_2372" class="wp-caption alignright" style="width: 74px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/abd-Martini-Henry-tufek1.jpg"><img class="size-medium wp-image-2372" title="abd Martini-Henry tufek" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/abd-Martini-Henry-tufek1-47x300.jpg" alt="abd Martini-Henry tufek" width="64" height="338" /></a><p class="wp-caption-text"> Martini Henry Tüfek</p></div>
<p style="text-align: justify;">26 Şubat günü vali Ahmet Hamdi Paşa, General Grant, karısı Julia, oğlu Jesse,  bazı konsolosluk yetkilileri, New York Herald Gazetesi yazarı John Russell Young ve İzmir’de bulunan çeşitli ülke temsilcilerine Efes harabelerini gezdirdi.Grant İzmir’de kaldığı süre içinde Rus savaşı münasebetiyle bölgede bulunan Fransız, Avusturya ve Alman donanması amiralleriyle de görüşmeler yaparak siyasi gelişmeler hakkında bilgi aldı.28 Şubat günü İzmir’den demir alan USS Vandalia gemisi İstanbul’a doğru seyretmeye başladı.<strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>İstanbul’a Doğru</strong></p>
<p style="text-align: justify;">İstanbul ise o günlerde derin bir sancı içerisindeydi. Hükümet, Rusya’nın İstanbul Büyükelçisi Kont İgnatief, ve Çar’ın kardeşi, Rus Kuvvetleri Başkumandanı Grandük Nikola ile Ayestafanos barışı olarak adlandırılan anlaşmanın son detaylarını Yeşilköy’de müzakere ediyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Marmara’da ise demirli bir İngiliz filosu Rusların hareketlerini dikkatle takip ediyor İstanbul’a yapılacak herhangi bir taarruza karşı ve her an müdahaleye hazır bekliyordu. Meclisi Mebusan’ın süresiz tatil edilme kararının üzerinden de topu topu 15 gün geçmişti. İstanbul’da çeşitli ülkelerin temsilcileri boy gösteriyor, sadrazam ve nazırlar ile hariciye kadrosunun telaşı göze çarpıyordu. Ayrıca düşman önünden kaçarak İstanbul’a sığınan Balkan mültecileri kentteki panik havasını iyice artmıştı.</p>
<p style="text-align: justify;">General Grant’ın gemisi USS Vandalia, 29 Şubat günü Çanakkale’ye uğradı. Burada Amerikan Elçilik gemisi US Despatch ile Bab-ı âli’den kendisini karşılamak üzere görevlendirilen üst düzey Hariciye Memuru Mehmet Feridun Bey’le buluştu.</p>
<div id="attachment_2374" class="wp-caption alignright" style="width: 152px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/abd-Winchester-tufek-sirti.jpg"><img class="size-medium wp-image-2374" title="abd  Winchester  tufek sirti" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/abd-Winchester-tufek-sirti-300x225.jpg" alt="abd  Winchester  tufek sirti" width="142" height="122" /></a><p class="wp-caption-text">Winchester tüfeğinin sırtı </p></div>
<p style="text-align: justify;">USS Vandalia,  Gelibolu’dan hareketle 1 Mart günü Haliç’e demirledi. Harbiye Nazırı (Serasker) Mehmet Rauf Paşa’nın yaveri, General Grant ve konuklarını tersanede hazırlanan büyük bir sandal ile alarak Tophane’ye getirdi.</p>
<div id="attachment_2375" class="wp-caption alignleft" style="width: 198px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/abd-baskan-ve-ailesi-personel-ile-.jpg"><img class="size-medium wp-image-2375" title="abd baskan ve ailesi personel ile" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/abd-baskan-ve-ailesi-personel-ile--300x243.jpg" alt="abd baskan ve ailesi personel ile" width="188" height="142" /></a><p class="wp-caption-text">Baskan Grant ve ailesi USS Vandalia personeliyle </p></div>
<p style="text-align: justify;">Tophane’de de Grant’ı büyük bir karşılama komitesi bekliyordu. Harbiye Nazırı Mehmet Rauf Paşa’nın mihmandar olarak görevlendirdiği Albay Yahya Bey, ABD Büyükelçisi Horace Maynard, Amerikan Ticari Temsilcisi Eugene Schuyler, Amerikan Askeri Ataşesi Albay Greene, ABD Konsolosluğu görevlisi Dimitriadis Bey ve diğer elçilik mensupları karşılama komitesinde bulunanlardandı. General Grant ve beraberindekiler Tophane-i Amire meydanından, kendilerine tahsis edilen arabalarla kent turuna çıktılar. Amerikan Büyükelçisi Maynard ile birlikte Beyoğlu ve Pera’yı gezdiler. Sultan Ahmed Camii ile Ayasofya’yı ziyaret ettiler.</p>
<div id="attachment_2379" class="wp-caption alignright" style="width: 132px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/abd-elci-Horace-Maynard.jpg"><img class="size-medium wp-image-2379" title="abd elci Horace Maynard" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/abd-elci-Horace-Maynard-210x300.jpg" alt="abd elci Horace Maynard" width="122" height="149" /></a><p class="wp-caption-text">ABD Büyükelçisi Horace Maynard</p></div>
<p style="text-align: justify;">Ertesi gün grup Kapalıçarşı’ya uğradı. Öğleden sonra Sadrazam Ahmet Vefik Paşa’yı makamında ziyaret ederek Harbiye Nazırı Mehmet Rauf Paşa, Hariciye Nazırı Safvet Paşa ve Bahriye Nazırı Küçük Sait Paşa ile birlikte görüşmelerde bulundu. Aynı gün İstanbul’daki Avrupa ülkeleri temsilcileri ile biraraya gelen Grant, akşam yemeğini ABD Büyükelçisi Maynard ve eşinin davetlisi olarak büyükelçilikte yedi.  3 Mart Pazar günü hava şartları bozuk olduğu için planlanan boğaz gezisi gerçekleştiremedi.</p>
<div id="attachment_2376" class="wp-caption alignleft" style="width: 279px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/abd-ayastefanos.png"><img class="size-medium wp-image-2376" title="abd ayastefanos" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/abd-ayastefanos-300x226.png" alt="abd ayastefanos" width="269" height="207" /></a><p class="wp-caption-text">Hariciye Nazırı Safvet Paşa&#39;ya Ayastefanos Antlaşması sunuluyor.</p></div>
<p style="text-align: justify;">Aynı anda Osmanlı devleti Ayastefanos Antlaşmasını imzalıyordu. 4 Mart gününü yürüyüşlerle geçiren General Grant akşam yemeğine davetli olduğu İngiltere Büyükelçisi Layard ile bölgedeki durumu değerlendirdi.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Grant’ın İstanbul’daki en önemli ziyaretini 5 Mart Salı günü gerçekleşti. Ruslarla barış yapan Osmanlı hükümeti yoğunluğundan az da olsa kurtulmuştu. Sultan II. Abdülhamid General Grant’ı Yıldız Sarayı’nda saat 12.00’de kabul etti.  İstanbul’daki ABD’li temsilcilerinin de katıldığı toplantıda Sultan Abdülhamid, Ulysses Grant’ın başkanlığı döneminde ilişkilerin geliştirilmesi için yaptığı katkıları övdü. Grant’da gördüğü yakın ilgiden memnuniyetini dile getirdikten sonra son yıllarda artan münasebetlerin devam ettirilmesi dileğinde bulundu.<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/abd-grant-.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-2378" style="border: 1px solid black;" title="abd grant" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/abd-grant-.jpg" alt="abd grant" width="192" height="191" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">Sultan II. Abdülhamid, General Grant’ı Yıldız Sarayı’nda Kabul ettikten sonra oğlu Jesse ile birlikte sarayın bahçesini gezdirdi. Saray ahırlarını gösterirken, daha önceden hazırlattığı iki safkan arap atını hediye etti. Leopard ve Linden Tree isimlerindeki bu iki at, 31 Mayıs 1879’da, Norman Monarch gemisi ile Connecticut’a getirildi. Bu iki cins at daha sonra Amerikan at yetiştiricilerinin üç yeni arap atı cinsini yetiştirmelerine öncülük etti. Ayrıca bir başka bilgiye göre Abdülhamit’in Grant’a hediye ettiği Leopard adlı at ABD’ye kayıtlı olarak giren ilk Arap atı oldu. ABD’nin eski Başkanı Grant’ın oğlu Jesse anılarında o atın da Abdülhamit’e Suriye valisi tarafından hediye edildiğini yazıyor.</p>
<div id="attachment_2380" class="wp-caption alignleft" style="width: 194px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/Abd-Sultan-Abdulhamid-2.jpg"><img class="size-medium wp-image-2380" title="Abd Sultan Abdulhamid 2" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/Abd-Sultan-Abdulhamid-2-223x299.jpg" alt="Abd Sultan Abdulhamid 2" width="184" height="232" /></a><p class="wp-caption-text">Sultan II. Abdülhamid</p></div>
<p style="text-align: justify;">Aynı akşam Harbiye Nazırı Mehmet Rauf Paşa, General Grant’ın onuruna Seraskerlik’te muhteşem bir ziyafet verdi. ABD sivil ve askeri elçilik yetkilileri ile USS Vandalia’nın komutanı Kaptan Robeson’la birlikte toplam 28 kişinin katıldığı yemekte Harbiye Nezareti yetkilileri ile ABD’li askeri temsilciler Osmanlı Rus savaşı ile ilgili değerlendirmelerde bulundular. Toplantıda ayrıca Son dönemde aksayan silah siparişi ödemelerinin düzene sokulması için iki tarafta girişimde bulunmayı kararlaştırıldı.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Veda </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Eski başkan 6 Mart Çarşamba günü USS Vandalia ile İstanbul’dan ayrılarak Yunanistan’a haraket etti. Osmanlı yönetimi içinde bulunduğu buhranlı duruma rağmen Birleşik Amerikalı misafirini büyük bir ciddiyetle ağırlamış eski başkan bu ilgiden çok memnun kalmıştı.</p>
<p style="text-align: justify;">İstanbul’da Türkçe ve yabancı dilde çıkan gazetelerde de Grant’ın ziyaretine geniş yer verildi. Amerikan iç savaşındaki komutanlığı ve başkanlığı dönemindeki Osmanlı Devleti ile kurduğu ilişki anlatıldı.</p>
<div id="attachment_2384" class="wp-caption aligncenter" style="width: 618px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/abd-arap-atlari.png"><img class="size-full wp-image-2384" title="abd arap atlari" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/abd-arap-atlari.png" alt="abd arap atlari" width="608" height="317" /></a><p class="wp-caption-text">Sultan Hamid&#39;in Başkan Grant&#39;a hediye ettiği arap atları Linden Tree vbe Leopard</p></div>
<p style="text-align: center;">
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: small;"><span style="color: #800000;">Galeri :  ABD Başkanının İmparatorluk Türkiyesini Ziyareti</span></span></p>
<p style="text-align: left;">
<div class="ngg-galleryoverview" id="ngg-gallery-42-2249">


	
	<!-- Thumbnails -->
		
	<div id="ngg-image-731" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/abd-baskaninin-ziyareti/abd-93-harbi.jpg" title="Tasfir; 93 Harbi " class="shutterset_set_42" >
								<img title="abd-93-harbi" alt="abd-93-harbi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/abd-baskaninin-ziyareti/thumbs/thumbs_abd-93-harbi.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-732" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/abd-baskaninin-ziyareti/abd-winchester-tufek-sirti.jpg" title="Osmanlı Ordusu için üretilen winchester tüfeği' sırtı " class="shutterset_set_42" >
								<img title="abd-winchester-tufek-sirti" alt="abd-winchester-tufek-sirti" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/abd-baskaninin-ziyareti/thumbs/thumbs_abd-winchester-tufek-sirti.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-733" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/abd-baskaninin-ziyareti/abd-arap-atlari.png" title="2. Abdülhamid'in General Grant'a hediye ettiği Atlar ,Leopard ve Linden Tree " class="shutterset_set_42" >
								<img title="abd-arap-atlari" alt="abd-arap-atlari" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/abd-baskaninin-ziyareti/thumbs/thumbs_abd-arap-atlari.png" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-734" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/abd-baskaninin-ziyareti/abd-ayastefanos.png" title="Ayastefanos Anlaşmasının Saffet Paşa'ya takdimi " class="shutterset_set_42" >
								<img title="abd-ayastefanos" alt="abd-ayastefanos" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/abd-baskaninin-ziyareti/thumbs/thumbs_abd-ayastefanos.png" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-735" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/abd-baskaninin-ziyareti/abd-baskan-ve-ailesi-personel-ile.jpg" title="Genaral Grant ve ailesi USS Vandalia Gemisi Personeliyle " class="shutterset_set_42" >
								<img title="abd-baskan-ve-ailesi-personel-ile" alt="abd-baskan-ve-ailesi-personel-ile" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/abd-baskaninin-ziyareti/thumbs/thumbs_abd-baskan-ve-ailesi-personel-ile.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-736" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/abd-baskaninin-ziyareti/abd-edward-blak-bulak-bey.png" title="İlk Wasington büyük elçisi Edward Black Paşa " class="shutterset_set_42" >
								<img title="abd-edward-blak-bulak-bey" alt="abd-edward-blak-bulak-bey" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/abd-baskaninin-ziyareti/thumbs/thumbs_abd-edward-blak-bulak-bey.png" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-737" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/abd-baskaninin-ziyareti/abd-elci-horace-maynard.jpg" title="ABD Büyükelçisi Horace Maynard" class="shutterset_set_42" >
								<img title="abd-elci-horace-maynard" alt="abd-elci-horace-maynard" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/abd-baskaninin-ziyareti/thumbs/thumbs_abd-elci-horace-maynard.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-738" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/abd-baskaninin-ziyareti/abd-gemisine-mal-yuklenirken.png" title="İmparatorluk Türkiyesinden bir ABD gemisine mal yüklenirken" class="shutterset_set_42" >
								<img title="abd-gemisine-mal-yuklenirken" alt="abd-gemisine-mal-yuklenirken" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/abd-baskaninin-ziyareti/thumbs/thumbs_abd-gemisine-mal-yuklenirken.png" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-739" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/abd-baskaninin-ziyareti/abd-grant.jpg" title="Başkan Grant " class="shutterset_set_42" >
								<img title="abd-grant" alt="abd-grant" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/abd-baskaninin-ziyareti/thumbs/thumbs_abd-grant.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-740" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/abd-baskaninin-ziyareti/abd-martini-bullet.jpg" title="Martini tüfek mermisi " class="shutterset_set_42" >
								<img title="abd-martini-bullet" alt="abd-martini-bullet" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/abd-baskaninin-ziyareti/thumbs/thumbs_abd-martini-bullet.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-741" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/abd-baskaninin-ziyareti/abd-martini-henry-tufek.jpg" title="Martini henry tüfek" class="shutterset_set_42" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-742" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/abd-baskaninin-ziyareti/abd-peabody-martini.jpg" title="Peabody Martini tüfek " class="shutterset_set_42" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-743" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/abd-baskaninin-ziyareti/abd-peabody-martini-turk.jpg" title="Peabody Martini tüfek kabzası üzerinde tuğra" class="shutterset_set_42" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-744" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/abd-baskaninin-ziyareti/abd-sultan-abdulhamid-2.jpg" title="Sultan Abdülhamid II" class="shutterset_set_42" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-745" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/abd-baskaninin-ziyareti/abd-sultan-aziz.jpg" title="Sultan Abdülaziz " class="shutterset_set_42" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-746" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/abd-baskaninin-ziyareti/abd-vandalia.jpg" title="USS Vandalia gemisi " class="shutterset_set_42" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-747" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/abd-baskaninin-ziyareti/abd-winchester.jpg" title="Winchester Tüfekleri " class="shutterset_set_42" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-748" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/abd-baskaninin-ziyareti/ahmed-vefik-pasha.jpg" title="Sadrazam Ahmet Vefik Paşa’yı " class="shutterset_set_42" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-749" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/abd-baskaninin-ziyareti/ahmed_vefik_pasha.jpg" title="Sadrazam Ahmet Vefik Paşa’yı " class="shutterset_set_42" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-750" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/abd-baskaninin-ziyareti/blak.png" title="İlk Wasington büyük elçisi Edward Black Paşa " class="shutterset_set_42" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-751" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/abd-baskaninin-ziyareti/horace_maynard_-_brady-handy.jpg" title="ABD Büyükelçisi Horace Maynard" class="shutterset_set_42" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-752" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/abd-baskaninin-ziyareti/leopard350.jpg" title="2. Abdülhamid'in General Grant'a hediye ettiği Atlardan Leopard" class="shutterset_set_42" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-753" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/abd-baskaninin-ziyareti/leopard-ve-linden-tree.jpg" title="2. Abdülhamid'in General Grant'a hediye ettiği Atlar ,Leopard ve Linden Tree " class="shutterset_set_42" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-754" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/abd-baskaninin-ziyareti/lindentree350.jpg" title="2. Abdülhamid'in General Grant'a hediye ettiği Atlar Linden Tree " class="shutterset_set_42" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-755" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/abd-baskaninin-ziyareti/lopard.jpg" title="2. Abdülhamid'in General Grant'a hediye ettiği Atlardan Leopard " class="shutterset_set_42" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-756" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/abd-baskaninin-ziyareti/martini-henry-tufek.jpg" title="Martini Henry Tüfeği " class="shutterset_set_42" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-757" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/abd-baskaninin-ziyareti/turk-tipi-peabody-martini-tufek-10.jpg" title="Pedbody Martini Tüfeklerde Türk damgası " class="shutterset_set_42" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-758" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/abd-baskaninin-ziyareti/turk-tipi-peabody-martini-tufek-27.jpg" title="Türk tipi Peabody Martini tüfek , tuğra ve seri numarası " class="shutterset_set_42" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-759" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/abd-baskaninin-ziyareti/turk-tipi-peabody-martini-tufek-namlu.jpg" title="Pedbody Martini tüfek namlusu" class="shutterset_set_42" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-760" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/abd-baskaninin-ziyareti/turk-winchester-sungu-ve-kini-takim.jpg" title="Winchester Süngü ve kın (takım)" class="shutterset_set_42" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-761" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/abd-baskaninin-ziyareti/uss-vandalia.jpg" title="ABD donanması akdeniz filosundan USS Vandalia Gemisi" class="shutterset_set_42" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-762" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/abd-baskaninin-ziyareti/winchester-tufek.jpg" title="winchester tüfek" class="shutterset_set_42" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-763" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/abd-baskaninin-ziyareti/winchester-tufek-9.jpg" title="winchester tüfek" class="shutterset_set_42" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-764" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/abd-baskaninin-ziyareti/winchester-tufek-turk-tipi-6.jpg" title="winchester tüfek Türk tipi " class="shutterset_set_42" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-765" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/abd-baskaninin-ziyareti/winchester-turk-tipi.jpg" title="winchester tüfek Türk tipi " class="shutterset_set_42" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-766" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/abd-baskaninin-ziyareti/turk-tipi-peabody-martini-tufek-9.jpg" title="Peabody Martini tüfek Osmanlıca metrej ayarı (100, 200, 300, 400)" class="shutterset_set_42" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-767" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/abd-baskaninin-ziyareti/turk-tipi-peabody-martini-tufek-8.jpg" title="Peabody Martini tüfek ,
üstünde osmanlıca metre yazıyor ve rakamlar bulunuyor " class="shutterset_set_42" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-768" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/abd-baskaninin-ziyareti/meclisi-mebusan-acilis-toreni.png" title="Meclis-i Mebusan'ın açılış töreni " class="shutterset_set_42" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-769" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/abd-baskaninin-ziyareti/mehmed-emin-rauf-pasha.png" title="Harbiye Nazırı Mehmet Rauf Paşa" class="shutterset_set_42" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-770" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/abd-baskaninin-ziyareti/saffet-pasha.png" title="Hariciye Nazırı Safvet Paşa " class="shutterset_set_42" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-771" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/abd-baskaninin-ziyareti/springfield_tufegi.jpg" title="springfield tufegi" class="shutterset_set_42" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-772" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/abd-baskaninin-ziyareti/turk-tipi-peabody-martini-tufek.jpg" title="Türk tipi Peabody Martini tüfek ,üzerinde tuğra ve seri numarası " class="shutterset_set_42" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-773" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/abd-baskaninin-ziyareti/turk-tipi-peabody-martini-tufek-2.jpg" title="Türk tipi Peabody Martini tüfek ,üzerinde tuğra ve seri numarası " class="shutterset_set_42" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-774" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/abd-baskaninin-ziyareti/turk-tipi-peabody-martini-tufek-5.jpg" title="Türk tipi Peabody Martini tüfek ,üzerinde tuğra ve seri numarası " class="shutterset_set_42" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-775" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/abd-baskaninin-ziyareti/turk-tipi-peabody-martini-tufek-6.jpg" title="Türk tipi Peabody Martini tüfek ,üzerinde tuğra ve seri numarası " class="shutterset_set_42" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
	 	
	<!-- Pagination -->
 	<div class='ngg-navigation'><span>1</span><a class="page-numbers" href="http://tarihvemedeniyet.org/2009/09/ilk-abd-baskanini-ii-abdulhamid-agirladi/?nggpage=2">2</a><a class="page-numbers" href="http://tarihvemedeniyet.org/2009/09/ilk-abd-baskanini-ii-abdulhamid-agirladi/?nggpage=3">3</a><a class="page-numbers" href="http://tarihvemedeniyet.org/2009/09/ilk-abd-baskanini-ii-abdulhamid-agirladi/?nggpage=4">4</a><a class="page-numbers" href="http://tarihvemedeniyet.org/2009/09/ilk-abd-baskanini-ii-abdulhamid-agirladi/?nggpage=5">5</a><a class="next" id="ngg-next-2" href="http://tarihvemedeniyet.org/2009/09/ilk-abd-baskanini-ii-abdulhamid-agirladi/?nggpage=2">&#9658;</a></div> 	
</div>

</p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #ffffff;"><span style="background-color: #ffffff;">&#8212;&#8212;</span></span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #ffffff;">&#8212;-</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: small;"><span style="color: #800000;">Galeri :  Ziyaretçi ABD Başkanını Ulyesses Simpson Grant </span></span></p>
<p style="text-align: left;">
<div class="ngg-galleryoverview" id="ngg-gallery-41-2249">


	
	<!-- Thumbnails -->
		
	<div id="ngg-image-714" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/ulysses-s-grant/general-ulysses-s-grant.jpg" title="Ulyeses Grant" class="shutterset_set_41" >
								<img title="general-ulysses-s-grant" alt="general-ulysses-s-grant" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/ulysses-s-grant/thumbs/thumbs_general-ulysses-s-grant.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-715" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/ulysses-s-grant/ulysses-s-grant.jpg" title="Başkan Ulyeses Grant " class="shutterset_set_41" >
								<img title="ulysses-s-grant" alt="ulysses-s-grant" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/ulysses-s-grant/thumbs/thumbs_ulysses-s-grant.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-716" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/ulysses-s-grant/ulysses-s-grant5.jpg" title="Kumandan Ulyeses Grant" class="shutterset_set_41" >
								<img title="ulysses-s-grant5" alt="ulysses-s-grant5" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/ulysses-s-grant/thumbs/thumbs_ulysses-s-grant5.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-717" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/ulysses-s-grant/ulysses-s-grant6.jpg" title="Kumandan Ulyeses Grant, portre " class="shutterset_set_41" >
								<img title="ulysses-s-grant6" alt="ulysses-s-grant6" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/ulysses-s-grant/thumbs/thumbs_ulysses-s-grant6.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-718" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/ulysses-s-grant/ulysses-s-grant11.jpg" title="Ulyeses Grant" class="shutterset_set_41" >
								<img title="ulysses-s-grant11" alt="ulysses-s-grant11" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/ulysses-s-grant/thumbs/thumbs_ulysses-s-grant11.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-719" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/ulysses-s-grant/ulysses-s-grant12.jpg" title="Ulyeses Grant gençliği " class="shutterset_set_41" >
								<img title="ulysses-s-grant12" alt="ulysses-s-grant12" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/ulysses-s-grant/thumbs/thumbs_ulysses-s-grant12.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-720" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/ulysses-s-grant/ulysses-s-grant13.jpg" title="Ulyeses Grant savaş kahramanı " class="shutterset_set_41" >
								<img title="ulysses-s-grant13" alt="ulysses-s-grant13" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/ulysses-s-grant/thumbs/thumbs_ulysses-s-grant13.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-721" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/ulysses-s-grant/ulysses-s-grant-4.jpg" title="Ulyeses Grant" class="shutterset_set_41" >
								<img title="ulysses-s-grant-4" alt="ulysses-s-grant-4" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/ulysses-s-grant/thumbs/thumbs_ulysses-s-grant-4.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-722" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/ulysses-s-grant/ulysses-s-grant-9.jpg" title="Başkan Ulyeses Grant" class="shutterset_set_41" >
								<img title="ulysses-s-grant-9" alt="ulysses-s-grant-9" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/ulysses-s-grant/thumbs/thumbs_ulysses-s-grant-9.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-723" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/ulysses-s-grant/ulysses-s-grant-50-dolar.jpg" title="Ulyeses Grant'lı 50 dolar " class="shutterset_set_41" >
								<img title="ulysses-s-grant-50-dolar" alt="ulysses-s-grant-50-dolar" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/ulysses-s-grant/thumbs/thumbs_ulysses-s-grant-50-dolar.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-724" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/ulysses-s-grant/ulysses-s-grant-2.jpg" title="Ulyeses Grant" class="shutterset_set_41" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-725" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/ulysses-s-grant/ulysses-s-grant-ailesiyle.jpg" title="Ulyeses Grant ailesiyle " class="shutterset_set_41" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-726" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/ulysses-s-grant/ulysses-s-grant-ailesiyle.png" title="Ulyeses Grant ailesiyle " class="shutterset_set_41" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-727" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/ulysses-s-grant/ulysses-s-grant-camp.jpg" title=" " class="shutterset_set_41" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-728" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/ulysses-s-grant/ulysses-s-grant-uniformali.jpg" title="General Ulyeses Grant" class="shutterset_set_41" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-729" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/ulysses-s-grant/ulysses_grant_3-standard.jpg" title="Başkan Ulyeses Grant" class="shutterset_set_41" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-730" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/ulysses-s-grant/ulysses_s_grant_abraham_lincoln_ve_george_washington.jpg" title="Ulyeses Grant, Abraham Lincoln , George Washington " class="shutterset_set_41" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
	 	
	<!-- Pagination -->
 	<div class='ngg-navigation'><span>1</span><a class="page-numbers" href="http://tarihvemedeniyet.org/2009/09/ilk-abd-baskanini-ii-abdulhamid-agirladi/?nggpage=2">2</a><a class="next" id="ngg-next-2" href="http://tarihvemedeniyet.org/2009/09/ilk-abd-baskanini-ii-abdulhamid-agirladi/?nggpage=2">&#9658;</a></div> 	
</div>

</p>
<p style="text-align: left;">
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: x-small;">Bibliyografya;<span style="color: navy;"><br />
Marmara Tarih Dergisi,<em> </em></span><span style="color: navy;"><em>General Grant’ın İstanbul ziyareti,</em> Ekim 2003 (sadeleştirilmiştir)<br />
</span></span></p>
<p style="text-align: left;"><!--><xml> <w :WordDocument> </w><w :View>Normal</w> <w :Zoom>0</w> <w :TrackMoves /> <w :TrackFormatting /> <w :HyphenationZone>21</w> <w :PunctuationKerning /> <w :ValidateAgainstSchemas /> <w :SaveIfXMLInvalid>false</w> <w :IgnoreMixedContent>false</w> <w :AlwaysShowPlaceholderText>false</w> <w :DoNotPromoteQF /> <w :LidThemeOther>TR</w> <w :LidThemeAsian>X-NONE</w> <w :LidThemeComplexScript>AR-SA</w> <w :Compatibility> <w :BreakWrappedTables /> <w :SnapToGridInCell /> <w :WrapTextWithPunct /> <w :UseAsianBreakRules /> <w :DontGrowAutofit /> <w :SplitPgBreakAndParaMark /> <w :DontVertAlignCellWithSp /> <w :DontBreakConstrainedForcedTables /> <w :DontVertAlignInTxbx /> <w :Word11KerningPairs /> <w :CachedColBalance /> </w> <w :BrowserLevel>MicrosoftInternetExplorer4</w> <m :mathPr> <m :mathFont m:val="Cambria Math" /> <m :brkBin m:val="before" /> <m :brkBinSub m:val="&#45;-" /> <m :smallFrac m:val="off" /> <m :dispDef /> <m :lMargin m:val="0" /> <m :rMargin m:val="0" /> <m :defJc m:val="centerGroup" /> <m :wrapIndent m:val="1440" /> <m :intLim m:val="subSup" /> <m :naryLim m:val="undOvr" /> </m> </xml>< !--><!--><xml> <w :LatentStyles DefLockedState="false" DefUnhideWhenUsed="true"   DefSemiHidden="true" DefQFormat="false" DefPriority="99"   LatentStyleCount="267"> <w :LsdException Locked="false" Priority="0" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Normal" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="9" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="heading 1" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 2" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 3" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 4" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 5" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 6" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 7" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 8" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 9" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 1" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 2" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 3" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 4" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 5" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 6" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 7" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 8" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 9" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="35" QFormat="true" Name="caption" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="10" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Title" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="1" Name="Default Paragraph Font" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="11" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Subtitle" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="22" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Strong" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="20" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Emphasis" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="59" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Table Grid" /> <w :LsdException Locked="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Placeholder Text" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="1" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="No Spacing" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 1" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 1" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 1" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 1" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 1" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 1" /> <w :LsdException Locked="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Revision" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="34" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="List Paragraph" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="29" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Quote" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="30" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Intense Quote" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 1" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 1" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 1" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 1" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 1" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 1" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 1" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 1" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 2" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 2" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 2" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 2" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 2" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 2" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 2" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 2" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 2" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 2" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 2" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 2" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 2" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 2" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 3" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 3" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 3" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 3" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 3" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 3" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 3" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 3" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 3" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 3" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 3" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 3" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 3" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 3" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 4" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 4" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 4" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 4" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 4" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 4" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 4" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 4" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 4" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 4" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 4" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 4" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 4" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 4" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 5" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 5" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 5" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 5" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 5" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 5" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 5" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 5" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 5" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 5" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 5" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 5" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 5" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 5" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 6" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 6" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 6" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 6" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 6" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 6" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 6" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 6" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 6" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 6" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 6" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 6" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 6" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 6" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="19" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Subtle Emphasis" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="21" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Intense Emphasis" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="31" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Subtle Reference" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="32" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Intense Reference" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="33" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Book Title" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="37" Name="Bibliography" /> <w :LsdException Locked="false" Priority="39" QFormat="true" Name="TOC Heading" /> </w> </xml>< !--><!--  /* Font Definitions */  @font-face 	{font-family:"Cambria Math"; 	panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4; 	mso-font-charset:162; 	mso-generic-font-family:roman; 	mso-font-pitch:variable; 	mso-font-signature:-1610611985 1107304683 0 0 159 0;}  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-unhide:no; 	mso-style-qformat:yes; 	mso-style-parent:""; 	margin:0cm; 	margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:12.0pt; 	font-family:"Times New Roman","serif"; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} .MsoChpDefault 	{mso-style-type:export-only; 	mso-default-props:yes; 	font-size:10.0pt; 	mso-ansi-font-size:10.0pt; 	mso-bidi-font-size:10.0pt;} @page Section1 	{size:612.0pt 792.0pt; 	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; 	mso-header-margin:35.4pt; 	mso-footer-margin:35.4pt; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1 --><span style="font-size: 12pt; font-family: &amp;amp;amp; color: navy;"> </span><span style="font-size: 12pt; font-family: &amp;amp;amp; color: navy;"> </span></p>
<div id="_mcePaste" style="overflow: hidden; position: absolute; left: -10000px; top: 684px; width: 1px; height: 1px;">1870 ‘de 50 bin adet <strong>Springfield</strong> marka yeni tüfek 25 bin İngiliz lirası indirimle sipariş edildi ve silah alım miktarı hızla yükseldi. 1876 yılından 1878 yılına kadar satın alınan <strong>Martini-Henry</strong>, <strong>Peabody</strong> <strong>Martini</strong> ve <strong>Winchester</strong> tüfekleriyle bu tüfeklerin mermi, kovan, süngü ve diğer mühimmatı için ABD şirketlerine 5 milyon 335 bin dolar ödeme yapılmıştı.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2009/09/ilk-abd-baskanini-ii-abdulhamid-agirladi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Osmanlı Türkiyesinde Eyâletten &#8211; Vilâyete Geçiş</title>
		<link>http://tarihvemedeniyet.org/2009/09/osmanli-turkiyesinde-eyaletten-vilayete-gecis/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2009/09/osmanli-turkiyesinde-eyaletten-vilayete-gecis/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Sep 2009 19:32:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>müteverrih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=3035</guid>
		<description><![CDATA[Osmanlı devletinde taşra idaresi 1864 yılına kadar eyalet (beylerbeylik) sistemine dayanıyordu.Timar uygulamasının bozulması, iltizam usulünün yaygınlaşması ve taşrada ayanların ortaya çıkmasıyla eyalet sisteminde de çözülme aksamalar başladı. Girişilen reformalarla eyalet sistemi terk edilerek vilayet sistemine geçiş yapıldı. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_2789" class="wp-caption aligncenter" style="width: 615px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/07/Anadolu-vilayetleri.jpg"><img class="size-large wp-image-2789" title="Anadolu vilayetleri" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/07/Anadolu-vilayetleri-1024x837.jpg" alt="Anadolu vilayetleri" width="605" height="260" /></a><p class="wp-caption-text">II. Abdülhamid Dönemi Anadoludaki Osmanlı Vilayetleri </p></div>
<p style="text-align: justify;">Osmanlı devletinde taşra idaresi 1864 yılına kadar eyalet (beylerbeylik) sistemine dayanıyordu. Abbasi, Selçuklu ve Moğol idari tarzından Osmanlılara tevarüs eden sistem; mîrî toprak rejimi ve buna dayalı timar uygulaması esas alınarak yapılandırılmıştı. Beylerbeylik’lere bağlı sancaklar temel yapı birimlerini oluşturuyordu.<span id="more-3035"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Timar uygulamasının bozulması, iltizam usulünün yaygınlaşması ve taşrada ayanların ortaya çıkmasıyla eyalet sisteminde de çözülme aksamalar başladı. II. Mahmud’un saltanatında girişilen ıslahat sürecinde eyalet sisteminde de değişikliklere gidildi. 1826’dan sonra eyaletler, geniş askerî ve mali yetkileri bulunan müşirlerin idaresi altına verilerek, müşîriyet şeklinde düzenlendi.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Tanzimat’tan sonra taşra idaresi</strong></p>
<div id="attachment_3042" class="wp-caption alignright" style="width: 186px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/Sultan-Abdulmecid.jpg"><img class="size-medium wp-image-3042" title="Sultan Abdulmecid" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/Sultan-Abdulmecid-220x300.jpg" alt="Sultan Abdulmecid" width="176" height="218" /></a><p class="wp-caption-text">İlk Tanzimat Padişahı; Sultan Abdülmecid </p></div>
<p style="text-align: justify;">Tanzimat ve Islahat hareketleri sonucu devletin hemen tüm kademelerinde uygulanan Batı tarzı restorasyon, taşra yönetiminde de etkili oldu. Bu süreçte taşra teşkilatı yapı ve işleyiş yönünden tamamen değiştirilmiş, Fransız département sistemi, taşraya uygulanmaya başlanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Aslında Osmanlı Devletinde klasik eyalet uygulaması dışında ilk taşra örgütlenmesi 1861’de Lübnan’da gerçekleştirildi. Lübnan’da çıkan karışıklıklar ve yaşanan olaylar neticesinde, dış devletlerin de müdahalesiyle hükümet bölgenin idari örgütlenmesinde değişikliğe gitti. Otorite ve asayişin tesis için Lübnan’a farkı bir özerk statü verilmek zorunda kalındı. Statüye göre Cebel-i Lübnan, başkentten tayin edilecek Hıristiyan bir mutasarrıf tarafından yönetilecek ve bu mutasarrıfın başkanlığında Lübnan’daki etnik kesimlerin temsilcilerinden oluşan bir meclis görev yapacaktı.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu durum Bâb-ı âliyi endişe ve arayışlara sevk etti. Sonuçta 1864’de bir vilayet Nizamnâmesi çıkarıldı. Ancak nizamname ilk safhada imparatorluğun her tarafına tatbike konulmayarak bir pilot bölge oluşturulmak suretiyle tecrübe kazanılmaya çalışıldı. Rusçuk, Vidin ve Niş eyaletleri birleştirilerek “Tuna Vilayeti” adı altında bir vilayet teşkil edilerek Mithat Paşa Vali tayin edildi.</p>
<div id="attachment_3045" class="wp-caption alignleft" style="width: 222px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/cezayir-i-bahri-sefid.JPG"><img class="size-large wp-image-3045" title="cezayir-i bahri sefid" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/cezayir-i-bahri-sefid-471x1024.jpg" alt="cezayir-i bahri sefid" width="212" height="562" /></a><p class="wp-caption-text">Cezayir-i Bahr-i Sefid Vilayeti</p></div>
<p style="text-align: justify;">Önce kısmen Lübnan’da ve ardından Balkanlarda yürürlüğe konulan vilayet usulü, 1867’de çıkarılan yeni bir vilayetler nizamnamesi ile genişletildi ve tüm Osmanlı topraklarına yaygınlaştırıldı.  Böylece taşra örgütlenmesinde Eyalet sistemi tamamen kaldırılarak Fransa’dan örnek alınan (départemen) vilayet usulüne geçildi.</p>
<p style="text-align: justify;">Yeni düzenlemede eski eyalet, sancak ve diğer mülki üniteler üzerine yenileri kabul edilerek eyaletlerin yerine sancak, kaza ve nahiyelerden oluşan vilayetler kuruluyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Uygulamayla Vali vilayetin, Mutasarrıf sancak veya Livanın başında bulunuyor, kazlar Kaymakamların, nahiyeler de muhtarların idaresi altına veriliyordu. Ayrıca vilayetlerde umumi vilayet meclisleri, kuruldu. Bu meclisler, her sancak (liva)’dan seçilen ikisi Müslüman, ikisi gayrimüslim üyelerden oluşarak valinin başkanlığında toplanacaktı.</p>
<p style="text-align: justify;">Böylece halk, meclis ve mahkemelere memur âzayı seçmek suretiyle mahalli idareye iştirak ediyordu. Ayrıca İdari, icrai, adli ve mali işler de tamamen ayrıştırılarak mali işleri defterdar unvanıyla bir maliye memuruna bırakılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">1864 Vilayet Nizamnâmesi’nden sonra 1871 yılında yürürlüğe giren yeni bir vilayet Nizamnâmesi çıkarıldı. Bu nizamnamede en önemli düzenleme, “Nahiye” adı altında yeni birimler kurularak, taşra örgütünü vilayet, sancak (liva), kaza, nahiye ve karye (köy) biçiminde kademelendirme olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>II. Abdulhamid dönemi: </strong></p>
<p style="text-align: justify;">II .Abdülhamid dönemiyle vilayetler üzerinde yeni bir düzenlemeye gidildi. Vilayetler,  merkeze bağlı vilayetler, merkeze bağlı müstakil sancaklar ve imtiyazlı eyaletler olarak 3 kısma ayrıldı.Ayrıca bir vilayet-i belediye yasası çıkarılarak Dahiliye Nezareti’nin (içişleri bakanlığı) denetimi altında İmparatorluktaki tüm kent ve kazalarda birer belediye örgütü kuruldu.</p>
<p style="text-align: justify;">Yabancı devletlerin, idari işlerine yoğun müdahalelerini önlemek meyanında valiler ve memurlar sıkı bir merkezî denetime bağlandı. Vilayetler dâhiliye nezaretiyle (İçişleri bakanlığı) resmi bağları dışında sarayla da aralarında muhabere hattı kurularak yüksek derecede merkezileştirildi.</p>
<p style="text-align: justify;">Üst düzey sivil kamu görevlileri yetiştiren Mekteb-i Mülkiye geliştirilerek yeniden örgütlendi.  Bürokratları hukuk ve maliye alanlarında yetiştirmek üzere Mekteb-i Hukuk ve Mekteb-i Maliye açıldı.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>II. Meşrutiyetten sonra:</strong></p>
<div id="attachment_3049" class="wp-caption alignright" style="width: 324px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/Bulgaristan-eyaleti.JPG"><img class="size-large wp-image-3049" title="Bulgaristan eyaleti" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/Bulgaristan-eyaleti-1024x509.jpg" alt="Bulgaristan eyaleti" width="314" height="226" /></a><p class="wp-caption-text">Bulgaristan Eyaleti </p></div>
<p style="text-align: justify;">1908 yılında ilan edilen II. Meşrutiyet’le birlikte vilayetlerin yönetimi tekrar ele alındıysa da, Balkan Savaşı’nın patlaması üzerine görüşülemedi. Savaştan sonra kurulan yeni hükümet, 15 Mart 1913’de İdare-i Umumiye-i Vilayet Kanunu Muvakkatı adıyla “ geçişi yasa” şeklinde bir düzenleme getirdi. Yasa İlin Genel Yönetimi ve İlin Özel Yönetimi olmak üzere iki bölümden meydana geliyordu. İlin genel yönetimi, 1864 yılında oluşturulan vilayet yönetiminin esaslarını korumaktaydı. İlin özel yönetimi ise İl’e tüzel kişilik tanıyor kendine has gelir kaynakları oluşturuyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Böylece il ölçeğinde yerel yönetime geçiş ilk kez 1913 tarihli söz konusu yasa ile gerçekleşti. Bu yasa 1987 yılında 3360 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu çıkarılıncaya kadar yürürlükte kalmıştır. İl özel idaresinin, organlarını, görev ve yetkilerini, gelir kaynaklarını düzenlemektedir.  İl genel yönetimi ise, 1920 tarih ve 1426 sayılı vilayet İdareleri Kanunu ile yürürlükten kaldırılmıştır. Sonuç olarak 1864 yılında çıkarılan Teşkîl-i Vilâyet Nizamnamesi eyalet sistemi terk edilmiş ve mülkî idare, aşağı yukarı bugünkü yapıya kavuşmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: x-small;">Bibliyografya<br />
Bekir Parlak, Osmanlı  Devleti’nin Son Yüzyılında Taşra Yönetimine İlişkin Anayasal- Yasal Gelişmeler ve Cumhuriyete Yansımalar<br />
Oğuz S., Osmanlı Vilâyet İdaresi ve Doğu Rumeli Vilâyeti, Ankara, GÜ Gazi Eğitim Fakültesi yayınları, No: 11.<br />
M. Zeki Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü,  MEB, İst – 1983</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2009/09/osmanli-turkiyesinde-eyaletten-vilayete-gecis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zemzeme Demdeme &#8211; Tanzimat Döneminde Hararetli Bir Tartışma</title>
		<link>http://tarihvemedeniyet.org/2009/09/zemzeme-demdeme-tanzimat-doneminde-hararetli-bir-tartirsma/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2009/09/zemzeme-demdeme-tanzimat-doneminde-hararetli-bir-tartirsma/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Sep 2009 22:55:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>murekkep</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tanzimat Dönemi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=2935</guid>
		<description><![CDATA[
 
İşitildi yine gülzâr-ı sühanda ma’hûd
Bülbül-i herze-edânın yeni bir zemzemesi
Lâl eder bir gün onu aksederek âfâka
Yine bir bâz-ı fezâ-yı edebin demdemesi  


Hiç şüphesiz 1839 senesinde ilan edilen Tanzimat Fermanı, tarihimizde çok büyük değişikliklere sebebiyet vermiştir. ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/muhariran.png"><img class="aligncenter size-full wp-image-2943" style="border: 2px solid black;" title="muhariran" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/muhariran.png" alt="muhariran" width="414" height="326" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: center;">İşitildi yine gülzâr-ı sühanda ma’hûd<br />
Bülbül-i herze-edânın yeni bir zemzemesi<br />
Lâl eder bir gün onu aksederek âfâka<br />
Yine bir bâz-ı fezâ-yı edebin demdemesi <sup> </sup><a href="#_ftnref2"><br />
</a>
</p>
<p style="text-align: justify;">Hiç şüphesiz 1839 senesinde ilan edilen Tanzimat Fermanı, tarihimizde çok büyük değişikliklere sebebiyet vermiştir. Daha çok kendisini sosyal ve iktisadi hayatta gösteren bu değişimler, hukuk ve edebiyat sahalarında da kuvvetli bir şekilde hissedilmiştir. O dönemin insanları edebiyat alanında, Tanzimat’tan sonra âşina olmadıkları edebî türlerle karşı karşıya kaldı.<span id="more-2935"></span></p>
<div id="attachment_2941" class="wp-caption alignright" style="width: 224px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/serveti-funun-.jpg"><img class="size-medium wp-image-2941" title="serveti funun" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/serveti-funun--217x300.jpg" alt="serveti funun" width="214" height="291" /></a><p class="wp-caption-text">Servet-i Fünun dergisi</p></div>
<p style="text-align: justify;">Daha önceleri kendi iç bünyesinde belirli kaideler çerçevesinde gelişme gösteren Divan Edebiyatı, dönemin bazı aydınlarınca yetersiz görülmeye başlanmış, söz konusu münevverler, aydınlığı Batı’nın pırıl pırıl gözüken ışıkları altında aramaya başlamışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Öteden beri bu sahada şöyle bir mukayese yapıla gelmiştir: “Tanzimat devri edebiyatçılarından Recaizade Ekrem yeniyi; Muallim Naci ise eskiyi temsil eder.” Hatta bununla ilgili olarak iki müeddib arasında, az sonra gazete sütunlarına aksedecek tartışmalar ön plana çıkartılır. İki zıt kutuptan yola çıkarak şöyle alelade bir mukayese yapılmaktadır: Muallim Naci benimsediği fikirler bakımından mutassıp ve gericidir. Bu sebeple tartışmaya girdiği karşı taraf (Recaizade Mahmut Ekrem) yeniliklerin en önde gelen mümessilidir.  Halbuki, Ahmet Hamdi Tanpınar, Recaizade’nin kaleme aldığı bazı mukaddimeler bir yana bırakılacak olursa  <em>“Onun hiçbir zaman kendisini şiire veremediğini ve yazarı daima bir amatör olduğunu hatırlayarak okumak gerektiği” </em>düşüncesini savunur.<sup> </sup><a href="#_ftnref3"><br />
</a>
</p>
<p style="text-align: justify;">Muallim Naci ise yaşadığı dönem itibariyle Batı’yı hazmetmeden benimsemeye çalışanlara karşı bir tavır alır ve döneminde haklı olarak Servet-i Fünun ekolünün kurucusu kabul edilen Recaizade’nin peyklerinin (Tevfik Fikret, Cenab Şahabettin vs…) şiirde aşırı derecede ileri gitmelerine karşı çıkar.</p>
<div id="attachment_2954" class="wp-caption alignleft" style="width: 185px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/recaizade-ekrem.jpg"><img class="size-medium wp-image-2954" title="recaizade ekrem" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/recaizade-ekrem-196x300.jpg" alt="recaizade ekrem" width="175" height="209" /></a><p class="wp-caption-text">Recaizade Mahmud Ekrem</p></div>
<p style="text-align: justify;">Gerçi Naci vefat ettiğinde (v.1893) Servet-i Fünuncular bir dergi etrafında henüz toplanmamışlardı. Hemen üç yıl geçtikten sonra Ekrem’in kanatları altında bir oluşum meydana getireceklerdi. Fakat daha öncesinde teşekkül eden fikirler ve ihtilaflar onları böyle bir topluluğu kurmaya itecekti. Hemen yeri gelmişken belirtelim ki, o dönemde yapılan edebî münakaşalar, bizde Servet-i Fünun’un ve akabinde Fecr-i Âti gibi edebî muhteviyatları haiz ekollerin meydana gelmesine ön ayak olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Adı geçen tartışmanın hangi sebeplerden dolayı cereyan ettiğine bakacak olursak şöyle bir tablo ile karşılaşıyoruz: Muallim Naci, devrin bazı mecmualarında ve aynı zamanda kendisinin kayınpederi olan Ahmet Mithat Efendi’nin “Tercüman-ı Hakikat” isimli gazetesinde bir süre şiirler neşreder. Fakat o, birtakım ihtilaflardan ötürü, daha sonra başka gazetelere de geçiş yapacaktır. Kendisinin ilk zamanlarda yazdığı şiirler diğer şairler tarafından da beğenilmiş, hatta daha sonraları münakaşaya gireceği Recaizade Ekrem bile Muallim Naci’nin bir şiirini “tahmis” etmiştir.<sup> </sup><a href="#_ftnref4"><br />
</a>
</p>
<p style="text-align: justify;">Ekrem, dönemin Sultanî mektebinde okutulmak için hazırladığı “Talim-i Edebiyat” adlı kitabına yerli ve yabancı yazarlardan alıntılar yapmıştır. Bunlar arasında Muallim Naci’nin de bulunduğunu hatırlayalım Ne var ki adı geçen eserde bir başka şair, Abdülhak Hâmid’den alıntılar daha fazlaydı.</p>
<div id="attachment_2953" class="wp-caption alignright" style="width: 233px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/tercumani_hakikat.jpg"><img class="size-medium wp-image-2953" title="tercumani_hakikat" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/tercumani_hakikat-216x300.jpg" alt="tercumani_hakikat" width="223" height="324" /></a><p class="wp-caption-text">Ahmet Mithat Efendi’nin çıkardığı “Tercüman-ı Hakikat” gazetesi</p></div>
<p style="text-align: justify;">Tanpınar, Muallim Naci’nin Sakız’da iken yazdığı mektuplardan yola çıkarak Naci’nin Talim-i Edebiyat’a karşı oluşunu şahsi bir ihtirasa bağlar. Ahmet Hamdi Tanpınar’a göre Recaizade Mahmut Ekrem, Abdülhak Hâmid’den birçok alıntı yaparak, Muallim Naci’yi ikinci planda bırakmış ve bundan dolayı da Muallim Naci kızarak Talim-i Edebiyat’a şahsi bir düşmanlık beslemeye başlamıştır. Bu noktada şöyle bir mukayese yapılabilir.</p>
<div id="attachment_2956" class="wp-caption alignleft" style="width: 182px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/talimi-edebiyat21.jpg"><img class="size-medium wp-image-2956" title="talimi edebiyat2" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/talimi-edebiyat21-234x300.jpg" alt="talimi edebiyat2" width="172" height="193" /></a><p class="wp-caption-text">Recaizede Ekrem&#39;in, dönemin Sultanî mektebinde okutulmak için hazırladığı “Talim-i Edebiyat” adlı kitabı</p></div>
<div id="attachment_2957" class="wp-caption alignleft" style="width: 192px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/talimi-edebiyat.jpg"><img class="size-medium wp-image-2957" title="talimi edebiyat" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/talimi-edebiyat-199x300.jpg" alt="talimi edebiyat" width="182" height="197" /></a><p class="wp-caption-text">Talim-i Edebiyat&#39;ın iç kapağı</p></div>
<table class="shutterset" style="width: 802px; height: 10px;" border="0" align="center">
<tbody>
<tr>
<td></td>
<td></td>
<td></td>
<td></td>
<td></td>
<td></td>
<td></td>
<td></td>
<td></td>
<td></td>
<td></td>
<td></td>
<td></td>
<td></td>
<td></td>
<td></td>
<td></td>
<td></td>
<td></td>
<td></td>
<td></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p style="text-align: justify;">Eğer Naci, bu itilmişliğe maruz kalmasaydı, Ekrem’in eserini –sırf kendi şiirlerinden alıntılar yaptığı için- beğenecek ve takdir mi edecekti? Sözü geçen tartışmayı savunulan edebiyat anlayışlarından dışarı çıkararak, şahsi ihtiraslara bağlamak, -kişiler tarafından aksi belirtilmedikçe- pek bir kıymet ifade etmemektedir.</p>
<div id="attachment_2955" class="wp-caption alignleft" style="width: 190px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/muallim-naci.jpg"><img class="size-medium wp-image-2955" title="muallim naci" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/muallim-naci-195x300.jpg" alt="muallim naci" width="180" height="214" /></a><p class="wp-caption-text">Muallim Naci</p></div>
<p style="text-align: justify;">Recaizade Mahmut Ekrem şiirlerini, Zemzeme<sup> </sup> isimli ve belirli aralıklarla bastırdığı üç kitapta toplar. Arada gelişen bazı olayların akabinde, özellikle Recaizâde’nin Takdir-i Elhan risalesi ve üçüncü zemzeme mukaddimesinin yayınlamasından sonra, tartışmalar daha da hararet kazanır. En sonunda bütün bunlara cevap olarak Muallim Naci, Demdeme’yi kaleme alır.<sup> </sup> Tartışma esnası boyunca karşılıklı ithamlar çok ağır bir seviyeye gelir. En nihayetinde de söz konusu münakaşa devletin müdahalesi ile sona erer. Her iki yazar da kendi düşüncelerini ateşin bir şekilde müdafaa etmiştir. Fakat bunlardan çıkarılan genel yargıların en basite indirgenmiş biçimi günümüze ‘Recaizade Ekrem’in yeniliğe açık; Muallim Naci’nin ise mutassıp ve gerici oluşu’ şeklinde lanse edilişidir.
</p>
<p style="text-align: justify;">Halbuki Ekrem’in teşekkülüne ön ayak olduğu Servet-i Fünun şairleri de şiirlerini aruz ölçüsüne göre yazacak ve çoğu zaman divan edebiyatının belirli şekil kalıplarını kullanmaktan geri kalmayacaklardır. Burada dikkati çekilmesi gereken en önemli husus, yenilikten kastedilenin ne olduğu veya ne olması gerektiğidir. İşte mezkur sebepten dolayı edebi tartışmalar, Tanzimat döneminin en dikkate değer meseleleri olmuş ve aylarca hatta yıllarca gazete sütunlarını meşgul etmiştir.</p>
<div id="attachment_2960" class="wp-caption alignright" style="width: 142px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/besir-fuad2.png"><img class="size-full wp-image-2958" title="besir fuad2" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/besir-fuad2.png" alt="besir fuad2" width="132" height="155" /></a><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/besir-fuad3.png"><img class="size-full wp-image-2960" title="besir fuad3" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/besir-fuad3.png" alt="besir fuad3" width="140" height="143" /></a><p class="wp-caption-text">Beşir Fuad </p></div>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca bir başka husus daha vardır ki, burada zikretmek faydalı olabilir. 1888 senesinde Kitapçı Arakel tarafından bir eser bastırılır. “İntikâd” isimli bu kitap Muallim Naci ile bizde ilk materyalist olarak bilinen Beşir Fuad’ın mektuplaşmalarını ihtiva etmektedir. Mektupların başlangıcı sebebi olarak ise Beşir Fuad’ın Victor Hugo için yazdığı bir eserin karşılıklı bir değerlendirilmesi gösterilebilir. Toplam yedi mektuptan oluşan söz konusu kitapta Muallim Naci’nin dört mektubu bulunmakta ve bu mektuplarda hiçbir zaman onun tutucu ve eskiye bağlı birisi olduğu göze çarpmamaktadır. Örneğin ilk mektubun şu ilk mısraları, Naci’nin aslında edebiyatta yeniliğe -fakat makul biçimde- açık olduğunu bizlere göstermektedir:</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Efendim!<br />
Bir zamandan beri gittikçe tevsi&#8217; etmekte olduğu çeşm-i iftihâr ile görülmekte olan matbuât-ı Osmâniye âlemine bir başka arayış vermeğe başlayan âsâr-ı kalemiyenizden bu kere neşrolunan «Victor Hugo» ünvanlı iki cilt bilhassa celb-i nazar-ı </em>dikkat etmiştir.&#8221; <sup> </sup><a href="#_ftnref7"><br />
</a>
</p>
<p style="text-align: justify;">Naci, fikri itikad olarak kendisi ile tam bir zıtlık teşkil eden Beşir Fuad’ın edebiyata getirmek istediklerinin farkındadır ve bunu da takdire şayan bir şekilde karşılamaktadır. Mektupların devamında da bu durum izlenebilir.</p>
<div id="attachment_2959" class="wp-caption alignleft" style="width: 248px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/besir-fuad.png"><img class="size-full wp-image-2959" title="besir fuad" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/besir-fuad.png" alt="besir fuad" width="238" height="211" /></a><p class="wp-caption-text">İlk Türk materyalist olarak bilinen Beşir Fuad (sol başta)</p></div>
<p style="text-align: justify;">Yukarıda da belirtildiği üzere Muallim Naci’nin dönemin bazı ediblerini “yâve-gû”luk (saçma sapan konuşma) ile itham etmesi, onun yeniliğe kapalı değil; aksine laf ü güzaf kabilinden şiirler yazılmasına karşı olduğunu göstermektedir. Eski, beğenilecek tarafları olduğu için kıymetlidir. Yeni ise sindirilebildiği ve adapte edileceği ölçüde alınmalıdır: İkisi bir sentez halinde sunulabildiği takdirde edebî manada bir değer taşıyacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>&#8220;Yeni itibar olunan eş&#8217;ârımız içinde ma&#8217;nâsızları o kadar çoktur ki bunları herkes görmüş olacağı cihetle şurada bir iki misâl irâdına lüzum görmekte ma&#8217;nâ yoktur […] Gide gide yâve-gûluk hepimize sirâyet ve taammüm edecek olursa biz edîblerin eslâfa ne derecede tefevvuk etmiş sayılacağımızı hayâl edini</em>z!&#8221;<sup> </sup></p>
<p style="text-align: justify;"><em>“Zaman gelecek ki şiir kelimesinin anlamı, mânâsını kâilinin (söyleyenin) dahî anlamadığı söz şeklinde verilecektir.”</em><em> </em></p>
<hr style="text-align: justify;" size="1" />
<p style="text-align: justify;">
<ol class="footnotes"><li id="footnote_0_2935" class="footnote">Gülzar-ı sühan: Şairlerin gül bahçesi;<br />
Ma’hud: Önceden bahsedilen, söz verilen<br />
Bülbül-i herze-eda: Boş sözler söyleyen bülbül<br />
Lâl: Dilsiz, söz söyleyemeyenÂfak: ufuklar<br />
Bâz-ı feza-yı edeb: Edeb semasının yırtıcı kuşu</li><li id="footnote_1_2935" class="footnote">Tanpınar, 19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi, s.473, 1967</li><li id="footnote_2_2935" class="footnote">Sevilen bir şairin gazelinin her beytine üç mısra daha eklemek</li><li id="footnote_3_2935" class="footnote">Zemzeme: Şırıltı; Mecazî anlamda ise nağmeli ve uyumlu söz manasına gelmektedir.<a href="#_ftnref5"><br />
</a></li><li id="footnote_4_2935" class="footnote">Demdeme: Hoşa gitmeyen sözler; hiddetli gürültülü ses<a href="#_ftnref6"><br />
</a></li><li id="footnote_5_2935" class="footnote">İntikad, s.2</li><li id="footnote_6_2935" class="footnote">İntikad, s.10</li></ol>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2009/09/zemzeme-demdeme-tanzimat-doneminde-hararetli-bir-tartirsma/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İstanbul&#8217;un Uğursuz Ağacı: Kanlı Çınar</title>
		<link>http://tarihvemedeniyet.org/2009/09/istanbulun-ugursuz-agaci-kanli-cinar/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2009/09/istanbulun-ugursuz-agaci-kanli-cinar/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Sep 2009 04:07:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>müteverrih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=2573</guid>
		<description><![CDATA[İstanbul’un meşhur ağaçlarından birisi de Sultanahmed meydanında ki büyük çınardı. Kanlı çınar da denilen bu uğursuz ağaç pek çok dehşetli hadiseye şahit olmuştur. Bunların en ibretli ve vahametlilerinden birisi Sultan İbrahim devrinde yaşanandır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/Vakva-agaci.JPG"></a><img class="aligncenter size-large wp-image-2578" style="border: 1px solid black;" title="Vakvak agaci" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/Vakva-agaci-808x1024.jpg" alt="Vakvak agaci" width="376" height="476" />İstanbul’un meşhur ağaçlarından birisi de Sultanahmed meydanında ki büyük çınardı. Kanlı çınar da denilen bu uğursuz ağaç pek çok dehşetli hadiseye şahit olmuştur. Bunların en ibretli ve vahametlilerinden birisi Sultan İbrahim devrinde yaşanandır.<span id="more-2573"></span></p>
<p style="text-align: justify;">1648’de Sultan İbrahimi tahtan indirmek üzere ayaklanan serkeş Yeniçeri güruhu önce Sadrazam Ahmed Paşa’nın konağını bastı. Paşa’yı buradan alarak ihtilale destek veren Vezir Sofu Mehmed Paşa’nın konağına götürdüler. Sadrazam ne kadar istiğfar ettiyse de yakasını kurtaramadı. Konağın merdivenlerinden inerken bir koluna cellat Kara Ali diğerine Börekçi Mustafa girince vaziyeti anladı. İki cellat sadrazamı konağın mahzenine indirerek bir yumruk da yere yıktılar ve kemendi boynuna atarak iki taraftan asıldılar.  Az sonra padişahtan sonra imparatorluk da ki en güçlü fanî ruhunu teslim etmişti.</p>
<div id="attachment_2621" class="wp-caption alignright" style="width: 401px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/vakvak-.sultan-osman.JPG"><img class="size-large wp-image-2621" title="vakvak .sultan osman" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/vakvak-.sultan-osman-1024x802.jpg" alt="vakvak .sultan osman" width="391" height="309" /></a><p class="wp-caption-text">Tasvir: Sultan Osman&#39;ın katli, (Aynı zihniyet bir kaç on yıl önce de sultan Osmanı katletmişti)</p></div>
<p style="text-align: justify;">Ahmed Paşanın cesedi bir beygire yüklenip Atmeydanına (Sultanahmed) getirilerek meşur çınarın altına bırakıldı. Ertesi gün Yeniçeri kılığındaki bir serkeş “insan yağı mafsal ağrılarına iyi gelür” diyerek çınarın altındaki ölü sadrazamın cesedini parça parça edip zorla beşer onar akçeye halka satmağa başladı. Ancak akşama doğru cesedin kalan parçaları gömülebildi.</p>
<p style="text-align: justify;">Ahmed Paşa bundan sonra hezarpare (bin parça) diye yâd edilir olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">1655 sensinde ulufelerinin mağşuş akçe ( Kalp para) ile ödenmesi ve Girid seferinden dönen bir kısım yeniçerilerin paralarını alamamaları İstanbul da yeni bir isyanı patlattı.</p>
<p style="text-align: justify;">Asker ve gayrimemnun halktan bir kısım sarayın önünde toplanarak naralar attılar. Padişaha kendilerine teslimini istedikleri zevatın isimlerini yazdıkları defteri gönderdiler. İhtilal’ın büyük vahametiyle geldiğini gören padişah IV. Mehmed defterde yazılı memurları asilere teslime mecbur kaldı.  Asiler, teslim aldıkları kişileri hemen orada parça parça ettiler. Cesetlerini Atmeydanına götürerek meşhur çınarın dallarına astılar. Cesetlerin asılı başları günlerce bu ağacın dallarında sallandı.  Halk bu feci manzaradan dehşete düştü.</p>
<p style="text-align: justify;">İstanbullular bu ağaçta şahit oldukları kanlı manzaralar dolayısıyla ağaca kanlı çınar dediler. Zamanla eski doğu mitolojisinde geçen <strong>vakvak </strong>ağacı ile özdeşleştirdiler. Mitoloji de ki ağacın meyveleri insan kafasıydı ve güneşte sallandıkça olgunlaşırdı. Mitolojik bu cehennem bitkisine atfen kanlı çınara da şecere-i vakvak denildi.  ( 1648’de ki olaya Vaka-i vakvakiye denilmesi bundan hareketledir.)</p>
<div id="attachment_2584" class="wp-caption alignright" style="width: 270px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/vakvak-agaci2.jpg"><img class="size-large wp-image-2584" title="vakvak agaci2" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/vakvak-agaci2-703x1024.jpg" alt="vakvak agaci2" width="260" height="296" /></a><p class="wp-caption-text">Tasvir: Meyveleri İnsan olan mitolojik vakvak ağacı</p></div>
<p style="text-align: justify;">Bütün bu yaşananlar mucibince, İstanbullu bir şair ağaçta ki hadisatı şöyle nazmetmekteydi;</p>
<p style="text-align: left;">Gûşu merihe erüp tantana-i cah ü celâl</p>
<p style="text-align: left;">Lerzenâk etti bu kavga güh u âfâkı</p>
<p style="text-align: left;">Oldu mahmur nice mest-i müdâm-ı devlet</p>
<p style="text-align: left;">Câm-ı ikbale ne tarh etti bilinmez Sâkî</p>
<p style="text-align: left;">Bağban-ı felek gine güzârı seyret</p>
<p style="text-align: left;">At Meydanına dikti secere-i vakvakı.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Günümüz Türkçesiyle açıklaması;</strong></p>
<p style="text-align: left;">İtibar ve makam sahiplerinin tantanası merihe erişti</p>
<p style="text-align: left;">Bu kavganın pisliği semayı titretti</p>
<p style="text-align: left;">devlet ayyaşlarının çoğu mahmur , (sersem ) oldu (iflas olmaz derecede)</p>
<p style="text-align: left;">Saki kim bilir yücelik kadehini ne kadar çok paylaştırdı, bilinmez</p>
<p style="text-align: left;">Ey semanın bağcısı yine  seyret bu gezintiyi</p>
<p style="text-align: left;">O bağcı ki atmeydanına vakvak ağacını dikti (adalet yerini bulsun diye)</p>
<div id="attachment_2627" class="wp-caption alignleft" style="width: 207px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/Vakva-agaci5.jpg"><img class="size-full wp-image-2627" title="Vakva agaci5" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/Vakva-agaci5.jpg" alt="Vakva agaci5" width="197" height="288" /></a><p class="wp-caption-text">Minyatür : Mitolojik  vakvak ağacı </p></div>
<p style="text-align: justify;">Kanlı çınar yahut uğursuz ağaç diye terennüm edilen şecere-i vakvak ağacının macerası bununla da bitmedi.  1826 yılında son yeniçeri ihtilali kopunca ordunun bu ayaklanması sivil bir karşı hareketle bastırıldı. Ocak dışı hiçbir faninin destursuz girmesi kabil olmayan kışlaları basıldı, yakıldı, ocak dağıtıldı. Akşama doğru şurya buraya sinen ve çoğunlukla Sultan Ahmed Camii mahzenindeki taş odalara gizlenen âsi yeniçerilerin çoğu yakalanarak boğuldu, parçalandı yahut bezgin halkın hücumlar altında ezilerek katledildi.  Halkın yeniçeri nefretinden diriler olduğu kadar ölüleri de nasiplendi. İstanbul’da ki kahir ekseri yeniçeri mezarı bozuldu, taşları kırıldı yeri kaybedildi.</p>
<p style="text-align: justify;">Katledilen cesetleri leş kavilinden sürüklenerek meşhur şecere-i vakvak ağacının altına yığıldı, bazıları ağacın dallarına asılarak günlerce sarkıtıldı. Bu hadise bile halkın ne derece kine müptela olduğunu açıkla izhar ediyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Bütün bunlar vuku bulurken 1656’da ki şecere-i vakvak olayına şiir söyleyen şairi hatırlayan Keçecizade İzzet Molla ona nazire olarak asırlar sonrasından şu satırları terennüm ediyordu;</p>
<div id="attachment_2615" class="wp-caption alignright" style="width: 242px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/vakvakagaci3.jpg"><img class="size-full wp-image-2615" title="vakvakagaci3" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/vakvakagaci3.jpg" alt="vakvakagaci3" width="232" height="354" /></a><p class="wp-caption-text">Atmeydanında ki meşhur Şecere-i vakvak ağacı</p></div>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">-</p>
<p style="text-align: justify;">Bir zaman ehli fitne camii Hanı Ahmedde</p>
<p>Bigünah asmış iken kullarını Hallâkim</p>
<p>Şimdi erbabı Şekanın dökülüp kelleleri</p>
<p>Meyve vaktine yetiştik, secerei vakvakın.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Günümüz Türkçesi ile ;</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bir zamanlar bozguncular camii sultan Ahmedde</p>
<p>Masum kullarını asmış iken Allahın</p>
<p>Şimdi alçakların dökülüp kelleleri</p>
<p>Meyve vaktine yetiştik şecere-i vakvakın</p>
<p style="text-align: justify;">Kanlı çınar denilen bu uğursuz ağaç Ayasofya ile Sultan Ahmed Camii arasındaki sahadaydı. Etrafında taşla örülmüş genişçe bir set bulunuyordu.  Ayasofya’ya doğru bakan kalın bir dalı düz şekilde uzanıyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Ağaç daha uzun yıllar yaşayıp Cumhuriyet zamanına değin erişti. Bu güne ise intikal etmeyen ağacın yeri park sahası içinde kalmıştır. Bu ağaç bir Topkapı Sarayı’nın 1. Avlusunda bulunan diğer meşhur çınar, Yeniçeriler Çınarı ile karıştırılıyor yahut özdeşleştiriliyorsa da ikisi farklı ağaçlardır.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: x-small;">Bibliyografya<br />
H. E. Cengiz, <em>&#8220;Vakvâk Ağacı&#8221;, Tarih ve Toplum, </em>19, 165-167 (1993).<br />
</span><span style="font-size: x-small;">Gabriel Ferrand,</span><span style="font-size: x-small;"> &#8220;Vakvâk&#8221;, </span><span style="font-size: x-small;"> </span><span style="font-size: x-small;">MEB İslam Ansk., C13, s172-173, Esk.2001</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2009/09/istanbulun-ugursuz-agaci-kanli-cinar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Osmanlı Devletinde Ekonomik Hayat</title>
		<link>http://tarihvemedeniyet.org/2009/08/osmanli-turkiyesinde-enflasyon/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2009/08/osmanli-turkiyesinde-enflasyon/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 Aug 2009 12:35:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>müteverrih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=2160</guid>
		<description><![CDATA[Cihan Devleti doruktan inmeye başlarken, ekonomik istikrar da bozulmaya yüz tutmuştu "Akça" denilen para birimindeki gümüş oranının azalmasıyla baş gösteren ilk büyük enflasyon 1593'tedir. Yinede, 1912 Balkan felâketine kadar, halk belirli bir ölçüde refah içinde yaşamış, bundan sonra her şey tepetaklak olmuştur.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_2201" class="wp-caption aligncenter" style="width: 356px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/Enflasyon.kur-paritesi.jpg" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-2201" title="Enflasyon.kur paritesi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/Enflasyon.kur-paritesi-300x195.jpg" alt="Enflasyon.kur paritesi" width="346" height="222" /></a><p class="wp-caption-text">Osmanlı paraları ve uluslararası değeri</p></div>
<p style="text-align: justify;">Osmanlı Türkiyesi&#8217;nde, İstanbul&#8217;un fethinden sonraki 16. asır boyunca hafif, fakat âdeta muntazam bir enflasyon görülür. Kâğıt para (banknot) ve döviz meseleleri meçhul olduğu için, Osmanlı para birimi akça&#8217;daki gümüş miktarının azalmasına enflasyon diyoruz. Büyük enflasyon 1593&#8242;te oldu ve 1 akçadaki gümüş miktarı yarı yarıya indirildi. Ama maaşlar, aynı akça sayısıyla ödendi. Gerçekte devletten maaş alanlar, eskisine oranla gelirlerinin yarısını kaybetmiş oldular.</p>
<p style="text-align: justify;">1593, Osmanlı Cihan Devleti&#8217;nin doruğa tırmanışının sona erdiği, doruktan inmeye başladığı yıldır.<span id="more-2160"></span></p>
<div id="attachment_2202" class="wp-caption alignright" style="width: 188px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/Enflasyon.-kaime.arkayuz.jpg" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-2204" title="Enflasyon. kaime.arkayuz" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/Enflasyon.-kaime.arkayuz-214x300.jpg" alt="Enflasyon. kaime.arkayuz" width="178" height="239" /></a><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/Enflasyon.-kaime.onyuz1.jpg" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-2203" title="Enflasyon. kaime.onyuz" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/Enflasyon.-kaime.onyuz1-213x300.jpg" alt="Enflasyon. kaime.onyuz" width="178" height="235" /></a><p class="wp-caption-text">Türkiye &quot;kaime-i mutebere&quot; adı verilen kağıt para ile ilk defa bir buçuk asır önce tanıştı. Yukarıda 20 kuruşluk kaimenin ön ve arka yüzü</p></div>
<p style="text-align: justify;">Bu enflasyonun sebepleri çeşitlidir. Devletten maaş alanların, üretim yapmaksızın sadece vakıf geliriyle geçinenlerin sayısı çok şişmiştir. Devlet gelirleri, olur olmaz kişilere fazlasıyla dağıtılmıştır. 1593&#8242;e doğru Fas Sultanlığı ve Polonya Krallığı&#8217;na kadar birçok ülkeyi himayesine alan imparatorlukta, artık büyük fetihler ve zaferler dönemi kapanmıştır.  Ganimet geliri çok azalmıştır.  Refah yaygınlaşmış, kolayca lüks yaşama alışkanlığına dönüşmüştür.  Olur olmaz kişiler, Kâtib Çelebî&#8217;nin tabiriyle &#8220;pâdişâhâne&#8221; giyinmeye, ziyafetlere, harcamalara alışmışlardır.  Asayiş durumu eski mükemmelliğini yitirmiş, bundan etkilenen üretim düşmüş, ticaret zedelenmiştir. Nüfus artmıştır. Köylerden şehirlere akış olmuş, şehre gelen köylü, uyum sağlamak hevesiyle, pahalı alışkanlıklar edinmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şeyhülislâm Hoca Sâdeddin Efendi, Hâce-i Sultanî Ömer Efendi, Sultan II. Osman, Koçi Bey, Kâtib Çelebi, Sultan IV. Murad, Köprülü Mehmed Paşa gibi reformistler zuhur etmiştir. Bunlar devleti, kendi içinde düzenlemeye çalışmışlardır. Hedefleri, az mübalağa ile söyleyeyim ülküleri, devlete Cihan Hakanı Kanûnî Sultan Süleyman dönemindeki (1520-1566) dirlik ve düzenliğini kazandırmaktır. Diyebilirim ki, Sadrıâzam Dâmâd Nevşehirli İbrahim Paşa&#8217;nın iktidara gelmesine kadar (1718), dış faktörler kâle alınmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hâlbuki dış faktörler de geçerliydi. Osmanlı&#8217;nın egemen olduğu Akdeniz, dünya ticaretindeki kapital ağırlığını, okyanuslara bırakmıştı.  Amerika madenlerinden Avrupa&#8217;ya gümüş akıyordu.  Avrupa, Osmanlı&#8217;nın birçok teknolojik üstünlüğüne erişmişti.  Artık, hemen hemen Osmanlı derecesinde top dökebiliyor, kale yapabiliyor, tabya yapabiliyor, kumaş dokuyabiliyordu.  Ham madde bakımından Avrupa&#8217;nın Osmanlı&#8217;ya bağımlılığı ise devam ediyordu.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Memur maaşları </strong></p>
<p style="text-align: justify;">1593 yılından günümüze kadar, Türkiye&#8217;de memur maaşları sürekli indi, azaldı, küçüldü, ufalandı, nihayet devlet haysiyetiyle bağdaşmaz derekeye düştü.  Zira tıpkı vaktiyle olduğu gibi, bugün de memur sayısı çok arttı. İstihdam politikası vasıtası hâline geldi, rasyonelliğini kaybetti. Tabiatıyla, tıpkı eskiden olduğu üzere, memur kalitesi de düştü. Hem yüksek bürokraside, hem yeni girişlerde…</p>
<p style="text-align: justify;">Buna rağmen imparatorluk, denebilir ki yıkılışına kadar, memuruna, devletin prestijini koruyacak derecede maaş vermeye gayret etti. En gelişmiş ve zengin devletlerle Osmanlı&#8217;daki maaş farkları büyük değildi. 1900 yılında en büyük devlet olan İngiltere&#8217;de, korgeneral maaşı 165 altın, Osmanlı&#8217;da 100 altın idi. Albay, İngiltere&#8217;de 27- 32, Osmanlı&#8217;da 25 altın alıyordu.</p>
<div id="attachment_2221" class="wp-caption alignleft" style="width: 264px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/Enflasyon.istanbulda-tuketici-fiyatlari.jpg" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-2221" title="Enflasyon.istanbulda tuketici fiyatlari" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/Enflasyon.istanbulda-tuketici-fiyatlari-300x225.jpg" alt="Enflasyon.istanbulda tuketici fiyatlari" width="254" height="191" /></a><p class="wp-caption-text">İstanbul&#39;da tüketici fiyatları 1649-1914    (1)</p></div>
<p style="text-align: justify;">Ancak küçük rütbelerde Osmanlı, artık Batı ile dengeyi tutturamıyordu. Önyüzbaşı Osmanlı&#8217;da 12, İngiltere&#8217;de 20-25,5 yüzbaşı Osmanlı&#8217;da 5, İngiltere&#8217;de 17- 19,5, üsteğmen Osmanlı&#8217;da 2,5, İngiltere&#8217;de 9,5-11, teğmen Osmanlı&#8217;da 2, İngiltere&#8217;de 7,5-9,5 altın maaşlı idi.</p>
<p style="text-align: justify;">Osmanlı&#8217;da sivil bürokrasi de, üniformalı bürokrasi gibi rütbe taşıdığı için, mülkiye ve ilmiye sınıflarındaki eşit rütbe sahibi görevliler, aynı durumda idiler.</p>
<p style="text-align: justify;">Sadırâzam (imparatorluk başbakanı) maaşı, Tanzimat ve Meşrutiyet dönemlerinde, daha önceleri de olduğu gibi, değişiktir. Her sadrıâzam atanmasında, maaşı da belirtilirdi. Bu son dönemde en düşük sadrıâzam maaşının 250 altın,  en yüksek maaşın ise 2.500 altın olduğu görülür. O dönemin 1 altını, bugünün 1 altını değildir. Hayat ve bütün zarurî maddeler, kira ve mülk fiyatları çok düşüktür. 1 altının son Osmanlı dönemindeki satınalma değeri hakkında bir fikir edinmek için, yaklaşık 7 gram altın olan 1 altın liranın bugünkü değerini 2,5 ile çarpmak tavsiye edilebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Osmanlı İmparatorluğu, dost devletlere sürekli para, mal, silâh yardımı yapmıştır. 1854&#8242;e kadar tek kuruş dış borçlanmaya girmemişken, bu tarihten itibaren Avrupa devletlerine borçlanmaya başlamıştır. Dış borç ve faizlerinin, buna ilâveten savaş tazminatlarının ödenmesi, son yarım asrında Osmanlı maliyesini bunaltmıştır.</p>
<div id="attachment_2207" class="wp-caption aligncenter" style="width: 404px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/Enflasyon.ottoman.coin.bozukpara3.jpg" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-2207" title="Enflasyon.ottoman.coin.bozukpara3" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/Enflasyon.ottoman.coin.bozukpara3-300x151.jpg" alt="Enflasyon.ottoman.coin.bozukpara3" width="394" height="189" /></a><p class="wp-caption-text">SAĞ: Sultanü&#39;l berreyn ve hakanü&#39;l bahreyn (karaların sultanı denizlerin hakanı) essultan ibnü&#39;s sultan  SOL:  fi duribe i kostantiniyye</p></div>
<p style="text-align: justify;">Bütün bu faktörlere rağmen Osmanlı, 1912 Balkan felâketine kadar, ucuzluk, bir ölçüde refah içinde yaşadı. 1843&#8242;te imparatorluğun en pahalı şehri olan İstanbul&#8217;da, bir kişi, 10 para ile günde 3 öğün yemek yiyebilmektedir (Gerard de Nerval, s. 60, 66). 10 para, 1 altının 400&#8242;de biridir.  Birkaç altına gene İstanbul&#8217;da, hiç de kötü bir semtte olmamak üzere, müstakil ev satın alınabilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">1908&#8242;de Temmuz ayında başlayan enflasyon, 1912 Ekimi&#8217;ne kadar hafif bir seyir takip etti. Ekim 1912-Mayıs 1913 yükselişi büyük oldu ve halkın canı yandı.  Mayıs 1913-Temmuz 1914&#8242;te tekrar hafifledi. Temmuz-Kasım 1914 arasındaki 3,5 ay içinde yüzde 50 oldu ki, yıllık hesaplanırsa korkunçluk derecesi anlaşılır. Artık Osmanlı, dönüşü olmayan bir yola girmişti.  Yöneticilerinin kısır görüşlülüğü yüzünden Birinci Cihan Savaşı&#8217;na (1914-18) bulaşmıştı. Halkta, yönetime güven kalmadı. Altını olan, yatağının altına attı. İhtikâr ve bir kısmı adetâ devletin himayesinde olmak üzere korkunç yolsuzluklar oldu.</p>
<div id="attachment_2210" class="wp-caption alignleft" style="width: 265px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/akcenin-günüs-icerigi.jpg" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-2210" title="akcenin günüs icerigi " src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/akcenin-günüs-icerigi-300x225.jpg" alt="akcenin günüs icerigi" width="255" height="199" /></a><p class="wp-caption-text">Akçedeki gümüş miktarı  1469 - 1914      (1)</p></div>
<p style="text-align: justify;">1913&#8242;te şekerin kilosu 20 paraya (1 altının 200&#8242;de 1&#8242;i) çıktığı zaman, halk feryadı bastı. 1916 Ağustos&#8217;unda francalanın kilosu 16 kuruşa fırladığı zaman ise, artık ses seda çıkmadı.  Zira 16 kuruş verecek o kadar az insan vardı ki&#8230;    Pahalılık, sosyal âfetleri başlattı. İstanbul orta sınıfında ahlâkî çöküntü başladığı işitildi. O orta sınıf ki, dürüstlük bakımından, yüksek sınıftan çok daha titizdi. Anlı şanlı vezir ve kazasker ailelerinin kızlarının, nereden çıktığı belirsiz, dedesinin adını bilmeyen savaş zenginleri ile evlendikleri görüldü. Verem ve dizanteri dehşet saçmaya başladı&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">1911-1922 sürekli savaşlar döneminde, hangi devletlerle savaştığımızın listesi bile bugünkü nesil için şaşırtıcıdır: İtalya, Karadağ, Sırbistan, Bulgaristan, Yunanistan,  İngiltere, Fransa, Romanya, Rusya, Ermenistan, Avustralya, Yeni Zelanda, Kanada, Güney Afrika&#8230; Listenin eksikliği için sevgili okuyucularımdan özür diliyorum.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Harp yılları</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Cihan savaşından Türkiye ordusu, maliyesi, insanı, köyü ve şehri iflâs etmiş durumda çıktı (1918).</p>
<p style="text-align: justify;">İmparatorluğun nüfusu 1915&#8242;te 29 milyon kadardı. Bu yılın savaş harcamaları 83 milyon lira idi. Henüz 1 TL, 1 altın veya ona yakın değerde idi. Ancak altın para giderek tedavülden uzaklaştı. Hükümet de topladı, halk da sakladı. Banknot emisyonu arttırıldı ve kâğıt lira ile altın liranın değerinin arası gittikçe açıldı.</p>
<div id="attachment_2212" class="wp-caption alignleft" style="width: 249px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/Enflasyon.Osmanli-subayi.jpg" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-2212" title="Enflasyon.Osmanli subayi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/Enflasyon.Osmanli-subayi-239x300.jpg" alt="Enflasyon.Osmanli subayi" width="239" height="300" /></a><p class="wp-caption-text">Osmanlı Subayı</p></div>
<p style="text-align: justify;">1917 Ağustosu&#8217;nda imparatorlukta banknot emisyonu 80 milyon lirayı buldu. Buna karşılık, sadece 3 yıl içinde 40 milyon altın piyasadan çekilip gizlendi. Böylesine bir malî denge içinde savaş bütçesinin 83 milyon altın olarak tesbiti, rikkat ve heyecan verir. Yabancı altınlar gibi yabancı banknotlar da geçerli idi. Fakat Alman markı biriktirenleri 1918 sonunda yıkım bekleyecektir. Zira savaş sonunda markın değeri kalmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yolsuzluk ve rüşvet yaygın hâle geldi. Sefalet başladı. Francaladan başka ekmek yemeyen nazlı İstanbul halkına, kişi başına 150 gram süpürge tohumu karıştırılmış kara ekmek veriliyordu. Tarihte ilk ve son defa, İstanbul halkında açlıktan ölüm başladı. Yolda açlıktan düşüp ölenleri, belediye çöpçüleri topluyorlardı.</p>
<p style="text-align: justify;">1917 içinde kâğıt para, tedavül eden altını geçti. 1.000 liralık kupürler de vardı. Savaştan sonra altınla alış veriş tarihe karıştı. Ancak gümüş sikkeler Cumhuriyet döneminde de uzun müddet kullanıldı. 1930&#8242;larda çok güzel basılmış Osmanlı gümüş mecîdiyeleri (20 kuruş, altının beşte biri), yarım ve çeyrek mecidiyeler (10 kuruş ve 5 kuruş) hâlâ geçerli idi.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Para değerleri</strong></p>
<div id="attachment_2218" class="wp-caption alignright" style="width: 186px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/Enflasyon.suleym-sikke.jpg" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-2218" title="Enflasyon.suleym sikke" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/Enflasyon.suleym-sikke-290x300.jpg" alt="Enflasyon.suleym sikke" width="176" height="171" /></a><p class="wp-caption-text">Kanuni Süleyman devrinken kalma, enfasyon sebebiyle kenarı kırpılmış sikke</p></div>
<p style="text-align: justify;">Birinci Cihan Savaşı patlamadan birkaç ay önce, 1914 yazında 1 TL=3,70 dolar=18,45 mark=17 İsviçre Frangı idi. 1917&#8242;de savaş içinde bile 1 Türk Lirası banknot alabilmek için 4 Amerikan dolarına yakın ödemek gerekiyordu. Ve bu parite, 1908 öncesi Osmanlı Lirasının değerine nisbetle, Türk parası aleyhine yıkım sayılıyordu (Mandelstem, Le Sort de l&#8217;Empire Ottoman, Paris 1917, s. 157-8).</p>
<p style="text-align: justify;">11 Haziran 1916 tarihli Paris&#8217;in Temps gazetesi, Fransa&#8217;nın savaş hâlinde bulunduğu Osmanlı devleti aleyhine şu haberi yayınladı: &#8220;<strong>Türkiye&#8217;nin Haleb, Şam, Beyrut eyaletleri ile Lübnan ve Kudüs sancaklarında (il) 1 İngiliz lirası (sterlin)=137 Türk kuruşuna fırladı. Osmanlı hükümeti, 1 sterlin=l TL paritesinde direniyor. Fakat 37 kuruşluk karaborsa farkını ortadan kaldırmaktan âcizdir. Osmanlı ekonomisinin mahva doğru gittiği bu şekilde açığa çıkmaktadır.</strong>&#8220;</p>
<p style="text-align: justify;">1908&#8242;den önce nazarî olarak 1 Osmanlı altın= 1 Osmanlı banknotu idi ve her ikisine de lira (altın lira, kâğıt lira) deniyordu. Gerçekte 1 altın alabilmek için 1 banknotun üzerine birkaç kuruş sarrafiye ödemek gerekiyordu. Savaş (1914-18) içinde 1 altın alabilmek için İstanbul&#8217;da 3, Anadolu&#8217;da 4, imparatorluğun Arap vilâyetlerinde 5 Türk banknotu ödemek icab ediyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Cumhuriyetin ilânında (1923) 1 altın= 7  TL şeklinde idi. Ve TL hâlâ dolardan değerli idi: 1 TL=0,80 dolar.</p>
<div id="attachment_2213" class="wp-caption aligncenter" style="width: 415px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/Enflasyon.kaimei-mutevere.jpg" target="_blank"><img class="size-full wp-image-2213" title="Enflasyon.kaimei mutebere" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/Enflasyon.kaimei-mutevere.jpg" alt="Enflasyon.kaimei mutebere" width="405" height="188" /></a><p class="wp-caption-text">Kaime - Kağıt Para. Üzerinede &quot;Devlet-i Âliyye-i Osmaniye&quot; , &quot; Bedeli Dersâdette Altun Olarak Tesviye Olunacakdır&quot; yazıyor</p></div>
<p style="text-align: justify;">Altın paritesinin ilk cihan savaşı ile sona erdiğini bütün diğer belli başlı dövizlerin pariteleri arasındaki farkın gittikçe açılması, bambaşka bir bahistir. Ekonomik çöküntünün diğer bir sebebi, halkın varlığına devletçe el konulmasıdır. Bunu önce 1914&#8242;te Enver Paşa yaptı. Seferberlikte, tüccarın mağazalarına, dükkânlarına girildi. <strong>Ordunun hiçbir işine yaramayacağı aşikâr bulunan</strong> <strong>havyar ve bebek patiğine </strong>kadar her şeye el kondu. Sonra 1921&#8242;de Yunan, Sakarya&#8217;yı geçtiği zaman, Türkiye Büyük Millet Meclisi, mecburen aynı yönde karar aldı.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Yokluklar </strong></p>
<div id="attachment_2216" class="wp-caption alignright" style="width: 224px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/enflasyom.istanbul-menba-sulari-ananim-sirket-i-osmaniyesi.jpg" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-2216" title="enflasyom.istanbul menba sulari ananim şirket-i osmaniyesi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/enflasyom.istanbul-menba-sulari-ananim-sirket-i-osmaniyesi-300x232.jpg" alt="enflasyom.istanbul menba sulari ananim şirket-i osmaniyesi" width="214" height="202" /></a><p class="wp-caption-text">Hisse Senedi &quot;İstanbul menba suları ananim şirketi hayriyesi&quot;</p></div>
<p style="text-align: justify;">1914 yazında İstanbul halkı, pahalılıktan çok şikâyetçi idi. Hâlbuki daha büyük felâket patlamamış, Harb-i Umûmî başlamamıştı. Gazeteler, dergiler, artık hâkan-ı sabık (eski imparator) dedikleri Sultan Abdülhamid&#8217;i yermekten usanmışlar, onun devrindeki ucuzluğu, rahatlığı, bolluğu, barışı göklere çıkaran yazılar yayınlıyorlardı. Gerçekten 1908 Türkiyesi, ucuzluk cenneti idi. İhtikâr, karaborsa bilinmiyordu. Sadece ezelî derd olan rüşvet vardı.</p>
<p style="text-align: justify;">1914 yazında şekerin kilosu 20 paraya (yarım kuruş) fırladığı zaman, halk, Sultan Hamid devrinin fiyatlarıyla mukayese ederek şikâyet etti. Ama şeker 1916 Ağustos&#8217;unda 60 ve 1917 Temmuz&#8217;unda 120 kuruşa (1,2 altın) fırladı. Bir bidon gaz (16 kg) 50 kuruş (yarım altın) oldu. Dolayısıyla İstanbul bile karanlıklara gömüldü. Zira elektrik ancak zengin evlerinde, Beyoğlu, Şişli gibi semtlerde vardı ve havagazı ile aydınlanma da bütün şehre yayılmamıştı. Tekrar mum devrine dönen İstanbul, zamanla mum da bulamadı. Çıra, onu bulamayınca ağaç yakarak aydınlanmaya başladı. <strong>Vaktiyle Pâytaht-ı Cihan denen belde, mağara devri şartlarına dönmüştü.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Zira petrolün bidonu 1917&#8242;de 250 kuruş (2,5 altın) oldu. Bütün siyasî partilerimizin atası olan iktidardaki İttihâd ve Terakkî&#8217;nin organı gazete şöyle yazıyordu:  &#8221;<strong>Gecelerinizin karanlık geçtiğine üzülmeyiniz. Yakında zaferin ışıklarıyla bütün Osmanlı dünyası aydınlanacaktır</strong>!&#8221;.</p>
<div id="attachment_2222" class="wp-caption alignright" style="width: 198px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/enflasyon.-Osmanli-Itibar-i-Milli-Baski-Hisse-Senedi.jpg" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-2222" title="enflasyon. Osmanli Itibar-i Milli Baski Hisse Senedi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/enflasyon.-Osmanli-Itibar-i-Milli-Baski-Hisse-Senedi-199x300.jpg" alt="enflasyon. Osmanli Itibar-i Milli Baski Hisse Senedi" width="188" height="223" /></a><p class="wp-caption-text">Hisse Senedi &quot;Osmanlı itibar-ı milli bankası&quot;, &quot;Osmanlı anonim şirketi&quot;</p></div>
<p style="text-align: justify;">1916 Kasım&#8217;ında İstanbul kasapları dükkânlarını kapattılar. Zira satacak et yoktu. İstanbul&#8217;a hayvan gelmiyordu. O zamana kadar Osmanlı toplumunda asla görülmemiş bir problem oluştu: aile fertlerinin ölmesiyle kimsesiz kalan ve akrabaları olsa da onlar tarafından ekonomik şartlar dolayısıyla kabul edilmeyen, <strong>terkedilmiş çocuklar</strong>&#8230;  Bu problem, Türk toplumunda, Avrupa&#8217;dan asırlarca sonra başlamış oldu. 1917 yılının ilk yarısında, yalnız İstanbul&#8217;da böyle 20 bin çocuk bulunup hükûmetin koruması altına alındı. Komşuları tarafından kabul edilmeyen çocuklar&#8230; Osmanlı toplumunda böyle bir yüzkarası kesin şekilde görülmemişti. Dehşetli bir sosyal kopukluk oldu. Her fert kendini kurtarmaya çalışıyordu. Kimse başkasının derdiyle ilgilenmiyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">24.3.1917 kararnamesiyle, İstanbul&#8217;da halka kişi başına karne ile kilosu 20 kuruştan ayda 150 gram şeker ve kilosu 10 kuruştan 300 gram kuru fasulye veriliyordu.  Osmanlı ticareti, tarımı, madenleri, sanayi-i mahvoldu. Ama hepsinden vahîmi, o kadar yüz senelik devlete mutlak güven, temelinden sarsıldı…</p>
<p style="text-align: justify;">Yılmaz Öztuna, <em>Osmanlı Türkiyesi’nde Enflasyon,</em> Tarih ve Medeniyet, Temmuz 1994</p>
<p style="text-align: justify;">(1) <span style="font-family: Arial Narrow;"><strong>Şevket Pamuk</strong></span><em>, </em>&#8220;İstanbul’da Enflasyon&#8221;, <em>Bilim ve Teknik Dergisi</em>, sayı 393 (Ağustos 2000), s. 74-78.</p>
<p style="text-align: justify;">Yazının orjinal PDF formatını indirmek için <span style="color: #0000ff;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/ekutuphane83" title="Bu dosya 238 kez indirildi.">Osmanli Turkiyesinde Enflasyon (238)</a><img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/plugins/download-monitor/img/download.png" alt="Osmanli Turkiyesinde Enflasyon" /></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2009/08/osmanli-turkiyesinde-enflasyon/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Akıncılar; Osmanlı’nın Atlı Komandoları</title>
		<link>http://tarihvemedeniyet.org/2009/08/akincilar-osmanli%e2%80%99nin-atli-komandolari/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2009/08/akincilar-osmanli%e2%80%99nin-atli-komandolari/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 24 Aug 2009 12:26:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>müteverrih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=2092</guid>
		<description><![CDATA[Osmanlı Akıncısı, at binmeyi binlerce yıllık tecrübeden sonra öğrendi. Binlerce yıl önce dünyanın en iyi at koşumlarını, çizmelerini yapmış bir ırktan geliyordu. Pasifik ile Atlantik arasında daha bin yıl önce at koşturmuştu. Dünyanın hiç şüphesiz birinci süvarisi idi..Akıncı, öncüdür. Piyoniyedir, gönüllüdür, fedaidir, dalkılıç ve kelle koltuktadır. Yolu o açar ve o gösterir. Ardından ordu yürür.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_2095" class="wp-caption alignleft" style="width: 179px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/akincilar-osmanlinin-atli-komandolari.png" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-2095" title="akincilar osmanlinin atli komandolari" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-208x300.png" alt="akincilar osmanlinin atli komandolari" width="169" height="230" /></a><p class="wp-caption-text">Münif Fehim&#39;in  fırçasından akıncılar </p></div>
<p style="text-align: justify;">Osmanlı&#8217;nın dillere destan Akıncı Ocağı, devletin kuruluşunda ve yükselişinde, tımarlı sipahi sınıfından sonra en büyük hizmeti gören ordu kuruluşudur. Yeniçeri toplam sayısının 3 bin olduğu Fâtih Sultan Mehmed&#8217;in tahta geçişinde (1451), akıncı mevcudu 50 binin üzerinde idi.</p>
<p style="text-align: justify;">Akıncı, akın yapan askerdir. Akın, düşman iline akmaktır. Nasıl akılır? Atla&#8230; O halde akıncı, tıpkı tımarlı sipahisi ve kapıkulu sipahisi gibi bir atlı, süvari sınıfıdır. Atsız akın olmaz. Süvari olmayan akıncı mevcut değildir.<span id="more-2092"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Osmanlı Akıncısı, at binmeyi binlerce yıllık tecrübeden sonra öğrendi. Binlerce yıl önce dünyanın en iyi at koşumlarını, çizmelerini yapmış bir ırktan geliyordu. Pasifik ile Atlantik arasında daha bin yıl önce at koşturmuştu. Dünyanın hiç şüphesiz birinci süvarisi idi. Akıncı neslinin artık yok olduğu, 1789 tarihi gibi geç bir dönemde bile bir Almanya imparatorluk askerî jurnalinde &#8221; Avrupa&#8217;nın en âlâ süvarisi Osmanlı süvarisidir&#8221; ibaresi düşülmüştür (Cevdet Paşa, IV, 325). Varın 15. ve 16. Asırlarda Osmanlı akıncısının nasıl at bindiğini tahayyül buyurun&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">At, Türk&#8217;ün maddî gücünü gösteren semboldür. Bozkurt&#8217;un manevî gücünü gösteren millî sembol olması gibi&#8230; Bir millet, bir işi iyi yapmasını öyle kısa müddette öğrenememektedir. İsviçreli, saat yapmayı 500 yılda öğrenmiştir. Osmanlı akıncısı, sâhibzuhûr (birden ortaya çıkmış) değildir. Orta Asyalı süvarinin gerçek neslidir.</p>
<div id="attachment_2097" class="wp-caption aligncenter" style="width: 355px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-budapeste-akinci-mezarligi.JPG" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-2097" title="akincilar osmanlinin atli komandolari budapeste akinci  mezarligi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-budapeste-akinci-mezarligi-300x225.jpg" alt="akincilar osmanlinin atli komandolari budapeste akinci  mezarligi" width="345" height="242" /></a><p class="wp-caption-text">Budapeste&#39;de Akıncı Mezarlığı</p></div>
<p style="text-align: justify;">Akıncı, öncüdür. Piyoniyedir, gönüllüdür, fedaidir, dalkılıç ve kelle koltuktadır. Yolu o açar ve o gösterir. Ardından ordu yürür. 14, 15 ve 16. Asırlarda Balkanlar&#8217;ın fethi ve Rumeli&#8217;nde yeni bir Türk anayurdu oluşması, birinci derecede akıncının eseridir. Akıncılık ruh, inanç, iman, gönül meselesidir. Aynı zamanda bir dünya görüşü meselesidir. Bu hassalardan mahrum kişiden akıncı olmaz.</p>
<div id="attachment_2098" class="wp-caption alignright" style="width: 206px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-2.jpg"><img class="size-medium wp-image-2098" title="akincilar osmanlinin atli komandolari 2" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-2-242x300.jpg" alt="akincilar osmanlinin atli komandolari 2" width="196" height="243" /></a><p class="wp-caption-text">&quot; Bir gün yine dolu dizgin boşanan atlarımızla, Yerden yedi kat arşa kanatlandık o hızla &quot;</p></div>
<p style="text-align: justify;">Akıncı ailelerinden olan Şehsüvâroğulları’ndan inen Yahyâ Kemal, şöyle ifade etmiştir:</p>
<p style="text-align: justify;">Dünyaya veda ettik atıldık doludizgin<br />
En son koşumuzdur bu asırlarca bilinsin<br />
Lâkin kalacak doğduğumuz toprağa bizden<br />
Şimşek gibi bir hatıra nal seslerimizden</p>
<p style="text-align: justify;">Akıncı Ocağı, çağdaş ordulardaki komando sınıfının karşılığıdır. Atlı ve hafif silâhlı bir komando&#8230; Hareket yeteneği olağanüstü yüksek&#8230; Görevi, düşman ülkesini taramak, düşmanın maddî ve manevî gücünü vurmak, orduya yol açmak, düşmanın Osmanlı sınırına sarkmasını önlemektir. Denizde aynı görevi, Korsan denen deniz akıncı sınıfı yürütmektedir. İspanyolca gerilla&#8217;nın yerine son asır Türkçesinde çok geçen çete tabiri, akıncı kavramını tamamıyla karşılamaz. Zira gerilla veya çete, daha çok dağda vuruşur. Osmanlı akıncısı ise dağ savaşı yapmaz. Ovada savaşır. Genellikle su yolunu, vadileri izleyerek yol alır. Dağ geçitlerinden geçer. Ancak dağa çıkmaz. Zira atla dağa çıkılmaz, katır gerekir; akıncı ise katır kullanmaz, katır dörtnal yapamaz. Zaten akıncının dağda işi yoktur, dağda üslenmez. Dağda düşmanın vurulacak askeri, ordu tesisleri, meskûn yerleri yoktur.</p>
<div id="attachment_2099" class="wp-caption alignright" style="width: 213px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-2-zigetvar-Szigetvar_1566.jpg" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-2099" title="akincilar osmanlinin atli komandolari 2 zigetvar Szigetvar_1566" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-2-zigetvar-Szigetvar_1566-215x300.jpg" alt="akincilar osmanlinin atli komandolari 2 zigetvar Szigetvar_1566" width="203" height="251" /></a><p class="wp-caption-text">Zigetvar seferinde akıncılar - Minyatür</p></div>
<p style="text-align: justify;">Yavuz, Çaldıran&#8217;da Rumeli&#8217;den getirdiği akıncı birliklerini kullandı (23 Ağustos 1514) Mohaç&#8217;ta Kânûnî de akıncı tümenleri kullanmıştır. Çaldıran&#8217;da akıncı tümenlerinden birine Malkoçoğlu Ali Bey, diğerine kardeşi Malkoçoğlu Tur-Alî Bey komuta ediyordu. Safevî ordusuna pervasızca girdiler. 30 dakika arayla iki kardeş şehit düştü. İkincisinin de şehit düştüğünü gören başkomutan Sultan Selim&#8217;in ağladığı meşhurdur.</p>
<p style="text-align: justify;">Her akıncı adayı, beyine kendisim tanıtmak durumundadır. Bu bakımdan diğer ordu sınıflarına alınma şartlarına hiç benzemez. Kabûl veya red, akıncı beyinin iradesindedir. Padişahın bile, bir kişiyi bir akıncı beyine tavsiye ettiğini gösterir tek belgeye rastlanamaz. Tek kötü akıncı, akında birliğinin mahvına sebep olabilir. Hızla düşünüp karar verebilecek, kararını yıldırım hızıyla uygulayabilecek, komutanının &#8220;öl!&#8221; emrine gözünü kırpmayacak yapıda olması gerekir. Atına ve silâhlarına üstün şekilde hâkim olabilmesi lâzımdır. Çoğunluk babadan oğula mesleği sürdürenlerden oluşur. Zira bir akıncıyı, ancak daha tecrübeli bir akıncı yetiştirebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yazının PDF devamı için <span style="color: #0000ff;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/ekutuphane81" title="Bu dosya 281 kez indirildi.">Akıncılar- Osmanlı'nın Atlı Komandoları (281)</a><img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/plugins/download-monitor/img/download.png" alt="Akıncılar- Osmanlı'nın Atlı Komandoları" /></span></p>

<div class="ngg-galleryoverview" id="ngg-gallery-40-2092">


	
	<!-- Thumbnails -->
		
	<div id="ngg-image-700" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/komando-akinci/akincilar-osmanlinin-atli-komandolari.jpg" title="Münif Fehim'in fırçasından Akıncılar " class="shutterset_set_40" >
								<img title="akincilar-osmanlinin-atli-komandolari" alt="akincilar-osmanlinin-atli-komandolari" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/komando-akinci/thumbs/thumbs_akincilar-osmanlinin-atli-komandolari.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-701" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/komando-akinci/akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-2-zigetvar-szigetvar_1566.jpg" title="Akıncılar Zigetver'a akıyor - Minyatür" class="shutterset_set_40" >
								<img title="akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-2-zigetvar-szigetvar_1566" alt="akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-2-zigetvar-szigetvar_1566" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/komando-akinci/thumbs/thumbs_akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-2-zigetvar-szigetvar_1566.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-702" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/komando-akinci/akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-2.jpg" title="&quot; Bir gün yine dolu dizgin boşanan atlarımızla, Yerden yedi kat arşa kanatlandık o hızla &quot;" class="shutterset_set_40" >
								<img title="akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-2" alt="akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-2" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/komando-akinci/thumbs/thumbs_akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-2.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-703" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/komando-akinci/akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-3.jpg" title="Akıncılar " class="shutterset_set_40" >
								<img title="akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-3" alt="akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-3" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/komando-akinci/thumbs/thumbs_akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-3.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-704" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/komando-akinci/akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-4.jpg" title="Akıncılar " class="shutterset_set_40" >
								<img title="akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-4" alt="akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-4" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/komando-akinci/thumbs/thumbs_akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-4.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-705" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/komando-akinci/akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-belgrad-onunde.jpg" title="Akıncılar Belgrad önlerinde " class="shutterset_set_40" >
								<img title="akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-belgrad-onunde" alt="akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-belgrad-onunde" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/komando-akinci/thumbs/thumbs_akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-belgrad-onunde.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-706" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/komando-akinci/akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-budapeste-akinci-mezarligi.jpg" title="Macaristan Budapeşte (Budin)'de Akıncı Mezarlığı" class="shutterset_set_40" >
								<img title="                               " alt="                               " src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/komando-akinci/thumbs/thumbs_akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-budapeste-akinci-mezarligi.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-707" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/komando-akinci/akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-nigbolu-onunde.jpg" title="Niğbolu'da düşman önünden akan Akıncılar" class="shutterset_set_40" >
								<img title="akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-nigbolu-onunde" alt="akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-nigbolu-onunde" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/komando-akinci/thumbs/thumbs_akincilar-osmanlinin-atli-komandolari-nigbolu-onunde.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 	 	
	<!-- Pagination -->
 	<div class='ngg-clear'></div>
 	
</div>


]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2009/08/akincilar-osmanli%e2%80%99nin-atli-komandolari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Oruç Bey Tarihinden &#8220;Kosova Uğraşı&#8221;</title>
		<link>http://tarihvemedeniyet.org/2009/08/oruc-bey-tarihinden-kosova-ugrasi-2/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2009/08/oruc-bey-tarihinden-kosova-ugrasi-2/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 21 Aug 2009 16:43:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=1778</guid>
		<description><![CDATA[Osmanlı tarihini öğrendiğimiz en eski yerli kaynaklar &#8220;ziyc&#8221; dediğimiz takvimler ve  Ahmedi adlı bir bilginin kaleme aldığı Büyük İskenderiin savaşlarını ve maceralarını anlatan İskendername  adlı eseridir. Yazar bu eserin sonuna Osmanlı beyliği ile ilgili bazı ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_1810" class="wp-caption alignleft" style="width: 176px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/Kosova.jpg"><img class="size-medium wp-image-1810" title="Kosova" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/Kosova-267x300.jpg" alt="Kosova" width="166" height="187" /></a><p class="wp-caption-text">Bu Gün Bağımsız Olan Kosava Cumhuriyeti</p></div>
<p style="text-align: justify;">Osmanlı tarihini öğrendiğimiz en eski yerli kaynaklar &#8220;ziyc&#8221; dediğimiz takvimler ve  Ahmedi adlı bir bilginin kaleme aldığı Büyük İskenderiin savaşlarını ve maceralarını anlatan İskendername  adlı eseridir. Yazar bu eserin sonuna Osmanlı beyliği ile ilgili bazı manzum parçalar eklemiştir. İşte Osmanlı tarihinin erken dönemine dair bilgi edindiğimiz   en eski yerli kaynaklar bunlardan ibarettir. Birde bunlardan başka  &#8220;Tevârih-i Âl-i Osman&#8221; adlı nispeten geç yazılmış Osmanlı tarihleri vardır.  Bu günkü bilgilerimizin temellerini oluşuran bu eserlerin yani kroniklerin  çoğunluğunun müellifi bilinmez.  Ancak başlıca bilinenleri  Aşıkpaşazade, Kemalpaşazade, Neşrî ve Edirneli Oruç’a ait olanlarıdır.</p>
<p style="text-align: justify;"><span id="more-1778"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Edirneli Oruç&#8217;da denilen Oruç Bey tarihi dil bakımından XV. asır Türkçesinin sadeliğini taşımasının yanında eski bir kronik olması dolayısıyla da önemlidir. Özellikle II. Murad ve Fatih çağları için bir ana kaynaktır.İşte Osmanlı tarihinin bir devresi için kaynak niteliği taşıyan eserden bir pasaj: Yazar &#8221; Kosova Uğraşı &#8221; başlığı ile bize  Kosova savaşını anlatıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">II. Murad’ın Balkan haçlı ittifakına ve ittifakın başını çeken Macar kumandanı Janos’a karşı girişmiş olduğu II. Kosava Savaşı (1448) Oruç Bey’in eserinde XV. asır Türkçesinin özellikleri ile harmanlanarak şöyle anlatılır;</p>
<div id="attachment_1812" class="wp-caption alignright" style="width: 186px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/Kosova-Iancu_Hunedoara-yanko-hunyadi.jpg" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-1812" style="border: 1px solid black;" title="Kosova Iancu_Hunedoara yanko hunyadi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/Kosova-Iancu_Hunedoara-yanko-hunyadi-177x300.jpg" alt="Kosova Iancu_Hunedoara yanko hunyadi" width="176" height="242" /></a><p class="wp-caption-text">Yanko - Huniadi</p></div>
<p style="text-align: justify;">“Arnavut ellerde İslamlar kuvvet sahibi olmuşken haber geldi ki Yanko derler melun yine harekete geçip Belgırad’dan Kosova’ya gelerek Sultanla ceng etmek diler.  Sultan Murad bu haberi işitince kalkıp geldi Sofya’da oturdu.  Mektuplar gönderdi. Anadolu’dan taze kuvvet topladı. Azap, Yeniçeri, Cerehor çıkardı. Herkes asker olacaktır, büyük vuruşmadır deyü nice bin kişi geldi.<br />
…<br />
Sultan Murad Allah&#8217;a sığınıp, askerin hazır edip Sofya’dan göçtü. Kosova’ya gelip kâfirin arkasından erişti.Karşılaştılar.<br />
…<br />
Yanko melunu top tüfek ve zemberekelerini kaza yağmuru gibi yağdırıyordu. İki taraftan alaylar birbirine dokuştu. İslam çerisi kâfirin önünden savuldular. Ardından, yanından kılıç urup kırdılar. Hindî Mısrî Rûmî kılıçlar başlar kesip kanlar döktü.</p>
<p style="text-align: justify;">Gaziler kaza yağmuru gibi yağan toplara ve tüfeklere gögüs verip karşı durdular. Bu heybetle büyük bir ceng oldu ki eğer Cengiz han ve Temür han ki ordularının azametiyle memleketler gezmişlerdir bu cengi görseler heybet alırlardı. Zira onlarda top tüfek ve zemberek yoktu ve ne olduğunu bilmezlerdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Nihayet fırsat gazilerin oldu. Kâfir üstüne hücum edip arı bala üşer gibi kâfir üzerine üştüler. Kılıç urup alaylarını darmadağın ettiler.  Yanko melunu bunu görünce askerin kandırıp ben Türkleri arkadan sarmaya gidiyorum deyu aldattı. Bir yana kaçup savuştu.  Gazilerin Yanko’nun kaçtığını duyunca düşmana saldırdılar. Yağma ve talan kıldılar. Ganimet malıyla doyum oldular. Bu gösteriş ve sevinçle sultan Murad Han’ın yanına varup elin öptüler. &#8220;Bayram kutlu olsun “ deyu bayramlaştılar. Üç gün orada bayram ettiler.</p>
<div id="attachment_2473" class="wp-caption alignright" style="width: 199px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/Kosova-savasi-Battle_on_Kosovo13891.jpg"><img class="size-medium wp-image-2473" title="Kosova savasi Battle_on_Kosovo1389" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/Kosova-savasi-Battle_on_Kosovo13891-300x210.jpg" alt="Kosova savasi Battle_on_Kosovo1389" width="189" height="131" /></a><p class="wp-caption-text">Kosova Savaşı</p></div>
<p style="text-align: justify;">Bu Kosova uğraşı 24 Şaban 852 Cuma günü yapıldı.  </p>
<p style="text-align: justify;">Bir Acâyib<sup> </sup> Ceng Kıldılar i<sup> </sup> Can,<br />
Ancalayın<sup> </sup> Görmedi Devri Zaman,</p>
<p style="text-align: justify;">Baş Başa Verip Erenler<sup> </sup> Turdılar<sup> </sup><br />
Sağı Sola,  Solı Sağa Urdılar.</p>
<p style="text-align: justify;">Yüz Yüze Tutup Kılıç Çalışdılar<sup> </sup><br />
Yer  Yüzinden Baş u<sup> </sup> Can Alışdılar<sup> </sup></p>
<div id="attachment_1814" class="wp-caption alignnone" style="width: 192px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/kosovo_ref01.jpg" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-1814 " style="border: 1px solid black;" title="kosovo_ref01" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/kosovo_ref01-243x300.jpg" alt="kosovo_ref01" width="182" height="224" /></a><p class="wp-caption-text">Kosova Haritası</p></div>
<p style="text-align: justify;">&#8212;&#8211;</p>
<p style="text-align: left;">
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: x-small;">Bibliyografya</span><span style="font-size: x-small;"><br />
Edirneli Oruç Beğ, Oruç Beğ tarihi,  tercüman 1001 temel eser, haz. H.N. Atsız  ,1973, s.103</span></p>
<ol class="footnotes"><li id="footnote_0_1778" class="footnote">“Acayib” kelimesi Arapça “acîbe”nin çoğulu olup Türkçe de tekil olarak kullanılmaktadır. “Acîbe” tuhaf ve şaşılacak nesne demektir. Burada “olağanüstü” anlamında kullanılmıştır.</li><li id="footnote_1_1778" class="footnote">”i” ,  “ey” hitabının vezin zaruretiyle kısaltılmasıdır.</li><li id="footnote_2_1778" class="footnote">”Ancalayın eski Türkçe kelimedir.”onun gibi, onun gibisi” demektir. Kelime daha sonra “ancılayın” şeklini almıştır.</li><li id="footnote_3_1778" class="footnote">”Eren” bu günkü manasıyla evliya demek değildir. Doğrudan doğruya er = erkek demektir.</li><li id="footnote_4_1778" class="footnote">“Turmak”  (bu günkü söyleyişle durmak) kalkmak manasına da gelir.  Buradaki anlamı da budur.</li><li id="footnote_5_1778" class="footnote">Buradaki “çalışmak” yukarıdan aşağıya vurmak anlamındaki “çalmak” fiilinin ortaklaşa şeklidir. Birbirine kılıç çaldılar demektir.</li><li id="footnote_6_1778" class="footnote">“u”    “ve”  manasındadır. Eski harflerle ikiside aynı imla ile yazılır.</li><li id="footnote_7_1778" class="footnote">Buradaki “alışmak “ karşılıklı olarak birbirinden almak anlamındadır.Birbirlerinin başını ve canını aldılar demektir</li></ol>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2009/08/oruc-bey-tarihinden-kosova-ugrasi-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Birinci Dünya Savaşında Türk &#8211; Alman Propaganda Afişleri</title>
		<link>http://tarihvemedeniyet.org/2009/08/1-dunya-savasinda-turk-alman-propanda-afisleri/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2009/08/1-dunya-savasinda-turk-alman-propanda-afisleri/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 14 Aug 2009 03:47:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>müteverrih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=1448</guid>
		<description><![CDATA[İnsanlın o güne değin tecrübe ettiği, dünyanın en dehşetli harbinde propaganda da önemli bir yer tutuyordu.  Kartpostallar, afişler, postapulları birer propaganda vesilesi olarak 4 bir yana yayıldılar.İşte Almanların ittifak adına bastığı bazı kartpostal, afiş ve posta pullarından bazıları ….]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/70.jpg" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-1449 aligncenter" title="(70)" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/70-300x192.jpg" alt="(70)" width="311" height="188" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ffffff;"><span style="background-color: #ffffff;">&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</span></span></p>
<div id="attachment_1452" class="wp-caption alignright" style="width: 211px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/28.jpg" target="_blank"><img class="size-full wp-image-1452" title="(28)" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/28.jpg" alt="(28)" width="201" height="264" /></a><p class="wp-caption-text">II.Wilhelm, Franz Joseph, I.Ferdinand, Mehmed Reşad, </p></div>
<p style="text-align: justify;">1914’de Dünya savaş patladığı sırada Türkiye İmparatorluğu savaşa girmek şöyle dursun az evvel neticelenen balkan savaşının yaralarını daha saramamıştı. Jön Türk idaresinde  henüz 5 yıl geçmesine rağmen devlet, ıslak ellerden kayan sabun misali, gidiyordu.  Yönetimin tepesindeki trinomvira ( 3’lü idare Cemal, Talat, Enver  Paşa&#8217;lar)  sonunda en bedbahd kararı da alarak  memleketi büyük harbe soktular.<span id="more-1448"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Böylece devlet eli kolu bağlı, Alman ittifakının kucağına, asker katiyen dövüşmesi icap etmeyen cephelere atıldı. İttihatçılar memleketi hırslarına feda edercesine girdikleri savaşta millet; Mısır’ın Kafkas’ın daha bilmem nerelerin fethi gibi hülyalarla devlet ve milletin asla kudreti ve ihtiyacı olmayan bir maceraya yuvarlandı.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsanlığın o güne değin tecrübe ettiği, dünyanın en dehşetli harbinde propaganda da önemli bir yer tutuyordu.  Kartpostallar, afişler, posta pulları birer propaganda vesilesi olarak 4 bir yana yayıldılar.</p>
<p style="text-align: justify;">Almanya – Avusturya – Türkiye – Bulgaristan ittifakında da bu türden pek çok bildiri boy gösterdi. İşte Almanların ittifak adına bastığı bazı kartpostal, afiş ve posta pullarından bazıları ….</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: center;">
<div class="ngg-galleryoverview" id="ngg-gallery-22-1448">


	
	<!-- Thumbnails -->
		
	<div id="ngg-image-301" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/fest-und-getreu.jpg" title="Fest und getreu!" class="shutterset_set_22" >
								<img title="fest-und-getreu" alt="fest-und-getreu" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_fest-und-getreu.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-302" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/3.jpg" title="Die Verbündeten drei Kaiser i. Völkerkrieg " class="shutterset_set_22" >
								<img title="3" alt="3" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_3.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-303" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/a3.jpg" title="Bulgarien im Weltkriege

Vom Nordseestrand zum schwarzen Meer
Waffen stark ein einig Heer
" class="shutterset_set_22" >
								<img title="a3" alt="a3" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_a3.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-304" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/1.jpg" title="Herzliche Grüße aus Eichirne.
Ein glänzender Verkaufsartikel" class="shutterset_set_22" >
								<img title="1" alt="1" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_1.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-305" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/1_0.jpg" title="Mit vereinten Kräften" class="shutterset_set_22" >
								<img title="1_0" alt="1_0" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_1_0.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-306" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/2.jpg" title="Gott sei mit Dir, und kehr’ recht  bald zurück!
Auf Wiedersehn!
" class="shutterset_set_22" >
								<img title="2" alt="2" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_2.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-307" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/4.jpg" title="Wir werden nie bezwungen,
so lang’ wir einig sind" class="shutterset_set_22" >
								<img title="4" alt="4" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_4.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-308" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/4_0.jpg" title="Durch Kampf zum Sieg!" class="shutterset_set_22" >
								<img title="4_0" alt="4_0" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_4_0.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-309" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/5.jpg" title="Einigkeit macht stark." class="shutterset_set_22" >
								<img title="5" alt="5" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_5.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-310" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/5_0.jpg" title="Deutscher Glückwunsch
ist der beste,
Deutscher Gruss
klingt treu
und rein!
" class="shutterset_set_22" >
								<img title="5_0" alt="5_0" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_5_0.jpg" width="113" height="92" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-311" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/6.jpg" title="İn
Treue Vereint!
İmmer  Vorwärts, Hand in Hand!" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-312" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/7.jpg" title="Wir wollen sein ein Volk von Brüdern" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-313" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/8.jpg" title="Die verbündeten drei Kaiser i. Völkerkrieg 1914/15" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-314" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/9.jpg" title="İn Einigkeit und Treue" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-315" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/10.jpg" title="Der rechte Dreibund!" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-316" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/11.jpg" title="Einigkeit macht stark!" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-317" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/12.jpg" title="Treu vereint" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-318" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/13.jpg" title="Für Kaiser und Reich!" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-319" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/14.jpg" title="herzlichen Pfingstgruß." class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-320" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/15.jpg" title=" " class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-321" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/16.jpg" title="Herzlichen Glückwunsch zum Geburtstag!" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-322" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/17.jpg" title="Die Bundesgenossen." class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-323" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/22.jpg" title="Gott strafe England" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-324" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/18.jpg" title=" " class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-325" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/19.jpg" title=" " class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-326" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/20.jpg" title=" " class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-327" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/21.jpg" title=" " class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-328" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/22_0.jpg" title="Die Hilfe kommt
von Gott und der
Sieg ist nah.
Der
Fetwah
Der Sultan verkündet den
Dschihad
den großen heiligen
Krieg gegen England,
Russland und Frankreich.
" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-329" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/23.jpg" title=",,Behüt Dich Gott’’
O lass dies Blümlein für mich bitten,
Das still bescheiden zu Dir spricht:
Auch wenn ich in der Ferne weile-
Vergissmeinnicht!" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-330" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/24.jpg" title="Hinter diesem Beichen werden wir siegen!
Lieber Otto
und
Liebe Lili!
Für Eure guten … " class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-331" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/25.jpg" title="Wir halten fest!" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-332" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/26.jpg" title="Treu vereint
zum Schutz fürs Vaterland!" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-333" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/27.jpg" title=" " class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-334" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/28.jpg" title="Vereinte Kräfte führen zum Ziel." class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-335" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/29.jpg" title="Die Flagge holt İhr nicht herunter!" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-336" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/30.jpg" title="Die Flagge holt İhr nicht herunter!" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-337" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/31.jpg" title="Ostern 1915" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-338" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/32.jpg" title="Herzlichen Pfingstgruß!" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-339" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/33.jpg" title="Dem Bunde treu
und treu
dem Vaterland!" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-340" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/34.jpg" title="Frohe Ostern" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-341" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/35.jpg" title="Frohe Ostern" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-342" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/36.jpg" title="Wir halten fest und treu zusammen." class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-343" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/37.jpg" title="Aus grosser Zeit.
Gruss aus Schleswig.
" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-344" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/38.jpg" title="Wir müssen-
und wir werden
siegen!
" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-345" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/39.jpg" title=" " class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-346" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/40.jpg" title="Frohe Ostern" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-347" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/41.jpg" title="Fröhliche Ostern" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-348" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/42.jpg" title="Fröhliche Ostern" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-349" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/43.jpg" title="Wenn die Soldaten durch die Stadt marschieren" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-350" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/44.jpg" title=" " class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-351" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/45.jpg" title=" " class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-352" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/46.jpg" title=" " class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-353" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/47.jpg" title="herzliche Neujahrs-Grüße." class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-354" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/48.jpg" title="1914-1916
an den
Weltkrieg
" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-355" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/49.jpg" title="Voran im Kampfe stets
aufs Neue,
Führt euch der schöne
Bund der Treue!" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-356" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/50.jpg" title="Auf der Siegesbahn, allzeit voran!" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-363" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/51.jpg" title="Weltkrieg 1914-1916" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-364" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/52.jpg" title=" " class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-365" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/53.jpg" title=" " class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-366" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/54.jpg" title="Mit vereinten Kräften!" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-367" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/55.jpg" title="İnnigste
Wünsche
zum Osterfest!
" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-368" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/56.jpg" title=" " class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-369" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/57.jpg" title="Auf der Siegesbahn, allzeit voran!" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-370" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/58.jpg" title=" " class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-371" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/59.jpg" title="Glückliche Fahrt ins neue Jahr!" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-372" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/60.jpg" title="Vereinte Kräfte führen zum Ziel." class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-373" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/61.jpg" title="Ein neuer Freund
ward uns im Kriege,
Mit uns zum Kampf-
Mit uns zum Siege!" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-374" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/62.jpg" title="herzliche Pfingstgrüße" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-375" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/63.jpg" title="Einigkeit macht stark.
herzlichen Pfingstgruß!
" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-376" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/64.jpg" title="İn Treue fest." class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-377" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/65.jpg" title="Freie Bahn.
Die Bahn ist frei.
Es naht der Krieg mit Breußen,
" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-378" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/66.jpg" title="Gerechtigkeit und Wahrheit
werden 
den Sieg diesen Fahnen bringen!
" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-379" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/67.jpg" title=" " class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-380" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/68.jpg" title="İm Kampf vereint!" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-381" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/69.jpg" title=" " class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-382" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/70.jpg" title="Ein Geist, ein Arm, ein Wille!" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-383" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/71.jpg" title="Landung d. deutsch.Kaiserpaares i.Haifa" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-396" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/75.jpg" title="Treue Verbündete!
İm Kampf vereint!" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-395" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/74.jpg" title="Einigkeit macht stark." class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-394" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/73.jpg" title="Die Flagge holt İhr nicht herunter!" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-393" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/72.jpg" title=",,Noch nie ward Deutschland überwunden,
Noch niemals, wenn es einig war!’’
Feldpostkarte
" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-411" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/77.jpg" title="İn Treue fest.
1914-15
Weltkrieg" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-410" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/76.jpg" title="İn Treue fest.
Weltkrieg
" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-412" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/78.jpg" title="İn Treue fest.
Weltkrieg
" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-413" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/79.jpg" title="İn Treue fest.
1914-15
Weltkrieg" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-414" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/80.jpg" title="İn Treue fest.
1914-15
Weltkrieg" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-415" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/81.jpg" title="İn Treue fest." class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-416" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/82.jpg" title="Bereit zum letzten Hieb!
Treue Waffenbrüderschaft." class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-417" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/83.jpg" title="Auf, flieget hohe Siegerfahnen,
Voran den kühnen Streitern!
Wir halten treu und fest zusammen!" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-418" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/84.jpg" title="herzliche Ostergrüße
,,noch nie ward Deutschland überwunden,
noch niemals, wenn es einig war!’’
Feldpostkarte" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-419" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/85.jpg" title="Einigkeit macht stark!
İn Treue fest" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-420" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/86.jpg" title="Mit vereinten Kräften!" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-421" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/87.jpg" title="Vom Nordseestrand
zum schwarzen Meer
İn Waffen stark ein ..." class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-422" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/88.jpg" title="herzlichen Ostergruss" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-423" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/89.jpg" title="Wir halten treu und fest zusammen!" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-424" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/90.jpg" title="Ein …
Uns gehts um die Gerechtigkeit!
" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-425" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/91.jpg" title="İm Kampf vereint!" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-426" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/92.jpg" title="heil Dir mein Vaterland
Dem Freunde Schutz
Dem Feinde trutz!" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-427" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/93.jpg" title="Wir wollen sein ein einig Volk
von Brüdern,
İn keiner Not uns trennen
und Gefahr!
Mit vereinten Kräften" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-428" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/94.jpg" title="Es sei
gewährt
mir
die Bitte, in
Eurem Bunde der
Dritte!
Allezeit Treu bereit!
" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-429" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/95.jpg" title="Wir fürchten nichts!
Wir stehen auf der Wacht!
Ob Fels
und Eiche splittern,
Wir werden nicht erzittern!" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-430" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/95_0.jpg" title="Herzliche Weihnachtsgrüsse!
Die besten Neujahrsgrüsse!" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-431" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/96.jpg" title="Herzliche Weihnachtsgrüsse!
Die besten Neujahrsgrüsse!" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-432" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/97.jpg" title=" " class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-433" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/98.jpg" title="Symphatiekundgebung!" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-434" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/99.jpg" title="İn Treue fest.
1914-15
Weltkrieg" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-435" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/100.jpg" title="İn Treue fest.
1914-16
Weltkrieg" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-436" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/101.jpg" title="İn Treue fest.
Weltkrieg
" class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
	<div id="ngg-image-776" class="ngg-gallery-thumbnail-box" style="display: none;" >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/zarf.jpg" title=" " class="shutterset_set_22" >
							</a>
		</div>
	</div>
	
	 	
	<!-- Pagination -->
 	<div class='ngg-navigation'><span>1</span><a class="page-numbers" href="http://tarihvemedeniyet.org/2009/08/1-dunya-savasinda-turk-alman-propanda-afisleri/?nggpage=2">2</a><a class="page-numbers" href="http://tarihvemedeniyet.org/2009/08/1-dunya-savasinda-turk-alman-propanda-afisleri/?nggpage=3">3</a><a class="page-numbers" href="http://tarihvemedeniyet.org/2009/08/1-dunya-savasinda-turk-alman-propanda-afisleri/?nggpage=4">4</a><span>...</span><a class="page-numbers" href="http://tarihvemedeniyet.org/2009/08/1-dunya-savasinda-turk-alman-propanda-afisleri/?nggpage=9">9</a><a class="page-numbers" href="http://tarihvemedeniyet.org/2009/08/1-dunya-savasinda-turk-alman-propanda-afisleri/?nggpage=10">10</a><a class="page-numbers" href="http://tarihvemedeniyet.org/2009/08/1-dunya-savasinda-turk-alman-propanda-afisleri/?nggpage=11">11</a><a class="next" id="ngg-next-2" href="http://tarihvemedeniyet.org/2009/08/1-dunya-savasinda-turk-alman-propanda-afisleri/?nggpage=2">&#9658;</a></div> 	
</div>

</p>
<table class="alignleft" style="width: 657px; height: 24px;" border="0" align="center">
<tbody>
<tr>
<td style="text-align: center;"></td>
</tr>
<p style="text-align: center;">
<p style="text-align: center;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/ittifaklar.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-5959" style="border: 2px solid black;" title="Soldan; II. Wilhelm, Oturan; Franz Joseph, Arkada; I. Ferdinand, Sağda; Mehmed Reşad" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/ittifaklar.jpg" alt="ittifaklar" width="617" height="390" /></a></p>
<table style="width: 823px; height: 24px;" border="0" align="center">
<tbody>
<tr>
<td style="text-align: center;"></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p style="text-align: center;"><script type="text/javascript">
            function startGallery_22() { 
              var myGallery = new gallery($("myGallery_22"), {                  timed: false,         showCarousel: true,         showInfopane: false,           showArrows: true,           embedLinks: true, slideInfoZoneOpacity: 0.80, textShowCarousel: "Diğer Resimler"   });
              
              document.getElementById("myGallery_22").style.display = "block";
           myGallery.toggleCarousel();  }
            window.addEvent("domready", startGallery_22);
          </script>
         <div style="width: 680px; height: 500px; border:0px solid; margin:0px auto; clear:both;"><div id="myGallery_22" class="myGallery" style="display:none; width: 680px !important; height: 500px !important;"><div class="imageElement">  <h3> fest-und-getreu</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Fest und getreu!</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/fest-und-getreu.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/fest-und-getreu.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_fest-und-getreu.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 3</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Die Verbündeten drei Kaiser i. Völkerkrieg </p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/3.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/3.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_3.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> a3</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Bulgarien im Weltkriege

Vom Nordseestrand zum schwarzen Meer
Waffen stark ein einig Heer
</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/a3.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/a3.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_a3.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 1</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Herzliche Grüße aus Eichirne.
Ein glänzender Verkaufsartikel</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/1.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/1.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_1.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 1_0</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Mit vereinten Kräften</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/1_0.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/1_0.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_1_0.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 2</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Gott sei mit Dir, und kehr’ recht  bald zurück!
Auf Wiedersehn!
</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/2.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/2.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_2.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 4</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Wir werden nie bezwungen,
so lang’ wir einig sind</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/4.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/4.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_4.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 4_0</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Durch Kampf zum Sieg!</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/4_0.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/4_0.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_4_0.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 5</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Einigkeit macht stark.</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/5.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/5.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_5.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 5_0</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Deutscher Glückwunsch
ist der beste,
Deutscher Gruss
klingt treu
und rein!
</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/5_0.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/5_0.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_5_0.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 6</h3>  <p style="color: #FFF000;"> İn
Treue Vereint!
İmmer  Vorwärts, Hand in Hand!</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/6.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/6.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_6.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 7</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Wir wollen sein ein Volk von Brüdern</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/7.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/7.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_7.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 8</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Die verbündeten drei Kaiser i. Völkerkrieg 1914/15</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/8.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/8.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_8.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 9</h3>  <p style="color: #FFF000;"> İn Einigkeit und Treue</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/9.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/9.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_9.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 10</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Der rechte Dreibund!</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/10.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/10.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_10.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 11</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Einigkeit macht stark!</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/11.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/11.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_11.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 12</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Treu vereint</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/12.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/12.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_12.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 13</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Für Kaiser und Reich!</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/13.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/13.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_13.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 14</h3>  <p style="color: #FFF000;"> herzlichen Pfingstgruß.</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/14.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/14.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_14.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 15</h3>  <p style="color: #FFF000;"> </p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/15.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/15.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_15.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 16</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Herzlichen Glückwunsch zum Geburtstag!</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/16.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/16.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_16.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 17</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Die Bundesgenossen.</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/17.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/17.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_17.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 22</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Gott strafe England</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/22.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/22.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_22.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 18</h3>  <p style="color: #FFF000;"> </p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/18.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/18.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_18.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 19</h3>  <p style="color: #FFF000;"> </p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/19.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/19.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_19.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 20</h3>  <p style="color: #FFF000;"> </p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/20.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/20.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_20.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 21</h3>  <p style="color: #FFF000;"> </p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/21.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/21.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_21.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 22_0</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Die Hilfe kommt
von Gott und der
Sieg ist nah.
Der
Fetwah
Der Sultan verkündet den
Dschihad
den großen heiligen
Krieg gegen England,
Russland und Frankreich.
</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/22_0.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/22_0.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_22_0.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 23</h3>  <p style="color: #FFF000;"> ,,Behüt Dich Gott’’
O lass dies Blümlein für mich bitten,
Das still bescheiden zu Dir spricht:
Auch wenn ich in der Ferne weile-
Vergissmeinnicht!</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/23.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/23.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_23.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 24</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Hinter diesem Beichen werden wir siegen!
Lieber Otto
und
Liebe Lili!
Für Eure guten … </p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/24.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/24.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_24.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 25</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Wir halten fest!</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/25.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/25.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_25.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 26</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Treu vereint
zum Schutz fürs Vaterland!</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/26.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/26.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_26.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 27</h3>  <p style="color: #FFF000;"> </p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/27.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/27.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_27.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 28</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Vereinte Kräfte führen zum Ziel.</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/28.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/28.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_28.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 29</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Die Flagge holt İhr nicht herunter!</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/29.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/29.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_29.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 30</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Die Flagge holt İhr nicht herunter!</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/30.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/30.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_30.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 31</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Ostern 1915</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/31.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/31.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_31.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 32</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Herzlichen Pfingstgruß!</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/32.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/32.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_32.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 33</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Dem Bunde treu
und treu
dem Vaterland!</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/33.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/33.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_33.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 34</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Frohe Ostern</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/34.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/34.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_34.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 35</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Frohe Ostern</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/35.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/35.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_35.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 36</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Wir halten fest und treu zusammen.</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/36.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/36.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_36.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 37</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Aus grosser Zeit.
Gruss aus Schleswig.
</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/37.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/37.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_37.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 38</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Wir müssen-
und wir werden
siegen!
</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/38.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/38.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_38.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 39</h3>  <p style="color: #FFF000;"> </p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/39.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/39.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_39.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 40</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Frohe Ostern</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/40.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/40.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_40.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 41</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Fröhliche Ostern</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/41.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/41.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_41.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 42</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Fröhliche Ostern</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/42.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/42.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_42.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 43</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Wenn die Soldaten durch die Stadt marschieren</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/43.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/43.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_43.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 44</h3>  <p style="color: #FFF000;"> </p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/44.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/44.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_44.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 45</h3>  <p style="color: #FFF000;"> </p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/45.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/45.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_45.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 46</h3>  <p style="color: #FFF000;"> </p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/46.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/46.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_46.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 47</h3>  <p style="color: #FFF000;"> herzliche Neujahrs-Grüße.</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/47.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/47.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_47.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 48</h3>  <p style="color: #FFF000;"> 1914-1916
an den
Weltkrieg
</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/48.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/48.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_48.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 49</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Voran im Kampfe stets
aufs Neue,
Führt euch der schöne
Bund der Treue!</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/49.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/49.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_49.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 50</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Auf der Siegesbahn, allzeit voran!</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/50.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/50.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_50.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 51</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Weltkrieg 1914-1916</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/51.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/51.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_51.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 52</h3>  <p style="color: #FFF000;"> </p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/52.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/52.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_52.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 53</h3>  <p style="color: #FFF000;"> </p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/53.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/53.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_53.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 54</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Mit vereinten Kräften!</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/54.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/54.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_54.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 55</h3>  <p style="color: #FFF000;"> İnnigste
Wünsche
zum Osterfest!
</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/55.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/55.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_55.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 56</h3>  <p style="color: #FFF000;"> </p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/56.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/56.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_56.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 57</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Auf der Siegesbahn, allzeit voran!</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/57.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/57.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_57.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 58</h3>  <p style="color: #FFF000;"> </p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/58.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/58.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_58.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 59</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Glückliche Fahrt ins neue Jahr!</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/59.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/59.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_59.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 60</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Vereinte Kräfte führen zum Ziel.</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/60.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/60.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_60.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 61</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Ein neuer Freund
ward uns im Kriege,
Mit uns zum Kampf-
Mit uns zum Siege!</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/61.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/61.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_61.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 62</h3>  <p style="color: #FFF000;"> herzliche Pfingstgrüße</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/62.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/62.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_62.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 63</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Einigkeit macht stark.
herzlichen Pfingstgruß!
</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/63.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/63.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_63.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 64</h3>  <p style="color: #FFF000;"> İn Treue fest.</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/64.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/64.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_64.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 65</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Freie Bahn.
Die Bahn ist frei.
Es naht der Krieg mit Breußen,
</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/65.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/65.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_65.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 66</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Gerechtigkeit und Wahrheit
werden 
den Sieg diesen Fahnen bringen!
</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/66.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/66.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_66.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 67</h3>  <p style="color: #FFF000;"> </p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/67.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/67.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_67.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 68</h3>  <p style="color: #FFF000;"> İm Kampf vereint!</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/68.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/68.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_68.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 69</h3>  <p style="color: #FFF000;"> </p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/69.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/69.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_69.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 70</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Ein Geist, ein Arm, ein Wille!</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/70.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/70.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_70.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 71</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Landung d. deutsch.Kaiserpaares i.Haifa</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/71.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/71.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_71.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 75</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Treue Verbündete!
İm Kampf vereint!</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/75.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/75.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_75.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 74</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Einigkeit macht stark.</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/74.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/74.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_74.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 73</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Die Flagge holt İhr nicht herunter!</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/73.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/73.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_73.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 72</h3>  <p style="color: #FFF000;"> ,,Noch nie ward Deutschland überwunden,
Noch niemals, wenn es einig war!’’
Feldpostkarte
</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/72.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/72.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_72.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> Digital StillCamera</h3>  <p style="color: #FFF000;"> İn Treue fest.
1914-15
Weltkrieg</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/77.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/77.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_77.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> Digital StillCamera</h3>  <p style="color: #FFF000;"> İn Treue fest.
Weltkrieg
</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/76.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/76.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_76.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> Digital StillCamera</h3>  <p style="color: #FFF000;"> İn Treue fest.
Weltkrieg
</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/78.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/78.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_78.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3>                                </h3>  <p style="color: #FFF000;"> İn Treue fest.
1914-15
Weltkrieg</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/79.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/79.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_79.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3>                                </h3>  <p style="color: #FFF000;"> İn Treue fest.
1914-15
Weltkrieg</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/80.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/80.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_80.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3>                                </h3>  <p style="color: #FFF000;"> İn Treue fest.</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/81.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/81.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_81.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 82</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Bereit zum letzten Hieb!
Treue Waffenbrüderschaft.</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/82.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/82.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_82.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 83</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Auf, flieget hohe Siegerfahnen,
Voran den kühnen Streitern!
Wir halten treu und fest zusammen!</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/83.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/83.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_83.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 84</h3>  <p style="color: #FFF000;"> herzliche Ostergrüße
,,noch nie ward Deutschland überwunden,
noch niemals, wenn es einig war!’’
Feldpostkarte</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/84.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/84.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_84.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 85</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Einigkeit macht stark!
İn Treue fest</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/85.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/85.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_85.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 86</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Mit vereinten Kräften!</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/86.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/86.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_86.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3>                                </h3>  <p style="color: #FFF000;"> Vom Nordseestrand
zum schwarzen Meer
İn Waffen stark ein ...</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/87.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/87.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_87.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 88</h3>  <p style="color: #FFF000;"> herzlichen Ostergruss</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/88.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/88.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_88.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 89</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Wir halten treu und fest zusammen!</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/89.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/89.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_89.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 90</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Ein …
Uns gehts um die Gerechtigkeit!
</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/90.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/90.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_90.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 91</h3>  <p style="color: #FFF000;"> İm Kampf vereint!</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/91.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/91.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_91.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 92</h3>  <p style="color: #FFF000;"> heil Dir mein Vaterland
Dem Freunde Schutz
Dem Feinde trutz!</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/92.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/92.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_92.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 93</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Wir wollen sein ein einig Volk
von Brüdern,
İn keiner Not uns trennen
und Gefahr!
Mit vereinten Kräften</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/93.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/93.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_93.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 94</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Es sei
gewährt
mir
die Bitte, in
Eurem Bunde der
Dritte!
Allezeit Treu bereit!
</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/94.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/94.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_94.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 95</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Wir fürchten nichts!
Wir stehen auf der Wacht!
Ob Fels
und Eiche splittern,
Wir werden nicht erzittern!</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/95.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/95.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_95.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 95_0</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Herzliche Weihnachtsgrüsse!
Die besten Neujahrsgrüsse!</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/95_0.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/95_0.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_95_0.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 96</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Herzliche Weihnachtsgrüsse!
Die besten Neujahrsgrüsse!</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/96.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/96.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_96.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 97</h3>  <p style="color: #FFF000;"> </p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/97.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/97.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_97.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> 98</h3>  <p style="color: #FFF000;"> Symphatiekundgebung!</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/98.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/98.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_98.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3>                                </h3>  <p style="color: #FFF000;"> İn Treue fest.
1914-15
Weltkrieg</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/99.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/99.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_99.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3>                                </h3>  <p style="color: #FFF000;"> İn Treue fest.
1914-16
Weltkrieg</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/100.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/100.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_100.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3>                                </h3>  <p style="color: #FFF000;"> İn Treue fest.
Weltkrieg
</p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/101.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/101.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_101.jpg" class="thumbnail" /></div><div class="imageElement">  <h3> zarf</h3>  <p style="color: #FFF000;"> </p>  <a target="_blank" href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/zarf.jpg" title="open image" class="open"></a>  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/zarf.jpg" class="full" />  <img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/gallery/afisler/thumbs/thumbs_zarf.jpg" class="thumbnail" /></div> </div></div></p>
<p style="text-align: center;">
<p style="text-align: center;">
<p style="text-align: center;">
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2009/08/1-dunya-savasinda-turk-alman-propanda-afisleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hilafet&#8217;in Osmanoğullarına Geçişi</title>
		<link>http://tarihvemedeniyet.org/2009/08/hilafetin-osmanogullarina-gecisi/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2009/08/hilafetin-osmanogullarina-gecisi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 14 Aug 2009 01:50:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>müteverrih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hanedanı Âl-i Osman]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=1441</guid>
		<description><![CDATA[Esasen Yavuz'un Mısır Seferi, İslam Birliği Projesini gerçekleştirmek amacı güdüyordu. İran’ın Şii hilafet propagandasının Türkiye’yi tehdit'e başlaması da bu projenin gerçekleştirilmesini acil bir gereklilik haline getirmişti. Zaten o dönemde Türkiye çapında devleşen bir devletin şu veya bu şekilde manevi sahadaki üstünlüğü eline alması gerekiyordu]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_1984" class="wp-caption alignleft" style="width: 168px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/Hlf-Selim-1.jpg" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-1984" style="border: 1px solid black;" title="Hlf Selim 1" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/Hlf-Selim-1-238x300.jpg" alt="Hlf Selim 1" width="158" height="200" /></a><p class="wp-caption-text">Yavuz Sultan Selim - Minyatür </p></div>
<p style="text-align: justify;">Halifelik yani Dünyadaki bütün Sunni Müslümanların ruhani reisliği makamı, 766 tarihinden, beri Abbasi Hanedanlığında idi. Hz. Peygamber&#8217;im amcalarından Abbas’tan indiği için &#8220;Abbâsi&#8221; denen bu hanedan 1258&#8242;e kadar Bağdat da, bu tarihten sonrada Kahire&#8217;de devam etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Fakat şöyle bir fark vardır ki; Kahire deki Abbasi Halifeleri İstanbul Patriklerine benzetilebilir. Papa’ya benzemezler, çünkü bir devletleri yoktu. Patrik nasıl Ortodoks âleminin ruhani reisi ise,  Kahire deki Halifeler de, Sunni âleminin ruhani reisi idiler. Fakat Bağdat’da ki Halifeler gibi aynı zamanda devlet başkanı olarak saltanat sürmüyorlardı.</p>
<p style="text-align: justify;"></p>
<p style="text-align: justify;">Memlük devleti Halifeyi ve Mukaddes şehirleri (Mekke – Medine &#8211; Kudüs) bünyesinde bulundurmakla İslam dünyasında üstünlük kurmuş bulunuyorlardı. Kudüs’ün aynı zamanda Hıristiyan âleminin mukaddes şehirlerinden olması Memluk devletini Hristiyan âlemi ve Hristiyan hacılar üzerinde etkili kılıyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Fiilen Yavuz Sultan Selim&#8217;in Merc-i Dabık zaferini müteakip Halep&#8217;e girmesi ile, resmen de Mısır&#8217;ın fethi ile Memlük uhdesindeki (bünyesindeki) bu manevi üstünlük Osmanoğlulları aracılığı ile Türkiye&#8217;ye geçmiştir.</p>
<div id="attachment_1986" class="wp-caption alignright" style="width: 194px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/hlf-Shah_Ismail_I.jpg"><img class="size-medium wp-image-1986" title="hlf Shah_Ismail_I" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/hlf-Shah_Ismail_I-249x300.jpg" alt="hlf Shah_Ismail_I" width="184" height="184" /></a><p class="wp-caption-text">Sunni Osmanlılara rakabetle Şii proraganda faliyeti yürüten Şah İsmail </p></div>
<p style="text-align: justify;">Esasen Yavuz&#8217;un Mısır Seferi, İslam Birliği Projesini gerçekleştirmek amacı güdüyordu. İran’ın Şii hilafet propagandasının Türkiye’yi tehdit&#8217;e başlaması da bu projenin gerçekleştirilmesini acil bir gereklilik haline getirmişti. Zaten o dönemde Türkiye çapında devleşen bir devletin şu veya bu şekilde manevi sahadaki üstünlüğü eline alması gerekiyordu</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>MISIR&#8217;A DOĞRU</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Yavuz Sutan Selim, Memlükler üzerine yöneldiğinde Memlük devletin başında Kanshü’l– Guuri (Sultan Kansu ) bulunuyordu. Yanına Halife III. Mütevekkil’i de almıştı. Merc-i Dabık’ta Yavuz Selim ve Sultan Kansu Guuri karşı karşıya gelmiş, Osmanlılar sağ ve sol kanatları birleştirmek sureti ile çemberi kapatmış ve Memluk ordusunu imha etmişlerdir. Osmanlılar Tahminen 60.000 Memlükler 80.000 kişi idiler. Muharebenin kazanılmasının başlıca sebebi olarak Yavuz’un dâhice kumandası ve Osmanlı ateşli silahlarının kıyas kabul etmez üstünlüğü idi.</p>
<p style="text-align: justify;">Muharebede Memluk Sultanı Kansu Guuri Maktul düştü. (Kansu’nun oğlu Mehmet Bey’i Yavuz 1518’de İstanbul’a yollamıştır.  II. Kansu’nun yerine bu oğlu değil yeğeni Tumanbay seçilmiştir. ) Bu Suretle 24 Ağustos 1516 ‘da Cereyan eden Merc-i Dabık Muharebesini ( ki kuvvetle muhtemelen vuruşma 8 saat sürmüştür )  kazanan Osmanlılar 28 Ağustos 1526’da Halep’e girdi.</p>
<div id="attachment_1989" class="wp-caption alignright" style="width: 213px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/hlf-Map_Safavid_persia.png" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-1989" title="hlf Map_Safavid_persia" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/hlf-Map_Safavid_persia-300x208.png" alt="hlf Map_Safavid_persia" width="203" height="138" /></a><p class="wp-caption-text">Osmanlı-Safevi mücadelesinde Çaldıran sonrası </p></div>
<p style="text-align: justify;">III. Mütevekkil&#8217;in babası Müstemsik, 1509&#8242;da oğlu lehine hilafetten çekilmiş ve Mütevekkil halife olmuş ve 7 yıl bu makamda kalmıştır. Yavuz Halep&#8217;e girdiğinde III. Mütevekkil&#8217;den fiilen hilafeti devir almasına rağmen, Mısır bunu tanımamış Mütevekkil&#8217;in babası ve Selefi olan Müstemsik &#8216;i oğluna vekil ilan etmiştir. Yavuz Selim ertesi yıl Mısır&#8217;ı da alınca Müstemsik bu vekâletten düşmüştür. Yavuz Müstemsik&#8217;i çok ihtiyar olduğu için İstanbul&#8217;a getirmemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Merc-i Dabık darbesinden sonra, Osmanlılar Suriye ve Filistin’i olgun Meyve gibi topladılar. 27 Eylülde Yavuz Şam’a geldi. 3 Ekim’de Şam Camilerinde Cuma Hutbesi, Halife Hükümdar olarak, Hakim’ül Haremeyn yerine  Hadim’ül Haremeyn sıfatı ile Yavuz adına okundu. Yavuz burada Mısır seferinin hazırlıklarını gördü. Bu Sırada Osmanlı Ordusu Filistin’i feth etti. Lübnan kendiliğinden itaat etti. Böylece Feth edilen topraklarda Halep ve Şam merkez olmak üzere 2 eyalet kuruldu. Yavuz Şam da 2 ay 18 gün kaldı. 15 Aralıkta Şam’dan ayrıldı. Çölü geçmek üzere binlerce deve ve büyük miktarda içecek su hazırlatmıştı.</p>
<p style="text-align: justify;">Tarihte ancak İran (Pers) imparatoru Kambiz ve ondan 193 yıl sonra Makedonyalı Büyük İskender Sina yarımadasını geçip Mısır’ı fethetmişlerdir. Bu geçişlerden 1.’si MÖ. 525, 2.’si MÖ. 332’de olmuştur. Ancak Büyük İskender’in ki tam bir geçiş sayılmaz. Çünkü kuvvetlerinin büyük kısmını gemiye bindirip denizden İskenderiye ye sevk etmiştir. Sina çölünü geçmeyi Moğollar ve Timur yani dünyayı aşan büyük cihangirler bile göze alamamışlar, tecrübe dahi etmemişlerdir.</p>
<div id="attachment_1988" class="wp-caption alignleft" style="width: 163px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/hlf-Yavuz_Misir_Seferi.jpg" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-1988" style="border: 1px solid black;" title="hlf Yavuz_Mısır_Seferi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/hlf-Yavuz_Misir_Seferi-245x300.jpg" alt="hlf Yavuz_Mısır_Seferi" width="153" height="188" /></a><p class="wp-caption-text">Yavuz Selim Mısır seferinde - Temsil</p></div>
<p style="text-align: justify;">Sina Çölünde hayat yoktur. Akrep, yılan bit ve sinekler hayvanlar alemini teşkil eder ve insanı asla rahat bırakmazlar. Gündüz hararet 40 derece bazen daha fazla olduğu gibi geceleri sıfır’a düşer. Bu ısı farkı insanı mahveder. Kum o kadar incedir ki nüfuz etmediği hiç bir şey yoktur. Su ne kadar muhafaza edilirse edilsin kumla dolar. (Kol saatlerinin camlarının kenarlarından saatin içine bile kum zerreciklerinin dolduğunu söylemek, bir derece fikir verecektir) Ayakkabı çölü geçerken kavrulur, Kuma gömülen yumurta birkaç dakika içinde lop yumurta haline gelir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yavuz bu çölü 13 günde geçmiştir.50 km ‘lik yolu 1 günde geçtiği gibi bazen geçilen mesafe 18 km’ ye kadar inmiştir. Ortalama günlük yürüyüş 30 km olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">(Bu suretle Yavuz 30 derece enlemine kadar inmiştir. Başka hiçbir Osmanlı Hükümdarı sefer maksadıyla bu kadar güneye inmemiştir. Kanuni ve 4. Murat Bağdat’a kadar gelmişlerdir ki ancak 33 derece enlemidir.)</p>
<p><strong>MUHAREBE</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Memlük imparatorluğunu haritadan silen büyük meydan muharebesinin geçtiği Rîdaniye, Kahire’nin kuzeydoğu banliösüdür. Tumanbay Kahire’yi fevkalade tahkim etmiş ve ordusunu iyice hazırlamıştı. Memlük planına göre Yavuz Kahire yakınlarındaki Adiliye mevkiinde bozulacak, Osmanlı ordusu Mısırdan çekilmeye mahkûm olacak ve Sina çöllerinde yok edilecekti. Ondan sonra Suriye’ye yürünerek geri alınacaktı.</p>
<div id="attachment_1990" class="wp-caption alignleft" style="width: 209px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/hlf-Mamluks1279.png" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-1990" style="border: 1px solid black;" title="hlf Mamluks1279" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/hlf-Mamluks1279-300x181.png" alt="hlf Mamluks1279" width="199" height="120" /></a><p class="wp-caption-text">Resmi adı &quot;Ed Devletu&#39;t Türkiye&quot; (Türkiye Devleti) olan Memlükler</p></div>
<p style="text-align: justify;">Şartlar Şüphesiz Memlükler lehine idi. Kendi ülkelerinde bulunuyorlar ve yüzlerce yıldır ellerinde bulundukları toprakları savunuyorlardı. Osmanlılar topografya şartlarına onlar kadar vakıf olmamakla birlikte çölü geçmek gibi bir zahmet içerisine de girmemişlerdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Memlukların 200 çakılı topu vardı. Osmanlılarda olduğu gibi seyyar topları yoktu. (Düşman Osmanlı topları karşısında aciz kalmıştır. Yavuz Mısır seferinde ilk defa içi yivli toplar kullanmıştır. Avrupa da yivli toplar ilk defa 1868’de Almanlar tarafından keşfedilmiştir. Yavuz’u bu yivli topları halen İstanbul’da askeri müzededir. Keza ilk defa olarak dökülmüş ve arka arkaya 5 ve 10 gülle atan toplar Ridâniye de kullanılmış ve parlak netice alınmıştır.)</p>
<p style="text-align: justify;">Memlükler Osmanlıları kesin şekilde Âdiliye’de bekliyorlardı. Zira ordunun geçebilmesi için tek açık ve müsait yol burası idi. Burası açılmadan da Kahire’ye giriş mümkün değildi. 200 Memlük topunun ağzı Âdiliye de düşmana doğru çevrilmişti. Ancak bu toplar çakılı idi. Yani düşman Karşıdan gelmedikçe ateşi faydasız olurdu çünkü istenilen yöne çevrilebilme özellikleri bulunmuyordu.</p>
<div id="attachment_1993" class="wp-caption alignleft" style="width: 170px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/hlf-tumanbay.jpg" target="_blank"><img class="size-thumbnail wp-image-1993" style="border: 1px solid black; margin: 0px;" title="hlf tumanbay" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/hlf-tumanbay-150x150.jpg" alt="hlf tumanbay" width="160" height="160" /></a><p class="wp-caption-text">Tumanbay - Temsil</p></div>
<p style="text-align: justify;">Sinan Paşa Memlük tahkimatı durumunu Yavuz’a rapor edince, Yavuz Adiliye ye karşı bir gösteriş taarruzu yapmak üzere birkaç alayı görevlendirdi. Kendisi Ordusu ile güneye inerek Mukattam dağını dolaştı. Bu suretle Memlük mevzilerinin arkasına düştü. Memlükler böyle bir şeyi akılarından bile geçirmiyorlar, Sina çölünü geçerek gelen bir ordunun Mukattam dağını dolaşmasını mümkün görmüyorlardı. Bu manevra bile Memlükler için savaşın kaybı sayılabilirdi. Bu suretle Memlüklerin çakılı topçusu aksi istikamete mevzilenmiş olduğu için tek bir gülle bile atamadı.</p>
<p style="text-align: justify;">Vuruşmada Osmanlılardan Ramazanoğlu, Kanuni’nin dayısı Mübarek Giray, Vezir-i Azam Sinan Paşa, Ayntab (Antep) Sancakbeyi Yunus Bey Maktul düştüler. Bu Osmanlı zayiatı Memlüklerin ümitsizlik içinde ne kadar büyük cesaretle vuruştuklarını gösterir. (Halîlü’z Zâhiri, Zebdetü Keşfu’l – Memalik , P. Ravaisse neşri , Paris 1894)</p>
<div id="attachment_2008" class="wp-caption alignright" style="width: 162px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/tank-yiv.jpg" target="_blank"><img class="size-full wp-image-2008" title="hlf yivli top" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/tank-yiv.jpg" alt="hlf yivli top" width="152" height="155" /></a><p class="wp-caption-text">Yivli top </p></div>
<p style="text-align: justify;">Osmanlılar 24 Ocakta Kahire’ye girdi. Çete Muharebeleri veren ve hala ümidini yitirmeyen Tumanbay ile meşgul olmak üzere Yavuz bizzat 26 Mart’ta Kahire’nin Karşı yakasına, Nil’in batısına Cizre’ye geçti. (Piramitler buradadır)</p>
<p style="text-align: justify;">30 Martta Nihayet Tumanbay yakalandı. Dönemim devletler hukukuna göre derhal idam edilebilirdi. Fakat Yavuz umumiyetle hükümdarlara ve müstesna şahsiyetlere çok iyi muamele etmek arzusunda idi.Tumanbay’ın kahramanlığından da etkilenmişti. 31 Martta büyük merasimle sabık Memlük sultanını kabul etti.Tumanbay’a hala tahtında bir imparatormuş gibi muamele etti. Kendisini ayakta karşıladı. Yanında kurdurduğu bir taht’a oturttu. Kendisi ile uzun boylu görüştü. Kendisini Osmanlı hizmetine alarak faydalanmak istediğini nazik bir dille beyan etti. Kahramanlığından dolayı da ayrıca tebrik etti. Bundan sonra başta Vezir-i âzam Yunus Paşa olmak üzere vezirler sırası ile Tumanbay şerefine ziyafetle verdiler.</p>
<div id="attachment_2011" class="wp-caption alignright" style="width: 169px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/Osm_Halife_1798.gif"><img class="size-medium wp-image-2011" title="hfl hilafet sancagı" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/Osm_Halife_1798-300x200.gif" alt="hfl hilafet sancagı" width="159" height="106" /></a><p class="wp-caption-text">Osmanlıarda Hilafet Sancağı </p></div>
<p style="text-align: justify;">Tumanbay’a Osmanlı teşkilatında mühim vazifeler  verilmesi beklenirken, işler karıştı. Memlük hizmetinden Osmanlı hizmetine girmiş olan büyük Memlük ricali Yavuz’u ve vezirleri daimi şekilde tazyik ettiler. Tumanbay’ın hayatta kalırsa ilk fırsatta kendilerinden intikam alacağı ve devlete de baş kaldıracağını sıklıkla dile getirdiler. Bu düşünceye Osmanlı hizmetindeki diğer görevlilerinde de taraftar olması üzerine Tumanbay 15 gün sonra idam edildi.</p>
<p style="text-align: justify;">Memlük devletinin düşmesinden sonra Mekke şerifi oğlunu Kahire’ye gönderdi. Mukaddes makamların (Kâbe , Ravza-i Mutahhara = Hz. Peygamber’in Türbesi vs ) anahtarları , Mekke ve Medine’deki Mukaddes Emanetler Yavuz’a Sunuldu. Bu suretle 6. Temmuz 1517’de Hicazda Türkiye Devletine dâhil oldu. (Fetihname-i Diyar-ı Arab ,    66a-b)</p>
<p style="text-align: justify;">&#8212;&#8211;</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: x-small;">Öztuna, Yılmaz, Yavuz Sultan Selim, Bky, 2008.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2009/08/hilafetin-osmanogullarina-gecisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Osmanoğullarında Bir Hanedan Geleneği</title>
		<link>http://tarihvemedeniyet.org/2009/08/osmanogullarinda-bir-hanedan-gelenegi/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2009/08/osmanogullarinda-bir-hanedan-gelenegi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 07 Aug 2009 23:52:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>müteverrih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hanedanı Âl-i Osman]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=1122</guid>
		<description><![CDATA[Osmanoğulları denen yüce hanedanın bir geleneği vardır. Padişah veya şehzade bir Osman oğlu tahtından indirildi veya öldürüldü yahut hakaret gördü ise onun intikamını almak ailenin başı olan padişaha aittir. Bunun hiçbir istisnası yoktur. Eski hükümdarların ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_1161" class="wp-caption alignright" style="width: 214px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/Osm-hanedan-padisahlar-2.jpg" target="_blank"><img class="size-full wp-image-1161" title="Osm hanedan padisahlar 2" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/Osm-hanedan-padisahlar-2.jpg" alt="Osm hanedan padisahlar 2" width="204" height="202" /></a><p class="wp-caption-text">Osmanlı Padişahları</p></div>
<p style="text-align: justify;">Osmanoğulları denen yüce hanedanın bir geleneği vardır. Padişah veya şehzade bir Osman oğlu tahtından indirildi veya öldürüldü yahut hakaret gördü ise onun intikamını almak ailenin başı olan padişaha aittir. Bunun hiçbir istisnası yoktur. Eski hükümdarların gördüğü zarar veya kötülük yeni hükümdarın lehine olup onu tahta çıkartmış olabilir. Bu hal durumda herhangi bir değişiklik yapmaz, gene yeni hükümdar eskisine zarar verenlerin canına okumaya onları yok etmeye mecburdur. Türk hakanlık geleneği budur. Bunu yapmayanın hakanlık sıfatında eksiklik vardır tahtını dolduramamış demektir. Türkü temsil etmeye liyakatinden şüphe edilir. Hunlardan Tabgaçlara, Avarlara, Göktürklere, Uygurlara, Karahanlılara, Selçukoğullarına ve onlardan Osmanoğluları’na geçen gelenek budur. Hanedanın yazılı olmayan anayasasının bir maddesidir. İşte Osmanlı tarihinden birkaç misal:</p>
<p style="text-align: justify;"><span id="more-1122"></span></p>
<div id="attachment_1163" class="wp-caption alignleft" style="width: 165px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/Osm-hanedan-gelenegi-_-emir-suleyman-akce3.jpg" target="_blank"><img class="size-thumbnail wp-image-1163" title="Osm hanedan gelenegi _ emir süleyman akce3" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/Osm-hanedan-gelenegi-_-emir-suleyman-akce3-150x150.jpg" alt="Osm hanedan gelenegi _ emir süleyman akce3" width="155" height="162" /></a><p class="wp-caption-text">Süleyman Çelebinin kestirdiği sikke</p></div>
<p style="text-align: justify;">8 Mayıs 1410 da Yıldırım Bayezid’in büyük oğlu I. Süleyman üzerine yürüyen kardeşi Musa çelebiden kaçarken Edirne &#8211; İstanbul yolunda köylüler tarafından yeni padişah Musa çelebiye kolaylık olsun diye öldürüldü. Tahta geçen Musa çelebi ağabeyinin öldürülmesi işine uzaktan yakından karışanları boğdurttu.</p>
<p style="text-align: justify;">17 Mart 1513’te yeni tahta çıkan kardeşi Yavuz’dan, canını kurtarmak için ağabeyi Korkut Han Mısır’a kaçmak üzere iken yeri Antalya’da Türkmenler tarafından ihbar edilip yakalattırıldı ve Yavuz tarafından idam edildi. Gene Yavuz ağabeyini ihbar eden 15 Türkmen’i derhal öldürttü.</p>
<p style="text-align: justify;">20 Mayıs 1622 de genç denen 2. sultan Osman asi kapıkulları tarafından şehit edildi. Kardeşi 4. Murad tahta çocuk olarak ve niyabet altında geçti. Büyüyüp niyabetten kurtulunca ağabeyinin ölümüyle yalnız ilgili olanları değil ağabeyinin ölümüne sebep olan zihniyeti de imha etti bu yolda öldürttüklerinin sayısı yüzleri bulmaktadır.</p>
<div id="attachment_1172" class="wp-caption alignright" style="width: 160px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/Osm-hanedan-gelenegi-_musa_Celebi1.jpg" target="_blank"><img class="size-thumbnail wp-image-1172" title="Osm hanedan gelenegi _musa_çelebi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/Osm-hanedan-gelenegi-_musa_Celebi1-150x150.jpg" alt="Osm hanedan gelenegi _musa_çelebi" width="150" height="150" /></a><p class="wp-caption-text">Musa Çelebi </p></div>
<p style="text-align: justify;">18 Ağustos 1648 de Sultan İbrahim Han öldürüldü. Yerine geçirilen oğlu 4. Mehmed 6,5 yaşında idi. Henüz doğru dürüst okuyup yazma bilmiyordu. Babasının tahtan indirilmesiyle uzaktan yakından ilgili olan her şahsın adını emrindeki bir Enderun subayına gizlice bir deftere yazdırttı. Yıllar geçip büyüyünce bu isimleri unutacağından korkuyordu 15 yaşında niyabetten kurtulunca deftere yazdırdığı bütün isimleri bulup katletti.</p>
<p style="text-align: justify;">22 Ağustos 1703 Edirne vakası denen ihtilal ile 2. sultan Mustafa tahtan indirildi. Hayatına dokunulmadı. Yerine kardeşi 3. sultan Ahmet tahta çıkarıldı. 3. Ahmet bir yıl geçmeden ağabeyini tahtan indirenlerin hepsinin kaydını gördü.</p>
<p style="text-align: justify;">1 Ekim 1730 Patrona ihtilalinde bu defa III. Ahmet tahttan indirildi. Hayatına dokunulmadı hiçbir hakaret görmedi daha yıllarca yaşayıp eceli ile öldü. Yerine ağabeyi II. Mustafa’nın büyük oğlu I. Sultan Mahmud çıkarıldı. Sultan Mahmud kendisini tahtta çıkarmak için, amcasını tahtından indirenleri bir yıl bile geçmeden tamamen yok etti.</p>
<div id="attachment_1168" class="wp-caption alignright" style="width: 168px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/Osm-hanedan-Patrona_Halil.jpg" target="_blank"><img class="size-thumbnail wp-image-1168" title="Osm hanedan Patrona_Halil" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/Osm-hanedan-Patrona_Halil-150x150.jpg" alt="Osm hanedan Patrona_Halil" width="158" height="169" /></a><p class="wp-caption-text">Patrona Halil </p></div>
<p style="text-align: justify;">28 Temmuz 1808’de bir yıl önce tahttan indirilmiş olan III. Selim amcazadesi IV. Mustafa’nın verdiği emirle öldürüldü. Olay IV. Mustafa’nın kardeşi II. Mahmud’un tahta çıkmasını temin etti. II.  Mahmud amcazadesi III. Selim’in ölümüyle uzaktan yakından ilgili bin kadar şahsı derhal öldürttü. Bunların içerisinde bir saray cariyesi de vardı. Osmanlı düzeninde kadınlar idam edilmediği için, Bu kadın sandala konarak Marmara açıklarında kement ile boğulduktan sonra ayağına taş bağlanarak denize atıldı.</p>
<p style="text-align: justify;">Yine 1876 yılında Sultan Abdülaziz bir ihtilal ile tahtan indirildi ve aynı kişilerce düzenlenen hunhar bir cinayet ile şehit edildi. Yerine geçen V. Murat’ın cinayetin vahametiyle hepten şuuru bozuldu, tecennün etti.  Bunun üzerine aynı tarihte Osmanlı tahtına Sultan II. Abdülhamid oturdu. Öncelikle amcasının katillerini ve durumlarını tespit etti. e sonra Tanzimat ilkelerini hiç bozmadan kurdurttuğu yıldız mahkemelerinde dâhiyane şekilde bu kişileri yargılattı ve cezasını infaz ettirdi.</p>
<p style="text-align: right;">
<p style="text-align: right;"><span style="font-size: x-small;">Yılmaz Öztuna, Bir Darbenin Anatomisi, Bky , ist,2003</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2009/08/osmanogullarinda-bir-hanedan-gelenegi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bulgaristan&#8217;a  Satılan Osmanlı Evrakı</title>
		<link>http://tarihvemedeniyet.org/2009/08/bulgaristana-satilan-osmanli-arsivi/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2009/08/bulgaristana-satilan-osmanli-arsivi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 06 Aug 2009 22:27:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>müteverrih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=1054</guid>
		<description><![CDATA[1931 yılı Mayısında, asla affedilmesi ve unutulması mümkün olmayan bir gaflet neticesi, dünya arşivcilik tarihinde tek örnek olarak, Osmanlı dönemi arşiv malzemesi, millî hafızamızın bir bölümü, sorumsuz, kültür ve şuurdan habersiz bir iki kişinin gayretiyle ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft size-full wp-image-1078" title="satilan evrak defteri atik" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/satilan-evrak-defteri-atik-.jpg" alt="satilan evrak defteri atik" width="260" height="184" />1931 yılı Mayısında, asla affedilmesi ve unutulması mümkün olmayan bir gaflet neticesi, dünya arşivcilik tarihinde tek örnek olarak, Osmanlı dönemi arşiv malzemesi, millî hafızamızın bir bölümü, sorumsuz, kültür ve şuurdan habersiz bir iki kişinin gayretiyle kuru ot ve paçavra fiyatına, okkası üç kuruş on paraya Bulgaristan&#8217;a satıldı.</p>
<p style="text-align: justify;">Tarihî evrakımız ot balyaları gibi çemberlenip vagonlarla Bulgaristan&#8217;a gönderilirken, bu durum Son Posta Gazetesi yazarı İbrahim Hakkı (Konyalı) tarafından tespit edilerek ilgili makamlara bildirildiyse de maalesef muvaffak olunamamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Daha sonra Muallim Cevdet (İnançalp) olayın takipçisi olarak dönemin Başbakanı İsmet İnönü&#8217;ye yazdığı bir mektup ile evrak satışının incelenerek, yapılan usulsüzlüğe son verilmesini istemiştir. Bununla beraber gazetelerdeki neşriyat ve Manisa Milletvekili Refik Şevket İnce&#8217;nin Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;ne verdiği önerge üzerine, hükümet bu konuda teşebbüse geçerek;  Bulgaristan&#8217;a satılan evraktan bir kısmı ancak geri alınabilmiştir. Olaya sebep olanlar hakkında ise soruşturma açıldıysa da Recep Peker&#8217;in başbakanlığı döneminde çıkan umumî af sebebiyle, soruşturma dosyası kapanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Tarihi evrakımızın Bulgaristan’a hurda kâğıt ve paçavra fiyatına satılması dönemin basını tarafından şiddetle eleştirilerek satışın durdurulması için adeta kampanyalar başlatılmıştı. Bu şekilde başlayan<img class="alignright size-full wp-image-1079" title="satilan evrak vesikalar" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/satilan-evrak-vesikalar.jpg" alt="satilan evrak vesikalar" width="232" height="207" /> tepkiler bir süre sonra sonuç vererek Bulgaristan’a gönderilmek üzere hazırlanan pek çok evrak bu sayede satılmaktan kurtuldu. Diğer yandan bu süreç içerisinde arşiv belgelerimizin önemi anlaşılmış, tarihimizin orijinal kaynaklarının korunması, tasnifi ve araştırma hizmetine sunulması konusunda ilk çalışmalar başlatılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Bulgaristan&#8217;a evrak satışıyla ilgili gelişmeler ve olayın ayrıntısının yer aldığı, Osman Ergin’in M. Cevdet&#8217;in Hayatı, Eserleri ve Kütüphanesi (Bozkurt Basımevi, İstanbul, 1937) adlı eserinden aynen aktaralım: </em></p>
<p style="text-align: justify;">İstanbul belediyesinde bulunduğum sırada resmî vazifelerimden birsi de gazetecilerle temas etmek ve belediye işleri hakkında onlara malumat vermekten ibaretti.</p>
<div id="attachment_1080" class="wp-caption alignright" style="width: 175px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/satilan-evrak-Muallim-Cevdet_Osman-Ergin-muallim-cevdetin-hayati_.jpg" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-1080" title="satilan evrak Muallim Cevdet_Osman Ergin muallim cevdetin hayati_" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/satilan-evrak-Muallim-Cevdet_Osman-Ergin-muallim-cevdetin-hayati_-205x300.jpg" alt="satilan evrak Muallim Cevdet_Osman Ergin muallim cevdetin hayati_" width="165" height="241" /></a><p class="wp-caption-text">Muallim Cevdet</p></div>
<p style="text-align: justify;">Bu münasebetle gazeteciler hemen her gün odama gelirler, onlarla günün birçok meseleleri ve bu meyanda belediye işleri hakkında da konuşurduk. Bir gün yine odamda toplanmışlardı. O günlerde İstanbul Defterdarlığının Maliye evrak hazinesini okkası üç kuruş on paradan satmış olduğunu ve evrakın balyalar yapılarak ve kısmen dökülüp saçılarak Sirkeci&#8217;ye kadar götürülüp, oradan şimendiferle Bulgaristan’a gönderilmekte bulunduğu işitilmekte ve görülmekte idi.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunu ilk defa gören ve ortaya atan Son Posta muharrirlerinden İbrahim Hakkı&#8217;dır. O da aramızda bulunuyordu. Bu havadisin gazetelere yazılıp yazılmaması mevzuu etrafında görüşülürken İbrahim Hakkı &#8220;Ben bunu yazarım&#8221; dedi ve gitti.</p>
<p style="text-align: justify;">Ertesi gün (4 Haziran 1931) çıkan Son Posta gazetesinde &#8220;Okka ile satılan kıymetli evrak meselesi&#8221; başlığı altında bir yazı çıktı. Bu yazısında hadiseyi uzun uzadıya anlattıktan sonra bilhassa evrak daha mahzenden çıkarıldığı sırada orayı gezmiş ve görmüş olan İbrahim Hakkı şu tafsilatı veriyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;<em> Oradaki koridor harman halinde dökülmüş kâğıtlarla dolu idi. Çenberliyorlardı. Arkada yüzlerce torba kâğıt yığılmıştı. O suretle ki içeri girmek mümkün değildi. Evvelâ Bekir Ağa (hademe) bu torbaların üzerine çıktı ve elimden tutarak beni yukarı çekti. Bu kısımda tesadüf edilmiş bir çok kıymetli vesikalar, defterler göze çarpıyordu. Burasını gözden geçirdikten sonra sıra aşağı kata geldi.Burada lalettayin aldığım kâğıtların içinde altın yaldızlı </em></p>
<div id="attachment_1083" class="wp-caption alignright" style="width: 172px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/manisa-mebusu-Refik_Sevket_ince1.jpg" target="_blank"><img class="size-thumbnail wp-image-1083" title="manisa  mebusu Refik_Şevket_İnce" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/manisa-mebusu-Refik_Sevket_ince1-150x150.jpg" alt="manisa mebusu Refik_Şevket_İnce" width="162" height="134" /></a><p class="wp-caption-text">Manisa Mebusu Refik İnce</p></div>
<p style="text-align: justify;"><em>mecmua parçaları, Silistre, Varna, Tuna vilayetleri