Eskilerin çok güzel bir sözü var: Şerefü’l-insan bi’l-ilmi ve’l-edeb / Lâ bi’l-mâli ve’l-haseb… Yani demek isterler ki, “İnsanın şerefi sahip olduğu ilim ve edep sebebiyledir. Yoksa üstünlük, mal ve soy ile değildir. Bunun içindir ki âlime ve ilme hürmet eden toplumlar her zamanda pâyidar kalmışlar, bu erdemden mahrum kaldıkları gün ise yok olmaya yüz tutmuşlardır. Tarih boyunca nâmlı hükümdarın yanında her zaman işlerini danıştıkları, onların fikirleriyle karar verdikleri bir bilge kişilik göze çarpmaktadır. İstanbul’un fatihi II. Mehmed’in ise çok sayıda hocası vardır. Fakat bunlardan biri, henüz 20’li yaşlarda bu makama ulaşacaktır…
İşte ben İstanbul’un alınışını anlatıyorum. Cereyan tarzını, nasıl görmüşlerse öyle kaleme alan yazarların eserlerinden çıkarıyorum. Çünkü görülen şeyler başka, işitilen…
Kâtip Çelebi’nin eserlerinin hemen hemen hepsi matematik, coğrafya, tarih ve bibliyografi üzerine bina edilmiştir. Fakat bunun yanında onun, devrin genel manzarasını bir tablo şeklinde resmettiği eserler mevcuttur. Kâtip Çelebi, entelektüel kişiliği ile 17. Yüzyıl Osmanlı bürokrasi ve ictimaî hayatına damgasını vurmuş ender şahsiyetlerden bir tanesidir.
Belge Vesika
Armanın eski Türkçe karşılığı ise ”ongun”dur. Farsça “nişan” ve Arapça “alâmet” de aynı anlama gelmektedir. Türklerde arma kullanmı yaygın bulunmamakla birlikte yerine tuğ, bayrak ve tuğra mevcuttur.
Osmanlı Padişahlarından tuğrayı ilk kullanan Orhan Gazi’dir. Başlangıçta oldukça sade olan tuğranın sanat değeri gittikçe yüksek seviyeye erişmiş, standart ve estetik bir seviyeye kavuşmuştur.adişahlardan başka vezir ve beylerbeylerinin de tuğraya benzer alametleri vardır ki bunlara “pençe” adı verilir.Pençe her ne kadar tuğraya benzese de tuğradan kolay ayırt edilir.
Bismark’ın “ Birinci kuşak kurar, ikinci kuşak yönetir üçüncü kuşak sanat tarihi okur “ sözüne atfen o “Sanat tarihi” okuyan…
Osmanlı’da Kayıt ve Arşiv Geleneği Kuş kaçtı, Süt taştı, bardak kırıldı kavilinden gelişmeler bile kaydedilir olaylar günü gününe yazılarak saklanırdı.Çoğu…