<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Tarih ve Medeniyet &#187; Tanzimat Dönemi</title>
	<atom:link href="http://tarihvemedeniyet.org/category/tarih/tanzimat-donemi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://tarihvemedeniyet.org</link>
	<description>Tarih ve Medeniyet</description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Feb 2012 12:15:53 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Bir İntiharın Son Dakikaları</title>
		<link>http://tarihvemedeniyet.org/2009/10/bir-intiharin-son-dakikalari/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2009/10/bir-intiharin-son-dakikalari/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Oct 2009 15:01:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>murekkep</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tanzimat Dönemi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=4661</guid>
		<description><![CDATA[Tarihimizde en çalkantılı dönemlerden biri olarak görebileceğimiz Tanzimat devri, gerek getirmeye çalıştıklarıyla, gerekse de içerisinde barındırdığı avangard simalarla bir devre damgasını vurmuştur. Her şeye rağmen yapılmak istenenlerde belki başarı sağlanabilmiştir; fakat]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_4669" class="wp-caption alignleft" style="width: 290px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/10/besir-fuad-arkadaslariyla.png"><img class="size-full wp-image-4669" title="besir fuad arkadaslariyla" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/10/besir-fuad-arkadaslariyla.png" alt="besir fuad arkadaslariyla" width="280" height="245" /></a><p class="wp-caption-text">Beşir fuad Arkadaşlarıyla</p></div>
<p style="text-align: justify;">Tarihimizde en çalkantılı dönemlerden biri olarak görebileceğimiz Tanzimat devri, gerek getirmeye çalıştıklarıyla, gerekse de içerisinde barındırdığı avangard simalarla bir devre damgasını vurmuştur. Her şeye rağmen yapılmak istenenlerde belki başarı sağlanabilmiştir; fakat şunu da belirtmeliyiz ki, bu ara dönemin bizden alıp götürdükleri, getirdiklerinden fazla olmuştur. Bu gel-gitlerin azgın dalgaları arasında amansızca çırpınan bir isim vardı ki, o da hiç şüphesiz Beşir Fuad’dı</p>
<p style="text-align: justify;">Nedendir bilinmez, bugünkü modern dünya ile bağlarımızın temellerinin atıldığı Tanzimat devri üzerinde etraflı çalışmalar yeterli miktarda değildir. Her zaman belirli simalar ön plana çıkartılmış, bazıları ise gerilerde bırakılarak, âdeta unutulmaya yüz tutmuştur. Beşir Fuad bu isimlerden yalnızca bir tanesidir. Söz konusu şahıs üzerinde etraflı çalışma yapan akademisyenlerimizin sayısı ise bir elin parmaklarını geçmemektedir.<span id="more-4661"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Beşir Fuad fikrî yapısı itibariyle döneminin aydınlarından ayrılır. Şu an itibariyle bilinen, tarihimizdeki ilk Türk materyalist kendisidir. Bu kanıya gerek yazdıklarından ve gerekse de söylediklerinden rahatlıkla ulaşabiliyoruz. Her şeyden öte ölümü, en az hayatı kadar dikkate şayandır. Bir mütefekkir düşünün ki, kendisini çağının modernitesini yakalama gayesiyle maddeciliğin derin karanlıkları içine çekmiş, bu zifiri yolda –yalnızca etrafını aydınlatabilmek için (intihar dakikalarını kaleme almak suretiyle)- canını bile feda etmekten çekinmemiştir. Peki kimdi bu Beşir Fuad ve onu bu kadar incelemeye sevk eden âmiller nelerdi?</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/besir-fuad2.png"><img class="alignright size-full wp-image-2958" title="besir fuad2" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/besir-fuad2.png" alt="besir fuad2" width="174" height="239" /></a>Osmanlı devletinin en kritik döneminde dünyaya gözlerini açan Beşir Fuad, Gürcü bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Aslında onun baba tarafından imtiyazlı bir aileye mensup olduğu söylenebilir. Nitekim babası olduğu kaydedilen Hurşid Bey, hem paşalık rütbesini hâiz, hem de bir Mevlevi tarikatına mensub biridir. Nitekim bunu Paşa’nın Cemberlitaş’taki kabrinde mevcut olan Mevlevi sikkesinden çıkartabiliyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Beşir Fuad, aslen askerdir. Bu vaziyeyi yıllarca sürdürmüş, hatta cephelerde görev almıştır. Daha sonraları askerlikten ayrılacak, dönemin bir başka büyük edibi Ahmet Mithat Efendi’nin tabiriyle “kılıcını dahi çiviye asarak eline kalemi alacaktır.”<sup> [<a href="http://tarihvemedeniyet.org/2009/10/bir-intiharin-son-dakikalari/#footnote_0_4661" id="identifier_0_4661" class="footnote-link footnote-identifier-link" title="Ahmet Mithat Efendi, Beşir Fuad, s.19">I</a>]</sup><a href="#_ftnref2"><br />
</a></p>
<p style="text-align: justify;">Yazarın hayal dünyası gibi hayat dünyası da bir noktada karışıklık arz eder. İlk evliliğini halayığı ile yapmış, bir müddet sonra boşanmışlardır. İkinci evliliğini saray doktoru olan Kadri Paşa’nın oğlu Salih Bey’in kızı Şâziye Hanım’la yapar. Beşir Fuad’ın annesi Habibe Hanım da Salih Bey’in üçüncü karısı olduğundan Beşir Fuad ile Şâziye Hanım üvey kardeş mesabesindedirler. İlerleyen yıllarda bu ilişkiden de bıkacak olan Beşir, kendisini hayat kadınlarının arasında bulacak ve hatta bir Fransız metresten çocuğu bile olacaktır.</p>
<div id="attachment_4672" class="wp-caption alignleft" style="width: 204px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/10/ahmet_mithat_efendi.jpg"><img class="size-full wp-image-4672" title="ahmet_mithat_efendi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/10/ahmet_mithat_efendi.jpg" alt="ahmet_mithat_efendi" width="194" height="261" /></a><p class="wp-caption-text">Ahmed Midhat Efendi </p></div>
<p style="text-align: justify;">Beşir Fuad’ın hayat görüşünün şekillenmesinde çocukluk yıllarının bir kısmını Suriye’de geçirmesinin büyük bir tesiri vardır. Nitekim o, buradayken Fransız ekolünün bir timsali olan Cizvit mekteplerinde öğrenim görmüştür. Söz konusu yerde mükemmel bir Fransızca öğrenmiş olduğu rahatlıkla anlaşılabilir; fakat tam bir misyoner faaliyet gösteren bu okullarda Beşir Fuad’ın manevi bir boşluk içine sürüklenmiş olabileceği de tahminden pek uzak düşmez. Yazar, Fransızca’nın yanında Almanca ve İngilizce’yi ilerleyen senelerde kendi gayretleriyle öğrenecektir. Zeki bir kişiliğe sahip olan Beşir, bu üç dilde de okuyacak, konuşacak ve hatta bu lisanlarda makale kaleme alabilecek derecede bir konuma gelecektir. Nitekim Almanca’yı altı ayda, İngilizce’yi ise dört ay gibi kısa bir sürede öğrendiğini kendisi belirtmektedir.<sup> [<a href="http://tarihvemedeniyet.org/2009/10/bir-intiharin-son-dakikalari/#footnote_1_4661" id="identifier_1_4661" class="footnote-link footnote-identifier-link" title="Beşir Fuad, Us&ucirc;l-i Ta&rsquo;lim, s.6">II</a>]</sup><a href="#_ftnref3"><br />
</a></p>
<p style="text-align: justify;">Askerlikten sonra kendisi pozitif ilimlere adayan yazar, Avrupa dillerinde yazılmış onlarca makaleyi bizzat tedkik etmiş ve bu yazıları gerek kendi çıkardığı dergide, gerekse de risaleler halinde tercümeler yaparak neşretmiştir. Fakat bütün bunlar içinde çaba sarf ederken kendisini pozitivizm ve materyalizmin kara delikleri içinde bulmuştur. Ahiret inancını reddeden Beşir Fuad’a göre her şey madde üzerinde bina edilmiştir. Dünya tesadüfi bir biçimde teşekkül etmiştir ona göre ve böyle de devam edecektir. Bazen bu tespitlerinde bugünün zaviyesinden gülünç olarak addedilebilecek durumlara da düşmemiş değildir. Nitekim Beşir Fuad’ın inanış sistemine göre kalbimiz bir tulumdan başka bir şey değildir. Yalnızca kanın vücuda yayılması vazifesini görür:</p>
<p style="text-align: justify;"><em> içi boş bir adaledir ki kanı yukarı ve aşağı itip vücûdun a’zâ-yı muhtelife ve mütaddidesine tevzi ve taksim eder. Ey, ötesi? Ötesi hiç!</em><sup> [<a href="http://tarihvemedeniyet.org/2009/10/bir-intiharin-son-dakikalari/#footnote_2_4661" id="identifier_2_4661" class="footnote-link footnote-identifier-link" title="Beşir Fuad, &ldquo;Kalb&rdquo; Env&acirc;r-ı Zek&acirc;, s.401">III</a>]</sup><a href="#_ftnref4"><br />
</a></p>
<p style="text-align: justify;">İnsanın hissiyatının arttığı anlarda ise gözyaşlarının akması yazara göre yalnızca “fizyolojik” bir hadiseden ibarettir. “Bunun ikinci bir planı yoktur ve aramak da mânâsızdır” Daha bunun gibi birçok misaller getirir yazar. O dönem itibariyle ifade edilen tespitler gerçekten dikkat çekicidir. Daha önceden bu tür görüş ve inanışlarda olan yazarlar yoktu veya belki de mevcut oldukları halde, söz konusu fikirleri –dönemin yapısı itibariyle- matbuat âlemine intikal ettirememişlerdi. İşte bu sebeple Beşir Fuad’ı ilk Türk materyalisti olarak kabul ediyoruz.</p>
<div id="attachment_4673" class="wp-caption alignright" style="width: 244px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/10/besir_ile_fazli-necib_mektuplasmasi.jpg"><img class="size-full wp-image-4673" title="besir_ile_fazli-necib_mektuplasmasi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/10/besir_ile_fazli-necib_mektuplasmasi.jpg" alt="besir_ile_fazlı-necib_mektuplaşması" width="234" height="300" /></a><p class="wp-caption-text">Beşir Fuad ile Fazlı Necid&#39;in Mektuplaşması (Mektubât)</p></div>
<p style="text-align: justify;">Tanzimat döneminin bu en dikkati çeken şahsiyeti devrin edip ve şairleriyle mektuplaşmış, kimi zaman da gazete sütunlarından münakaşalara girmiştir. Fakat bu bölüme, bizim konumuzun dışında olduğundan girmeyeceğiz. Sadece Muallim Naci, Fazlı Necib ve Ahmet Mithat Efendi gibi şahsiyetlerle karşılıklı mektuplaştığını belirtelim ve yazarın yine çok konuşulacak intihar meselesine geçelim.</p>
<p style="text-align: justify;">Beşir Fuad neden intiharı tercih etti? Daha doğrusu onu intiharın eşiğine sürükleyen sebepler nelerdir? Buna kesin bir cevap veremiyoruz. Fakat kimi zaman dostlarına yazdığı mektuplarda –özellikle Ahmet Mithat- intihara doğru yol aldığını kestirebiliyoruz. Öncelikle yazar, kalıtım mevzusunu (potrimoine génétique) son derece önemsemektedir. İrsiyet yoluyla geçen genler çocukta anne-baba gibi bir psikoloji meydana getirir. Beşir Fuad’a göre bu düşünceden dolayı kendisinin akıbeti annesininkine benzeyecektir. Nitekim onun annesi cinnet geçirerek ölmüştü. Kendisini bu son için şartlandırmıştı yazar.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir ikinci sebep, ‘insanın bir diğer hayata başlamayacak olması’ inancıdır. Bundan dolayı da Beşir Fuad, intiharı seçmiş olabilir; çünkü bu intihar teşebbüsünü o, bir deney olarak görmekte ve son nefeslerini verirken hissettiklerini kaleme almak istemektedir. Böylelikle kendisinden sonra gelenlere bir vesika (!) bırakacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir diğer sebep, düzensiz bir aile yaşamı ve hayata tam manasıyla bağlanamama olabilir. Çünkü Beşir Fuad’ın sürekli sıkıntı içerisinde geçirdiği günler olmuştu. Bundan dolayı kendisinde meydana gelen bu düşünceleri dağıtmak için kendisini sefahata bırakmıştı. Babasından kalan bir hayli mirası boş yere sarf etmeyi tercih etmiş, içki ve kadınlarla beraber bir hayatı seçmiştir. Aslında yalnızca bir hayat kadınına tam anlamıyla bağlanmış, ne var ki bu da başına ayrı bir dert açmıştı. Bir de söz konusu metresten çocuk sahibi olması bir başka sıkıntının daha habercisiydi. Aynı zaman kendi karısından gördüğü sitemkâr şikayetler bu intiharın bir başka kolunu daha oluşturabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Son birkaç yılda gördüğü iki ölüm vak’ası da intiharda adeta katalizör görevi görmüştü. Bunlardan birincisi oğlu Namık Kemal’in ölümüydü. Muhtemeldir ki, bu ismi görüşlerini beğendiği edebiyatçı ve şair Namık Kemal’e izafeten oğluna vermiştir. Bir diğer ölüm hadisesi, annesininki idi. O da intihardan yaklaşık bir sene önce ölmüştü.</p>
<p style="text-align: justify;">Hepsinden öte Beşir Fuad, zaten intiharı çok önceden hesaplamıştı. Günlük uğraşların yanında bu tasavvur zihninin her zaman bir köşesinde, muhafaza içinde saklı bir ilaç gibi duruyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim Ahmet Mithat Efendi’ye yazdığı bir mektupta şu satırların sahibi durumundaydı:</p>
<p style="text-align: justify;"><em>İntihar niyeti bende iki seneyi mütecâviz oluyor ki, mevcuttur. Yalnız vakt-i merhûnuna talik etmiş idim. Ancak şairlerin tarizâtını cevapsız bırakmamak için </em> <em>bir hafta daha tehirine mecbur oldum. Gerçi bazı tarizat daha varsa da, onları şayân-ı ehemmiyet görmediğim için niyetimi kuvveden fiile çıkarıp daha ziyâde te’cil etmeyi münâsip görmedim.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> </em></p>
<p style="text-align: justify;">Ve ölümünden sonra gazete sütunlarını günlerce meşgul edecek bu tamamlanmış teşebbüs Cumartesi’yi Pazar’a bağlayan gece, öncelikle bir şekilde tedarik ettiği kokaini bileklerine, kollarına ve gerdanına şırınga ile zerk etmek suretiyle vücudunu uyuşturmuş, daha sonra ustura ile bilek damarlarını aralayarak her taraf kana bulanırken şu son satırlarını, yine son bir gayretle yazabilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Ameliyatımı icrâ ettim, hiçbir ağrı duymadım. Kan aktıkça biraz sızlıyor. Kanım akarken baldızım aşağıya indi. ‘Yazı yazıyorum, kapıyı kapadım’ diyerek geriye savdım. Bereket versin içeri girmedi. Bundan tatlı bir ölüm tasavvur edemiyorum. Kan aksın diye hiddetle kolumu kaldırdım. Baygınlık gelmeye başladı…<sup> [<a href="http://tarihvemedeniyet.org/2009/10/bir-intiharin-son-dakikalari/#footnote_3_4661" id="identifier_3_4661" class="footnote-link footnote-identifier-link" title="Tarik, 7 Şubat 1887">IV</a>]</sup></p>
<p style="text-align: justify;"><em> </em></p>
<p style="text-align: justify;">Baygınlıktan sonra feryat etmeye başlayan yazar, evdekilerin bu sese gelmeleri üzerine, onları dehşet verici bir manzara ile karşılamıştır. Miralay Doktor Nafiz, en hızlı bir surette çağrılmış; fakat yapılan tıbbî müdahaleye rağmen yazar kurtarılamamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve tarihimizin bilinen ilk pozitivist ve materyalisti Beşir Fuad, dünyadan hafızalara kazınan bu intiharı ile ayrılmıştır.</p>
<hr size="1" />
<ol class="footnotes"><li id="footnote_0_4661" class="footnote">Ahmet Mithat Efendi, Beşir Fuad, s.19</li><li id="footnote_1_4661" class="footnote">Beşir Fuad, Usûl-i Ta’lim, s.6</li><li id="footnote_2_4661" class="footnote">Beşir Fuad, “Kalb” Envâr-ı Zekâ, s.401</li><li id="footnote_3_4661" class="footnote"></em>Tarik, 7 Şubat 1887</li></ol>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2009/10/bir-intiharin-son-dakikalari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tevfik Fikret Nasıl Öldü?</title>
		<link>http://tarihvemedeniyet.org/2009/09/tevfik-fikret-nasil-oldu/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2009/09/tevfik-fikret-nasil-oldu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Sep 2009 22:29:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>murekkep</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tanzimat Dönemi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=3210</guid>
		<description><![CDATA[tevfikfikretTanzimat dönemi edebiyatçıları, bu devre en az siyasîler kadar damgasını vurmuşlardır. Belki de yer yer, devrin edip ve şairlerinin yazdıkları ve söyledikleri dönemin siyaset adamlarının bile yapmaya cüret edemediği bazı oluşumları beraberinde getirmiştir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/tevfikfikret.gif"><img class="alignleft size-full wp-image-3436" style="border: 1px solid black;" title="tevfikfikret" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/tevfikfikret.gif" alt="tevfikfikret" width="189" height="242" /></a>Tanzimat dönemi edebiyatçıları, bu devre en az siyasîler kadar damgasını vurmuşlardır. Belki de yer yer, devrin edip ve şairlerinin yazdıkları ve söyledikleri dönemin siyaset adamlarının bile yapmaya cüret edemediği bazı oluşumları beraberinde getirmiştir. Nitekim Namık Kemal’ın “Vatan yahut Silistre” isimli piyesini hepimiz hatırlıyoruz. Oyunun sahnelendiği akşam yüzlerce kişi sokaklara dökülmüş ve ateşli nümayişlerde bulunmuşlardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Zaten Tanzimat dönemi şairlerinin çoğunun yalnızca edebiyatla iktifa etmediklerini, devletin her kademesinde birer vazife aldıkları bilinen bir gerçektir. Bunlar arasında hemen ilk akla gelenler hiç şüphesiz Âkif Paşa, Ziya Paşa, Sadullah Paşa (<em>On dokuzuncu asır</em> isimli manzumesi ile) ve Namık Kemal gibi isimlerdir. İsimleri elbette çoğaltmak mümkündür. Lâkin adı geçen simalar arasında ateşli bir üslupla edebiyatını icra eden bir kişilik vardır ki, bu şahıs ne politikaya bulaşmış, ne de siyasetle uğraşanlara teveccüh etmiştir. Tabii ki de Tevfik Fikret’ten bahsediyoruz.<span id="more-3210"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Biz bu yazımızda onun hayat hikayesini etraflı bir şekilde verecek değiliz. Sadece hayatında dönüm noktası teşkil eden bazı hususları hatırlatacak ve ölümünden önceki birkaç gününü Sultanî Mektebi’ndeki (Galatasaray Lisesi) bir talebesinin ağzından dinleyeceğiz.</p>
<div id="attachment_3216" class="wp-caption alignright" style="width: 280px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/Tevfikfikretinasiyandakievi.jpg"><img class="size-full wp-image-3216" title="Tevfikfikretinasiyandakievi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/Tevfikfikretinasiyandakievi.jpg" alt="Tevfikfikretinasiyandakievi" width="270" height="201" /></a><p class="wp-caption-text">Fikret&#39;in Mimarlığını Kendisinin Yaptığı Âşiyan’daki Evi</p></div>
<p style="text-align: justify;">Peki niçin böyle bir konuyu seçtik?<br />
Çünkü bu dönem insanlarının hayatları gibi mematları da dikkat çekicidir. Örneğin yalnızca bir Beşir Fuad’ın ölümü sadece edebiyatçılar tarafından değil, psikologlar ve sosyologlar için de başlı başlna bir çalışma ve tez konusudur.<br />
Tevfik Fikret’in sıkıntılar içinde öldüğü bir gerçektir. Şimdi ise onu bu buhranlara götüren sebepleri yüzeysel bir şekilde zikredip, ölüm dakikalarına geçelim…</p>
<p style="text-align: justify;">Fikret, henüz 14 yaşına girdiği andan itibaren şiirle uğraşmaya başlamıştır. Mekteb-i Sultanî de tahsilini tamamladıktan sonra Bâb-ı Âli’de bir dönem kâtiblik, sonra da bitirdiği okulda ve Robert Kolej’de hocalık yapmıştır. Bu dönemlerde çeşitli mecmualarda şiirleri yayınlandı. Hatta burada ilginç bir noktayı hatırlatmakta fayda var:</p>
<p style="text-align: justify;">Tevfik Fikret’in şöhretini kamçılayan en önemli olaylardan biri, dönemin “Mirsad” mecmuasının açmış olduğu bir şiir yarışmasıdır. Bu yarışmada birinci olan Fikret’in kaleme aldığı şiirin konusu ise devrin sultanı II. Abdülhamid Han’a yazılan methiyedir. ( Sitâyiş-i Hazret-i Pâdişâhî) Fakat daha sonraları onun Sultan Hamid’e nasıl bir tavır takındığı ve hakkında yazdığı hakareti haiz manzumeler bilinmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/tevfik-fikret.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-3437" style="border: 2px solid black;" title="tevfik fikret" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/tevfik-fikret.jpg" alt="tevfik fikret" width="160" height="204" /></a><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/sultan-abdulhamid.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-3438" style="border: 2px solid black;" title="sultan abdulhamid" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/sultan-abdulhamid.jpg" alt="sultan abdulhamid" width="160" height="204" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">Bir zamanlar kendisini övmek için yarıştığı, doğum tebrikleri yazdığı padişahın, daha sonra amansız bir düşmanı olmuştur. Mesela “<strong>Bir Lâhzâ-i Taahhur</strong>” ( bir anlık gecikme) şiirinde:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>&#8220;    Ey şanlı avcı! Dâmını beyhude kurmadın,<br />
Attın… Fakat yazık ki, yazıklar ki vurmadın!   &#8221;<br />
</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;">diyerek Abdülhamid Han’a tuzak kuran ermeni anarşistini gönülden alkışlayan bir dualite içine düşmüştür. Binaenaleyh bir zaman gelecek ki, kurtarıcı olarak gördüğü İttihad ve Terakki mensuplarına da sırtını dönecek ve onları da “<strong>Doksan Beşe Doğru</strong>”, “<strong>Hân-ı Yağma</strong>” gibi manzumelerle hicvedecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Tevfik Fikret iniş çıkışları çok fazla olan bir hayat yaşadı. Bütün umutlarını bağladığı oğlu Haluk da eğitim için gittiği İskoçya ve Amerika’da din değiştirip papaz olunca bütün hayalleri yıkıldı. Ama herhalde oğlunun din değiştirmesi Fikret için pek bir şey ifade etmiyordu. Onu daha çok üzen, tüm sermayesi ve hayat bağı olan oğlunun kendisine karşı aldığı vefasız tavırlarıydı. Tüm bunları hastalıklar, buhranlar ve çaresizlikler kovaladı. En nihayetinde 1915 Ağustos’unda dünyaya gözlerini yumdu.</p>
<div id="attachment_3214" class="wp-caption aligncenter" style="width: 398px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/Mezartasi.jpg"><img class="size-full wp-image-3214" title="Mezartasi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/Mezartasi.jpg" alt="Mezartasi" width="388" height="229" /></a><p class="wp-caption-text">Tevfik Fikret&#39;in Aşiyandaki Evinin Yakınlarına Nakl Edilen Mezarı</p></div>
<p style="text-align: justify;">Öyle anlaşılıyor ki şair, son zamanlarda doktor tedavisini reddetmiştir. Bir nevi ölümünü kendisi hazırlamıştır. Ölümünden sonra da –İslam inancını inkar ettiği için– cenaze namazı kılınması hususunda tereddüte düşülmüş, akabinde Eyüp mezarlığına gömülmüştür. 1961 Aralık’ında kemikleri Eyüp kabristanından alınarak, mimarlığını kendisinin yaptığı Âşiyan’daki evinin yakınlarına defnedilmiştir.</p>
<div id="attachment_3211" class="wp-caption alignright" style="width: 214px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/Elyazisi.jpg"><img class="size-full wp-image-3211" title="Elyazisi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/Elyazisi.jpg" alt="Elyazisi" width="204" height="223" /></a><p class="wp-caption-text">Tevfik Fikret&#39;in El Yazısı </p></div>
<p style="text-align: justify;">Tevfik Fiket’in dönemin Sultanî Mektebi’nde (Galatasaray Lisesi) hocalık yaptığı yıllarda talebesi olan Ruşen Eşref  Bey, şairin son günlerini ve ölümünü şu şekilde anlatmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>… Son ziyaretimizdi. Bizimle konuşmaya, içini dökmeye bir türlü doyamıyordu.  Ayrılırken: “<strong>Yine beklerim. Âşiyan benim değil, sizin… Orasını unutmayın</strong>” dedi. Elini öptük, o da bizleri öptü. Arkamızdan kapıya çıktı. Uzun müddet dışarıda ayaküstü konuştu. Meğer o neşe, son neşesiymiş, o gün kendisinden ebediyyen ayrılmışız. Neşesi birkaç saat daha devam etmiş. Çok hasta düştüğü akşam yemeğe inerken pek şenmiş. İştahla yemek yemiş.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> Bir saat kadar sonra “<strong>Ağrılar yine geldi</strong>” demiş. Haplarını vermişler. Sancı gittikçe artmış. Pansumana başlamışlar, yine dinmemiş. Durmadan inliyormuş. Yavaş yavaş kendisine uyku gibi bir dargınlık başlamış. Ertesi gün hiç konuşmamış, hiçbir şey yememiş. Hatta getirilen Doktor Saim Bey’i bile tanımamış.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> </em><em>Doktor: “<strong>Ben gideyim de arkadaşlarımı getireyim. Rica edeyim, ilaçlarımı muntazam verin…</strong>” gibi müphem bir şeyler söyleyip ayrılmış. O gece sıkıntı büsbütün artmış. Bir ara dalgınlığı şiddetli bir harekete inkılap etmiş. Yattığı yerden fırlayıp, hiçbir şey söylemeden halecanla odadan odaya gezinmeye başlamış. Yataktan kalkıp minderin üstüne yatar, minderden kalkıp kendisini yatağa atarmış. Buna mani olmak istemişler </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> </em></p>
<div id="attachment_3217" class="wp-caption alignleft" style="width: 217px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/Tevfikveogluhaluk.jpg"><img class="size-full wp-image-3217" title="Tevfikveogluhaluk" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/Tevfikveogluhaluk.jpg" alt="Tevfikveogluhaluk" width="207" height="231" /></a><p class="wp-caption-text">T. Fikret  ve Oğlu Haluk </p></div>
<p style="text-align: justify;"><em>Bir defasında yanındakileri iterken elini şiddetle karyolaya çarpmış, birden morarıp şiştiği halde hiç sesini çıkarmadan yine </em><em> </em><em>dolaşmalarına devam etmiş.</em><em> </em><em>Nihayet yatağında hiç yerinde durmadan sudan ayrılmış balık gibi, bir taraftan öbür tarafa sıçramaya, dönmeye başlamış. Sonra ağrılar yavaş yavaş dinmiş olmalı ki çırpınmaları da durmuş.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> Ruhunu teslim etmeden bir saat kadar önce yanında bulunan eşinin elini yakalamış, onu sıkmış, öpmüş. “<strong>Artık yıkılıyorum</strong>” demiş. Dili hiç ağırlaşmamış. </em><em>Bebek’ten Dr. Terziyan’ı çağırtmışlar, bir iğne yaptırmışlar. Rahat eder gibi olmuş. Eşiyle baldızı başucunda bekliyorlarmış. Doktor da kitap odasında oturuyormuş. Fikret bu sırada sağ tarafına dönmüş, sakin bir şekilde uyuyor sanmışlar. Fakat biraz sonra tekrar odaya giren doktor, onun öldüğünü bildirmiş.</em></p>
<div id="_mcePaste" style="overflow: hidden; position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px;">
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/tevfikfikret.gif"><img class="alignleft size-full wp-image-3436" style="border: 1px solid black;" title="tevfikfikret" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/tevfikfikret.gif" alt="tevfikfikret" width="189" height="242" /></a>Tanzimat dönemi edebiyatçıları, bu devre en az siyasîler kadar damgasını vurmuşlardır. Belki de yer yer, devrin edip ve şairlerinin yazdıkları ve söyledikleri dönemin siyaset adamlarının bile yapmaya cüret edemediği bazı oluşumları beraberinde getirmiştir. Nitekim Namık Kemal’ın “Vatan yahut Silistre” isimli piyesini hepimiz hatırlıyoruz. Oyunun sahnelendiği akşam yüzlerce kişi sokaklara dökülmüş ve ateşli nümayişlerde bulunmuşlardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Zaten Tanzimat dönemi şairlerinin çoğunun yalnızca edebiyatla iktifa etmediklerini, devletin her kademesinde birer vazife aldıkları bilinen bir gerçektir. Bunlar arasında hemen ilk akla gelenler hiç şüphesiz Âkif Paşa, Ziya Paşa, Sadullah Paşa (<em>On dokuzuncu asır</em> isimli manzumesi ile) ve Namık Kemal gibi isimlerdir. İsimleri elbette çoğaltmak mümkündür. Lâkin adı geçen simalar arasında ateşli bir üslupla edebiyatını icra eden bir kişilik vardır ki, bu şahıs ne politikaya bulaşmış, ne de siyasetle uğraşanlara teveccüh etmiştir. Tabii ki de Tevfik Fikret’ten bahsediyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Biz bu yazımızda onun hayat hikayesini etraflı bir şekilde verecek değiliz. Sadece hayatında dönüm noktası teşkil eden bazı hususları hatırlatacak ve ölümünden önceki birkaç gününü Sultanî Mektebi’ndeki (Galatasaray Lisesi) bir talebesinin ağzından dinleyeceğiz.</p>
<div id="attachment_3216" class="wp-caption alignright" style="width: 280px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/Tevfikfikretinasiyandakievi.jpg"><img class="size-full wp-image-3216" title="Tevfikfikretinasiyandakievi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/Tevfikfikretinasiyandakievi.jpg" alt="Tevfikfikretinasiyandakievi" width="270" height="201" /></a><p class="wp-caption-text">Fikret&#39;in Mimarlığını Kendisinin Yaptığı Âşiyan’daki Evi</p></div>
<p style="text-align: justify;">Peki niçin böyle bir konuyu seçtik?<br />
Çünkü bu dönem insanlarının hayatları gibi mematları da dikkat çekicidir. Örneğin yalnızca bir Beşir Fuad’ın ölümü sadece edebiyatçılar tarafından değil, psikologlar ve sosyologlar için de başlı başlna bir çalışma ve tez konusudur.<br />
Tevfik Fikret’in sıkıntılar içinde öldüğü bir gerçektir. Şimdi ise onu bu buhranlara götüren sebepleri yüzeysel bir şekilde zikredip, ölüm dakikalarına geçelim…</p>
<p style="text-align: justify;">Fikret, henüz 14 yaşına girdiği andan itibaren şiirle uğraşmaya başlamıştır. Mekteb-i Sultanî de tahsilini tamamladıktan sonra Bâb-ı Âli’de bir dönem kâtiblik, sonra da bitirdiği okulda ve Robert Kolej’de hocalık yapmıştır. Bu dönemlerde çeşitli mecmualarda şiirleri yayınlandı. Hatta burada ilginç bir noktayı hatırlatmakta fayda var:</p>
<p style="text-align: justify;">Tevfik Fikret’in şöhretini kamçılayan en önemli olaylardan biri, dönemin “Mirsad” mecmuasının açmış olduğu bir şiir yarışmasıdır. Bu yarışmada birinci olan Fikret’in kaleme aldığı şiirin konusu ise devrin sultanı II. Abdülhamid Han’a yazılan methiyedir. ( Sitâyiş-i Hazret-i Pâdişâhî) Fakat daha sonraları onun Sultan Hamid’e nasıl bir tavır takındığı ve hakkında yazdığı hakareti haiz manzumeler bilinmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/tevfik-fikret.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-3437" style="border: 2px solid black;" title="tevfik fikret" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/tevfik-fikret.jpg" alt="tevfik fikret" width="160" height="204" /></a><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/sultan-abdulhamid.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-3438" style="border: 2px solid black;" title="sultan abdulhamid" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/sultan-abdulhamid.jpg" alt="sultan abdulhamid" width="160" height="204" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">Bir zamanlar kendisini övmek için yarıştığı, doğum tebrikleri yazdığı padişahın, daha sonra amansız bir düşmanı olmuştur. Mesela “<strong>Bir Lâhzâ-i Taahhur</strong>” ( bir anlık gecikme) şiirinde:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>&#8220;    Ey şanlı avcı! Dâmını beyhude kurmadın,<br />
Attın… Fakat yazık ki, yazıklar ki vurmadın!   &#8221;<br />
</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;">diyerek Abdülhamid Han’a tuzak kuran ermeni anarşistini gönülden alkışlayan bir dualite içine düşmüştür. Binaenaleyh bir zaman gelecek ki, kurtarıcı olarak gördüğü İttihad ve Terakki mensuplarına da sırtını dönecek ve onları da “<strong>Doksan Beşe Doğru</strong>”, “<strong>Hân-ı Yağma</strong>” gibi manzumelerle hicvedecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Tevfik Fikret iniş çıkışları çok fazla olan bir hayat yaşadı. Bütün umutlarını bağladığı oğlu Haluk da eğitim için gittiği İskoçya ve Amerika’da din değiştirip papaz olunca bütün hayalleri yıkıldı. Ama herhalde oğlunun din değiştirmesi Fikret için pek bir şey ifade etmiyordu. Onu daha çok üzen, tüm sermayesi ve hayat bağı olan oğlunun kendisine karşı aldığı vefasız tavırlarıydı. Tüm bunları hastalıklar, buhranlar ve çaresizlikler kovaladı. En nihayetinde 1915 Ağustos’unda dünyaya gözlerini yumdu.</p>
<div id="attachment_3214" class="wp-caption aligncenter" style="width: 398px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/Mezartasi.jpg"><img class="size-full wp-image-3214" title="Mezartasi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/Mezartasi.jpg" alt="Mezartasi" width="388" height="229" /></a><p class="wp-caption-text">Tevfik Fikret&#39;in Aşiyandaki Evinin Yakınlarına Nakl Edilen Mezarı</p></div>
<p style="text-align: justify;">Öyle anlaşılıyor ki şair, son zamanlarda doktor tedavisini reddetmiştir. Bir nevi ölümünü kendisi hazırlamıştır. Ölümünden sonra da –İslam inancını inkar ettiği için– cenaze namazı kılınması hususunda tereddüte düşülmüş, akabinde Eyüp mezarlığına gömülmüştür. 1961 Aralık’ında kemikleri Eyüp kabristanından alınarak, mimarlığını kendisinin yaptığı Âşiyan’daki evinin yakınlarına defnedilmiştir.</p>
<div id="attachment_3211" class="wp-caption alignright" style="width: 214px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/Elyazisi.jpg"><img class="size-full wp-image-3211" title="Elyazisi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/Elyazisi.jpg" alt="Elyazisi" width="204" height="223" /></a><p class="wp-caption-text">Tevfik Fikret&#39;in El Yazısı </p></div>
<p style="text-align: justify;">Tevfik Fiket’in dönemin Sultanî Mektebi’nde (Galatasaray Lisesi) hocalık yaptığı yıllarda talebesi olan Ruşen Eşref  Bey, şairin son günlerini ve ölümünü şu şekilde anlatmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>… Son ziyaretimizdi. Bizimle konuşmaya, içini dökmeye bir türlü doyamıyordu.  Ayrılırken: “<strong>Yine beklerim. Âşiyan benim değil, sizin… Orasını unutmayın</strong>” dedi. Elini öptük, o da bizleri öptü. Arkamızdan kapıya çıktı. Uzun müddet dışarıda ayaküstü konuştu. Meğer o neşe, son neşesiymiş, o gün kendisinden ebediyyen ayrılmışız. Neşesi birkaç saat daha devam etmiş. Çok hasta düştüğü akşam yemeğe inerken pek şenmiş. İştahla yemek yemiş.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> Bir saat kadar sonra “<strong>Ağrılar yine geldi</strong>” demiş. Haplarını vermişler. Sancı gittikçe artmış. Pansumana başlamışlar, yine dinmemiş. Durmadan inliyormuş. Yavaş yavaş kendisine uyku gibi bir dargınlık başlamış. Ertesi gün hiç konuşmamış, hiçbir şey yememiş. Hatta getirilen Doktor Saim Bey’i bile tanımamış.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> </em><em>Doktor: “<strong>Ben gideyim de arkadaşlarımı getireyim. Rica edeyim, ilaçlarımı muntazam verin…</strong>” gibi müphem bir şeyler söyleyip ayrılmış. O gece sıkıntı büsbütün artmış. Bir ara dalgınlığı şiddetli bir harekete inkılap etmiş. Yattığı yerden fırlayıp, hiçbir şey söylemeden halecanla odadan odaya gezinmeye başlamış. Yataktan kalkıp minderin üstüne yatar, minderden kalkıp kendisini yatağa atarmış. Buna mani olmak istemişler </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> </em></p>
<div id="attachment_3217" class="wp-caption alignleft" style="width: 217px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/Tevfikveogluhaluk.jpg"><img class="size-full wp-image-3217" title="Tevfikveogluhaluk" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/Tevfikveogluhaluk.jpg" alt="Tevfikveogluhaluk" width="207" height="231" /></a><p class="wp-caption-text">T. Fikret  ve Oğlu Haluk </p></div>
<p style="text-align: justify;"><em>Bir defasında yanındakileri iterken elini şiddetle karyolaya çarpmış, birden morarıp şiştiği halde hiç sesini çıkarmadan yine </em><em> </em><em>dolaşmalarına devam etmiş.</em><em> </em><em>Nihayet yatağında hiç yerinde durmadan sudan ayrılmış balık gibi, bir taraftan öbür tarafa sıçramaya, dönmeye başlamış. Sonra ağrılar yavaş yavaş dinmiş olmalı ki çırpınmaları da durmuş.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> Ruhunu teslim etmeden bir saat kadar önce yanında bulunan eşinin elini yakalamış, onu sıkmış, öpmüş. “<strong>Artık yıkılıyorum</strong>” demiş. Dili hiç ağırlaşmamış. </em><em>Bebek’ten Dr. Terziyan’ı çağırtmışlar, bir iğne yaptırmışlar. Rahat eder gibi olmuş. Eşiyle baldızı başucunda bekliyorlarmış. Doktor da kitap odasında oturuyormuş. Fikret bu sırada sağ tarafına dönmüş, sakin bir şekilde uyuyor sanmışlar. Fakat biraz sonra tekrar odaya giren doktor, onun öldüğünü bildirmiş.</em></p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2009/09/tevfik-fikret-nasil-oldu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zemzeme Demdeme &#8211; Tanzimat Döneminde Hararetli Bir Tartışma</title>
		<link>http://tarihvemedeniyet.org/2009/09/zemzeme-demdeme-tanzimat-doneminde-hararetli-bir-tartirsma/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2009/09/zemzeme-demdeme-tanzimat-doneminde-hararetli-bir-tartirsma/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Sep 2009 22:55:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>murekkep</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tanzimat Dönemi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=2935</guid>
		<description><![CDATA[
 
İşitildi yine gülzâr-ı sühanda ma’hûd
Bülbül-i herze-edânın yeni bir zemzemesi
Lâl eder bir gün onu aksederek âfâka
Yine bir bâz-ı fezâ-yı edebin demdemesi  [I]


Hiç şüphesiz 1839 senesinde ilan edilen Tanzimat Fermanı, tarihimizde çok büyük değişikliklere sebebiyet vermiştir. ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/muhariran.png"><img class="aligncenter size-full wp-image-2943" style="border: 2px solid black;" title="muhariran" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/muhariran.png" alt="muhariran" width="414" height="326" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: center;">İşitildi yine gülzâr-ı sühanda ma’hûd<br />
Bülbül-i herze-edânın yeni bir zemzemesi<br />
Lâl eder bir gün onu aksederek âfâka<br />
Yine bir bâz-ı fezâ-yı edebin demdemesi <sup> [<a href="http://tarihvemedeniyet.org/2009/09/zemzeme-demdeme-tanzimat-doneminde-hararetli-bir-tartirsma/#footnote_0_2935" id="identifier_0_2935" class="footnote-link footnote-identifier-link" title="G&uuml;lzar-ı s&uuml;han: Şairlerin g&uuml;l bah&ccedil;esi;
Ma&rsquo;hud: &Ouml;nceden bahsedilen, s&ouml;z verilen
B&uuml;lb&uuml;l-i herze-eda: Boş s&ouml;zler s&ouml;yleyen b&uuml;lb&uuml;l
L&acirc;l: Dilsiz, s&ouml;z s&ouml;yleyemeyen&Acirc;fak: ufuklar
B&acirc;z-ı feza-yı edeb: Edeb semasının yırtıcı kuşu">I</a>]</sup><a href="#_ftnref2"><br />
</a>
</p>
<p style="text-align: justify;">Hiç şüphesiz 1839 senesinde ilan edilen Tanzimat Fermanı, tarihimizde çok büyük değişikliklere sebebiyet vermiştir. Daha çok kendisini sosyal ve iktisadi hayatta gösteren bu değişimler, hukuk ve edebiyat sahalarında da kuvvetli bir şekilde hissedilmiştir. O dönemin insanları edebiyat alanında, Tanzimat’tan sonra âşina olmadıkları edebî türlerle karşı karşıya kaldı.<span id="more-2935"></span></p>
<div id="attachment_2941" class="wp-caption alignright" style="width: 224px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/serveti-funun-.jpg"><img class="size-medium wp-image-2941" title="serveti funun" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/serveti-funun--217x300.jpg" alt="serveti funun" width="214" height="291" /></a><p class="wp-caption-text">Servet-i Fünun dergisi</p></div>
<p style="text-align: justify;">Daha önceleri kendi iç bünyesinde belirli kaideler çerçevesinde gelişme gösteren Divan Edebiyatı, dönemin bazı aydınlarınca yetersiz görülmeye başlanmış, söz konusu münevverler, aydınlığı Batı’nın pırıl pırıl gözüken ışıkları altında aramaya başlamışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Öteden beri bu sahada şöyle bir mukayese yapıla gelmiştir: “Tanzimat devri edebiyatçılarından Recaizade Ekrem yeniyi; Muallim Naci ise eskiyi temsil eder.” Hatta bununla ilgili olarak iki müeddib arasında, az sonra gazete sütunlarına aksedecek tartışmalar ön plana çıkartılır. İki zıt kutuptan yola çıkarak şöyle alelade bir mukayese yapılmaktadır: Muallim Naci benimsediği fikirler bakımından mutassıp ve gericidir. Bu sebeple tartışmaya girdiği karşı taraf (Recaizade Mahmut Ekrem) yeniliklerin en önde gelen mümessilidir.  Halbuki, Ahmet Hamdi Tanpınar, Recaizade’nin kaleme aldığı bazı mukaddimeler bir yana bırakılacak olursa  <em>“Onun hiçbir zaman kendisini şiire veremediğini ve yazarı daima bir amatör olduğunu hatırlayarak okumak gerektiği” </em>düşüncesini savunur.<sup> [<a href="http://tarihvemedeniyet.org/2009/09/zemzeme-demdeme-tanzimat-doneminde-hararetli-bir-tartirsma/#footnote_1_2935" id="identifier_1_2935" class="footnote-link footnote-identifier-link" title="Tanpınar, 19. Asır T&uuml;rk Edebiyatı Tarihi, s.473, 1967">II</a>]</sup><a href="#_ftnref3"><br />
</a>
</p>
<p style="text-align: justify;">Muallim Naci ise yaşadığı dönem itibariyle Batı’yı hazmetmeden benimsemeye çalışanlara karşı bir tavır alır ve döneminde haklı olarak Servet-i Fünun ekolünün kurucusu kabul edilen Recaizade’nin peyklerinin (Tevfik Fikret, Cenab Şahabettin vs…) şiirde aşırı derecede ileri gitmelerine karşı çıkar.</p>
<div id="attachment_2954" class="wp-caption alignleft" style="width: 185px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/recaizade-ekrem.jpg"><img class="size-medium wp-image-2954" title="recaizade ekrem" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/recaizade-ekrem-196x300.jpg" alt="recaizade ekrem" width="175" height="209" /></a><p class="wp-caption-text">Recaizade Mahmud Ekrem</p></div>
<p style="text-align: justify;">Gerçi Naci vefat ettiğinde (v.1893) Servet-i Fünuncular bir dergi etrafında henüz toplanmamışlardı. Hemen üç yıl geçtikten sonra Ekrem’in kanatları altında bir oluşum meydana getireceklerdi. Fakat daha öncesinde teşekkül eden fikirler ve ihtilaflar onları böyle bir topluluğu kurmaya itecekti. Hemen yeri gelmişken belirtelim ki, o dönemde yapılan edebî münakaşalar, bizde Servet-i Fünun’un ve akabinde Fecr-i Âti gibi edebî muhteviyatları haiz ekollerin meydana gelmesine ön ayak olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Adı geçen tartışmanın hangi sebeplerden dolayı cereyan ettiğine bakacak olursak şöyle bir tablo ile karşılaşıyoruz: Muallim Naci, devrin bazı mecmualarında ve aynı zamanda kendisinin kayınpederi olan Ahmet Mithat Efendi’nin “Tercüman-ı Hakikat” isimli gazetesinde bir süre şiirler neşreder. Fakat o, birtakım ihtilaflardan ötürü, daha sonra başka gazetelere de geçiş yapacaktır. Kendisinin ilk zamanlarda yazdığı şiirler diğer şairler tarafından da beğenilmiş, hatta daha sonraları münakaşaya gireceği Recaizade Ekrem bile Muallim Naci’nin bir şiirini “tahmis” etmiştir.<sup> [<a href="http://tarihvemedeniyet.org/2009/09/zemzeme-demdeme-tanzimat-doneminde-hararetli-bir-tartirsma/#footnote_2_2935" id="identifier_2_2935" class="footnote-link footnote-identifier-link" title="Sevilen bir şairin gazelinin her beytine &uuml;&ccedil; mısra daha eklemek">III</a>]</sup><a href="#_ftnref4"><br />
</a>
</p>
<p style="text-align: justify;">Ekrem, dönemin Sultanî mektebinde okutulmak için hazırladığı “Talim-i Edebiyat” adlı kitabına yerli ve yabancı yazarlardan alıntılar yapmıştır. Bunlar arasında Muallim Naci’nin de bulunduğunu hatırlayalım Ne var ki adı geçen eserde bir başka şair, Abdülhak Hâmid’den alıntılar daha fazlaydı.</p>
<div id="attachment_2953" class="wp-caption alignright" style="width: 233px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/tercumani_hakikat.jpg"><img class="size-medium wp-image-2953" title="tercumani_hakikat" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/tercumani_hakikat-216x300.jpg" alt="tercumani_hakikat" width="223" height="324" /></a><p class="wp-caption-text">Ahmet Mithat Efendi’nin çıkardığı “Tercüman-ı Hakikat” gazetesi</p></div>
<p style="text-align: justify;">Tanpınar, Muallim Naci’nin Sakız’da iken yazdığı mektuplardan yola çıkarak Naci’nin Talim-i Edebiyat’a karşı oluşunu şahsi bir ihtirasa bağlar. Ahmet Hamdi Tanpınar’a göre Recaizade Mahmut Ekrem, Abdülhak Hâmid’den birçok alıntı yaparak, Muallim Naci’yi ikinci planda bırakmış ve bundan dolayı da Muallim Naci kızarak Talim-i Edebiyat’a şahsi bir düşmanlık beslemeye başlamıştır. Bu noktada şöyle bir mukayese yapılabilir.</p>
<div id="attachment_2956" class="wp-caption alignleft" style="width: 182px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/talimi-edebiyat21.jpg"><img class="size-medium wp-image-2956" title="talimi edebiyat2" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/talimi-edebiyat21-234x300.jpg" alt="talimi edebiyat2" width="172" height="193" /></a><p class="wp-caption-text">Recaizede Ekrem&#39;in, dönemin Sultanî mektebinde okutulmak için hazırladığı “Talim-i Edebiyat” adlı kitabı</p></div>
<div id="attachment_2957" class="wp-caption alignleft" style="width: 192px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/talimi-edebiyat.jpg"><img class="size-medium wp-image-2957" title="talimi edebiyat" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/talimi-edebiyat-199x300.jpg" alt="talimi edebiyat" width="182" height="197" /></a><p class="wp-caption-text">Talim-i Edebiyat&#39;ın iç kapağı</p></div>
<table class="shutterset" style="width: 802px; height: 10px;" border="0" align="center">
<tbody>
<tr>
<td></td>
<td></td>
<td></td>
<td></td>
<td></td>
<td></td>
<td></td>
<td></td>
<td></td>
<td></td>
<td></td>
<td></td>
<td></td>
<td></td>
<td></td>
<td></td>
<td></td>
<td></td>
<td></td>
<td></td>
<td></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p style="text-align: justify;">Eğer Naci, bu itilmişliğe maruz kalmasaydı, Ekrem’in eserini –sırf kendi şiirlerinden alıntılar yaptığı için- beğenecek ve takdir mi edecekti? Sözü geçen tartışmayı savunulan edebiyat anlayışlarından dışarı çıkararak, şahsi ihtiraslara bağlamak, -kişiler tarafından aksi belirtilmedikçe- pek bir kıymet ifade etmemektedir.</p>
<div id="attachment_2955" class="wp-caption alignleft" style="width: 190px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/muallim-naci.jpg"><img class="size-medium wp-image-2955" title="muallim naci" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/muallim-naci-195x300.jpg" alt="muallim naci" width="180" height="214" /></a><p class="wp-caption-text">Muallim Naci</p></div>
<p style="text-align: justify;">Recaizade Mahmut Ekrem şiirlerini, Zemzeme<sup> [<a href="http://tarihvemedeniyet.org/2009/09/zemzeme-demdeme-tanzimat-doneminde-hararetli-bir-tartirsma/#footnote_3_2935" id="identifier_3_2935" class="footnote-link footnote-identifier-link" title="Zemzeme: Şırıltı; Mecaz&icirc; anlamda ise nağmeli ve uyumlu s&ouml;z manasına gelmektedir.
">IV</a>]</sup> isimli ve belirli aralıklarla bastırdığı üç kitapta toplar. Arada gelişen bazı olayların akabinde, özellikle Recaizâde’nin Takdir-i Elhan risalesi ve üçüncü zemzeme mukaddimesinin yayınlamasından sonra, tartışmalar daha da hararet kazanır. En sonunda bütün bunlara cevap olarak Muallim Naci, Demdeme’yi kaleme alır.<sup> [<a href="http://tarihvemedeniyet.org/2009/09/zemzeme-demdeme-tanzimat-doneminde-hararetli-bir-tartirsma/#footnote_4_2935" id="identifier_4_2935" class="footnote-link footnote-identifier-link" title="Demdeme: Hoşa gitmeyen s&ouml;zler; hiddetli g&uuml;r&uuml;lt&uuml;l&uuml; ses
">V</a>]</sup> Tartışma esnası boyunca karşılıklı ithamlar çok ağır bir seviyeye gelir. En nihayetinde de söz konusu münakaşa devletin müdahalesi ile sona erer. Her iki yazar da kendi düşüncelerini ateşin bir şekilde müdafaa etmiştir. Fakat bunlardan çıkarılan genel yargıların en basite indirgenmiş biçimi günümüze ‘Recaizade Ekrem’in yeniliğe açık; Muallim Naci’nin ise mutassıp ve gerici oluşu’ şeklinde lanse edilişidir.
</p>
<p style="text-align: justify;">Halbuki Ekrem’in teşekkülüne ön ayak olduğu Servet-i Fünun şairleri de şiirlerini aruz ölçüsüne göre yazacak ve çoğu zaman divan edebiyatının belirli şekil kalıplarını kullanmaktan geri kalmayacaklardır. Burada dikkati çekilmesi gereken en önemli husus, yenilikten kastedilenin ne olduğu veya ne olması gerektiğidir. İşte mezkur sebepten dolayı edebi tartışmalar, Tanzimat döneminin en dikkate değer meseleleri olmuş ve aylarca hatta yıllarca gazete sütunlarını meşgul etmiştir.</p>
<div id="attachment_2960" class="wp-caption alignright" style="width: 142px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/besir-fuad2.png"><img class="size-full wp-image-2958" title="besir fuad2" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/besir-fuad2.png" alt="besir fuad2" width="132" height="155" /></a><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/besir-fuad3.png"><img class="size-full wp-image-2960" title="besir fuad3" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/besir-fuad3.png" alt="besir fuad3" width="140" height="143" /></a><p class="wp-caption-text">Beşir Fuad </p></div>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca bir başka husus daha vardır ki, burada zikretmek faydalı olabilir. 1888 senesinde Kitapçı Arakel tarafından bir eser bastırılır. “İntikâd” isimli bu kitap Muallim Naci ile bizde ilk materyalist olarak bilinen Beşir Fuad’ın mektuplaşmalarını ihtiva etmektedir. Mektupların başlangıcı sebebi olarak ise Beşir Fuad’ın Victor Hugo için yazdığı bir eserin karşılıklı bir değerlendirilmesi gösterilebilir. Toplam yedi mektuptan oluşan söz konusu kitapta Muallim Naci’nin dört mektubu bulunmakta ve bu mektuplarda hiçbir zaman onun tutucu ve eskiye bağlı birisi olduğu göze çarpmamaktadır. Örneğin ilk mektubun şu ilk mısraları, Naci’nin aslında edebiyatta yeniliğe -fakat makul biçimde- açık olduğunu bizlere göstermektedir:</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Efendim!<br />
Bir zamandan beri gittikçe tevsi&#8217; etmekte olduğu çeşm-i iftihâr ile görülmekte olan matbuât-ı Osmâniye âlemine bir başka arayış vermeğe başlayan âsâr-ı kalemiyenizden bu kere neşrolunan «Victor Hugo» ünvanlı iki cilt bilhassa celb-i nazar-ı </em>dikkat etmiştir.&#8221; <sup> [<a href="http://tarihvemedeniyet.org/2009/09/zemzeme-demdeme-tanzimat-doneminde-hararetli-bir-tartirsma/#footnote_5_2935" id="identifier_5_2935" class="footnote-link footnote-identifier-link" title="İntikad, s.2">VI</a>]</sup><a href="#_ftnref7"><br />
</a>
</p>
<p style="text-align: justify;">Naci, fikri itikad olarak kendisi ile tam bir zıtlık teşkil eden Beşir Fuad’ın edebiyata getirmek istediklerinin farkındadır ve bunu da takdire şayan bir şekilde karşılamaktadır. Mektupların devamında da bu durum izlenebilir.</p>
<div id="attachment_2959" class="wp-caption alignleft" style="width: 248px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/besir-fuad.png"><img class="size-full wp-image-2959" title="besir fuad" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/besir-fuad.png" alt="besir fuad" width="238" height="211" /></a><p class="wp-caption-text">İlk Türk materyalist olarak bilinen Beşir Fuad (sol başta)</p></div>
<p style="text-align: justify;">Yukarıda da belirtildiği üzere Muallim Naci’nin dönemin bazı ediblerini “yâve-gû”luk (saçma sapan konuşma) ile itham etmesi, onun yeniliğe kapalı değil; aksine laf ü güzaf kabilinden şiirler yazılmasına karşı olduğunu göstermektedir. Eski, beğenilecek tarafları olduğu için kıymetlidir. Yeni ise sindirilebildiği ve adapte edileceği ölçüde alınmalıdır: İkisi bir sentez halinde sunulabildiği takdirde edebî manada bir değer taşıyacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>&#8220;Yeni itibar olunan eş&#8217;ârımız içinde ma&#8217;nâsızları o kadar çoktur ki bunları herkes görmüş olacağı cihetle şurada bir iki misâl irâdına lüzum görmekte ma&#8217;nâ yoktur […] Gide gide yâve-gûluk hepimize sirâyet ve taammüm edecek olursa biz edîblerin eslâfa ne derecede tefevvuk etmiş sayılacağımızı hayâl edini</em>z!&#8221;<sup> [<a href="http://tarihvemedeniyet.org/2009/09/zemzeme-demdeme-tanzimat-doneminde-hararetli-bir-tartirsma/#footnote_6_2935" id="identifier_6_2935" class="footnote-link footnote-identifier-link" title="İntikad, s.10">VII</a>]</sup></p>
<p style="text-align: justify;"><em>“Zaman gelecek ki şiir kelimesinin anlamı, mânâsını kâilinin (söyleyenin) dahî anlamadığı söz şeklinde verilecektir.”</em><em> </em></p>
<hr style="text-align: justify;" size="1" />
<p style="text-align: justify;">
<ol class="footnotes"><li id="footnote_0_2935" class="footnote">Gülzar-ı sühan: Şairlerin gül bahçesi;<br />
Ma’hud: Önceden bahsedilen, söz verilen<br />
Bülbül-i herze-eda: Boş sözler söyleyen bülbül<br />
Lâl: Dilsiz, söz söyleyemeyenÂfak: ufuklar<br />
Bâz-ı feza-yı edeb: Edeb semasının yırtıcı kuşu</li><li id="footnote_1_2935" class="footnote">Tanpınar, 19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi, s.473, 1967</li><li id="footnote_2_2935" class="footnote">Sevilen bir şairin gazelinin her beytine üç mısra daha eklemek</li><li id="footnote_3_2935" class="footnote">Zemzeme: Şırıltı; Mecazî anlamda ise nağmeli ve uyumlu söz manasına gelmektedir.<a href="#_ftnref5"><br />
</a></li><li id="footnote_4_2935" class="footnote">Demdeme: Hoşa gitmeyen sözler; hiddetli gürültülü ses<a href="#_ftnref6"><br />
</a></li><li id="footnote_5_2935" class="footnote">İntikad, s.2</li><li id="footnote_6_2935" class="footnote">İntikad, s.10</li></ol>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2009/09/zemzeme-demdeme-tanzimat-doneminde-hararetli-bir-tartirsma/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

<!-- Performance optimized by W3 Total Cache. Learn more: http://www.w3-edge.com/wordpress-plugins/

Page Caching using disk: basic

Served from: tarihvemedeniyet.org @ 2012-02-08 15:08:23 -->
