ust
ust_sol
Ana Sayfa » Osmanlıca Matbu Eserler

Osmanlıca Matbu Eserler

 

matbai amire

 

Vakti zamanında değil kütüphanede evlerde döşek altında saklanması bile “uygunsuz” addedilen Osmanlıca kitaplara artık bir -tık- ile sahip olabilmemiz hiç şüphesiz ki büyük bir zenginlik. Ancak her biri birbirinden nadide çok değil sadece 100-150 küsur yıl evvel basılmış eserleri “kem” – “küm” den öteye “henüz” tam manası ile okuyamamamız ise aynı nispette yürek burkan bir utanç!İnsanlığın bilgi toplumuna yelken açtığı bu asırda, bitip tükenmiş, silinip kaybolmuş dillerin yeniden “tekellüm” ve “terennüm” edilir olduğu bir zamanda, Türkçe’nin “ıslak ellerden kayan sabun misali”, göz göre eriyip gidişi ise izah olunmaz bir akıl tutulması…

 

Onlarca lisanla harmanlanıp bin kaç küsur asırdır tekâmül eden, evrilen ve nihayet “işbâına” yani doygunluğa ve en mükemmel seviyesine ulaşan lisanımızın, İmparatorluk ile birlikte nasıl tasfiye edildiğini, küçülüp adeta bir kabile dili haline geldiğini görmek için, 2 sözlük (lügat) yaprağı silkelemekten fazlasına ihtiyaç bile yoktur. Mesela, Redhouse’un 1856 tarihli İngilizce–Osmanlıca sözlüğünün satırları arasında birkaç dakika gezinmek, ne dereceden ne “derekeye” düştüğümüzü ve aramızda açılan bu akıl almaz uçurumu rahatlıkla hissettirebilir bizlere.

 

İmparatorluğun ardından lisanımızın da düşmesi ve takiben başlayan toplumsal tramvaylar, “öz güven bunalımları” ve “gök kubbemizi” kaplayan daha nice kara buhranlar, hepsi; - Milletlerin ufkunun lisanlarının kudretiyle hemhâl – olduğunu yani “zikredemeyen bir cemiyetin tefekkür de edemeyeceğini” adeta doğrular nitelikte değil midir?

 

Öte yandan bütünüyle kendi öz malımız olması gereken dilimizi bazı dini, siyasi, politik gruplaşmalara feda etmemizin izahı ne olabilir? Bugün maalesef Türkçe’nin evlatlarının onu gocunmadan “komplekssizce” ve cömertçe kullanmak yerine, bazı lüzumsuz siyasal, sosyal, dini kamplaşmalara kurban ettiği yadsıyamayız. “Hakikat” ile Gerçeği”, “Hata” ile “Yanlışı”, “Öğrenci” ile “Talebeyi” aynı kefede tartıp toplumun siyasi kompartımanları arasında pay etme delaletine düşmemizin açıklaması mümkün olabilir mi? Nasıl olurda “Kapıcı” yerine “Apartman Görevlisi”, “Kadın” yerine –gereksizce– “Bayan” demeyi bir statü göstergesi sayabiliriz?

 

Nihayet, “ölçüt”, “koşut”, “belit”, “dikit”, “yapıt”, “dölüt” gibi toplumun değil zevat-ı kiramdan üç beş devletlünün masa başına tüneyerek, işkembe-i kübralarından devşirdiği kelimeleri kullanmayı midemiz nasıl kaldırır? Peki ya bir dilin içten içe çürümesi, yani eskilerin deyimiyle “tefessüh” etmesi için daha başka şeylere gerek vardır?

 

İşte tamda bu noktada, “Her tohum bir Orman Saklar” düşüncesiyle açmış olduğumuz bu elektronik kütüphanenin “Türkçe’nin Restorasyonuna” katkı sağlamasını temenni etmekteyiz. 20. asrın zararlı ameliyatlarından kalma yaralarını üzerinden atmış, dedenin torununa, ebeveynin evladına meramını ifade edebildiği, bilim yapmaya, hukuk yazmaya müsait ve dahası hiçbir dilden alt kalmayan, yeniden hayat bulmuş “cihanşümul” bir Türkçe arzuluyoruz. Televizyon Türkçesi değil, fakat yeniden Yunus Emre’ler, Nedim’ler, Yahya Kemal’ler çıkarabilecek kifayette, dünyanın dikkate aldığı bir Türkçe.

 

Bu vesileyle buradaki kitapların coğuna, hiçbir zaman “üvey evlat” muamelesini yapmadan değer veren, bütçe ayırıp koleksiyonuna katan ve uzun yıllar muhafaza eden Toronto Üniversitesi’ne de teşekkürü bir borç biliriz.